The hell on earth is going to land on New Orleans
28 Ağustos 2005, 22:39
Tam 17 saat 39 dakikadır yollardayız. Kasırgadan kaçıyoruz. Yarın sabah saat 7 sularında New Orleans, Katrina’nın sularına boğulduğunda biz Houston’daki otele varmış, belki de uyuyor olacağız.
Bugün hayatımın en ilginç, en hüzünlü, en garip günlerinden biri. Üstelik her şey daha yeni başlıyor.
Dün kasırganın New Orleans’ı vurma olasılığı ve şiddeti artınca, bu sabah saat 5′te yola çıkıp şehri terketmeye karar verdik. Şehirden gerçekten çıkmamız saatler aldı. (Normalde yarım saat sürüyor). Çünkü herkes kaçıyordu. Şehri boşaltıyorduk.
İnsanlar arabalarına alabildikleri önemli eşyaları, köpekleri, kedileri ve hatta kimileri römorkta taşıdıkları atları ile, evlerini bırakıp hayatta kalabilmek için sadece olabildiğince uzağa gidiyorlardı. Herkes sakindi. Hava günlük güneşlikti. Ertesi gün bu şehrin sular altında kalacak olması (ya da bu olasılığın bu derece yüksek olması) bana çok garip, çok hüzünlü ve inanması güç geldi. Gerçekten aklım almıyordu, sanırım yarın her şey olup bitene kadar da almayacak.
Yola çıktıktan biraz sonra, araba su kaynattı. İçin için “Ya bozulursa da burada kalırsak?” diye ürkerek Oliver ve Uyen’e su şişesi yetiştirdik. Araba, saatler sürecek yolculuğumuzda içmeyi planladığımız su şişelerinin güzel bir miktarını lıkır lıkır içivermişti. Neyse ki bizi yolda bırakmadı.
Önceleri kasırganın yönünü değiştireceğine dair umutlanıyor, birkaç gün şehir dışında kaldıktan ve kasırga geçip gittikten sonra şehre ve normal yaşantımıza geri döneceğimizi düşünüyorduk. Ama müzik dinlemeye biraz ara verip radyoyu açınca durumun git gide ciddileştiğini anladık. Kasırga olabilecek en yüksek dereceye (5) ulaşmıştı. Tüm radyolar normal yayınlarını durdurmuş, nerelerde sığınaklar açıldığından, bu kasırganın ne kadar tehlikeli olduğundan bahsediyor, belediye başkanı ise yaptığı konuşmasında eğer gidebiliyorsanız gidin, bu şehri terkedin diyordu. Daha önce New Orleans’ın çorba kasesi şeklinde olduğundan bahsetmiştim. Bu yüzden şehirde yaşanacak olası bir su baskınında suyu dışarı(?) pompalayacak bir sistem var. Ama bu kadar kuvvetli bir kasırgada o sistemin ne kadar işe yarayacağı da bilinmiyor. Ayrıca Oliver’ın dediğine göre, Louisiana bataklıklarla dolu bir eyalet olduğu ve bu bataklıkların da timsahlarla dolu olduğu düşünülürse, şehri basan suyla birlikte evlerin ilk katında bir timsahla karşılaşmak pek de şaşırtıcı olmayacakmış. Elektrik ve suyun bir süre olmayacağı da malum. Radyoda söylenip de beni en çok sarsan cümlelerden birini Bob Breck adlı ailemizin meteoroloji uzmanı sarfetti. Cümle blogun bugünkü başlığı… Sanırım çevirmek dahi istemiyorum.
Bütün o kalabalıkta, radyodaki depresif konuşmalar eşliğinde, Amerikalıların dev dalgalı, dünyaya meteor çarpmalı filmler yapmalarının ardında yatan “ilham kaynağı”ın ne olduğunu anladım.
Araba su kaynatınca ve yol saatler sürmeye başlayınca klimayı kapatıp benzini dikkatli kullanmaya karar verdik. Antalya nemi ve sıcağında gıdım gıdım ilerleyerek kasırgadan kaçmaya çalıştığınızı düşünün. Evet zor şeyler hayal etmenizi istiyorum sizden… Sıcakta ilerlemeye çalışırken bir süre sonra herkesin hayattan tek beklentisi “bir duş alabilmek” olmaya başladı.
Ve dediğim gibi her şey daha yeni başlıyordu… Eğer bu kasırga yarın New Orleans’a tarihi boyunca görüp görebileceği en büyük duşlardan birisini aldırırsa, haftalar boyunca şehre geri dönemeyeceğimizi söylediler. Boktan boktan boktan bir durum. Gidecek bir arkadaş, bir akraba yok. O zaman her şey yatışana kadar Türkiye’ye döneriz diye düşündük Remziye’yle.
Öte yandan, bizim kaybedecek pek bir şeyimiz yoktu. Yurt odasındaki kıyafetler, manevi değeri olan ufak tefek şeyler, neticede Türkiye’den buraya gelirken sahip olduğum her şeyin arasından elenip o 3 bavula sığabilmiş eşyalar, evet benim için çok değerliler. Ama sadece 3 bavul işte. Belki geçen 4 ayda biraz daha fazlası.
Fakat asıl o şehirde kendilerine hayat kurmuş olan insanların evlerinin, yıllardır yaşadıkları sokakların, geride bırakmak zorunda oldukları her şeyin sular altında kalma, sürüklenip kaybolma ihtimali vardı. Ciddi bir yıkımdan bahsediliyordu, her ne kadar aklımız hala daha almak istemese de. Daha boktan boktan boktan bir durum… Sevdikleri doğup büyüdükleri şehir, tarihinin en büyük sınavlarından birini vermeye hazırlanıyordu. Üstelik eline tükenmez kalemle yazdığı kopyalar, heyecanlandığı için terden silinivermişti.
İster istemez “Ne işim var yahu benim burada” diye düşünmeden edemiyorum. Daha önce sadece televizyondan izlediğim, bana uzak çok uzak gelen, film gibi gelen bu deliliğin içinde buluverdim kendimi. Hepimiz kaçıyoruz. “Ama” diye isyan ediyor bazen içimde bir şey “Ben lanet olası bir Amerikalı bile değilim dostum! Gerçekten bu lanet olası yerde işim ne benim?”
Ama geri dönsem ne olacak yani? İstanbul’da kıytırık bir işe girsem, ya da kıytırık bir üniversitede master yapsam, ya da üç kuruşa evden çeviri yapsam, Merenimle evlensem, haftasonları ailemi görsem… Ama ya bir sabah “İstanbul’da olası deprem”le uyanırsak? Yani bu işten kaçmanın bir yolu var mı hakikaten. (Bakınız sadece nokta koydum, retorik bir soru bu). Ya da “En azından kasırgadan kaçabiliyoruz” mu demek lazım?
Gerçekten bilmiyorum. Sadece şu anda içinde bulunduğum durumu en basit haliyle düşündüğümde, kendime gülmeden edemiyorum: New Orleans’ta en son böyle bir kasırga felaketi 1965′te yaşanmış. Bundan tam 40 yıl sonra, Duygu adında genç bir kız, Merenini ve sevdiklerini, geride bırakıp, küçüklüğünden beri sayıkladığı “bilim kadını olma” macerası için New Orleans’a ayak basar. Kısa bir süre sonra ise “yüzyılın kasırgası Katrina” ile tanışır… Olaylar gelişir…
Şimdi bu hayat garip değil de ne???
29 Ağustos 2005, 04:50
Houston’a yaklaşık 1 saat önce vardık. Kasırganın şiddeti düşüyormuş sanırım. Birkaç saat sonra görücez bakalım neler olucak. Şimdi sadece uyumak istiyorum :(

Anonymous said,
Ağustos 29, 2005 @ 8:07 am
gunlerdir katrina duyuyorum ama bir turlu new orleans la birlestiremedim..simdi bosaltildigini duyunca sayfana baktim…
gercekten garip…
umarim soylenen sey olmaz ve geri donup yazmaya devam edersin canim…
rapunzel gulden