Amerikan Futbolu ve LSU Tigers
Az sonra okuyacaklarınız sizi şok edebilir.
Efendim geçtiğimiz cumartesi günü, daha önce bizi kumarhaneye götürmüş olan Ben isimli arkadaşımızın (ki bundan sonra Türkçe’deki “ben” ile karıştırmamamız için kendisinden Osman diye bahsedeceğiz) bir kıyağı üzerine, Amerikan Fitbolu bir nedir? onu öğrendik.
Osman, akşamüstü saat 5-6 sularında bizi (Düygü, Ahmet ve Alain’i) evden alarak LSU Tigers (bizim okul)- OLE MISS (misisipi) maçını dev ekran gösteren bir bara götürdü. Bira içip maç seyrettik. Çok zevkliymiş. Ne kadar keyif aldım anlatamam. Benim ne kadar anti-futbol bir entel olduğum, yıllardır nasıl da takım tutmadığım, ve hatta malesef takım tutan, futbol düşkünü insanlara önyargıyla baktığım bir gerçektir. Bu önyargılarımın sebebi yıllardır gerek entellikten, gerekse fanatikliğin, cahil haklın futbolla uyutulmasının ve Türk Futbolu’yla ilgili daha başka (hala geçerli) pek çok şeyin beni, bir topun arkasından koşan bir miktar adamlı her türlü maç ve spordan tiSSkindiRtmesidir.
(Oysa ki bu yazının yorum bölümüne sanırım benim ortaokul dönemlerimde nasıl bir futbol manyağı olduğuma ilişkin yazacak anısı olanlar vardır aranızda biliyorum.)
Bu arada hemen açıklamamda fayda var. Amerika’da futbol denilen spor ile Türkiye’deki futbol birbirinden farklı. Bizdeki futbola Amerika’da “soccer” deniyor. Benim şu anda bahsettiğim ve cumartesi günümün yarısını bira içip maç seyrederek harcadığım futbol “Amerikan Futbolu”. Hani acayip iri, tercihen zenci adamların birbirlerine toslayıp durdukları, oval bir topu olan spor :)
Ben elbette ki her zamanki önyargılarımla, “ööff nerden çıktı bu maç falan şimdi, keşke yanımda bir kitap falan getirseydim onu okurdum” diye hayıflandım bir süre. Sonra “Ya bu da bunların kültürü işte, dur bakayım bir şans vereyim, bir öğrenmeyi deneyeyim, boşuna mı geldik buralara” dedim. Zira Türkiye’de futbol nasıl insanların hayatının bir parçası (hatta malesef yegane eğlencesi, amacı) ise, Amerikan futbolu da burada öyle.
Dedim “Anlat bakalım Osman, neymiş şimdi bunun kuralları?”
Anlamam biraz zaman aldı tabi. Ahmet de saman altından su yürüten, iki dakkada kapmış ne olup bittiğini, kuralları. O da bana açıklayınca tam oldu -ki bundan sonrasını görmeliydiniz. Kendimizden geçmiş, “hadi be, yürü be” gibi bir takım tepkilere gark olmuş idik. Ahmet’le “bize neler oluyor” şeklinde birbirimize bakışıyorduk arada. İşin ilginç yanı, üniversite futbol takımları (College Football) söz konusu olduğunda elbette kendi üniversitenizin takımını tutuyorsunuz, Profesyonel ligdeki takımlar da genelde eyaletlerin büyük şehirlerinden çıkma olduğu için, yine kendi oturduğunuz yerin takımını tutuyorsunuz. Tabi ki herkes istediğini yapmakta özgür ama öyle bir ortam var ki LSU’da (Louisiana Eyalet Üniversitesi’nde) olup “eee ben Pensilvanya’yı tutucam” demek cidden acayip karşılanacak bir durum. (Amerikalılar’ın etiket merakı…) Bunun güzel yanı ise, kimsenin futbol yüzünden kavga edecek bir karşı takım taraftarı bulamaması :)
Tabi Üniversite Futbolu’nun nasıl bir “sektör” olduğuna hiç girmiyorum ve yazımı aniden şu şekilde bitiriyorum:
Geaux Tigers :)


hakan selcuk bacak said,
Kasım 22, 2005 @ 12:38 am
baseball’a sardır sen bak o daha karizmatik ve estetik..
not: kendime yeni bi sayfa açmaya karar verdim ve aşağıdaki adrese taşındım.
http://www.blogcu.com/bacak/
bu sefer yazacam oturup.
Mert Ulas said,
Kasım 22, 2005 @ 6:40 am
bende izledim bir kac mac burada hatta daha onceden istanbul’da bir arkadasim itu’nun takiminda oynuyordu amerikan futbolu. Bu oyun bana gore biraz yavas geciyor, temposu dusuk gibi, cok fazla duraksama oluyor sanki. Baseball’da oyle, bir de gobekli insanlari gorunce cok sporcu insan tipi diyemiyorum nedense, kafamda hep daha atletik bir sporcu tiplemesi var. Gene de touchdownlari seyretmek eglenceli.
Duygu Özpolat Eren said,
Kasım 22, 2005 @ 11:10 am
Bacak kişisine:
Şimdilik benim gibi bir anti-sportif bünye için Amerikan Futbol’una bir de baseball eklemek toksik etkilere sebep olabilir :) Gördüm yeni blogunu. Hadi hayırlısı, hevesle bekliyoruz.
Mert Ulaş’a:
Futbola göre belkı bıraz yavaş tempolu ama sanırım benim için çok yeni bir şey olduğundan bu kadar keyif aldım. Yani kuralları anlamaya çalışmakla oyalanıyor insan bir süre zaten.
Ama ne yalan söyleyeyim ben Türkiye’deyken çok önyargılıydım bu spora, biraz da “ODTÜ Falcons”u ODTÜ’ye bir yakıştıramamıştım, eski kafalılık mı artık bilemiyorum. Hep çiçek çocuklar falan görmeyi istiyor insan sanki :) Hala daha “Türkiye’de bi de Amerikan Futbol’u eksikti” hisleri doluşmuyor değil içime :) “Kütüphaneye kitap, dersliklere projektör alsalar ya onun yerine” gibi hislere kapılıyorum. Ama Türkiye’de Amerikan emperyalizmi olan şey burada sadece Amerikan Futbolu :) (Tabi bu da buradaki halkın uyuştururcularından biri)
A. Murat Eren said,
Kasım 22, 2005 @ 2:35 pm
Türkiye’de, futbol’u icra eden kitlenin kalitesizliği biraz da takip etmeyi keyifsiz hale getiren sanırım.
Hayatta meşgul olacak hiç bir şeyi olmayan adamların önüne at yarışlarını ve futbol’u koyunca, onlara yaklaşık bir insan ömrü yetecek materyali sağlamış oluyorsun sanki. Potansiyeli itibarı ile daha fazlasını arayanların entellektüel açlıklarını bastırmak için de aşağıdakilerden bir veya ikisi yetiyor:
- İğrenç diziler
- Uç siyasi görüşler
- Fantezi müzik sanatçıları
- Reha Muhtar
(sinirlenseydim bari?)
Sen buralarda değilsin bilmezsin, geçenlerde milli maçta bizi eleyerek Dünya Kupası’na gitmemizi engelleyen takımın oyuncularından birine bizim antrenör çelme takıp, tekme mekme atmaya çalıştı maç çıkışı (içerde de tartaklamışlar bir kaçını).
Ben son 20 dakkasını izleyip televizyonu kapatırken, başka insanlar adamların uçağı kalkmadan önce iki küfredelim diye gerekli yerlere gittiler mesela.
Neden bu kadar korkunç bir şey ki dünya kupasına gidemeyişimiz? Ucuz eğlence arayışıdır gidiyor. Nerede saklanıyorlarsa şu %40′a bir rastlayamadık gitti.
Birilerinin bu salakların rüyalarına ak sakallı dede formatında girip sakin bir ses tonu ile “Bak yavrum, iki gözüm, hayatta bazı şeyler amaç, bazı şeyler de araçtır. Bazı şeylerse ikisi de değildir. Anlıyorsun değil mi? Anlamadın mı? Ya şey aslında, yani hayat aslında öyle garip bir şeydir ki .. Şimdi mesela yahu sen hiç şu kâinatı filan düşündün mü lan bi kere? Neden diye sordun mu lan? Ulan… Kalk! Kalk ulan eşşoleşşek uyan bakiim uyuma lan artık! Kalk ulan! Kak kak kak kak kak! Uyuma! Çaat çotaaa şraaak” filan diye girişmesi lazım.
Yazdıklarım hükümsüzdür, gidip yapmayın.. Sinir yaptım yahu birden.
Duygu Özpolat Eren said,
Kasım 22, 2005 @ 3:24 pm
Buradaki Amerikan Futbolcularının da akşamları yatmadan Dünya Klasiklerini okuyup Discovery Channel ile History Channel arasında zapladıklarını sanmıyorum :) Mert Ulaş’ın bahsettiği gibi bir de göbekliler ki sorma :)
Ki Amerikalıların da kırosu Türk kırolarını aratmıyor. Cahil her yerde cahil, Amerika’da çok var onlardan. Mesela ben Avrupa gördüm şekerim, orda daha bi azdı sanki.
Arada sırada bir bardak soğuk bira yudumlayıp LSU maçlarını izlemek güzel olabilir. Ya da zamanında Milli maçları izlemiştik dünya kupası zevkliydi. Ama insanı o kadar nefret ettiriyor ki saydığın olaylar, tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış modunda, protesto edip hiç bulaşmamak istiyorum maçmış, futbolmuş.
öperim seni :)
Al 'shoedick' Bundy - Four touchdowns in a game said,
Kasım 27, 2005 @ 5:49 pm
meren bey, kizmayiniz. bir ara size butun bunlarin basimiza gelmesinin iki nedeninden birinin sanayi devrimini yapamamis olmamiz, digerinin de hobi edinme ozurlu olmamiz oldugu, hatta ikincisinin asil nedeninin de birincisi oldugu ana temasina sahip uzun bir monolog eyleyeyim. ondan sonra da ingilizlerle fransizlari, yunanlilari ve italyanlari nasil yendigimizi anlatirim.
amerika’da da cok sayida kiro olmasi ve kiroluk patternlerinin bizimkilerle ortusmesini ise ne hobi edinememelerine ne de sanayi devrimi yapmamis olmalarina baglayamiyorum lakin. daha ilginc bir sebebi olmali.
duygu hanim, tanismiyoruz sizinle ancak blogunuzu begeni ile takip ediyoruz.
esenlikler efenim.
A. Murat Eren said,
Kasım 28, 2005 @ 8:45 am
“(…) temasina sahip uzun bir monolog eyleyeyim. ondan sonra da ingilizlerle fransizlari, yunanlilari ve italyanlari nasil yendigimizi anlatirim.”
Efendim sabırsızlıkla bekliyorum, yalnız, ingizlerle fransızları, yunanlıları ve dahi italyanları nasıl yendiğimizi daha önce sizden dinlemiştim. Lakin yine sizin hakkında engin bilgiye vakıf olduğunuzu duyduğum ismail çavuşun 10 askerinin 30 ağustosta iki yunan takımını nasıl yendiğini anlatmanızı sabırsızlıkla bekliyorum..
“amerika’da da cok sayida kiro olmasi ve kiroluk patternlerinin bizimkilerle ortusmesini ise ne hobi edinememelerine ne de sanayi devrimi yapmamis olmalarina baglayamiyorum lakin. daha ilginc bir sebebi olmali.”
Çok ilginç (ve bir o kadar da sarsıcı) bir noktaya parmak basmışsınız.
Sözlerinizi okuduktan hemen sonra aklıma şu soru(lar) geldi: bahsettiğimiz farklı süreçlerin outputu olan insanların davranışlarının aynı patternlarla şairane bir uyum göstermesi, sürece etken daha büyük bir gücün varlığı ile açıklanabilecek bir şey midir acaba? Acaba yalnız değil miyiz? Acaba uzaylılar da kıro mu?
Bu sorular beni tarifi mümkün olmayan bir yoğunluğa ve duygu seline gark etti, rahatlamak için yazdığım şiiri sizlerden sakınamazdım:
“mor müjde”
22.11.05
mor müjdeceğiz boya,
ekseriyet biriciği ağrı,
ah ekseriyet biriciği ağrı..
izbe tasayız yasayıver,
gevrek binamazsal sopala.
ah gevrek binamazsal sopala..
ben öznel imrenti bandırmışım,
sense yayvan farenjitçiyi pörsüyorsun,
dur, pörsüme.
lütfen,
…………….pörsüme…
Saygılar.
Duygu Özpolat Eren said,
Kasım 28, 2005 @ 12:06 pm
“Al ’shoedick’ Bundy - Four touchdowns in a game said…” Bey,
Çok doğru buyurmuşsunuz. Benim de aklıma şunları getirdi yazdıklarınız:
Türkiye’den gelirken buraya, uçakta yanıma iki çocuklu bir bayan oturdu. Bu sevgili bağyanın çocukları hiperaktiviteden haylice nasiplerini almış iki adet küçük canavardı esasen. Ben böyle durumlarda “ay çocuk var iğrenç, hostes hanım uçağa çocuk girmişşş!” diyen bir insan değilimdir, sakin olmaya kitabımı okuyup, müziğimi dinleyerek bir süre sonra uykuya dalarak ağzımdan salya akıtmaya çalışırım. Fakat bunlar hakkaten yaramaz çocuklardı. Kadın “dur sus otur” diyor, ciddi bir çaba harcıyordu, tamam. Fakat işe yaramıyordu.
Sonra çocuklardan yaşça biraz daha büyük olanı okumakta olduğum kitabımı çekiştirmeye başladı. O anda, o çocukların neden yaramaz oldukları, neden o uzun yolculukta elbette bir türlü uyumak istemeyip sıkıldıkları gerçeği bana “hasıl oldu”. Be kadın. Sen bu çocuğa boş vaktinde ne yapabileceğini öğrettin mi? Altı üstü kıytırık bir boyama kitabı, iki de pastel boya alsan, resimli bir masal kitabı alsan, hiç olmadı bir tetris falan alsan be. Bu insanlar eğer ki ABD’ye tatil için gidiyorlarsa, belli ki bütün bu saydıklarımın çok daha fazlasını alabilecek paraları var. ABD’de yaşan Türk’ler iseler, Walmart’ta her şeyin en adisi, ucuzu ve Çin malısı var. Ama var yani. Bir çocuğu uçakta oyalayacak birkaç oyuncak, kitap vs almamanın hiçbir bahanesi olamaz… Cahillikten başka.
Şimdi annesi en ufak bir hobiden yoksun, gündüzlerini Semra Teyze izleyerek geçiren bu çocuk ne yapsın, tabi yaramazlıktan başka bişey yapmıyor.
Yine de çocuk olayı bambaşka bir dünya tabi, şimdi birden kendi, canımdan çok sevdiğim minik kuzenim Ece’yi ve teyzemin en son onun hakkında “arabada hiç durmuyor” diye yazdıkları geldi :) Tereddüte düştüm bi an yukarıda söylediklerimden, zira teyzemin çok iyi bir anne olduğunu biliyorum.
Madem toparlayamıyorum, en iyisi “EYitim şart” diyerek bitireyim :)
Anonymous said,
Mart 27, 2006 @ 3:31 am
arkadaslar saka mi yapiyorsunuz turkiyede bu sporu yapanlar dunyada bu sporu yapan en egitimli kisiler herkes universite ogrencisi , bogazici odtu itu gibi universitelerde okuyorlar bir yandan bir yandan da her turlu fedakarlıgı yapıp amator ruhla ellerinden geleni yapıyorular. Dışardan eleştirmek kolay , neye gore bu kanılara varıyosunuz ki