Estudiante de biologia – delirmiş


Benim hücre biyolojisi çalışmam lazım. Oturup o güzel kalın kitabı efendi gibi okumam, orada yazanlardan başka birşey düşünmemem ve bu lanet bilgisayarın klavyesiyle herhangi bir temasta bulunmamam lazım. Zira pek yakında sınavım var. Öğrenmem gereken çok şey var, ve böyle leyla olmaya devam edersem Pompei’nin son günlerine benzeyecek hayatım.

Hücre biyolojisi denince tüyleriniz diken diken oldu, lisedeki o sevmediğiniz cadı biyoloji hocasını hatırladınız biliyorum, hatta sırf bu biyoloji denen ders yüzünden ÖSS’de fen netleriniz düşük gelmişti. Ama bidakika! Beni bir dinleyin. Hastasıyım ben aslında bu dersin. Kitabı öpesim geliyor zaman zaman. “Madem seviyorsun neden çalışamıyorsun” da demeyin hemen. İki dakka lafımı bölmezseniz anlatıcam. (Ev arkadaşım olacak züppe, başkalarının bulunduğu ortamlarda benim sözümü tam ortasından cort diye kesen, beni hiç dinlemeyen, ya da kulak yerine başka organlarla dinleyen bir insan olduğundan, bu aralar sözümün kesilmesine biraz sert tepki gösterebilirim kusura bakmayın.)

Ne diyorduk, hücre biyolojisi. Size yemin ederim, dersleri dinlerken artık bu kadar da olmaz, bu koskoca prof çıkmış bizimle dalga geçiyor yahu, diyorum. Bu iş biyolojiden falan çıktı. Bilim kurgu olmaya başladı. Artık öyle şeyler anlatıyor ki, vücudumdaki milyarlarca hücrede, her saniye (ve hatta salise), kafamın almakta zorlanacağı kadar karmaşık olayların gerçekleştiğine inanamıyorum. Gerçekten. Sizce de çok ironik değil mi? Beyin hücrelerim, kendi içlerinde olup biten bir takım olayları “anlamakta” artık zorluk çekiyor!

Hücreleri bir arada tutan zımba gibi yapılardan tutun (örneğin dezmozom), hücre bölünmesi sırasında aşağıda gördüğünüz şekilde kendisine çeki düzen veren DNA’ya (normalde kromatin adı verilen ipliksi bir halde bulunuyor, ama hücre bölüneceği zaman, toparlanıp -biz biyologların, ehem- kromozom dediğimiz bu kompakt şekli alıyor), ya da epitel hücrelerin sil adı verilen uzantılarının kesitine (yukarıda en baştaki resim), vücudumun pek çok yerindeki pek çok hücre tarafından “ablacım o kolay, iki dakkada yaparız biz bunu, sen geç şöyle otur” şeklinde bir ustalıkla yürütülen inşaa ve organizasyonu düşündükçe, ben yoruluyorum! Nasıl oluyor da oluyor. Evet işte kitapta yazıyor da, kitaptaki bu resimlere bakıp olan biteni okudukça, sınavı değil “hayatın anlamını” düşünmeye başlıyorum. Sanki bütün bunları kendim bulmuşçasına bir “Eureka!!” hissine kapılıp, “bunu birilerine anlatmalıyım” diyorum. Bu “birisi” söz kesme ustası (ve zaten benimle aynı dersi alan) Alain efendi olamayacağına göre, işte o an, klavyeye temas kaçınılmaz oluyor :)

Aşağıda, bir hücrenin dışarıdaki maddeleri içeri alırken kullandığı yollardan biri olan klatrin kaplı kesecikleri görüyorsunuz (clathrin-coated vesicles). Resmin altında bu keselerden dakikada 2500 tane oluşturulduğu yazıyor. (Bu mekanizma hücreler tarafından, örneğin, kandaki kolesterol moleküllerini içeri almada kullanılıyor. Bu arada, kolesterol aslında vücudumuzun ihtiyaç duyduğu bir madde, paranteze sokuşturayım bunu da.)

Bunun gerçekleşmesi için kaçlarca proteinin, birbirlerine ne şekillerde bağlanıp neler yaptıklarını anlatamam. (Anlatırım da sıkılırsınız şimdi).

Ama bütün bunlar çok acayip değil mi sizce de? Yoksa ben deliriyor muyum? :)

Minicik hücreleri bu kadar karmaşık işleri bu kadar ustaca yaparken, ülke-kurum-vs yönetmeyi, organize olmayı beceremeyen, dünyayı bu hallere sokan insanoğluna bak… (Ne hallere? Anladın sen…)

Bayramınız Kutlu Olsun :)

  • Share/Bookmark

49 Yorum »

  1. Mert Ulas said,

    Kasım 6, 2005 @ 05:24

    Aslinda bilgisayarlarin alt yapisini inceledigimizde bunlarin da insan beyni ornek alinarak yapildigini gorebiliyoruz fakat ne var ki bugun bile bir super bilgisayar icindeki butun parcalar vucudumuzda ki gibi uyumlu ve hizli calismaktan cok uzakta.

    Bazen o kadar uyumlu bir sekilde cok buyuk ve karmasik gorevleri yerine getiriyorlar ki dusunmeden edemiyorum acaba atom bazinda bir bilinc var mi diye… Cunku bu islemler elektrikte ki 0-1 mantigiyla yapilacak gibi degil.

  2. meren said,

    Kasım 6, 2005 @ 10:21

    Merhabalar,

    Mert Bey’in görüşlerine bir şeyler eklemek istiyorum müsade ederse,

    > Aslinda bilgisayarlarin
    > alt yapisini
    > inceledigimizde bunlarin
    > da insan beyni ornek
    > alinarak yapildigini
    > gorebiliyoruz

    Bilgisayarların günümüzdeki altyapısının, insan beynini insan beyni yapan değerlerin hiç birisini taşımadığını biliyoruz aslında.

    Bilgisayarlar, beynin nasıl hesap yaptığına, verileri nasıl işlediğine dair hiç bir bilgi yokken ortaya çıktılar ve hala beynin nasıl çalıştığına dair elle tutulur, modellenebilir bir bilgi yok bilimin elinde. Neuroscience gelişip merkezi sinir sisteminin işleyişi hakkında modellenebilir teoriler ortaya koymadığı sürece de hesaplama yöntemi olarak insan beynini model alan bilgisayarların yapılabilip yapılamayacağına dair fikrimiz dahi olamaz sanıyorum.

    Elbette, bilgisayarlar çok aptal makineler. O kadar işi nasıl yaptığını kestiremediğiniz muazzam uygulamaları, Çin Seddi’ne benzetebilirsiniz; ne yaptığının farkında olmayan sonlu sayıda insanın her şeyin farkında olan bir veya bir kaç kişi tarafından yönlendirilmesi ile ortaya çıkmış devasa bir yapı.. Bilgisayarlardaki sonlu ve ilkel instruction’ları kullanarak ortaya çıkan uygulamaların arkasında da yine ve hala Çin Seddi’ni yapan işçilere neyi nasıl yapacaklarını söyleyen insan beyni var.

    > Cunku bu islemler
    > elektrikte ki 0-1
    > mantigiyla yapilacak
    > gibi degil.

    1 ve 0′ı küçümsemeyin :) Bir elektronun pozisyonunun nelere kadir olduğunu görmek için quantum computing’e bir bakmanızı öneririm, eğer ilginizi çekerse.

    İnsan bedeni içerisinde gerçekleşen işler hala o kadar mistik ve belirsiz ki ben bazen neden tüm yapıtaşlarımla evrendeki entropiye bu kadar karşı çıkıyor, yığılıp kalıp sonra da çürümek yerine mesela şu anda çıkır çıkır bir şeyler yazıyorum, anlayamıyorum. Çok saçma.

    Canlıların içerisindeki varolma isteği nereden geliyor? Yakın bir zamana kadar beynin hesapsal fonksiyonlarını yerine getiren en küçük birimi sanılan beyin hücresi içerisinde dahi çok fazla sayıda bulunan daha küçük hesapsal component’ın yaptıkları şeyleri yapmaya devam etme arzuları nereden geliyor?

    Bunların ötesinde Rodney Brooks ile aynı yapıtaşlarından mütevellit olmamıza rağmen onun yukardaki sorulara verebileceği harika yanıtları varken benim neden yok?

    Karmaşa ve uyum mu istiyorsunuz? Bilgisayar ve yaptığı bütün işler elimizin kiri.. Asıl uyum ve karmaşa, uyumu ve karmaşayı farkeden yerde.

    Selamlar.

  3. Anonymous said,

    Kasım 6, 2005 @ 11:49

    hangi kitapmış o biz de okuyalım

  4. Duygu Özpolat Eren said,

    Kasım 6, 2005 @ 13:56

    “Kitap hangi kitapmış biz de okuyalım” diyen sevgili anonimus, nasıl bir altyapıya sahip olduğunuzu bilemiyorum, ama biyoloji kökeniniz varsa, yabancı ders kitapları arasında “en kalın” kitapların hep “biyokimya” kitapları olduğunu biliyor olabilirsiniz. Fakat bu “Molecular Biology of the Cell” kitabı, benim gördüğüm tüm biyokimya kitaplarından kalın (tamam Mükremin tarzı bir yaklaşım oldu, ama öyle işte). Okula taşımakta zorlanıyorum. Biyoloji konusunda belli bir altyapıya sahip değilseniz okumakta zorlanabilirsiniz :). Artık ben bu konularla ilgili popüler bilim kitaplarını pek takip etmediğim için başka bir kitap önerisinde bulunamamakla beraber,
    şu adreste çok güzel animasyonlar olduğunu söyleyebilirim.

    Diğer yorumlara gelince,
    Mert Ulaş, “Bazen o kadar uyumlu bir sekilde cok buyuk ve karmasik gorevleri yerine getiriyorlar ki dusunmeden edemiyorum acaba atom bazinda bir bilinc var mi diye.” demiş.

    Aslında var diyebiliriz böyle bir şey. Kimyasal bir “bilinç” :) Şöyle ki:
    Vücudumuzdaki önemli işlerin çoğunu proteinlerin yaptığını söyleyebiliriz. Çeşitli işlev ve yapıdaki proteinleri hücrelerimiz üretiyor. Ve bunu yaparken DNA’daki bilgiyi kullanıyorlar. (Fakat bu da pek çok başka proteine ihtiyaç duyan bambaşka bir hikaye, ama şimdilik biz proteinlere yoğunlaşalım). Örneğin yediklerimizi sindiren enzimlerin yapısı protein, ya da DNA kromozom halini alırken kromatin iplik, adeta bir makara görevi gören proteinlere sarılıyor (yazıda bahsetmiştim). Hücrenin içinde dışında olup biten her şeyde bir protein-protein ya da protein-diğer maddeler etkileşimi söz konusu.

    Proteinin yapısına baktığımızda, amino asit adını verdiğimiz, insan vücudunda toplam 20 farklı çeşidi bulunan yapı taşlarından oluştuğunu görüyoruz. Bu amino asitler, kimyasal yapıları itibariyle, negatif ya da pozitif yüklü, nötr, vs şeklinde özelliklere sahip. Kimisi çok küçük, kimisi çok büyük, kimisinin ucunda öyle bir bölge var ki, oraya başka maddeler eklenebiliyor, kimisinin yapısı esnek, kimisi değil… DNA’daki kodun yönlendirmesiyle amino asitler “her protein için spesifik, o proteine has bir şekilde” yanyana ekleniyorlar. Proteinlerin kimisi 5 amino asitten oluşabilirken, kimisinde yüzlerce amino asit olabiliyor. Bir proteine işlevselliğini kazandıran ise, bu iplikteki amino asitlerin birbirleriyle etkileşimleri sonucu oluşturdukları, proteinin 3 boyutlu son hali oluyor. (Elimizde pek çok sicim olduğunu, ve bunların her birini farklı gemici düğümleri haline getirdiğimizi düşünün). Yani diyelim 4 amino asitten oluşan 2 farklı protein var elimizde. Birisinin amino asit dizisi şöyle olsun: 1)çok büyük, 2)negatif yüklü, 3)pozitif yüklü, 4)çok büyük. Bu proteinin ortadaki iki amino asidi birbirine yapışacak, iki uçta kalanlar ise uzantılar gibi olacak (hayalinizde canlandırmaya çalışın, Y harfi gibi birşey). İkinci proteinin amino asit dizilimi de şöyle olsun: 1) pozitif yüklü, 2)çok küçük, 3) çok küçük, 4) negatif yüklü. Eh bu proteinin de ortasındaki amino asitler küçük oldukları için, dıştaki iki zıt yüklü amino asitin yapışmasına izin verecek. (Y harfinin üstündeki boşluğa oturabilecek kadar küçük, sivri uçlu baklava dilimi gibi bir protein hayal edin.) Yani, her ikisindeki amino asit dizilimi farklı olduğu, içerdikleri amino asitlerin özellikleri farklı olduğu için, sonuçta 3 boyutlu hali birbirinden çok farklı iki yapı elde ediyoruz. Ortaokuldan beri beynimize kazınan “anahtar-kilit” “enzim-substrat” tanımlamasında olduğu gibi, bir yapboz parçaları gibi birbirine oturuyor olabilir bu iki protein.

    İşte olaylar bu negatif pozitif yükler, birbirine yapboz gibi oturan şekiller etrafında dönüyor. Belli bir proteinin (diyelim yediğimiz patatesteki nişastayı parçalayan amilaz enziminin) öyle bir yapısı oluyor ki, o yapı ancak gidip belli başka bir yapıya (amilaz ancak nişasta moleküllerine) bağlanıyor. Ve bunu ancak belli bir sıcaklık ya da belli ortam şartlarında yapıyor. Binlerce prtein olduğunu, ortam şartlarının hücre tarafından ayarlanabilir olduğunu düşünün…. Ortaya çıkabilecek kombinasyonları düşünün.

    Daha bitmiyor ki, bir protein başka bir proteinle, ya da basit bir kalsiyum iyonu ile etkileşime girdiğinde, proteinin bu kendine has 3 boyutlu yapısı değişiyor, çünkü amino asitlerin kendi aralarındaki elektriksel etkileşimlerin değişmesine sebep oluyor bu. Diyelim ortada hiçbir şey yokken, proteinin negatif yüklü bir amino asidi, pozitif yüklü bir amino asidiyle etkileşim halinde. Fakat kendisini daha güçlü bir pozitif yük sunulursa, negatif yüklü arkadaş elindekini bırakıp o diğer daha güzel kadının peşinden gidebilir :) Bu da proteinin yapısını değiştirir. Falan filan…

    Çok uzattım biliyorum. Ama yukarıda anlattığım şeyin işin temeli, üniversitenin ilk yılında biyolojiye giriş dersinin konusu olduğunu söylesem, daha neler neler var desem…
    Anlaşılır olsun, sıkıcı olmasın diye ne kadar çok ayrıntıyı anlatmadığımı söylesem…

    Yani “atom seviyesinde bir bilinç mi var?”a dönecek olursak. İşin özünde çok basit bir mantığa oturtulmuş, ama inanılmaz sayıda kombinasyona olanak tanıyan bir sistem var gibi. Her şeyi hücre seviyesinde öğrenirken insana çok da mantıklı geliyor zamanla olan bitenler (gerçi bugünlerde bana bilim kurgu gelmeye başladı). Ama bütün bunları günlük yaşam içinde düşünmek, insanın bir an durup yaşayan bir varlık olduğunu hissetmesi, kolunu kaldırınca olan bitenleri anlamak için yıllarca okuması gerekmesi… Çok acayip gerçekten.

    Hücre bazında en ufak bir bakteriden, en karmaşık insan hücresine, tüm organizmalar için temel bir mantığın, işleyişin olması… Bir minicik elektronun nelere kadir olması… Çok çok acayip :)

    Son olarak malesef bilgisayarların “nasıl çalıştığına” ilişkin yeterince bilgiye sahip değilim. Bu yüzden beyin ve bilgisayar arasındaki benzerlik, ya da farklılıklar konusunda çok fazla bir şey diyemeyeceğim :) Fakat kocam olacak kişi demiş ki “hala beynin nasıl çalıştığına dair elle tutulur, modellenebilir bir bilgi yok bilimin elinde”. Aslında kimyasal ve hücre bazında pek çok şey biliyoruz. Ama bir bakıma haklıdır kendisi, tam anlamıyla “modellenebilecek” bilgiye sahip değiliz. Yine de öğrenme, hafıza gibi konuların temelleri hakkında biz okulda birtakım şeyler görmüştük. Ama kimyasal bazda mı, davranışsal bazda mı, organ bazında mı, hücre bazında mı bakıyoruz olaya? Ve tabi ki beyin hakkında bildiklerimiz, ondan bir model alet yapıp haydi kullanalım diyebeleceğimiz seviyede değil. (Ya da 5000 parçalık bir yapboz gibi, elimizde paraçalar bar ama birleştirilmeleri gerekiyor.) Yine de ben neuroscience konusunda çok bilgili bir insan değilim, bu yüzden keşke konusunun uzmanı biri olsa da bizi aydınlatsa diyor, ders çalışmaya geri dönüyorum.

  5. Anonymous said,

    Kasım 6, 2005 @ 15:00

    Mert Ulas’in “Bazen o kadar uyumlu bir sekilde cok buyuk ve karmasik gorevleri yerine getiriyorlar ki dusunmeden edemiyorum acaba atom bazinda bir bilinc var mi diye.” sözünü ben bilgisayarlar için söylediğini düşünmüş ve ona göre yanıt vermiştim, Duygu Hanımlar da metabolizma faaliyetleri anlamında söylediğini düşünmüş, ben tam olarak işime geldiği gibi algılamışım yani çok üzgünüm.

    Ayrıca şimdi karar verdim, bu yorumu anonim olarak göndereceğim.

  6. Anonymous said,

    Kasım 6, 2005 @ 15:08

    Ben yanlış anlamışım, :)) Mert bilgisayarlardan bahsediyor :)

    kafam bu aralar hücrelerle fazla meşgul, kusura bakmayınız efenim :)

    sanırım düşündüm de, ben de bu yorumu bir anonimus olarak göndereceğim.

  7. dilay said,

    Kasım 6, 2005 @ 15:24

    siz böyle yazadurun ve de hatta utancınızdan anonimus olun, ben dilay olarak yazip bu okuduklarımın tek bi kelimesine bile anlam veremeyip azımın açildigiyla kalcam:) ve de ısrarla sonuna kadar okumaya devam edicem lan dur okıyım bi, sonuna kadar okursam anlarım belki diye düşünerekten ama asla anlamıcam:)

  8. Anonymous said,

    Kasım 6, 2005 @ 15:37

    ya bisey sorcam Dilay, hic mi anlasilmiyor yani benim anlattiklarim simdi. yoksa korktugum basima geldi, cok bilince hic bilmeyene anlatamayanlardan mi oldum?

    sıkıcı bir konu gibi gorundugu icin yeterince dikkatli okumuyorsundur belki. bana hep öyle oluyor. kendimi anlamaya zorlayınca biraz anlıyorum. :)

    (bu arada ben kendi kocamin dokturduklerinin tamamini ucuncu okuyusumda anladim eheheh, itiraf.com)

    imza ananimis

  9. Anonymous said,

    Kasım 6, 2005 @ 16:43

    Ben tüm bu olup bitenleri aydınlığa kavuşturmak için Sn. Mert Ulaş’ı bu görüşmeye dahil etmek istiyorum.

    Entry yazarlarının kendi kendilerini düşürdükleri bu hezeyan durumdan başka bir sorun yokken neden kendisinin çağırıldığına anlam verememesini engellemek için de Mert Beylerden “beynin vücuttaki görevi kanı soğutmaktır, asıl zeka ve düşünce kalp tarafından sağlanır” görüşünün Aristo’ya mı yoksa Hipokrat’a mı ait olduğunu açıklığa kavuşturmasını da rica ediyorum.

    Selamlar,
    Meren the Anonymous’tan bir kademe düşük.

  10. Mert Ulas said,

    Kasım 6, 2005 @ 17:55

    Boyle bir tartisma basladigini gorunce hem sasirdim hem de mutlu oldum bu konularda kafa yorulmasina. Ben de uzunca bir yazi ile aciklayacagim tam olarak ne demek istedigimi ama su anda okul icin onemli projeyi yetistirmem lazim, saniyorum yarin zaman bulabilcem uzun uzun yazmaya :)

  11. Mert Ulas said,

    Kasım 7, 2005 @ 03:47

    Merhabalar,

    Oncelikle “Bazen o kadar uyumlu bir sekilde cok buyuk ve karmasik gorevleri yerine getiriyorlar ki dusunmeden edemiyorum acaba atom bazinda bir bilinc var mi diye… ”
    sozumu aslinda insan metabolizmasi icin soylemistim, fakat ne var ki atomlar bilgisayarlarin icinde de var olmakta, tum maddelerde oldugu gibi. Fakat insan beyninde bunlarin cok daha verimli calismasinin bir sebebi var:
    (bu arada Murat Bey’in bilgisayarlarin islemleri icin cin seddi benzetmesi cok dogru bence de)

    Bence insan metabolizmasini bilgisayarlardan ayiran en onemli ozellik atomlarin sadece var olup olmamasiyla degil, “baska” ozellikleriyle ya da belki “bilinci” ile de etkilesime geciyor olmasi, halbuki bilgisayarlar o atomun sadece varligina gore islem yapmaya programlanmis. 1-0 mantigiyla kastetmek istedigim buydu.

    Bende basite indirgeyip bir ornek vermek istiyorum, diyelim ki bilgisayar bir islem yapacak, 10 tane elektronu belli bir noktaya gonderiyor ve bunlar varis noktasina geldiginde tamam benim son noktamda 10 elektron var sinyali aldim diyor. Yani tamamiyle bunlarin var ya da yok olmasi ile ilgileniyor. Biyoloji bilgim yeterli degil fakat tahminimce beynimizde bu cok daha farkli yapiliyor olmali, belki de beynimizde bir iletim yapilacaksa 10 elektronu bir yere yollamak yerine bu elektronlar aralarinda etkilesime gecerek sadece bir elektronun varis noktasina varmasi yeterli olabiliyordur. Ama dedigim gibi bu tamamiyle bir varsayim yeterli bilgim olmadigi icin.

    Duygu hanim’in yazdiklarindan anladigim kadariyla proteinlerin birbirleriyle olan birlesmelerinde, bu kadar olasiligin icinde kendi es “yap-boz”unu bulmasinda bile bir bilinc’den ya da etkilesimden soz edebiliriz.

    Kuantum fiziginde bahsedilen isigin duruma gore hem dalga hem de madde ozelligi tasiyabilmesi de belki bu bilincin isareti olabilir.

    Kisaca bence bilgisayarlar ile insan beyni arasindaki fark bilgisayarlar insanlar tarafindan sadece 0-1 ozelliklerine gore islem yapabilmeye programlanmisken, insan beyni bence bundan cok daha karmasik ve elektronlari “kucumsemeyerek” onlarin birbirleri ile olan etkilesiminden de faydalanmakta ve cok daha komplex islemleri biz farkina bile varmadan yapabilmekte.

    Kuantum bilgisayarlari hakkinda bir iki yazi okumustum, sanirim orada 1-0 mantigini (ve ara degerleri) cok farkli olarak kullanmislar. Bana cok ilginc gelen baska bir calisma okudum burada (http://www.sciencedaily.com/releases/2005/04/050427201634.htm). Bu calismada E. coli bacteria’sini programlamayi basarmislar, bir bakima organik bir bilgisayar. Doga ile teknolojinin geciken bulusmasi belki de bu olabilir.

    Son olarak ilk bilgisayarlar programlanirken belki beyin hakkinda hic bir sey bilinmiyordu ama sonucta bunu programlayanin bir insan beyni oldugunu dusunursek belki de tam olarak bilincli olmasa da kendine benzettigini dusunuyorum.(ornek olarak insandaki kalici ve onbellek kavraminin bir bakima bilgisayarlarda da bulunmasi)

    Tesekkurler :)

  12. dilay said,

    Kasım 7, 2005 @ 14:42

    yok be güselim bunlar bana çok yabancı pek bi uzak konular o yüsden anlamıyorumdur heralde ya da gerizekalıyımdır mesela daha yüksek bi ihtimalle ondan anlamıyorumdur:) yani senin anlatmanla ya da anlatamadığını düşünmenle bi alakası yok.. sen sıkma güsel canını.. ama bu tartışmanın gidebileceği yerler konusunda endişelenmeye başladım özellikle sevgili eşinizin gaz verme ustalığı karşısında:) yani bırak tartışmayı ben azıma sinek kaçcak diye kokuyorum. ne banalım di mi:) burda benden bu kadar çıkıyo işte..

  13. Duygu Özpolat Eren said,

    Kasım 8, 2005 @ 03:30

    Gecenin 3′ü oldu. Sınav da var çarşambaya. Daha konuları bitirmedim. Acaba ben kafayı peynir ekmekle mi yedim? (ah bi beyaz peynir olsa da yesem, yok ki burda.)

    Neyse dayanamıyor ve cevap yazıyorum, sonra da yatıcam. (Fırat’çım sen bunları okuyorsan, diğer “boyuttaki” tartışmamız aklımda, çarşambadan sonra bir cevap da sana geliyor:))

    Once hemen Dilay’ıma iki lafım var:
    Canım benim, sen zeki bir karısın. Bak şimdi burda bunları yazıyoruz ama ben kaç sene biyoloji eğitimi almış bir insanım da o yüzden bidir bidir konuşuyorum, Mert Ulaş belli ki bilgisayar, bilim vs konularıyla ilgili bir insan, eh o da o yüzden konuşuyor, sayın A. Murat Eren’e gelince, kendisinin bilgisayar konusundaki dehası malum, fakat biyoloji konusunda sırf ukalalığından atıp tutuyor :) Eh sen bi Dilay olarak, biyolojiyi geride bırakalı orta okul olmuş, bilgisayar ve internet alemine olan uzak duruşu ile ünlü, ukala olmaktan son derece uzak, tatlı bir karakter olduğundan, bunları anlamaman çok da doğal olabilir pekala :) bundan bir sonraki blog yazısında “eee Deyvid Linç ne kadar denişik filmler yapıyor” diye bir konu işleyeyim de sen de bizim anlamayacağımız bişeyler yazıver. Ya da Paris’te neler oluyor dostum? Fransa’da sosyal yapı???

    Gelelim Mert Bey’in dediklerine… (biyolokum, beyaz laboratuvar önlüğünü giyer ve ciddiyetini takınır.) (zor soruları da en sona bırakmayı severim:)

    Mert Bey demis ki: Bence insan metabolizmasini bilgisayarlardan ayiran en onemli ozellik atomlarin sadece var olup olmamasiyla degil, “baska” ozellikleriyle ya da belki “bilinci” ile de etkilesime geciyor olmasi…

    Ben bu konuda şöyle düşünüyorum: dünyadaki her şey atomlardan oluşuyor değil mi. Canlılar da cansızlar da. Bir canlıyı canlı yapan nedir? Şimdi şu iğrenç hafızam o zamanında öğrendiğim nefis fizik bilgilerini hatırlayabilseydi size biraz termodinamiğin ikinci yasasından, entropiden falan bahsederdim (Dilay koptun di mi:). Ama kısaca, ve bence, canlıyı canlı yapan, kendi enerjisini üretip, o enerjiyi kullanarak ayakta durması, çeşitli faaliyetler yürütmesi, sonuçta gelişmesi ya da çoğalması… (yani enerjiyi kullanarak entropiye karşı koyması – umarım doğru bir söylem olmuştur. Fizikçiler neredesiniz?) Yani acaba şöyle diyebilir miyiz? Aslında bilgisayarın elektronları, ataomları ile bir canlınınkiler arasında hiçbir fark yok. Canlıdaki fark, bir canlı yapıda öyle atomlar, öyle başka büyük moleküller yapılar meydana getiriyor ki, bir kere o yapı ve organizsayon oluştuktan sonra, kendini bir şekilde devam ettiriyor. Yani mistik bir atom “bilinci” bana pek mantıklı duyulmuyor :)

    Beni hayretlere düşüren, tüm bu basit yapıtaşlarının, o onbinler milyonlarca kombinasyonları sonucu, bir şekilde bu karmaşık, inanılmaz yapıları oluşturmaları ve işlemleri yürütmeleri. Yani, mesela, canlıları oluşturan organik moleküllerin yapısında, periyodik cetveldeki o onlarca atomdan sadece karbon, hidrojen, oksijen ve azot çoğunlukta. (elbette demir, sodyum vs de var vücutta ama bunlar ana madde yukarıda saydıklarım).

    Keza, beyin konusunda. Aslında yukarıdaki gibi bir durum söz konusu bence. Çok temel ve bilinen bazı yapılar ve işlemler var (sinir hücreleri, hücrelerin özel yapıda akson adı verilen ve diğer hücrelerle bağlantı sağlayan uzantıları, ve aksonlar aracılığıyla iletilen sinyaller….vs) Ama bence, bunlar beyinde öyle kombinasyonlarda, öyle karmaşık işlem ağları, vs’ler oluşturuyorlar ki, beynin nasıl çalıştığını çözmek bir muamma oluyor. (Hani bir elektrik devresini oluşturan direnç, kablo, pil vs bütün bunlar basit yapılar, elektriğin nasıl iletildiğini, bu yapıların teker teker nasıl çalıştığını da biliyoruz. Ama bütün bu basit yapılarla ortaya çok karmaşık bir devre çıkarmamız mümkün.)

    Bilinci nasıl tanımlıyoruz. Aslında bu çok önemli bence.

    Ama benim özünde söylemeye çalıştığım, canlılarda olup biten her şeyin de temelde bir 0-1 kadar sade ve basit, ama büyük bir kombinasyon – çeşitlilik yaratma gücüne sahip olması, ve bu sebepten dolayı da bir o kadar “anlaşılması güç karmaşıklıkta” yapılar oluşturup işler yapabilmesi…

    Son olarak, son paragrafta yazdıklarınız mantıklı göründü. Ama burada yine önemli bir ayrıntı var. Hücre bazında mı, organ bazında mı konuşuyoruz? Sinir hücrelerinin nasıl çalıştığını bilen bir insan olarak, bilgisayarların temel çalışma prensibinin (artık 0lar 1ler diyelim şu cahil halimizle) daha önce Meren’in de belitmiş olduğu gibi insan beyninin temel yapısıyla bir alakası yok. Ama, beynin bir organ olarak, hafıza, ön bellek vs gibi özelliklerinin bilgisayarda da bulunması, elbette insanın bilinçli bir tercihi.

    Gecenin bu saatinde, ve sınav var stresi ile ancak bu kadar oldu :))

    sevgiler saygılar

  14. Duygu Özpolat Eren said,

    Kasım 8, 2005 @ 03:36

    bu arada önemli ve ilginç bir şey de şu ki: bütün canlılar, hep başka canlılar tarafından meydana getiriliyor. yani “laylayloom, haydi bugün hücre yapıyoruz” diyemiyoruz. bütün hücreleri başka hücreler yapıyor. (hücre bölünmesi).

    kafalar iyice karıştı di mi… hayatın anlamı kim?

  15. lithaen said,

    Kasım 8, 2005 @ 05:46

    Okuyorum Duygucuğum, hatta dün birşeyler yazmaya yeltendim…(hatta yazdım bile)Sonra “Yine işkembe’den sıkıyosun Fırat Sie!..” diip sildim bile..Benim gayet ahkam kesebileceğim potansiyele sahip bu konuda da (Hatırlarsan;hayatın çözümlenmesi,”Pi” filmini saçma buluşum ve kafanı şişirmem)adımın geçmesi ve “Döncem ben sana” denmesi gayet hoşuma gitti :P

    Yine de bu konu hakkında diyeceğim o’dur ki… Allaan işine garışmaaayıııııınn…

    Benim de o tartışmaya ekleyeceklerim var sanırım…senden cevap bekliyorum… Neyse ben daha fazla bölmeden tartışanlara saygılar sunuyorum…

    fIrat

  16. Anonymous said,

    Kasım 8, 2005 @ 06:00

    Merhaba,
    Aslında en gelişmiş organizmalar olarak(bu da bir teori.) henüz anlayamadığımız birçok şey var. Ben çok basit bir örnek vereyim. Mesela burada konuşulan konunun konuşuluyor olması, milyonlarca konu arasından seçilmiş olması bir raslantı mı, değil mi?(Kulağa garip geliyor ama anlatım bozukluğu yok, baktım ben.) Uzatmadan kendi yanıtımı vereyim verebilirsem. İki insan düşünün, birbirlerinin varlığından bile haberleri yok. Birisi -ki bu erkek olan- nikotinli kodlarla sabahlara kadar uğraşıp çok cici programlar yazıyor, insanların hayatını kolaylaştıran bilgisayarlara şunu şöyle yapacaksın tamam mı, olmadı şöyle yapacaksın diye emirler yağdırıyor :) Diğeri de -ki bu da hanımefendi- büyük ihtimalle hücre, doku, organ, indirgenemez komplekslik, biliçli tasarım vs. gibi kavramlarla uğraşıyor. Neyse bunlar birgün aslında olmayan bir yerlerde karşılaşıp tanışıyorlar. Üstelik bir de evleniyorlar. Sonra bu konunun burada, bu kıvamda konuşulmasına sebep oluyorlar, çok da güzel yapıyorlar. Ama beni şaşırtan bu değil. Ben ikisini de tanımam gerçek hayatta. Olsun, Wunjo da Evreniz de çok güzel yazarlar yazacaklarını. Hala vakit buldukça sanal sanal okuruz kendilerini :)
    Yazdıklarım kendi soruma bir yanıt olmadı ama dikkatli okuyanlar konu ile ilgili bir iki kırıntı bulabilirler. Bulamayanlar için de bu bencilce bir entry zaten diyeceğim :)
    Konunun devamını dikkatle, ilgiyle okuyacağım…
    Sınavda başarılar dileyip bitiriyorum.

    cLmR –> Öz+Anonimus

  17. meren said,

    Kasım 8, 2005 @ 09:12

    Mert bey,

    “Bence insan metabolizmasini bilgisayarlardan ayiran en onemli ozellik atomlarin sadece var olup olmamasiyla degil, “baska” ozellikleriyle ya da belki “bilinci” ile de etkilesime geciyor olmasi, halbuki bilgisayarlar o atomun sadece varligina gore islem yapmaya programlanmis.”

    Tam bir cevap niteliğinde olmasa da bu konudaki vizyonunuzun yenilenmesi için size Rodney A. Brooks’un “Flesh and Machines” isimli kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ederim (kendisi MIT’nin AI laboratuvarlarının başında şu anda, Dilay hanımlara hususi olarak öneriyorum, onu okuduktan sonra aklına bir sürü güzel şey geleceğinden ve iyi ki okumuşum diyeceğinden eminim).. Brooks’un görüşleri ile beraber insanın bilgisayarlara, robotlara, insanlara ve “amaç” dediğimiz şeye bakışı çok değişiyor.. Bunun ötesinde çok güzel bir tarih kitabı olarak da okunabilir (bilgisayardan müthiş anlıyor olmanız kesinlikle şart değil)..

    Şeediyim dedim aklıma gelmişken.

    (Ayrıca Öz Anonymous kişisine iltifat etmek gibi bir amacı olmamasına rağmen okunduğunda iltifat izlenimi uyandıran sözlerinden ötürü açizane teşekkür ederim :) Dilay hanım hastanızız ailecek, s’il vous plaît yani)

    Acil çıkış.

    Selamlar.

  18. rickytick,namı diğer tekno anne said,

    Kasım 9, 2005 @ 07:40

    Alla allaaaa..ben mi doordum bu çocuuu gıı? neler yazışıp çizişiyo bunlar bööle?Dilaycım ben de hiiiç bişeycikler anlamadım canım..Ama senin anlamadığnı bilmek beni ferahlattı,ortamın salağı olmak istemem,ancaaakkbizim gib sanat insanlarının aklı ermiyo bu hücresel dandirilere diimi?
    Düygüüüm accık da günlük hayattan felan da bahset ara sıra e mi?bak beyaz peyniri özlemişsin onu anladım canım..ahhh ahh! Gadın buldurumuzun beyaz beynirleri, keçi peynirleri ne güzel olur..Bööle makarnada börekte sarma aşında uzaaar gider kaşar gibi..ohhh Haşgeşli bi sarma aşı göndersem sana ne güzel olurdu di mi?bak bi daa gelişinde erzak kolisi hazırlasak götürebilcen mi Amerikalara? He kuzum?

  19. Duygu Özpolat Eren said,

    Kasım 10, 2005 @ 11:17

    haaa tabi anlamadın ne konuşuyo bunlar, sarmaaşı de, yok burdur peyniri de, beni burda şişir iyce di mi, ulen nası annesin kadın sen :P sarmaaşı öyle kutuya konup amerikaya getirilir mi ayol, ama sen bana firigofirik kargo et istersen Sıdıka hesabı. hayret bişi. :) aldın beni benden bir sarmaaşı kelimesi ile, o vakit ne bir protein kaldı ne bir bilim. ben en iyisi uyuyayım. zaten acayip bir gün geçirdim yazcam nasipse kısmetse.

  20. Serdar Güler said,

    Kasım 12, 2005 @ 05:36

    İlginç bir tartışma olmuş valla. Ben de tek hücreliler metabolizması çalışan birisi olarak küçük bir yorumda bulunayım.

    Şimdiye kadar tek hücreli canlıların kendilerini her ortamda maksimum büyüme sağlayacak şekilde optimize ettikleri düşünülürdü. Ancak İsviçreli bilim adamı Sauer ve grubu geçen sene Nature Genetics’te çıkan makalelerinde bunun Bacillus türleri yanlış olduğunu gösterdiler.

    Bacillus Subtilis üzerinde yaptıları 137 mutasyon sonucu bazı mutantların wild type Bacillus Subtilis’ten daha fazla ürediğini buldular ve eğer eskiden kabul edilen inanış doğru olsaydı bu mümkün olmayacaktı.

    Ancak daha üst düzey canlılara gittiğimiz zaman mesela bir eukaryor olan ekmek mayasında (S. Cerevisiae) eski inanışın hala doğru olduğu görülür.

    Bu konuda benim yorumum, herhangi bir canlının daha üst düzey bir yaşam formuna dönüşmek için Bacillus gibi kaynakları idareli kullanıp yaşamını sürdürmeye çalışan bir kimlikten maya gibi kaynakları tüketip sonrasını düşünmeden yayılmaya çalışan bir kimliğe dönüşmesi gerektiği. Hatta şu an bütün dünyaya hakim olduğunu iddia eden insanoğlu bunu sadece içinde bulunduğu yaşam şartlarında değil mümkün olan her şekilde yapıyor. Mesela bir örnek.

    Bir arkadaş da atom düzeyinde bilinç var mı diye sormuş ilk yorumda.

    Ben de insan düzeyinde bilinç var mı? diye sorayım o zaman. Yoksa hayatın 1-0 ı olan A-T-C-G lerden bize aktarılan bir akgözlülük mü medeniyet ve bilinç dediğimiz şeyler?

  21. Mert Ulas said,

    Kasım 13, 2005 @ 03:03

    Murat bey bahsettiginiz kitabi okumaya calisacagim tesekkurler :)

    Serdar Bey, bilinc bu acgozlulugun farkina varip buna gore karar almakta yatiyor yoksa her insanin ayni “bilinc” seviyesinde oldugunu zaten soyleyemeyiz :)

  22. Anonim said,

    Eylül 19, 2007 @ 16:55

    atommu küçük hücremi

  23. BARAN said,

    Aralık 3, 2007 @ 17:33

    ATOMMU BÜYÜK HÜCREMİ

  24. hasan said,

    Aralık 7, 2007 @ 14:34

    ya atom mu büyük hücremi ne olur cok acil

  25. hasan said,

    Aralık 7, 2007 @ 14:36

    ya baran cevbı bulabildinse yaz bu sayfada ben okurum

  26. meren said,

    Aralık 7, 2007 @ 22:36

    Sevgili Baran, özellikle de Hasan,

    Atom daha büyük.

    Çünkü atomlar, bir çok hücrenin bir araya gelmesi ile oluşurlar.

    Hücrelerin bir araya gelmesi ile oluşan bu atomların bazılarına organizma, bazılarına da madde adı verilir. Çok özel durumlarda ise cisim de dendiği görülmüştür. Cisimler, madde hücrelerinin tek tek işlenmesi ile oluşan şekilli organizma maddeleridirler ve bununla ilgilenen bilim dalına da nanoteknoloji denir.

    Bir organizmalardaki hücrelerin her biri aynı anda bölünmeye kalkarsa organizma patlar ve hem kendisine hem de etrafındakilere zarar verir. Örneğin 1945 yılında Japonya’nın Hiroşima kentinde gerçekleşen benzeri bir patlamada bir çok insan hayatını kaybetmiştir ve ortaya saçılan kötü niyetli hücreler sonraki nesillerin çeşitli hastalıklara sahip olmasına neden olmuştur (bütün bu kötü niyetli hücreler Amerika devleti tarafından bir araya getirilmiştir ve bu yüzden kimse Amerika’yı sevmez).

    Ayrıca hücreler canlı oldukları için, haliyle zaman içerisinde ölürler (çünkü Allah her canlının ölümü tatmasını istemiştir, sebebi henüz bilinmese de herkes riayet eder görünmektedir). Eh, maddenin en küçük yapı taşı da hücre olduğu için, zaman içerisinde ölen hücreler yavaş yavaş maddenin de ölümüne sebep olurlar (mesela demirin üzerinde biriken ve halk arasında ‘pas’ olarak bilinen şey aslında üst üste yığılmış ölü demir hücreleridir). İnsanlık maddenin bu bozulma ve nihayetinde ölüm durumunu termodinamiğin ikinci yasası ile açıklamaya çalışmıştır fakat büyük Türk düşünürü Adnan hoca bunun yanıtını Kur’an içerisinde bulmuş ve bilim dünyasını şaşkına çevirmiştir. Şimdi orada burada konferanslar vermekte, hücrelerine tüm dünyayı gezdirmektedir (hücrelerini gezdirirsen sıkılmazlar ve sıkılmayınca da geç ölürler, bu yüzden kuyruklu yıldızlardaki hücreler hiç ölmezler, bildiğin gibi kuyruklu yıldızlar o gezegen senin bu gezegen benim dolaşan gök cisimleridir Hasan’cığım).

    Ayrıca bazen olağanüstü sayıda hücre bir araya gelip gezegen dediğimiz gök cisimlerini oluştururlar. Bu kontrolsüz bir arada olma durumu sonucu oluşan bu gök cisimlerine kainatın tümörleri de denir ve hem doktorlar hem de Allah onların yok olmalarını ister (çünkü tümörler zararlıdırlar). Gezegenlerdeki hücreler ise Allah -ve biraz da doktor- korkusu nedeni ile bir arada olmak ister birbirlerine sıkı sıkıya tutunurlar. Birbirlerini o kadar sıkı tutarlar ki bu bir arada olma isteği diğer gezegenleri bile etkiler ve bu durum kainatta bir denge oluşturur (sırf bu denge sayesinde mesela Ay düşüp dünyaya çarpmaz, ya da uzaklaşıp gitmez). Fizikçiler bir çok yol denese de bu çekim kuvvetlerini anlayamamışlardır, bunun asıl sebebi Allah korkusudur.

    Bir diğer bilgi de şudur: eskiden maddenin en küçük yapı taşı olan hücrenin bölünemeyeceğine dair bir görüş hakimdi. Fakat Atatürk, bu görüşün yanlış olduğunu ve hücrelerin bölünebildiklerini buldu. Hem bu yüzden hem de yaptığı diğer harika şeyler sebebiyle kalbimizde yaşıyor.

    Umarım biraz da olsa yardımcı olabilmişimdir Hasan. Senden ricam bu yazıyı defterine geçir ve sakla;
    bu bilgileri sakın aklından çıkarma, öğretmenine de çok selamlarımı söyle.

    Sevgiler.

  27. ahsen said,

    Aralık 12, 2008 @ 15:32

    ya çok teşekkütr ederim burada atommu daha büyük hücremi onu buldum ya

  28. ayşe said,

    Aralık 12, 2008 @ 15:33

    ya burda atomu daha büyük hücremi o soruyu buldum be çok teşekkürler atom hücrelerden oluşuo be arkadaşlar sizlere de tavsiye ederim

  29. riemann said,

    Aralık 12, 2008 @ 19:14

    rodney brooks’un flesh and machines’ini derhal sipariş ediyorum, başka benzer kitap önerileri de varsa çok makbule geçer.

  30. tumay said,

    Aralık 12, 2008 @ 23:22

    ya benim de kafam karisti peki DNA mi buyuk gen mi? RNA cansizlarda DNA canlilarda mi oluyodu? Acele cevap lutfen.

  31. Ahmet Alpat said,

    Eylül 25, 2009 @ 10:04

    Sevgili Tümay;

    Meren Bey’ in bildiklerini anlatış tarzından aldığım ilhamla ben de sizin sorunuza cevap vermek isterim. Bu arada da Meren Bey’ e verdiği zihin açıcı bilgilerden ötürü teşekkür ederim.

    Önce cevabı sonra da açıklamasını yazmak istiyorum. DNA daha büyüktür. Varlığın yapı taşı olan hücreler birleşerek geni oluştururlar. Genlerin birbiriyle bağlantı tiplerine de “Genotip” denir. Burada enteresan bir bilgi vermek isterim; Amerika yerlilerinden Geronimo’ nun anısına Genotip’ e genotip denilmiştir. Türkçeye geçerken de bu kelime tabii ki bir takım bozulmalara uğramıştır.

    Geçen haftalarda bir Amerikalı( Gene D. Matlock)’ nın Türklerin dünyadaki tüm insanların atası olduğuyla ilgili bir kitabı çıktığı haberi yayınlandı gazetelerde. Buradan bakabilirsin: (http://www.haber24.com/Teknoloji/1-61490/Tum-insanlarin-atasi-Turkler.html) Şimdi Geronimoyla ne alakası var bunların diyebilirsin. Aşağıda açıklamaya çalışayım.

    Asya kıtasıyla Amerika kıtasının arasındaki boğazın donup, Türklerin oradan Amerika’ ya göç ettiği, oradaki kızılderililerin de kökeni olduğu iddiasını Atatürk araştırtıp teoriden öte bir gerçek olduğunu ispatlamıştır. Buradan(http://is-is.facebook.com/topic.php?uid=121963735034&topic=8044) ve buradan(http://www.yeseviforum.com/showthread.php?t=1063) inceleyebilirsin. Güney Amerikadaki Aztek ve Maya uygarlığı da Türk kültürünün izlerini taşımaktadır.

    Günümüze gelecek olursak. Hücreleri bozulmuş DNAlara ve DNAları bozan hücrelere bildiğiniz gibi virüs denir. Bilgisayarlardaki virüsler de programlama dilleriyle ne yapacağı ayarlanmış DNAlardan oluşur. Googleda arayarak bulabileceğin “İnsan Genomu Projesi” de bu bağlamda başlatılan bir çalışmadır. İlk yorumlarda bahsedilen bilgisayar mimarisi, haberleşme protokolleri vs. gibi konuları da arkadaşlar bu çerçevede tartışıyorlar.

    İkinci soruna gelecek olursak yukarıda anlattığımız konulardan RNAnın da DNAnın da cansızlarda bulunduğunu kolayca çıkarabiliriz. Umarım yardımcı olabilmişimdir. Daha fazla aklına takılan konuları çekinmeden sorabilirsin. Meren Bey de ben de elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışırız. Meren Bey benden biraz daha bilgilidir bu hususlarda.

  32. LoRe said,

    Aralık 3, 2009 @ 01:05

    bu site olmasaydı hayatta bulamazdım saoll…..xD

  33. pegasus said,

    Aralık 3, 2009 @ 10:43

    ben ce atom süper ama ben atom u 13 aşın da öğrendim

  34. cekicenxx said,

    Aralık 16, 2009 @ 16:17

    kardeş saol

  35. Kaan said,

    Ocak 3, 2010 @ 12:05

    Aslında bi yerde hücre öldüğünde atomlarına ayrıldığını duymuştum o zaman hücre daha büyük olur.

  36. nil said,

    Şubat 3, 2010 @ 09:37

    bu soruya düzgün bi cevap verebilen yokmu lütfen gerekli acill!

  37. ege said,

    Şubat 3, 2010 @ 09:38

    bu soruya iyi bi cevap arıyorum bende arkadaşlar

  38. balck blue miray said,

    Şubat 3, 2010 @ 09:39

    evet lütfen bu sorunun cevabına ihtiyacım var

  39. saiddias said,

    Şubat 3, 2010 @ 09:40

    bende sorunun cevabını bulamadım yardım edin lütfen

  40. zeynep said,

    Şubat 3, 2010 @ 09:45

    hücre atomdan daha büyüktür

  41. aşşis said,

    Şubat 3, 2010 @ 09:45

    evet kanıtlanmış bir bilgi zeynep in verdiği bilgi doğru hücre daha büyüktür

  42. nil said,

    Şubat 3, 2010 @ 09:47

    teşekkürler zeynep =) çok çok çokk mutlu oldum sonunda sorumun cevabını buldum ödevim için gerekliydi memnun oldum xD teşekkür ederimm saol saol çok çok saol =D

  43. zeynep said,

    Şubat 3, 2010 @ 09:49

    rica ederim nil bilgilerimi paylaşmak beni memnun ediyor üniversiteye gidiyorum o yüzden bilmem normal bu kadar sevinceğini bilseydim daha öncede söyleyebilirdim :) hiç önemli deil sen ödevini yapmaya bak cnm bnm başka bi sorun olursa söyle gene hazır cevaplarım var ;)

  44. burak said,

    Aralık 10, 2010 @ 12:04

    ya bunlar gerçekmii ?

  45. Abdurrahman Demirdöken said,

    Ocak 9, 2011 @ 06:16

    atom hücreden daha küçüktür.. istiyosanız kanıtlayabilirim…??

  46. ilayyy said,

    Ocak 9, 2011 @ 12:17

    burdaki cevaplar doğru olabilir ama hücre atomlardan oluşur isterseniz herkese soralımmm

  47. ilayyy said,

    Ocak 9, 2011 @ 12:18

    bende arastırdım ama yalan yalnış cevaplar var

  48. Maicisito said,

    Mayıs 5, 2011 @ 04:34

    School Of Medicine Search Engine [url=http://ravingseraph.com/]alprazolam medication[/url]
    http://ravingseraph.com/ – cheap generic xanax The prescription said to take up to 3 times per day but I sometimes could go through a whole day without even using it.

  49. fen bilgini said,

    Ocak 5, 2014 @ 08:15

    hücre daha büyüktür atomdan çünkü hücrenin yapısında atom bulunmaktadır

RSS feed for comments on this post · TrackBack URI

Yorum yapın