Lanet olası Louisiana sıcağı

Bugün okula gitmek için saat 11:30′da evden çıktık.

Okula vardığımızda saat 15:05 idi.

Lanet olası otobüsü lanet olası güneşin altında lanet olası 1 saat bekledikten sonra, lanet olası ters yönden bir otobüs geldi. Biz de 45 dakikalık bir ring sonucu bindiğimiz durağa geri dönecek olmayı ve asıl gideceğimiz yöne geç de olsa gitmeyi tercih ettik. Çünkü en azından otobüste havalandırma vardı, en azından gölgeydi.

Kişi başı en az 10 dolar bayılmayı göze alıp taksi çağırmayı denedik ama 6-7 ayrı taksi numarası arayıp, kah “Şu an herkes dolu, akşama gönderelim?” gibi bir cümleler ile, kah telesekreterlerle karşılaştık. Türkiye’de olsa “Türkiye yani iyranç şekerim, gelişmemiş, ay bana akşama gönderelim dediler inanabilıyomısııınn” derdik.

Anladım ki hayatta bana bu işin bir ortası denk gelmeyecek. Türkiye’de boş taksi yüzünden otobüsler durağa yanaşamaz. Burada otobüs durağında bir saat bekledikten sonra taksiye cepten ulaşıp gelsin diye yalvarmak, gerekiyor.

Fakat sonunda buraya ilk geldiğimde bana empoze edilen “zenciden ürkeceksin” refleksini attım, kaç gündür durakta otobüste iç içeyiz. O güneşte pembe derisiyle otobüs bekleyen hiç beyaz olmuyor zaten, sizi temenni ederim. Biz de bir esmer Türk ve bir de Hintliyiz işte.

Eh bu arada, otobüste ders çalışma, araç sallanırken amino asit çizme, cama “hoh”layarak reaksiyon şeması çıkarma tekniklerim tamam.

“Doktora zor iştir” demişlerdi de “Yok canım o kadar zor da olamaz” demiştim. Ne zaman büyük konuşsam uç noktada tersi bir şey gelmek zorunda mı başıma diye düşünmeden edemiyorum.

Yine de “Ben evlilige karşı bi insanım” gibisinden bi laf da etmişliğim vardı zamanında, yine gelsin yine ederim :) Temiz iş oldu. Tersinin alası oldu. :)

6 Yorum »

  1. Anonymous said,

    Ekim 7, 2005 @ 1:30 am

    “Zenciden korkacaksın” diyen Türk varsa, kendini beyaz zannediyordur. ama bir gün anlar, dünyanın geneli söz konusu olduğunda “beyaz” diye başka bir şeye dendiğini ve bizim ondan olmadığımızı…

    arkadaşlarımın almanya anılarında vardı, sokakta türk oldukları anlaşıldığında almanlardan amele muamelesi görüyor; jamaikalı, tunuslu, hintli, pakistanlı biriyle karşılaştıklarında ise sıcaklık, yardımseverlik ve hoşsohbet için yine türk olduklarının anlaşılması yetiyor.

    Kimlik çok acaip bir kavram… Hele ki bu enteresan tavırları -kendi ailem dahil- Türkiye’de belli bazı başka kimlikler için ne kadar kolay üretebildiğimizi düşününce insan oğlu kuş misali diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Tom Amca’ya selam, aminoasitlere tikat.

    l’o'ker

  2. Duygu Özpolat said,

    Ekim 7, 2005 @ 9:39 am

    Sevgili l’o'ker.
    Öncelikle “bir kaynaktan” bana sızan bilgiler neticesinde milletvekillerine gösterdiğiniz müdürleri duydum. Hastanızım, idolümsünüz.

    Yorumunuza gelince:
    Buradaki Türklerle Avrupa’daki Türkler arasında çok büyük fark olduğunu düşünüyorum.

    Neden? Pek çok sebebi var.

    Amerikalıların Dünyadan haberi olmadığı için, Türkleri Avrupalı sananları oluyor. Bu yüzden biz burada bir kısım Amerikalı için çok “klas” insanlarız, Avrupalıyız. Onların tatilde gidip gezip geri döndüklerinde “Avrupadan aldım, Avrupada gezdim şekerim” dedikleri yerden geliyor, Avrupa modasına uygun kıyafetler giyiyoruz. yaaaaa.

    Türkiye’nin yerini bilip, Türkleri “orta doğulu” olarak değerlendirip ürkenlere genelde “havaalanındaki görevliler” olarak rastladım. Onun dışında Almanya’dayken sıkça karşılaştığım “Aaa sen hiç Türk gibi değilsin, başın da örtülü değil” gibi bir tepki de almadım yabancılardan.

    Yine Türkiye’den haberi olan bilgili bir kısım insan da zaten bizim coğrafi konumumuzla bağdaşır şekilde bir Orta Doğu-Avrupa kırması mahluk olduğumuzdan haberdar. Bu insanlarla oturup Avrupa Birliği falan da tartışabilirsin. Genelde safkan Amerikalılardan değil de uzun süredir burada yaşayan, bilmem ne asıllılardan çıkabiliyor böyle insanlar. Ya da Kanadalı gay bir hoca olabiliyor :) Ya da karısı falan Türk mesela…

    Yani Türkler Amerika’da, en azından burada zencilerin bol olduğu Güneyde oldukça “beyaz”.

    Bu yüzden hayatlarında ilk defa kendi menfaatlerine olan renk ayrımı, buraya gelen Türklerin karşı konulmaz biçimde hoşlarına gidiyor. Buna kaptırıveriyorlar kendilerini. “Üst sınıf oldum yaşasın” diyorlar.

    Ben buna sadece çevremde rastlamadım, internette okuduğum pek çok şeyden, kendi kendimi sorgulamalarımdan (Avrupa’daki muameleyi görmediğim için ben de mutluyum her şeye rağmen), bana anlatılanlardan da bu izlenimleri edindim.

    Bir ara gerçekten vakit bulup bu konulara daha derinden değinmek istiyorum. Bayar mı milleti bilmiyorum ama :)

    sevgiler
    Duygu

  3. Anonymous said,

    Ekim 7, 2005 @ 10:47 am

    efenim, müdürler köpeğiniz olsun, canınızı sıkan olursa söyleyin göndereyim… ben de bimukabele hastasıyım sizin, o nasıl kelime afedersiniz… sonracığıma beyaz zenciler romanını hatırladım bu kadar çok kez beyazlık ve sahtelik vurgusu yapınca ve bu ve her konudaki derinlikli gözlemlerinizi, fikirlerinizi biz kullarınızla paylaşmanızı istemeye, sıkılan olursa birinci elden müdürle tanıştıracağıma dair güvence vermeye karar verdim. maruzatım budur, keyfiniz bol olsun efenim…

    l’o'ker

  4. Anonymous said,

    Ekim 7, 2005 @ 1:07 pm

    Efendim ben ikinizin de hastasıyım. Ne yapacağım bilmiyorum..

    Jacques Y. Cousteau, (şnorkel’in camına elma şeysi sürdüğünüzde buğu yapmadığını keşfeden zat).

  5. dilay said,

    Ekim 10, 2005 @ 5:30 pm

    seni seviyorum duygum(lanet olsun bu klavyeye ya deli oldum, ular noktali biliyosun, sadece seni seviyorum yazmak istemistim ne kadar zor oldu yok nickler yok sifreler, ya zaten bi de yazdiklarina ayrica deli oldum nedir bizim bu çilemiz ya, klavye bi yandan, amerika bi yandan, kasirga bi yandan, fransa obur yandan, neyse seni seviyorum ben onu demek içindi bunca çile iste:)

  6. Duygu Özpolat said,

    Ekim 10, 2005 @ 11:29 pm

    Canım,
    Bi kere sen bi Dilay’sın. Ondan oluyo bunlar. Ben de bi Duygu’yum… eheheh

    yerim seni ben :) Mayağı.

RSS feed for comments on this post · URI'nin geri izlemesini yap.

Leave a Comment