İnsanlığın akıl defteri - Moleschino
Küçüklüğümden beri, orada burada okuyup, derste, televizyonda görüp, birinden duyup öğrendiğim, ilgimi çeken bilgileri yazdığım defterlerim olmuştur. Gerçi son zamanlarda bu defterlerin yerini bilgisayarımın ve Firefox’un Scrapbook eklentisinin aldığını itiraf etmeliyim. Ama özellikle lise ve üniversitede, Meren’in Moleskine‘i gibi, ama kara kaplı olmayan, çiçekli böcekli defterlerim oldu. “Üstad”ım Yeliz’le o defterlere “akıl defteri” derdik. Hatta bu defterlerden bir tanesinde benim ilk bilimsel çalışmalarıma ve çizimlerime rastlayabilirsiniz :))
Lisedeyken annem keçeyi boyayıp harika yelekler yapıyordu. Bu keçeler bir divanın alt bölmesinde duruyordu. Annem yelek işiyle uğraşmayı bırakınca, tabi ki keçeler güvelenmiş. Bir gün divanı bir kaldırdım ki ne göreyim? Ortam güve cennetine dönmüş, tam bir şölen havası var. Garibanlar tabi bizim yün kazaklara naftalin yüzünden yaklaşamıyorlar, keçeleri keşfedince kendilerinden geçmişler. Annem manzarayı görünce bir çığlık attı tabi ama ben olaya her zamanki gibi bir bilim kızı edasıyla yaklaşıp “acaba bunlar nasıl bu kadar çok üreyebiliyorlar” diye düşünerek hemen Ana Britannica’nın G fasikülüne yapıştım. Güvelerin hayat döngüsünü öğrendim. Ve hazır elimde bu kadar güve varken (çoğu hala larva dönemindeydi), bir kısmını bir parça keçe ile kavanoz içine koyup kendim büyütmeye karar verdim. Arada bir kavanozu açıp ne alemdeler diye bakıyor, hatta resimlerini akıl defterime çiziyordum. O kavanozu uzun süre tuttuktan sonra bıkıp attım sanırım :) Geride, ben birgün çok ünlü bir bilim insanı olunca torularım tarafından açık artırmayla satılıp parası yenecek o nadide çizimlerim kaldı, ah ah…
Tamam güvelerden çabuk bıktım ama akıl defteri sevdasından o kadar kolay vazgeçecek değilim. Meren’in Moleskine’ini de kıskanmıştım zaten ne yalan söyleyeyim. (Aslında yalan, ama konsepte iyi gitti, şimdi bozmayın.)
Ali Işıngör tam zamanında imdadıma yetişti: şu akıl defterine bir bakın! Harika oldu!


Cigdem Sonmez said,
Kasım 15, 2005 @ 1:33 am
Babamın vardır öyle defterleri.. Arkasında her ayın sabit giderleri, ek masrafları tuttuğu bütçesi, ön tarafında kimselere göstermediği notlar… Yeri geldiğinde çıkarır, bir deyiş, bir şiir, bir fıkra ya da benzer bir şey için… Yıl sonunda kapatılır, yenisi alınır.
Hazine gibi. İyi ki aklıma getirdiniz, sağolun…
rickytick,namı diğer tekno anne said,
Kasım 15, 2005 @ 4:38 pm
Duygucum
sen eski günlerden bahsedince birden benim aklıma bi anımız geldi..hani yıllar geçse de unutmayıp hatırladıkça güldüklerimizden..burada anlatmam ne kadar uygun olur bilemiyorum ama merak işte..bu blogu okuyanlar da bizim kadar gülecekler mi merakı..
Sen küçükken hani benim yanıma , yatağa gelirdin,belki korktuğundan, belki de benimle uyumak istediğinden..Ama nedense kıpır kıpır bi türlü uyuyamaz beni de uyutmazdın.Ben de ertesi sabah erken kalkıp okula gideceğimden uyumak isterdim..bi seferinde ben sana “Duygu 3 kere daha kıpırdanma hakkın kaldı ona göre” demiştim ve uyumuştum..Canım yavrum, meğer 3 kıpırdanma hakkını kullanmış , ondan sonra saygından hem kıpırdayamaz hem de uyuyamazmışsın..:)) canım yaaa…sonradan bu durumu anlatıp anlatıp gülüşürdük..bazen Teyzenle filan konuşup gülüyoruz..çooook tatlıydın sen çooook..ve hala da öylesin..güve kavanozunu da untmadım ha:)))
dilay said,
Kasım 16, 2005 @ 3:21 pm
nursel teyzecim ben koptum valla olaya:) ama bak sen kizina yine de hakkini sonuna kadar kullanirmis:) ayrica bana son verdigin destekleri de unutmuyorum, he yani di mi biz gibi sanat insaninin ne isi var guveyle bocekle falan:p
duyguuuuu, ben bu guve isini bilmiyodum, bu cidde bi mesele bence:) ve de akil defterini, daha dogrusu boyle bi deftere guve resimleri çizdigini.. sasirdim.. ama valla bak pek sasirdim..
optum tatlim.. biliyosun ben bi kendimden geçtim yine son gunlerde ama toparlandim sayilir, mail atçam sana..
hakan selcuk bacak said,
Kasım 17, 2005 @ 1:02 am
bir güvem bile yok, anlıyor musun
hadi gülümse.
rickytick,namı diğer tekno anne said,
Kasım 17, 2005 @ 8:45 am
Dilaycıım,
Düygüm daha küçücüktü..Öyle kaliteli felan olmayan bi tanecik barbi bebeği vardı.Bi gün oturduk o bebeğe bişeyler dikiyoruz..Düygümün bu iş çok hoşuna gitmişti..Daha okula filan da gitmiyo hani..Bana dedi ki “anneciğim, ben bilim adamı olmak istiyorum, yanında da birazcık terzi olabilirmiyim?” ..İşte benim akıllı kızım gerçekten de hedeflerini taaaa o zamanlardan belirlemişti, bilim adamı oluyo inşallah ama yanında herşey de oluyo aynı zamanda..O hariika takılar yapar, haarika örgüler örer,haarika yazılar yazar, aynı zamanda iyi bir aşçı, kötü bir şofördür..Haaarika bi insandır yani o..benim kızım diye mi öyle bilemiyorum..ama benim canımdır , bebeimdir o..Tabi Fatihim de bi tanedir..öptüümmm..
Anonymous said,
Kasım 17, 2005 @ 3:08 pm
şimdilik yenge statüsünde takp ediyoruz ya bu blogu, tekno annenin şu cümlesi bitirdi tüm sözleri : “o..Tabi Fatihim de bi tanedir..öptüümmm..” Sanırım Fatih, The Yenge’ nin erkek kardeşi olur, anne de kıskanmasın diye ’seni de oğlum seni de yapmaktadır’. Tekno annenin yazdikları artık müstakil olarak takip edilmeye başlamıştır. Kendisinin en kısa zamanda ayrı bir blog sahibi yapılması şart olmuştur.
Duygu Özpolat Eren said,
Kasım 17, 2005 @ 3:14 pm
aslında Fatih’in kıskançlık huyları yoktur pek. Hatta kendisi şu aralar gitar çalmakla pek bir meşgul olduklarından ablasının blogunu okuduğundan bile şüpheliyim. Fakat yıllar sonra karşınıza Türkiye’nin sayılı cazcılarından biri olarak çıkarsa şaşırmayın :)
Eskiden ben kıskanırdım Fatih’i. :) Aslında bizim ailede bununla ilgili de pek çok komik öykü vardır. Ama benim yine sınavlarım başladı. Bir de artık evde internetimiz yok.
Belki annem anlatır bikaç tane
Cigdem Sonmez said,
Kasım 18, 2005 @ 1:30 am
Bir yerlerinizde nazar boncuğu var di mi sizin? Ben tahtaya vura vura bir hal oldum da..
Darısı benim çocukların başına diyorum ve sizi kutluyorum Nursel Hanım.
Anonymous said,
Kasım 18, 2005 @ 3:51 am
ben de çok gurur duyuyorum yeğenlerimle. pırlanta gibiler. yoğunluktan ecemin günlüğünü bile yazamıyorum zamanında. ama sabahları gazete haberlerindeki iç karartan veya saçmalayan başlıklar yerine duyguyu, mereni, ali beylerini, moleschinolarını ziyaret edip, biraz kültürlendikten ve bu kaliteli insanların dünya görüşlerinden, bilgilerinden, sözcükleri kaleme alışlarındaki ve konuları seçişlerindeki güzelliklerden haz aldıktan sonra işime başlıyorum.
sıklıkla yorumlara katılamasam da takipçinizim tüm yoğunluğuma rağmen. hatta arada ecenin sayfasına bile bakıyorum. belki birileri benim yerime birşeyler yazmıştır diye.
selam ve sevgiler…
9 yaşında teyze olmuş kardeş kişi
rickytick,namı diğer tekno anne said,
Kasım 18, 2005 @ 7:43 am
henüz içi boş olsada dün benim de bi GÜNNÜK’üm oldu sayın kendini belirtmeyen kardeş..Hatta günnükümün ilk yazısını bile yazmıştım ama acemilik işte kaydedememişim..bi daaa olmas…
http://www.blogcu.com/rickytick/
dilay said,
Kasım 20, 2005 @ 4:58 pm
hahayt, Nursel teyzemin de bi bloğu olmuş, çok tatlı çooook kendisi..
nursel teyzecim yok valla senin kızın diye ya da benim biricik arkadaşım diye deil, o niye öyle şahane ben bilemedim.. insanın azcık ordan buradan eksiği olur di mi ama yok anacım yok işte:) bunu o tatlı annesine mi borçlu bilemiyorum..
duygunun bende sayfalarca yazısı var,yanyana sınıflarda bulunup, sanki birbirimizden kilometrelerce uzaktaymışçasına durmadan yazdığımız, o küçücükken yazdığımız sayfalar dolusu mektup.. bigün aralarından bi seçme yapıp sevgili duygucum da izin verirse( bak burda izin versin diye şirinlik yapıyorum:)bikaç tanesini yayınlamak istiyorum.. yayınlamak da biraz abartı bi kelime oldu ya neyse artık, ne de olsa artık geleceğin mühim bi insanından sözediyoruz(bu arada fatihle ilgili tüm aytıntılar da orda:)
bi de yeri gelmişken annemiz ve teyzemizden o bunalımlı ve feci yoğun geçen ilk ergenlik dönemi dolayısıyla bi özür dileyim istedim.. sürekli kızlarını ağlatan, üzen, bi küsen bi barışan lanet olasıca kız çocuğu olarak:) bende az ağlamadım ama hadi neyse:)
Duygu Özpolat Eren said,
Kasım 20, 2005 @ 5:18 pm
ya yapmayın çok utanmaya başladım ben…
:)
Dilay’cım uygun gördüğün her şeyi “yayınlayabilirsin”.
Bu arada beni tanımayanlara: o kadar da süper bi insan değilim. Ne kadar suratsız, huysuz ve ukala olabildiğimi yine bu insanlar biliyolar, ama nedense beni bu kadar çok sevmeye devam ediyolar :) deli miler neler…
hakan selcuk bacak said,
Kasım 21, 2005 @ 2:26 am
o zaman ben de süper bi anımı anlatiim duygu’yla ilgili;
biz bir sürü konsere gittik bununla.
bitti.
not: word verification’daki soruyu gene bildim. çok kolay soruyolar..
rickytick,namı diğer tekno anne said,
Kasım 21, 2005 @ 6:10 am
Dilay şekeri,
Benim blogda sana cevap vericiim..Düygünün günnükünü daha fazla meşgul etmiyeyim diyorum..öpcük
hakan selcuk bacak said,
Kasım 21, 2005 @ 6:27 am
http://www.ankaraanadolu.k12.tr/index.php
buyur duygu bak, bedo medo fotosu var.. sen seversin. özlemişindir.
TalismanDiyette said,
Ağustos 28, 2006 @ 4:03 am
Merhaba,
Ya çok pragmatist bir yaklaşım olacak ama evimde güve var, ne yapacağımı bilmiyorum, siz nasıl kurtulmuştunuz..
Çok teşekkürler şimdiden..