New Orleans’a dönüş
Bugün yurttaki bazı eşyalarımızı almak için birkaç Türkle New Orleans’a gittik. Tabi ki arabayla. Zira New Orleans’a Greyhound bile gitmiyor bu aralar.
Depremlerdeki gibi yerle bir olmuş binalar yoktu. Ama kimi binalarda ciddi bir harabiyet söz konusuydu. Direkler yıkılmış, dükkanların levhaları düşmüştü… Sular tamamen çekilmişti. Fakat duvarlarda suyun çekilirken bıraktığı izler birkaç hafta öncesine ilişkin ipucu veriyordu.

Yurtta durum genel olarak fena değildi. Ama mutfaklar inanılmaz durumdaydı. ODTÜ Biyoloji insanları bilirler. Genetik laboratuvarında bir dönemimiz, eski AOÇ süt şişelerinde meyve sineği (Drosophila melanogaster) yetiştirip göz renklerine, kanat büyüklüklerine, kıllarının çıkış yönüne vesaireye bakarak geçmişti.

Belli genetik özelliklere sahip ve belli sayıda -örneğin 10ar tane- dişi ve erkek sinek konur bu şişelere (sinekleri eterle bayıltırsınız uçup kaçmasınlar diye). Şişenin dibinde, sineklerin besleneceği ve yumurtlayacağı besin bulunur. Ertesi hafta tüm duvarları 100-200 kadar sinek ve larvayla kaplı bir AOÇ süt şişesinin sahibi, mutlu bir biyoloji öğrencisi olarak artık Fizik çimenlerinde koşabilir, kantinden çay ve browni alabilirsiniz (sayıları abartıyorsam müdahale gelsin, zaman geçti üzerinden). Sanırım New Orleans’taki yurdun mutfaklarını görseler genetik labı asistanları çok mutlu olur, bu makro boyutlu AOÇ süt şişesinin içinde kendilerini kaybederlerdi (adeta:). Ben odama gitmeyi tercih ettim. Popülasyon genetiğini hiç bi zaman sevememişimdir.
Görevli bizi odamızdaki buzdolaplarını kesinlikle açmamamız konusunda uyarmıştı. Ama bir biyologa söylenecek son söz bu olsa gerek. Tabi ki açtım kapağı. Çeşitli renk ve yapıda mikroorganizma ile kaplanmıştı dolap. Kenarından da kahverengi bir sıvı akmış ve kurumuştu. Önce “eee kokmuyo hani” dedim. Sonraki karede eşyalarımı çantaya tıkıştırıp odadan bir an önce kaçmaya çalışıyordum :) Üstelik beynim gün boyunca kimi yemeklerin kokusunu o dolabın kokusuna benzeterek bana çirkin oyunlar oynadı. Bunlar dışında her şey aynen bıraktığım gibiydi. “Elzem” bir takım eşyalar ve elbette küpelerimle kolyelerim. Acelemiz olduğundan şehri hemen terkettik, bu yüzden şehrin diğer alanlarında hasar incelemelerinde bulunmamız mümkün olmadı. Fakat duyduğum kadarıyla French Quarter oldukça hareketliymiş.
Son olarak (FEMA’dan herkes para yardımı alırken kendisi alamamış ve Bush hakkındaki hisleri aşikar biri olarak) bana şunu demek düşüyor:
(Fotograflar: www.nola.com)

nursel said,
Ekim 16, 2005 @ 5:53 pm
duygucum..hatırlarsan sana buzdolabın ile ilgili bişeyler söylemiştim:))kara mizah olmuş bu tam…ama ben o kadar olabiliceeni asla hayal bile edemezdim canım..kasırgayı duyunca, tıpkı annemin sele kapılıp sonra kurtulduğunda kolundaki bilezikleri sayması gibi,bende eyvaaah, buzdolaplarındaki yiyecekleri bi boşaltan olsa bariii dedimdi..ehe ehe..bana gülenler bile olmuştu…
Duygu Özpolat Eren said,
Ekim 16, 2005 @ 6:11 pm
vay be annanemin gizli gecmisinde sellere kapilmalar da varmis. bu vesileyle bunu da ogrenmis olduk :)
Anonymous said,
Ekim 17, 2005 @ 2:46 am
> kasırgayı duyunca, tıpkı annemin sele
> kapılıp sonra kurtulduğunda kolundaki
> bilezikleri sayması gibi, bende eyvaaah,
> buzdolaplarındaki yiyecekleri bi boşaltan
> olsa bariii dedimdi..
Hahahahaha
Ben bu metaforu ilerde bir kitabımda filan kullanıp okurlarıma karizma yapmak için not alıyorum müsadenizle :)
nursel said,
Ekim 17, 2005 @ 12:14 pm
Rica ederim kimliği belirsiz kişi..bizde dah ne cevherler var bir bilseniz..örneğin annem ayağının altında dolaşan kedinin ayağına bastığında panik hailnde”eyvaaah,ıssırdım!! demiş bi kadındır ki,buna benzer müthüş hikayelerimiz var..eğer kimliğinizi açıklarsanız..
nursel
Anonymous said,
Ekim 18, 2005 @ 3:53 pm
> buna benzer müthüş hikayelerimiz var..
> eğer kimliğinizi açıklarsanız..
Efendim, ben ne kimlikler gordum aslinda hic yoktular.. Simdilik Duygu Hanim’larin gizli bir hayrani diyelim isterseniz ;)
remziye said,
Ekim 22, 2005 @ 4:22 pm
duygu bence yurda bir dahaki gidisinde o buzdolabini aymelegi arkadasimizin odasina koy:)hehe