Kumarda kaybolan 5 doların ardından…

Geçtiğimiz hafta ben burada kumarhaneye gittim. (Annemin gözlerinin faltaşı gibi açıldığını görür gibi oluyorum.) Ve tam tamına 5 dolar kaybettim kumarda. Aman tanrım!


Haftasonu geldiği ve biyokimya dersi üzerimizde “ruh emici” etkiler bıraktığı için, cumartesi gününü eğlenceye ayırdık ve önce bir alış veriş merkezine gittik. Biyokimya dersini birlikte aldığımız “Ben” isminde harika bir arkadaşımız var. O götürdü bizi. Cadılar Bayramı yaklaştığı için Disney Mağazası’nda Tim Burton şaheseri Nightmare Before Christmas temalı bir takım ıvır zıvırlar vardı. İki tane fincan aldım, bi Meren’e bi kendime :) (entel gelinin post-çeyiz çalışmaları da diyebiliriz buna:)


Sonra bir puba gittik. Birşeyler yiyip bira içtik. Sohbet ettik…. Bira içtik….. Sohbet ettik…. :)

Sonra Ben sordu: “Siz hiç casinoya gittiniz mi?”
Hayır” dedim. “Esasen hiç hazzettiğim bir oluşum da diildir kendileri.”
Ama” dedi “Bedava girişi, hem de içeride bedava içecek var.” “Aaa o zaman olur bak gidelim.

Kendimi çok acayip bir mekanda buldum. Kumarhane deyince benim aklımda şık kıyafetli zengin insanların, (ya da şık kıyafetli, parasız, sorumsuz ve iradesiz insanların) gittiği, görevlilerin bira kokan günlük kıyafetli üç genci asla içeri bırakmayacakları bir yer canlanıyordu. Fakat olay bambaşkaymış. Bu hafta sonu da bunu gördük, bunu öğrendik.

Zor yürüyen yaşlılardan, ev kadını tipli ablalara, repçi zencisinden, şık görünümlü beyaz adama kadar geniş bir yelpazede insan vardı. O anda anladım ki bu Amerikalı’ların “casino” dedikleri şeyin bizim kıraathanelerden bir farkı yok.

Genel olarak, bir kolu çekince şekillerin döndüğü ve filmlerde kazanınca içinden şakır şakır paraların döküldüğü, burada “slot machine” dedikleri Tükçe’sini bilmediğim aletlerden vardı. 1 dolar, 5 dolar, 10 dolar… Ne kadar kaybetmeyi göze alırsanız o kadar para veriyorsunuz alete. 1 dolarla 4 kere oynayabiliyorsunuz.

Dedim ki “umut kapısı bu kızım” (bu özlü sözü bilenler bilir:); yakın zamanda aşkta fena halde
kazandığımı hatırlayarak, kendime 5 dolar sınır koydum (bunu yapamayanları da gördük). Ve hepsini -bir kere bile kazanmadan- kaybettim (genlerim kurusun).

Benden sonra Alain (hintli ve züppe ev arkadaşım) denedi. Ve 20 dolar kazandı. Kendisine “money attracks money” dedim. Anlamadı. “eksküz mi??” dedi. Boşver dedim, üstelemedim. :)

Bir ara tuvalete gittiğimde tuvalet çıkışında iki tane telefon gördüm. Geldiğimden beri Meren’le konuşamadığımı hatırlayıp (bir takım talhsiz olaylar silsilesi söz konusu), fırsat bu fırsat bir de burdan deneyeyim diye elimi ahizeye atıp numarayı çevirdim. Beklerken, iki telefon makinesinin arasına asılmış olan şu yazıyı gördüm:


(meali: adam gibi kumar oynayın, eğer kumar probleminiz varsa lütfen kumarcılar yardım hattını arayın. Tel: 1 877 770 -DURAMIYORUM)

Alain’den rica ettim, yeni ve pahalı elefonuyla bu resmi çekti. Bu arada kullandığım arama kartında hala bir sorun vardı ve Meren’e ulaşamadım.

Bu hafta biyokimyanın finali var. Haftasonu ise Cadılar Bayramı partileri! Sokaklarda “dis iz Halovin, dis iz Halovin” diyeceğiz… O yüzden ben şimdi gidip biraz daha amino asit çizip, Krebs çemberi çevireyim.

10 Yorum »

  1. Anonymous said,

    Ekim 19, 2005 @ 2:04 am

    Türkiye’de halen kumarhaneler yasal iken benim girmeye yaşım tutmuyordu. ve fakat ablamın tutuyordu. Ablamın arkadaşlarıyla amerikan kolej komedisi modeli yaşadığım bir tatil vardır ortaokuldan mezun olduğum sene… İşte o tatilde bunlar Bodrum Gümbet’teki bir kumarhaneye gittiler…

    Seninle aynı önyargıya sahip olarak hepsi şıkşıkırdım giyindiler (hafif tiki eğilimler nedeniyle zaten ancak o halde girebilmeleri mümkün olan bir kumarhane seçmişlerdi) ve akşam harika eğlenmiş olarka döndüler. Çünkü buradakilerde de herhangi bir şekilde ‘oyunda’ olan herkes açık büfe içkiden yararlanıyordu (Sürekli gezen garsonlar aracılığıyla). Bizim haytalar da ruletin başına oturmuş, biri kırmızı oynarken diğeri siyah oynamak üzere sarhoş olana kadar toplu bütçede bir zarara yol açmadan içmiş, sonra da kafalarına göre ellerindekini harcayıp çıkmışlar…

    Bu türk kurnazlığını akıl eden ablam ve 90210 tayfasını takdir etmiştim, ki aynı sene T.C. sınırları içinde kalan tüm kumarhaneler için kapatma kararı çıktı ve hepsi Kıbrıs’a taşındı.

    Evet lüzumsuz bilgilerimi saçtıktan sonra en yakın zamanda hepsinin aynı şekilde yasadışı ilan edilerek bir başka ülkeye gönderilmeleri gerektiğine inandığım banka, fatura ödeme bankoları ve sair kepazelikle ilişkili işlerimi halletmek üzere kaçarken entel çifte post balayları bitmesin diyorum efem… (98.5)

  2. Anonymous said,

    Ekim 19, 2005 @ 2:04 am

    Gerçi anlaşılıyordur her seferinde imzayı ikinci yorumla atan aptalın kim olduğu artık ama…

    l’o'ker, ailenizin alzheimer’ı…

  3. Duygu Özpolat Eren said,

    Ekim 19, 2005 @ 3:41 am

    estafirullah…
    adamlar koymamışlar ki bir edit düğmesi. hata sizde değil efendim :)

    bu arada balayı bir başlasaydı bitmeme ihtimali olabilirdi belki :(

  4. hakan selcuk bacak said,

    Ekim 19, 2005 @ 5:50 am

    ben de las vegas’a gitmek istiyom. bak türkçe işte… şimdi iki anlam çıkıyo bu cümleden..

    “sen gittin las vegas’a, ben de gitmek istiyom”

    “sen boktan bi casino’ya gitmişin… bense hep las vegas’a gitmek istedim kendimi bildim bileli”

    (fazla köreltme türkçeni bak benim gibi olursun sonra)

  5. Cigdem Sonmez said,

    Ekim 19, 2005 @ 6:25 am

    Ben gittim Vegas’ a. Hatta orada evlendim. Sonra New Orleans’ da şimdi 4.5 yaşında olan kızıma hamile kaldım.

    37 yaşında 2. evliliği yaparken insan biraz daha fazla bir limit koyabiliyor kendine ama komiktir beş kuruş para kaybetmedik biz kumarda. Arada hayatımızın 2. kumarını da oynadık şimdilik onda da kazanmış görünüyoruz.

    Ay ben niye rontgenciliğe devam edip, niye bir de yazıyorum ki anlamıyorum valla.

    Neyse… kolay gelsin sınavlarda, selamlar cümle aileye…

    Benim de bayramım kutlu olsun (Türkçe haliyle..)

  6. Duygu Özpolat Eren said,

    Ekim 19, 2005 @ 12:49 pm

    Eheh, ben yaptığınızı röntgencilik olarak görmüyorum, bilakis, yazdıklarımın, yüzyüze tanışmadığım birinin ilgisini çekiyor olması, narsist duygularla kavrulan ruhuma bir su serpitisi oluyor :)

    O değil sizin baya ilginç bir hayat öykünüz var gibi :)

    ***

    Hakan’cım, şunu unutma ki, sen kazandığını sanabilirsin, ama her zaman casino kazanır… :) Düşmeyin gençler bu tuzaklara :)

  7. gosi said,

    Ekim 19, 2005 @ 3:28 pm

    1.cadilar bayrami olayi yasiycaan icin kiskanclik krizleri geciriyorum…
    2.tim burton kimkine hic bilmezken gecen gun begumlerde bi kisa cizgifilmini seyretmistik, ustune burda okuyunca iyi hissettim.bisiy biliyomusum entelmisim gibi..taner sagolsun. ( muthis bi kedileri var bu arada!)
    3.ordakiler new orleans’a, niwoyans tadinda bisiy mi diyolar? gecen izlediim bi dizide new orleans lehcesiyle dalga gectiyolardi.. cidden komik mi konusuyolar?
    3.”voltran”.. ihi!:)

    beyaz kagitlara duzenli yazilarla notlar cikarip sinawdan bi gun once onlardan calisma zamani geldi geleli aklima cok sik gelir oldun..
    hem bu sefer konular farklı:
    “sinifta ogrencilere ne tur sorular sormalisin?,müfredat hazirlarken nelere tikat edersin?”
    cok zewklii.
    opcuk

  8. Duygu Özpolat Eren said,

    Ekim 19, 2005 @ 4:22 pm

    gosim,
    usenmeyin de gelin seneye madem cadilar bayramina Gurk’unle. Hepimiz Southpark karakteri filan oluruz :)

    Ben bu sene elimdeki materyali kullanarak, korsan kiz olcam sanirim :) Annemin tasarlayip diktirdigi pempe bir goynek vardi. Onu ne hikmetse getirmisim buralara :) Aslinda daha cok Esmeralda’ya mi benziycem bilemedim simdi.

    Ben bu aralar ders calisirken yine eski usengeclik hislerim geligeliveriyolar, ama hemen diyorum ki “Gosi olsa usenmez calisirdi bunu, ha gayret Duygu, yuru be Duygu”. Bir sekilde sana minnet duyacak (ve elbette ozleyecek) bir bahane yaratiyorum yani ortmenim :)

    Tim Amca’yi daha onceden biliyosundur aslinda… Charlie and the Chocolate Factory, Edward Scissor Hands (ki her ikisi de Johnny Depp’li), Bettle Juice (Bocek Suyu) desem, Tim Burton’in ne kadar hastasi olunasi ve zaten hali hazirda farkinda olmadan hastasi olunmus olan bir insan ustu oldugunu anlamis oluruz.

    Bi de ben de sizi oralarda topla;iyounuz diye kiskaniyorum.

    New Orleans’a “Nawlins” deniyor aslinda. Digerini duymadim. Acikcasi baska yerlerdeki aksanlari buradakilerinkiyle pek karsilastirma sansim olmadi, o yuzden ne desem yalan olur. Bi de zenciler hic anlasilmiyo. Bi de “s” harfini “ş” gibi telaffuz ediyolar. misal bizim okulun ismi:
    LSU - ben “el es yu” dyorum, buralilar “el eş yu” diyolar :)

    evet beta oksidasyon, amino asit, purin, pirimidin diyor ve ders calismaya devam ediyorum :)

  9. Cigdem Sonmez said,

    Ekim 20, 2005 @ 3:45 am

    Teşekkür ederim rontgenci oarak görülmediğime. Aslında ne güzel diyorum o yaşta olmak, şunu şunu yapmak, ay deli mi bu diyorum, bu yaşta buna ne gerek var… Büyümüş halleri işte, ne gerek varsa?

    Çok da ilginç değil aslında hayatım, ilginç olan belki bakış açıları… Herkesin hayatının “roman” olduğu bir ülkede azıcık sıradışı yaşamaktan olsa gerek.

    Neyse Duygu’ cum (izninle) sen bak keyfine. Yaşayacağın tek hayat var o da senin hayatın. Deneyimli ukalalıklara aldırmamayı ben çok geç öğrenmiştim, sen zaten biliyorsun ne güzel.

    Taş Devrindeki Wilma geliyormuş. Dikkat et olur mu kendine?

  10. nursel the teknolojik anne said,

    Ekim 20, 2005 @ 5:47 am

    afferim benim akıllı kızıma..tabi ki tadına bakıcan hayattaki herşeyin..bu kumar dahi olsa..ama dur dur..tadına bakmaman gereken bazı kötü kötü şeyler geldi aklıma:))neyse burda zikretmeyim de senin aklına gelmesin hesabıı..canım yavrım benim ..seni özledim ben..Ece’ylen tatlı tatli büyüyp gidios bis..yeni kelimeler öğrendi,Atatü Atatü diyo..sonra başına sallayarak bi “hayıy” deyişi var ki sorma..geçenlerde babasıyla annesi,ben fethiye’de HASH deyken, parkta düşürmüşler yavrımı..Fatocanın deyişiyle “yavrım tek göz street faytır döyüşçüleri gibi olmuştu” ama şimdi iyi..
    Bazen ben de acaba İDDAAA oynasam mı deyip vazcayanlardanım…

RSS feed for comments on this post · URI'nin geri izlemesini yap.

Leave a Comment