Almodovar, Atari 800XL ve melankoli
Halet-i ruhiyesi izlediği bir filmle scrambled egg[1] gibi olan bir insanım ben…
Böyle bir cümle kurmak istiyorum işte. Sonra birileri gelip “Türkçe’yi katlediyorsunuz, iğrenç bir insansınız” diye yorumlar girsin, özür falan dileyeyim. Ama scrambled egg gibi hissediyorum, bana ne. Pedro, neden böyle filmler yapıyorsun adamım?
İçimden “Sunny side up[2] bir yumurta olmak isterdim bugün, ama zaten hava da kapalı, bir de her şey belirsiz bu hayatta, otobüs de gelmiyor. Arabaları hiç sevmeyen bir insanken bir zamanlar, şimdi otobüsü beklerken geçen arabalara bakıp hangisinden isterdim acaba diye düşünüyorum. Ben otobüsleri seviyorum, otobüsler gelmiyor. New York‘a falan mı gitmeliydim acaba, Wisconsin‘den beni kabul eden okul daha mı iyi olurdu. Ama orası çok soğuk, bak burda hala bir hırkayla dışarı çıkıyoruz. Tabi her şeyin bir bedeli var, buranın da kasırgası var. Yumurtanın mutlulukla ne ilgisi olabilir? Ama sunny side up deyince bana mutluluğu, güneşli günleri hatırlatıyor. Güneş beni mutlu ediyor. Fedex beni sinir ediyor, 5 dolar verdim, kocamın dökümanlarını aynı şehirdeki adrese ulaştırmaları üç gün sürdü, bak şimdi sinirlendim yine. Sunny side… Up… Coffee Shop. I’d like to have a dark cappucino with skim milk piliiiz. Yes for here.” demek geliyor.
Şimdi bir anda geçenlerde kardeşimle çocukluk günlerimizi hatırladığımız konuşmamız ve akabinde Atari 800 XL geldi aklıma. (Duygu’nun serbest çağrışımlarına hoşgeldiniz. Herhalde insan melankolik olunca çocukluğunu hatırlamaya meylediyor elinde olmadan.) Madem öyle, hatırladıklarımı size de anlatayım :) Zira bu atari bizim hayatımızın o yıllarına damgasını vurmuş bir alettir.

- Babam Strip Poker Suzy oynardı. Oyundaki hatun yenildikçe üstünden bir kıyafet çıkarırdı. Akşamları bütün aile atarinin başında heyecanla babamın bu karıyı soymasını izlerdik. Babam ataride pokeri iyi oynardı. Ama gerçek hayatta da böyle olacağını sanması ona biraz pahalıya maloldu.

- Annem Bruce Lee adlı oyunu en iyi oynayan kişiydi. Bu yüzden babamın Suzy’i soymakla uğraşmadığı zamanlarda, annem Bruce Lee oynar, geri kalanımız da heyecanla izlerdik. Atari oyunları ne acayiptir. Oyunu bitirince evinize çelenk falan gönderecekler, çok ilginç bir şey olacak sanırsınız, ama harcadığınız o emeğin, vakitlerin karşılığı, boktan grafiklerle patlatılan havai fişekler, ya da kurtardığınız düşük çözünürlüklü, köşeli bir prenses olur. Annem elbette Bruce Lee’yi bitirmeyi başardı ama sonunda ne olduğunu hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey, o boktan “son”dan sonra üzerimize çöken “ee şimdi napıcaz, hayatın anlamı ne“li bir boşluk hissi.


- Kardeşimle benim en sevdiğimiz oyunlar hatırladığım kadarıyla Zorro, Decatlon, Green Beret, River Raid, nehirde balık tutulan bi oyun, ne bileyim Miss Pacman falan filandı. Zorro süperdi, şimdi olsa yine oynarım. Decatlonda olimpiyat oyunları vardı ve bir çeşit joystick katiliydi. Maratonda hızlı koşmak için joystick’i sağa sola çok hızlı oynatmak gerekirdi ve o sırada birşekilde hayvanlaşılıp joystick kırılırdı. Bu yüzden dekatlonu elimizden geldiğince az oynamaya çalışırdık. Green Beret’nin çok güzel bir müziği vardı.


Tabi o zamanlar disket ne arar, oyunlar kasetlerde olurdu. Oyun ne kadar kaliteliyse atarinin o iğrenç “dıııt dıııttt” sesini çıkararak oyunu yüklemesi o kadar uzun sürerdi. üstelik bir de oyunun yüklenmesine yakın “boot error” gibi bir mesaj çıkabilirdi bazen - ki biz ona kardeşimle “yanlış hata” derdik-, delirtirdi bizi.
-Kardeşim (Fatih) Sensible Soccer diye (ki bu ismi tamamen uyduruyor olmam çok olası) iğğrenç bir futbol oyunu oynardı. Geçen gün bunları konuşurken Fatih inanılmaz bir itirafta bulundu. Ben o oyunun çok aptal bir oyun olduğunu söyleyip, Fatih oynuyor diye ona kızdığım bir gün, bana olan sevgisinden ya da saygısından (ki o zamanlar dünyanın en yaramaz canavarı olan bu yaratığın bana böyle şeyler hissettiği hakkında hiçbir fikrim yoktu), gidip kaseti kırmış ve çöpe atmış. Bunu bana söylemiş olsaydı belki daha az kavga ederdik :) Herif gelmiş 15 yıl sonra söylüyor.
-Bir de bu atarinin kullanma kılavuzu gibi birşeyi vardı. O kılavuzda bir takım kodlar vardı, onları atarinin normalde hiç kullanılmayan klavyesini kullanarak ekrana (ki bu ekran televizyon oluyor, monitör ne gezer) doğru şekilde, azimle yazarsanız salak grafikler çıkardı ama tabi o zamanlar bize acayip bir olay gibi gelirdi bu. Kendimizi bilgisayar mühendisi falan sanırdık sümme haşaaa.
Şimdi ben TRT’nin tek televizyon kanalı olduğu, süpermarketlerin olmadığı, o sade çocuklukluk günlerimin bu sofistike aletini nasıl hatırlamayayım?
Oh keyfim yerine geldi. Anıları bile yetiyor. Canım atari.
[1] scrambled egg ingilizcede yağda yumurtanın sarısı beyazına karışmış, karman çorman olmuş haline deniyor.
[2] sunny side up ise ingilizcede yağda yumurtanın sarısı patlatılmadan yapılmış (güneşli tarafı üstte) haline deniyor.

Duygu Özpolat Eren said,
Aralık 2, 2005 @ 5:30 pm
bir de şöyle birşey var (Dilay’ın gönderdiği bir yazı üzerine):
seksenlerde çocuk olmak
Anonymous said,
Aralık 3, 2005 @ 3:56 am
Hisli futbolcu adlı oyunu gayet de doğru hatırlmaşsın… bir arkadaşım üniversite yıllarında o oyunu özleyip bitpazarından amiga bulmuş ve yaklaşık 2 gün boyunca amigayı bul, çalıştır, oyun bul falan diye uğraşıp sonra da o oyunu oynamıştı…
ZORROOOOOO ayrıca, şahane oyundu… vincin teline tutunarak tırmanmak falan… laylaylom… hadi ben eşşeğim, sen daha sık yaz, ne güzel oluyor…
l’o'ker
A. Murat Eren said,
Aralık 4, 2005 @ 9:11 am
:)
ardamardar said,
Aralık 4, 2005 @ 1:50 pm
Annemle babamı Mortal Kombat oynarken izleme şerefine nail oldum. Annem pek yanaşmaz genelde atari oynamaya. Neyse babam sub-zero’yla saldırıyordu ama annem kolay yolunu bulmuştu, eğilip tekme atıyodu devamlı. Babam vurmak için yaklaşınca düşüyodu hep. Birinci raundun sonunda babam “ayağa kalsana, hadi, hadi” diyerekten annemi gaza getirmeye çalışsa da annem politikasını korudu. Her tekmede hırsla “al, al” diyerek düğmelere daha bir güçlü basması ise görülmeye değerdi.
Süper bu insanlar ya.
bacak said,
Aralık 5, 2005 @ 9:48 am
sega vardı bende.. vermezdi “yanlış hata”.
Duygu Özpolat Eren said,
Aralık 5, 2005 @ 11:14 am
valla lökercim o hisli futbol oyununa bu erkek çocuklarının düşkünlüğünü hala anlayabiliyor değilim :) hani zorro falan en azından bi ekşın, bi hareket, daha bir özenli grafikler :) hisli futbolda çubuk çubuk adamlar vardı, topu atarsın, adamlar ağır çekimde koşarlar bi nevi. ay bilmoorom. :)
Arda: ben babamın “hadi bakiyim geç olmadı mı artık sizin yarın okulunuz falan yok mu” diye bizi bilgisayarın başından kaldırıp yatağa yollamak suretiyle (ki o dönemde teyzemin GO adlı bir derginin açtığı yarışmaya, “Tetris”le ilgili süper bir yazısıyla katılıp, hard disk’i olmayan bir bilgisayar kazanması sonucu, atari’den 386′ya terfi etmiştik), kendisi bilgisayarın başına oturup “golden axe” oynadığını da “duydum”. Duydum diyorum çünkü bizi odaya yolladığı için yattığımız yerden sesini duyardık :) (”golden axe”de heriflerin kafaya space tuşuna seri şekilde basmak suretiyle vuulurdu. O yüzden babamın bizi yatağa yollayıp, hangi oyunu oynadığını tahmin etmek pek güç değildi:)
daha aklıma neler geliyor o zamanlara ilişkin ama şimdik gitmem lazım, sınav var.
Anonymous said,
Aralık 5, 2005 @ 3:32 pm
su futbol oyunu olayina bir aciklik getirmeye calisayim. oncelikle hatirladigim kadariyla sensible soccer degildi ataride oynadigim oyun, cunku sensible, benim icin hard disksiz “386″ donemine (ve cok cok sonrasina) damgasini vurmus hatta gecen sene bile nostalji yapip deliler gibi oynadigim bir oyundu. onunla ilk karsilastigimda muhtemelen “haa, lan bu ataride oynadigim oyunla ayni isimde” derdim.. atari 800 xl ve sensible soccer’i ayrimak istiyorum.. ikisi de ayri ayri onemlidir benim icin..
atarideki futbol oyununa donersek, minik salak adamlar ve hatirladigim kadariyla sadece iki renkli formadan olusan takimlar vardi, siyah ve beyaz olmali ve topu attigin zaman lonk diye dururdu cimin ustunde.. sanirim zorronun, dekatlonun, adini simdi gordugumde cok iyi hatirladigim fakat oyunun kendisini malesef hatirlayamadigim.. aha lan simdi hatirladim.. green beret.. ne diyoduk.. haa.. bu oyunlarin yaninda o futbol oyununun cok dandili kaldigini hissedip canimiz ablamiza yaranmak icin kaseti param parca etmistim.. cok sonra mi pisman olmustum, az mi pisman olmustum hatirlamiyorum..
duygumun gunlugune ilk defa yazmamdan midir, yoksa atari 800 xl hatirina midir bilmem, biraz uzattim galiba..
operin..
şaşkın civciv said,
Aralık 5, 2005 @ 3:57 pm
hebele… canımsın:)
Murat E. said,
Aralık 6, 2005 @ 4:17 am
Bu oyunlarin hepsi bende Amstrad’da vardi (galiba, yoksa baskasinda mi oynardim acaba?) Hatta o uzun ince diskli Amstrad’in oyunlari sadece Feneryolu’nda Cici mi Coco mu oyle bi yerden alinirdi. Bi de Grayzor diye hatirladigim bi oyun vardi. (Aradim buldum Gryzor’mus, hatta Contra’ymis http://en.wikipedia.org/wiki/Gryzor) Oyun sonu canavarina kadar bi kere bile yanmadan gelmistim, sonra panikleyip lazerimle iki kere ziplayip ates etmeyi beceremedigim icin bitirememistim, ayni yerde 8 kere yanmistim. Bi daha da oynamamistim sinirden.
Ayrica sunny side up demisken, Outback’a gidiniz Aussie Cheese Fries yiyiniz, Outback Special yiyiniz. Aaaaahhhh american etleri aaaaaaahhh, yok ki burda :(.
ps: Buyuk bi hirsla 3uncu kez gondermeye calisiyorum, hataliysam uyarin.
Duygu Özpolat Eren said,
Aralık 6, 2005 @ 11:53 am
civciv seni çok özledim, bekle geliyorum işallah.
Fatili, diyorum ki, sen ilk Jazz dinlemeye başladığın zamalarda ben için için “ay nası dinliyo bu sıkıcı müziğii ayyyy” diyordum, gel gör ki zaman içinde kulağım mı gönül gözüm mü açıldı bilinmez, anladım ne imiş meğer ki, ne güzel imiş… o vakit belki bu sensible soccer’da falan benim hala keşfedemediğim bir incelikler, güzellikler vardır belki :P
Murat e. Bey, baktım Internet’ten Outback varmış güzel Baton Rouge’umuzda, ve lakin bende araba yok, gitmem pek mümkün olmayabilir, Osman’ı (Bencamin) kandırırım belki, aklımın bir köşesine yazdım yani. Bunların “steak” kültürü pek bir leziz hakkaten, ama bir yandan Southpark’ın Fun With Veal bölümünü hatırlamadan edemiyorum :) Bu Amerikalılar iki gıdım daha fazla lezzet için kim bilir neler yapıyolar o hayvancıklara. İnsanı vejeteryan eder bu işler. (Ben de bu cümleyi yıllardır kurar üstüne etimi az pişmiş ısmarlarım ya, benden büyük dönek yoktur.)
Sevgiler saygılar
nursel the teknolojik anne said,
Aralık 7, 2005 @ 8:23 am
ahhh ah..ben de hatırladıkça özlüyorum o atari günlerini..en çok da zorro ve bruce lee’yi..acaba o oyunları şimdiki bu gelişmiş atarilerde oynama şansımız varmı?ve de o lezzeti alırmıyız ki?ben ilk bilgisayar oyunlarından Wolf diye bi oyunu tekrar oynamaya kaltımdı bundan 7-8 ay evvel..ama eski sabrım kalmamış mı ne?çabucak yanıverdim..ve keyif almadım..bu aralar pek oynayamasamda bıkmadan oynadığm bir oyun var şimdilerde.. roket mania..özledik seni..hasretle bekliyos kavuşmayı..öpbük..
hallac pamugu said,
Aralık 7, 2005 @ 9:15 am
Haha babanın strip poker olayı benimkine benziyor, güzelmiş. :)
erins said,
Aralık 8, 2005 @ 10:08 am
sensible soccer amiga almamın nedeniydi.
Anonymous said,
Temmuz 26, 2006 @ 5:18 am
Ya gerçekten inanın ki bende çok mutlu oldum. Brucelee ve zorro’nun ekran görüntülerini görünce vay bee dedim. bi sigara yaktım. şöyle bi baktım ekrana…ya 15 sene öncesine gittim bi anda…Ben Bruce lee yi bitirmiştim hemde kaç kere sayısını bilmem. herseferinde yine zevk alıyodum. Bruce lee nin zonunda lee abimiz hazineye kavuşup sevinçten olduğu yerde zıplıyodu. Çok enteresan nasıl hatırlıyorum ya. Zorro oyunuda benim bilgisayarda çok zor çıkardı. her seferinde başka bi odaya gidip annem öğrettiği duaları okurdum hata vermesin diye. her seferinde okuduğum için hatim indirmeye az kalmıştı:) Zorro oyunu hala bugün bile aklıma takılmış durumda oyunda bi yerde takılmıştım. bi kuyu vardı içine giriyodum. ondan sonra bi sahnede bi inek vardı. O ineğin fonksiyonu neydi anlamamıştım. O ineğin bir fonksiyonu varmış ve ben o oyunu tekrar oynayıp görmek istiyorum bugün bile…ya neyse pek ifade edemedim ama ben ne demek istediğimi biliyorum:) Tamam çok bencilce oldu:)Bhind jagged lines diğe bi oyun vardı ben abim 1. pilot bende 2. pilot olurdum hep. ben kapıları açıyorum:)bi Gezegene inip orda mahsur kalmış insanları kurtarıyoduk. Bazen ekrana bi yaratık çıkıp ekranın camına vurardı ben nasıl korkardım(hala korkarım herhalde:) )ya abi beni hep 2. pilot diye kandırırdın. Kapıcılık yaptırdın bana onca zaman:) Atari 800 xl sevdadır bitmez… Teybine kurban olduğum…
Düygü said,
Temmuz 26, 2006 @ 6:52 am
:)))
eheh, o inek dediğin acaba şu muydu: (yoksa başka bir inek hayvanı daha mı vardı da ben hatırlayamıyorum)
bir odada duruyordu o inek. aynı odanın başka bir yerinde şömine ve kenarında hani metal çubuklar olur şömineyi karıştırmak için, onlar vardı. O çubuklardan birini şöminenin üstüne koyuyordun, sonra onu akordeon gibi, şömineye hava üfleme aletinin üzerinde zıplayarak kor haline gelene kadar ısıtıyordun, ve hemen gidip ineğin kıçına basıyordun :) Onu yapınca inek kaçıyordu da aşağıda bir kapı mı ne açılıyordu :)