İngilizce yapayım derken Türkçe çıkarmak
Çok garip bir his oluyor bazen herkesin İngilizce’den başka birşey konuşmadığı biryerde olmak.
Kimi zaman yazarken Türkçe’min köreldiğini hissediyorum. Mesela, “Yazarken kimi zaman Türkçe’min köreldiğini hissediyorum.” desem daha mı güzel olurdu? Acaba “Türkçe’min” derken “t” harfi küçük müydü, “min” ayrı mıydı? Hangi “bir”şeyler bir-leşikti? Nerde benim Ömer Asım Aksoy imla k”ı”lavuzum? New Orleans’ta unuttum. Hep o buzdolabının kapağını açtım diye oldu.
Yine de utanmayıp Focus Blog‘a katıldım, sevgili Ali Işıngör‘ün daveti üzerine. Aslında çok yeni bir olay değil. Sadece söylemeyi unuttum. (evet ne kadar kuuul bir insanım değil mi, böyle şeyleri söylemeyi falan unutuyorum.) Takip etmek istersiniz belki, ben yazıyorum diye değil, takip edilesi olduğu için.
(bi de annemle teyzemi örnek almayın. eğer yazacaksanız, yazılarla ilgili yorum yazın, benim ne kadder süper bir insan olduğumu değil :)
(süper biri olduğum şeklinde yanlış bir hisse kapılmışsanız onları buraya alalım)
(annemle teyzemi çok seviyorum. onlar da beni :)

Ali Işıngör said,
Ekim 15, 2005 @ 5:34 pm
Duygu Hanım bence de süper bir insansınız :)…
Ayrıca sizin gibi bir başka süper insan, pardus geliştiricisi, basın dünyasında pek çoklarının kıskanacağı kadar iyi fotoğrafçı Meren Bey’le evlenerek, benim gözümde bi nevi “voltran” oluşturmuş durumdasınız…
Şaka bir yana, Focus Blog’a yakında yeni arkadaşlar katılacak, ortalık daha da şenlenecek.
Dergilerinizi kargoya verdim. Pakedin içinde bir de sürpriz var.
Duygu Özpolat said,
Ekim 15, 2005 @ 5:58 pm
Aman efendim, sizin gibi bir üstaddan bunları duymaktan daha büyük mutluluk ancak Meren Bey’le evlenmek olabilirdi :)
Dergilerimi heyecan ile bekliyorum. Siz beni çok şımartıyorsunuz, ve fakat.
Şen bloglar, sevgiler dilerim
Anonymous said,
Ekim 16, 2005 @ 5:36 pm
evet dilay.. ama şifremi unuttuğum ve artık bişeyleri unutup aramaktan sıkıldığım ve zaten bu blog işi yeterince canıma okuduğu için işte bir anonimus olarak sana mesaj atmaktayım; yine zor oldu ama dicektim ki sadece, evet insanın dili zamanla köreliyo ve bu bana çok aptalca geliyo, 24yıl türkçe konuştum ve topu topu aralıklı bi şekilde dört aydır fransızcaya maruz kaldım ve şimdi cümlelelerimi istediğim gibi kuramıyorum veya bazen fransızca olan bazı şeylerin türkçe karşılığını bulamayıp daha doğrusu bunların türkçede karşılığı olmadığını düşünüp(n’importe quoi gibi, süper bi cümle ve tam türçe karşılığını bulamadım, saçmasapan gibi ama bi yandan da belli deil gibi ööle bişiler işte) bunca yıl bu kelimelersiz nası konuştuğumu düşünüyorum, sonra bu kadar aptal olduğum için bişeylere bu kadar da çabuk uyum sağladığım için kendime kızıp duruyorum:)
ayrıca bi de şu word verification meselesine takık durumdayım, nası zor okunuyo o harfler ya, sanki gözlerinin bozuk olup olmadığını testediyo, sanki gözleri bozuk olanlar giremesin diye yapılmış gibi yani amacını çok sapıtmış bi uygulama..neyse:)
seni seviyorum
Duygu Özpolat Eren said,
Ekim 17, 2005 @ 1:17 am
ben insan denen acayip varlığın - eğer isterse - her türlü koşula uyum sağlayabileceğine inanıyorum aslında. İlk başlarda etrafımda hem Türkçe hem İngilizce konuşan insanlar varken, iki dil arasında gidip gelmek (şimdi burada switching between two languages diyesim geldi) çok zor geliyordu. Kafam acayip yoruluyordu. Şimdi çok geride kaldı o günler, kaydettiğim ilerlemeye ben bile şaşırıyorum.
Yine de dikkatli olmak lazım çünkü eğer beynimin Türkçe kısmını aktif tutmazsam sönüp gidecek farkındayım.
Bu arada ben İngilizce’yi çok seviyorum, aslında senin “n’import quoi”n gibi, benim de İngilizce’de severek kullandığım ama Türkçe’de karşılığı tam olarak olmayan, olsa dahi o hissi vermeyen kelimelerim ve kelime öbeklerim var :) Bence yeni bir dil öğrenmeye ilişkin güzel olan şey de bu.
Hatta filmlerdeki o komik Amerika’lı Türkçe’sinin doğmasına sebep olan da bu :) Değil mi evlat? Eheh.
Ve kendi aramızda Yalan Rüzgar’ından replikleri tekrarlayıp, sahneleri -birbirimize sırtımızı dönerek konuşmak ve üzerimize rahat birşeyler giymek suretiyle :P- taklit ettiğimizde, buna bizden (Türklerden) başka kimsenin gülmeyecek olmasının sebebi de bu…
Word verification’a gelince… Onun öyle zor okunur olması sağlıyor işlevini bildiğim kadarıyla. Ben kendimce açıklayabilirim ama isterseniz Meren Bey’e bağlanalım bu konuda :) Aloo Meren Bey, evet sizi dinliyoruz, bu arada ne kadar yakışıklısınız, ehem pardon, evet buyrun?:
meren said,
Ekim 17, 2005 @ 2:36 am
Efendim bir web sâhifesinde iki gönderme, Meren’in iki eli kanda olsa dahi ininden çıkıp ‘ce ee’ eylemesi için ziyadesiyle kâfidir Internet ortamlarında.
Öncelikle Ali Işıngör beylerin müthiş lâkırdılarından ötürü kendilerine açizane teşekkürlerimi sunayım.
Hemen ardından da müsadenizle şu “word verification” olayı neden bizi çileden çıkarıyor ona değinelim.
Şimdi efendim öncelikle, şunu bilmelisiniz ki bilgisayar teknolojileri ilerledikçe biz daha çok zorlanacağız gerçek bir insan olduğumuzu Internet’te ispat etmek için. Word verification gibi bir sisteme neden ihtiyaç var? Çünkü biz istiyoruz ki bir şekilde blogspot.com’dan e-posta ile varlığını garantilemiş kullanıcılar dışında kalan kullanıcılar da yazılarımıza yorum girebilsinler. Kendi varlığını bir şekilde bu sisteme ispatlayamamış herkes anonimdir teoride ve anonim o kadar geniş bir tabirdir ve içine o kadar çok şeyi alır ki Aborjin’ler duyduklarında mızraklarını çıkarıp -çok afedersiniz- toprağa saplarlar.
Bildiğiniz gibi reklam endüstrisinin yaratıcı beyinleri Internet denen ortamın çok kımıl kımıl bir yer olduğunu keşfettiğinden bu yana (ki bu mevzunun milâdı 1978 yılında ARPANet’e DEC tarafından gönderilen toplu iletiye tekabül eder kimi çevrelerce) insanların okuduğu yerlere reklam sıkıştırma çalışmaları hız kazandı (bu yer bir e-posta olabilir, web sayfası olabilir, forum olabilir, burdaki yorumlar olabilir). Bu çalışmaların yeterince hızlı olması için başvurulan yöntemler arasında otomatik yazılımlar da mevcut.
Çeşitli bilgisayarlarda çalışan kimi yazılımlar gelip sizin blog’unuzun altındaki yorum kısmına reklamlar ekleyebiliyorlar eğer onların bilgisayar olduğunu ortaya çıkaracak bir yöntem ile kendinizi korumazsanız. Fakat onların bilgisayar olduğunu ortaya çıkarmak çok zor olduğu için, diğerlerinin insan olduğunu ortaya çıkarmaya çalışmak daha kolay olduğu için word verification gibi yömtemler geliştirildi. Ordaki imaj içerisinde yazılmış olan yazıyı görüp kutucuğa giriyoruz, böylece bizim insan olduğumuz ortaya çıkıyor.
Bu kadar kolay mı?
Hayır. Zaten bu kadar kolay olsaydı muhterem -dünya ahret bacım olsun- Dilay Hamfendilerin gözlerine ızdırap noktasına varan karışıklıkta olmazdı o yazılar.
Evet, sizin de tahmin ettiğiniz gibi bilgisayar yazılımları ile bir imaj içerisindeki yazıları çeşitli yazılım yöntemlerle anlamak mümkün. Yani otomatik olarak reklam giren yazılımları, imajlar içerisinde yer alan ve bizim insan olduğumuzu anlamak için kullanılan yazıları tanıyıp form verilerine eklemesi mümkün.
Yazıları, bizim gibi yorum yapma yeteneği çok fena gelişmiş olan canlıların anlayabileceği fakat character recognition algoritmaları ile anlaşılması çok zaman alacak hale getirmek bu terbiyesiz reklamcıları aradan çıkarmak için en iyi yöntem, şu anda.
Sizin de tahmin ettiğiniz gibi digital image processing ve pattern recognition dalından kopup gelen bu yöntemler geliştikçe ve daha güçlü bilgisayarlar insanların kolaylıkla sahip olabileceği hale geldikçe bir an gelecek ki bir yazılım, orda yazan kargacık burgacık şeyi bizden daha iyi anlayabilecek.
Aslında her bilimsel açılımda olduğu gibi bu da insanlığın yararına gelişen bir şey. Örneğin Amerika Posta Ofisleri 1965 yılından beri gelen postaların üzerindeki posta kodlarını character recognition yöntemleri ile ayrıştırıp otomatik olarak postaları gruplayarak iletimi hızlandırıyor.. Aynı zamanda image processing yöntemleri havacılıkta, coğrafi bilgi sistemlerinde, uzay bilimlerinde, tıp’ta ve daha bir sürü alanda çok önemli işlerin kolayca ve insana nazaran daha düşük hata toleranslı sistemlerde kullanılıyor. Image processing yöntemleri ile kansere dönüşebilecek pre-malignant oluşumlar insan gözü ile algılanabilir olmadan tespit edilebiliyor mesela..
Bu yüzden bilgisayarla pattern ya da character tanıma yöntemlerinin gelişmesini tabi ki canı gönülden istiyoruz. Fakat çok enteresan bir side-effect’i de aşikâr: bu yöntemler geliştikçe Internet’teki anonymous’luğumuzu korumak güçleşecek.
Yani varmak istediğim nokta aslında neydi unuttum. Konu buraya kadar geldi.
Şey diyeyim, o yazılar karışık olmazsa bilgisayar çok çabuk anlayabiliyor ne yazdığını. Şu anda olduğundan daha da karışık günlerini göreceğiz arkadaşlar (hatta “bunu anlayamadım, bir başka imaj gösterebilir misin” butonu bile olacak yakında bence).
Selamlar,
Ailenizin uzatma konusunda kendisine engel olamayan bilişim danışmanı,
Meren.
meren said,
Ekim 17, 2005 @ 2:43 am
Belki kıymetli ve muhterem Düygü Hanım’lar bize digital image processing yöntemlerinin Cell Biology içerisinde nerelerde ve ne amaçla kullanıldığından bahsetmek isterler?
(Böyle de aç bir insanımdır, üzerinize afiyet)
Operim bu sayfayı görüntüleyeni,
Meren.
dilay said,
Ekim 18, 2005 @ 1:37 pm
allah raazı olsun sizden meren bey, artık su pislik(başka bişey dicektim de neyse) kelimeyi girerken daha az küfür edicem, tabii yazdıklarınızı da ağzım bi karış açık okudum o ayrı, bi de şifremi hatırladım:)(yazdıklarını okuduktan sonra heralde beynim tekrar çalışmaya başladı)
Nural Tataoglu said,
Ekim 22, 2005 @ 4:07 pm
inanin bu duygi cok tanidik. herzaman acaba bir gun unuturmuyom duygusu ile yasiyorum. Acaba bir gun acaba demeyi unutacakmiyim… Agzimdan “sdfasjk” mi cikacak acaba yerine.
Saygilar.
Cihan said,
Kasım 14, 2005 @ 2:12 am
This post has been removed by the author.
Cihan said,
Kasım 14, 2005 @ 2:17 am
Insan yillarca dogup buyudugu yerde kalip “native” dilini ogrendikten! sonra nasil olurda 3-5 yil kaldigi yerdeki dil onun “native” dilini bozabilir!? Ilginc! Ancak Turklere ozgu bir durum olsa gerek! Bu yazilanlari saygisizlik olarak degerlendirmeyin lutfen! Cahilligime verin..