Yine efsunlu bir gün. ve ben THY’yi kınıyorum.
22 Eylül 2005… Hayatımda “efsunlu” bir gün daha. Bazen içimden falcılara, burçlara, Mars’ın çekim alanına girince kendini kaybeden enerjilerin hayatlarımız üzerindeki kaotik etkilerine falan inanmak geliyor.
Sözde bu sabah, yani 23 Eylül’de ABD’ye geri dönmek için yola çıkacaktım. Bu ayın 26’sında okulda dersler başlıyor. Bu yüzden derslerin yapılacağı, New Orleans’a yaklaşık 1,5 saat uzaklıkta bulunan Baton Rouge’a dönmem lazım. Ama biletimi Türkiye’ye gelmeden önce Houston’dan aldığım için dönüşüm de Houston’a olacaktı. Ben de gözümü karartıp, Houston’dan Baton Rouge’a otobüsle geçmeye karar verdim. Çünkü Houston’dan Baton Rouge’a yeni bir uçağa daha binmek maddi durumumda onulmaz yaralar açacaktı. Otobüse binmenin ne zararı var? ABD’deki otobüs firmaları bizim Kamil’e Nilüfer’e pek benzemiyor. Yani “normal bir Amerikalı’nın o otobüslere binmesi pek olağan bir iş değil. Ben de “şükürler olsun ki normal bir Amerikalı değilim.” diyerek, Yunanistan’a 30 saat süren tren maceramı hatırlayıp kendime otobüs için “uygundur” sertifikası verdim. Yani planım, 23 Eylül sabahı uçakla İstanbul-Chicago, Chicago-Houston yapıp cuma saat 22 sularında Houston’a varmak, havaalanından bir taksiyle ünlü otobüs firması Greyhound terminaline gidip sabaha karşı 3 otobüsüne binmekti. Böylece cumartesi sabahı Baton Rouge’da olacaktım.
Fakat Houston’daki arkadaşlarımdan bölgeye yaklaşmakta olan yeni bir kasırga olduğu haberini aldım. Hemen ailemizin meteoroloji uzmanı Bob Breck‘in web sayfasına girdim ve bir de ne göreyim???
http://cekirdek.uludag.org.tr/~meren/ul/RITA_track.jpg
Ben sana hiçbir şey diyemiyorum Rita Kasırgası.
Bu durumda Houston’un artık gidilesi bir yer olmadığı benim gibi bir kasırga insanı tarafından kolayca tahmin edilebilir bir şey olmuştu.
22 Eylül efsun günü durum şuydu: Meren Nişantaşı’nda Toefl’a girecekti. Bu yüzden bir önceki gün kardeşimin Beşiktaş’taki evinde kalmıştık. Bu arada bütün bu kasırga işleri yetmiyormuş gibi, birkaç gün önce kardeşimin arabası kapısının önünden çalınmıştı. Bu durum o an için hepimizin canını çok sıkan bir ayrıntıydı, ama günün ilerleyen saatlerinde sadece bir ayrıntı olmaktan çıkacaktı.
Sabah kahvaltı ettik. Rita’nın son durumuna baktık, rota değiştirmemiş ve daha da şiddetlenmişti. Bunun üzerine dönüşümü kesin olarak ertelemeye karar verdik. Sonra Meren’le Nişantaşı’na gittik. O sınava girdi. Ben de Fatih’in evine dönüp THY’yi aradım.
“Evet efendim Taksim’de şubemiz var, saat 19.30′a kadar açık.”
“Hayır efendim, bize kasırga ile ilgili bir haber gelmediği sürece bilet tarihinizi değiştirmenizden dolayı 150 dolar ceza ödemek durumundasınız.”
“Hayır efendim bu ücreti daha önce zaten bir kere daha ödemiş olmanız bizim sorunumuz değil.”
“Evet efendim, THY’nin tüm bürolarında derdinizi anlamamakta diretecek salak ve kraldan fazla kralcı, “Türk” görevliler bulunduruyoruz. İyi günler dileriz.”
Yine de yüzyüze bu işi halledebileceğimi umarak telefonu kapattım. Bileti evde, yani Acıbadem’de bırakmıştım. Meren’in sınavı uzun süreceğinden karşıya vapurla geçip bileti almaya karar verdim. Yakşalık 2 saat süren bu git-gel sırasında, yaklaşan bir kasırganın ciddiyetini ve ne kadar zor bir durumda olduğumu en kısa ve en kafalarının alacağı yoldan nasıl açıklarım diye THY’ye laflar hazırladım.
Saat 3,5′ta yeniden Beşiktaş’taydım. Meren’in sınav çıkışına yetişmek için bir taksiye atladım. Ihlamur Kasrı’nın arka tarafından Nişantaşı’na çıkan virajlı ve dik Ihlamur Yolu’na saptık. Trafik çok sıkışıktı. Bir ara sağıma baktığımda, arka camında “Greenpeace” ve “Middle East Technical University” çıkarmaları bulunan, park halinde 07 plakalı turkuaz bir UNO dördüm.
Bir dakikaaaaa!!!! Bu bizim arabamız!!!
Taksi şoförüne alel acele para ödeyip kendimi dışarı attım. Arabayı çalan adamlar acaba etrafta mıdır diye paranoyaklaşarak biraz uzaklaşıp Fatih’e hemen telefon açtım. 10 dakika sonra yanımdaydı. Onu arabanın başında bırakıp koşarak yokuşun yukarısındaki karakola gittim. Durumu anlattım. Sakin ve uyuşuktular. Bir şekilde yok imzalanacak kağıtlar, verilecek ifadeler, arabanın başında birinin mutlaka beklemesi derken, orada bir saatten fazla bekledim. Tamam arabayı bumamız harika, minnettarız tanrılara fakat elimde 600 dolar değerinde bir bilet var ve ben onunla ilgili olarak 2,5 saat içinde bir şeyler yapmazsam yanacak.
Sonunda arabanın başında Pınar’ı, ifade vs için karakolda Fatih’i bırakıp, kocamı :) koluma takıp, Taksim’deki THY’ye gittim.
Meren dünya ile ilişkisini kesmiş hala Toefl’a söyleniyordu.
Ve hayır efendim, THY’ye hala kasırga ile ilgili bir bilgi gelmemişti. “Çatır çatır yiyecez 150 dolarını seni küçük pis öğrenci. Sen napıcan ki hem 150 doları. Git Kral tv seyret” evet….
Eh ulannn beeeeeee!
Şimdi bir 23 Eylül günü…. Televizyonda gerizekalı Aydın ve aptal ev kadınları “Eee, kadının görevi evde oturup evini temiz tutmak, kocasına yemek pişirmek. Arada sırada gezmesi olucak tabiiyy” diye tartışıyorlar. Başka bir kanalda Semra Hanım teyze, cadı sesiyle asker kızı olması bakımından “Hayır ben üzülmüyorum” diyor oğlunun ölümüne. O vakit ben de ne Ata ne anası için üzülmüyorum zaten. Bir başka kanala atlıyorum. Metin Arolat tap taze klibinde “Takvim değişti güzelim” diyerek seksi bir güruh kadınla dans ediyor, bir tanesini çok afedersiniz yalıyor. Sonra CNN’i açıyorum, Houston boşaltılıyormuş…
Teyzemden gelen bir e-postada, Dış İşleri Bakanlığı’dan, ABD’nin güneyine seyahat etmeyi planlayan vatandaşlara seyahatlerini bir süreliğine ertelemelerinin tavsiye edildiği yazıyor.
Peki bakanlık bunu diyorsa neden ben THY’yi zengin etmek zorundayım?
Bütün bu basit şeyler, bu aptal ev kadınları, kasırgalar, bir kanalda herifin biri karıları mıncıklarken diğer kanalda hala Orta Çağ’ın yaşanıyor olması, Bush, doktora, uçak bileti, benim 150 dolarımla kıçını güllü tuvalet kağıtlarına silen iş adamları… Anlam veremiyorum. Sanırım yeterince zeki ya da kurnaz değilim.
Ama bu Dünya nasıl bir yer oldu böyle?
Ben en iyisi evde oturan biri, yani en azından “mutlu bir eş” olarak, gidip bulaşıkları yıkayayım.
(not: uzun süredir blog’a resim koyamıyorum çünkü ne zaman resim koysam yazımı publish etmek istedigimde bir “bad request” mesajı alıyorum ve yazdığım her şey gidiyor. bunun neden olduğuyla ilgili bir fikri olan varsa bana yardımcı olsun lüüüttffeeen)

Cigdem Sonmez said,
Eylül 23, 2005 @ 8:11 am
Eh yani ne var ki gidiş geliş esnasında THY kullanacak? Yerli havayolu yurdun havayolu herkes onu kullanmalı diye bir kural yok ki. Evvelsi kış kar fırtınasının ortasında İstanbul’ da 22 saat mahsur kalmışken sabahki uçağı kaçıracağım anlaşılmış ve uçuştan 8 saat önce havayollarına telefon ettiğimde % 30 ceza ödeyeceğim ortaya çıkmıştı.
Konuyu “Türk usulü” beni en yüksek yetkiliye bağlayın diyerek ve sabaha o uçağı havada görmezsem tamamını yedireceğimden söz ederek halletmiştim. (Cadıyım tamam ama bunu sen şimdi öğreniyorsun).
Sen de o yetkililere biletini sevinerek armağan edebileceğini, Rita’ nın onlara yapacağına da katıla katıla güleceğini söyleseydin konu hallolurdu. Neyse deneyim deneyimdir.
Şimdiden iyi yolculuklar.
New Orleans’ a gittiğinde benim için bir şey yapar mısın?
Sonesta otel yerinde duruyor mu bir bakar mısın? :-)
Anonymous said,
Eylül 23, 2005 @ 8:37 am
bad request zimbirtisinin kaynaginin ne oldugunu bilmiyorum ama yazdığın panelin sol üst kösesindeki recover post hedesi yazdıklarının geri gelmesine yardımcı olacaktir en azından ^o~
ha bi de Allah sabır versin diyorum, bazen haklı olduğunu bildiğin halde olduğun yerde tepinmekten başka bişi gelmiyo elinden insanın 8)
nursel said,
Eylül 23, 2005 @ 2:47 pm
Duygusum, benim güssel pirensesim(anneee, prenses kelimesinde “i” yok kiii)bu THY yi dava etsek vallahi kazanırız..Bu öyle keyfi bi durum diil ki?kesinlikle dava etmeliyiz.hatta sen eee$ili bi$mi$ sözlüge bi yaz bu durumu..hatta gönüllü yeni meezun bi avukat ara.bul gerisini biz hallederiz canımcım..
kahraman kizim benim, sen kocca istanbılda kalk, bizim çalınan arabayı bul..cık cık cıııık..pes valla pes diyom ben sana….
öpbük…
ben kimmiyim? paşa Fatihini annesi:))))
Anonymous said,
Eylül 24, 2005 @ 12:00 am
Personel kurallar neyse onu sana söylüyor.. Onlarında merak etme eli kolu bağlı. her hükemette hükemetin adamları geliyor başa oturuyor simdi istanbul belediyesinden kişiler otuyor.. senden ceza almasa ( genelge duyuru vs) cıkmamıştır daha.. ay sonunda kendi ceplerinden ödemek durumda kalır! ama senin anlatığın gibi dialog kesinlikle olması mümkün değildir. ayrıca istediğiniz kadar cadı olun eğer genelde telex vs vs olmadan hiç bir EN YÜKSEK YETKİLİ BİLE (genel müdür haric) kurallarca konan bişi kaldıramaz!.
Anonymous said,
Eylül 24, 2005 @ 1:22 pm
Yukardaki arkadaşa benim de derinden hissettiğim fakat bir türlü dile getiremediğim duyguları bozuk Türkçe’sine rağmen ifade etmeyi deneme cesareti gösterdiği ve sizin tamamı ile yanlış anladığınız bu karışık mevzuyu tüm açıklığı ile herkesin gözleri önüne serdiği için teşekkür etmeyi borç bilirim..
Cesaretlerinden dolayı ödül beklemediklerini de anonimliklerini koruyarak bize gösteren bu mütevazi halk kahramanlarımız bizim arkamızda oldukça EN YÜKSEK YETKİLİ BİLE (genel müdür haric) halka nasıl davranacağını iki kez düşünmek zorunda kalır bence.
Oh, kahrolsun ay sonunda cebinden ceza ödemek zorunda kalacak personellere cadılık yaparak kan kusturanlar.
lavitabella said,
Eylül 25, 2005 @ 6:44 am
duygu bak demedi kimse deme,telefonda da soyledim hem ucuz degil hem igrenc greyhound ya anlatamadim herhalde telefonda,ya domestic ucuslar ucuz niye boyle yapiyosun,yetmedi mi yasadigin bu maceralar allammm yaaa…neyse sen bilirsin…
Duygu Özpolat said,
Eylül 25, 2005 @ 5:34 pm
Remdi’cim anlıyorum senin Greyhound konusundaki endişeni ama biliyosun ben THY’yi zengin etmekle yükümlü bir türk vatandaşıyım. O bakımdan ABD’de iç hatlarda uçak yerine otobüsleri tercih etmek zorundayım -ki bir daha ki sefere THY’ye anlamsız yere vereceğim cezalar için para kalsın yanıma. Zaten Oliver ABD’de otobüsle yolculuk yapmanın “bambaşka bir deneyim” olacağını söylememiş miydi? :)
Hem bakalım ne zaman dönebilicem o bile belli değil. Hayatın benimle ilgili planları hakkında artık fikir bile yürütemez oldum. Mesela neden herkes yarın başlayacak olan derslere gidebiliyorken, herkes Baton Rouge’da düzenini kurmuşken bi tek ben hala uçak biletimle ilgili sorunları bile çözemiyorum? Artık bu iş benden çıktı. Kaderci bi insan olmak durumundayım ben :) Diyeceğim o ki…
“Allah kerim”
ve hatta
“Yarın ola hayrola”
Tabi asker kızı olmadığım için cırtlak sesimle ekranlarda “Ben asker kızıyım. Hiç üzülmüyorum” falan da diyemiyorum. ;)