Anılar 9

Yetsin artık! Düşünceler doluşuyor beynime. Glikoz şekillerini, enzim isimlerini, karbonların kime saldırıp, suların hangi bağları kopardığını öğrenmeye zorluyorum kendimi. Bu zor işi yapmaya çalışırken dışarıdaki sesler ilgimi(?) dağıtmasın diye mp3 çalarımı çıkarıyorum. Yanlış! Çok yanlış bir hareket. Geçen gün yolda dinlerim diye ders çalışma müziklerim olan Deep Forest, Enya, Miles Davis’leri silip yerine Dream Theater’ın “Scenes From A Memory” albümünü koymuştum, ve birkaç şey daha.

Benim için bu albümün kesinlikle ders çalışma müziği olmadığını, zaten daha önce de biliyordum, ama biyokimya sınavına 3 saat kala, pekiştirmiş oldum.

Önce ne kadar sevdiğimi, hastası olduğumu düşündüm bu albümün. Meren’le dinleyişimiz geldi bir de, onun bana “Bak burada gitar diil bu klavye, bahh yaaa…basslar… hayvan bu adamlar…” diye anlatışı… Sonra zamanda daha daha uzun bir yolculuğa çıkıp bu albümü bana çekip, ince beyaz bir kartona mavi tükenmezle parçaların adını yazıp kaset kabı haline getirerek veren kişiyi hatırladım bir anda. Aytekin… Ondan ne kadar çok şey öğrendiğimi, sonra elimde olmadan onu ne kadar çok kırdığımı hatırladım… Acaba napıyordur şimdi diye düşündüm. Yıllardır haber almadım sanki.

“Safe in the light that surrounds me
Free of the fear and the pain
My subconscious mind
Starts spinning through time
To rejoin the past once again”

Ben bu düşüncelere gark olmuş, elimdeki kalemle glikoz-6-fosfat’tan kurbağa yapmaya çalışırken, albümün en sevdiğim parçalarından biri başladı. İmkanı yok çalışamam ben bu biyokimyaya falan şimdi. Ahhh, bahhh yaa bahhh ya. Sanırım ben bu albümü Meren kadar falan seviyorum. Birden kendimi elleri buruş buruş, titrek yaşlı bir nine olarak, annanemin cuma sela vakti nedeniyle bize Ahmet Özhan ilahilerini veya Kuran-ı Kerim’in bilmem kaçıncı cüzünü, “kulağının pası açılır” diye kasetten dinlettiği gibi, torunlarıma zorla bu müziği dinletip “evladım bi rahat dur, bak çok seveceksin” derken hayal ettim. Cücüccc cüüccccc cüc cüc (metalci gitarı)… Evet kesinlikle! Yaşlanınca bile bu müziği dinleyip bugünkü gibi zevk alacağımdan hiç şüphem kalmadı. (İlerde tükürdüğümü yalayabilecek olma ihtimalim, beni bu cümleleri kurup onlara keyifle bakmaktan alıkoyamıyor ne yazik ki.)

Hayat ne garipti. Ve biz ona garip dedikçe sanki bundan zevk alıyordu…

“Where did we come from?
Why are we here?
Where do we go when we die?
What lies beyond
And what lay before?
Is anything certain in life?”

7 Yorum »

  1. meren said,

    Ekim 20, 2005 @ 3:11 pm

    Efendim sinaviniz iyi gecer/gecmistir umarim (john myung maymunu geldi aklima entry’nizi okurken; iyi calar terbiyesiz)..

    Yola cikacak bir meren olarak arzu etmeme ragmne bundan fazlasini yazamiyor, derin sevgilerimi ve saygilarimi aha tam buraya birakiyorum.

  2. nursel the teknolojik anne said,

    Ekim 20, 2005 @ 5:31 pm

    duygucum, sanırım yarın merenimizi görcez..ama bu arada bu saatte (ki saat gecenin 1.26 sı..yine deprem oldu burada..korkuyla hepimiz yataklardan fırladık,millet sokaklarda, arabalarına binmiş bi yerlere kaçışıyo..biz evdeyiz.hatta teyzenle boğaç yattılar bile..benim uykum kaçtı doğal olarak..korktum..ecemiz uyuyo..hiç bişeyden haberi yok tabi onun..uykun kaçınca naaparsın?düygümün bloguna bakarsın:)) iyiki merak edip öğrenmişim şu bilgisayarı..ne güzel bi arkadaş..seviyom bu aleti yaw..

  3. Duygu Özpolat Eren said,

    Ekim 20, 2005 @ 6:05 pm

    Ya İzmir öyle kötü bir deprem bölgesi miydi? Ürkütmeyin beni.

    Sınavım çok iyi geçti bu aradaö yarın ikinci ayağı var tabi bi de. Daha bitmedi yani (Kitap açık, kitap kapalı olayı.)

    anlamıyorum nedir ki bu doğa ananın bu ara bizden istediği… Neyse yıkmasın da ne kadar sallıyosa sallasın.

    annecim sen şimdi yine rocketmania kaptırmış gidiyosundur :)

    Merenimin arkasından da bi kova su döküyorum. opik.

  4. Anonymous said,

    Ekim 21, 2005 @ 3:23 am

    Şekerim bizim ailenin kadınlarından korkmak lazımdır. Ben de nihayet bunu tespit ettim. Daha once de tespit edenler vardı aslında ama bu kadar büyük olaylara neden olmamıştık ki benim beynime böylesine kazınmamıştı bu tez.

    (Sanırım bir önceki casino postunda atıfta bulunduğun belki de bu blogu sıkı sıkı takip ettiği için sana iyice kızacak ve benden de “yine ailenin sizi baştan çıkaran en kötüsü” olduğum için nefret edecek zattan çıkmıştı zamanında bu tez. şimdi bi yandan bak yine her konuda hakli olduğum gibi bunda da haklıyım diye düşünmesine sebep olacak bu cümle ama oluversin artık. zaten teknolojik annen önceki postuna hayret edeceğim yorumlar yazmış. yine sanki o zata zamanındaki yanlışlarına rağmen hafif de olsa anlayışlı bir tablo çizmiş ama. bari sayısal loto deseydi. bi de iddia diyo, inandırıcılıktan uzak)

    neyse ben nerde kalmıştım. bizim ailenin kadınlarından korkmak lazım. ailenin en zekisi, en güzel yazılar yazanı, en başarılı kadını aşkından ve hasretinden öyle görme ve birlikte olma isteği ile dolar ki sevgilisini, Allah bir kasırga patlatır, insanlar zebil olur, ama o aşkına hiç ummadığı zamanda bir ara kavuşması yaşar, hatta artık sevgili kavramı, eş kavramı ile pekişir, mutlu bir çift olurlar.

    Derken ailenin ikinci en zekisi, ikinci en güzel yazılar yazanı, yine sevdiğini sevdi mi çok seven ve mutlu bir evlilik de yapmış olan diğer kadın, birkaç yıl önceki İzmir depreminden önce de aynen olduğu gibi, bir süredir o çok bi öz eş olduğu eşi ile, kah yorgunluktan, kah aralarında yatınca mutlu olan çocuklarından, çiftleşememiş, tam da 16 Ekimi 17 sine bağlayan gece olanlar olmuş ve 17 Ekim sabahı işe giderken ne deprem oldu be diye birbirleri ile şakalaşmışlar ve birkaç saat sonra da o depremin etkisi ile olsa gerek İzmir yine sallanmaya başlamıştır.

    yani birinci kadın kasırgaya sebep olursa, eh ikinci kadın da en azından 5.9 büyüklüğünde depremler oluşturabiliyor demek ki…

    kaldı ki birinci kadın, hazır da evlenmişken, biraz daha uzun birlikte olmak için ikinci bir kasırgaya neden olabiliyorsa, ikinci kadın da yaklaşık 1800 artçılı küçük depremlerle izmirli halkın korkudan kıçını titretebilir demek ki :P

    Aslında ailenin diğer kadınlarının da ne biçim dualarının geçtiğine dair pek çok örnek var ama bunları damatlardan dinlemek daha doğru olur. zira kvalde dualarının nelere yol açtığını en güzel gözlemleyenler (2.nci damat) ve yukarıdaki gibi parantez içindeki lafları sarfedenler (diğer zat)de ki cevap onlardadır.

    Fontiligillerden bir fiş :)

    Not : Biz iyiyiz. pencereden dışarı çıkanlara acıyıp, yatağımıza yatıp mışıl mışıl uyuyoz. zira yarattığımız deprem 5.9 dan da büyük olamaz. çünkü 2.nciye hamileyiz ve tabi ki biraz da dikkatli şeettik. (ay çok utanmazım, kitlene karşı en terbiyesiz seçiliciimm, bari isim geçmiyor, sonra yüzlerine bakabiliyimmm)

  5. Cigdem Sonmez said,

    Ekim 21, 2005 @ 6:11 am

    Deprem durumu buradan izlenebilir.

    http://www.koeri.boun.edu.tr/scripts/sondepremler.asp

    Sizin aile’ nin hanımlarından korkmuş bulunuyorum. Yollar İstanbul’ a düşeceğinde önceden haber almayı diliyorum. :-)

    Sevgiler

  6. Duygu Özpolat Eren said,

    Ekim 21, 2005 @ 1:41 pm

    eehheh fontilifişçigim, hem çok güldüm hem de oha falan oldum :). eheheheh bak hala gülüyorum :) deprem. eheheh…

    evet korkulur bizim ailenin kadınlarından. Ama biliyorum ki insanlar “anlayamadıkları” şeylerden korkarlar.

  7. Anonymous said,

    Ekim 29, 2005 @ 3:46 pm

    dasrererewrewrdccxcxczxccxzczxcxzc

RSS feed for comments on this post · URI'nin geri izlemesini yap.

Leave a Comment