Bir kaplan miyav dedi!

Hepimiz, birbirimize benzeyen, kolu bacağı, beyni iç organları olan bir vücuda sahibiz, bu yeni bir şey değil. Biz insanları birbirimizden ayıran en önemli şey belki de o vücuda zaman içinde nasıl işler yaptırdığımız, nasıl yetenekler kazandırdığımız, o vücudun, dillenince neler dediği, öğrenince neler ürettiği… Geçenlerde aklıma geldi. Bir bakıyorsunuz, biri almış bir tahta parçası, karlı dağların tepesinde kayıyor, uçuyor, taklalar atıyor. Bir tanesi pirinçten bir boruyu üflemeyi ve güzel müzikler yapmayı öğrenmiş. Kimisi kelimelerle oynuyor, kimisi dans ediyor… :) Aslında ilginç değil mi, bir vücutta barındırdığımız böyle bir potansiyel var. Bir “ham” var, kimin nasıl “pişirdiğine” bağlı tüm mesele (ya da pişirmeye üşenecek kadar tembel olup olmadığına).
İnsan vücudunun, kişi eğer isterse nelere “kadir” olduğunun bir başka örneğini dün gördüm. Acıbadem’de, diğerlerinden hiçbir farkı yokmuş gibi görünen, 2 oda 1 salon bir evde, mutfağında boş pizza kutuları ve pet şişeleri ile aralara dolgu maddesi olarak izmaritin kullanılmasından oluşmuş bir çeşit kule ve kuleye eşlik eden bir bulaşık yığını olduğu halde, içerisi kimi zaman sigara dumanından bir sis ile örtülü bu eve doluşmuş bir miktar adamın günlerce uykusuz ve genelde aç bir şekilde çalışabildiklerine, üstelik de kafalarını bu koşullarda hala çalıştırabildiklerine şahit oldum. Galiba kucaklarına koydukları ve “bilgisayar” ismini verdikleri o aletlerle aralarında bir çeşit mutual yaşam, belki de bilgisayara eklenmiş ve elektriği glikoza çeviren bir parça falan söz konusuydu.
Bu adamlar niçın böyle manyak gibi çalışıyorlardı diye merak ettiyseniz söyleyeyim: Dün Pardus 1.0 (yani deneme sürümü olmayan kurulan ilk sürüm) çıktı!!!
Pardus’la, Linux’la, özgür yazılımlarla ve bütün bunların bizler için (biz: insanlık, biz: Türk vatandaşları, biz: sizin paşa gönlünüz ne isterse o olsun) ne kadar önemli olduğuyla ilgili anlatacak çok şey var.
Ama ben şimdilik Pardus’u birazdan sevgili Toşibacığıma kurup, onun bana “ohh be işletim sistemi dediğin böyle olur” dediği anı, Meren’imin yanağına kocaman bir öpücük kondurarak kutlamakla yetineceğim. Sonra da kaplanla ormanda bir gezintiye çıkacağız.
Bu arada siz de kendinize bir güzellik yapıp Pardus’un tüylerini okşamak isterseniz Meren’in blogunda Pardus’u nasıl kurabileceğinizi anlatan bir belge var. Onu bir okuyun. Ardından buradaki dosyayı (iso) indirip bir CD’ye kaydettikten sonra, kaplanınızla, korsan yazılımlardan, crack’lerden, sizi hırsız durumuna düşüren çirkin bir sistemin çarklarından uzakta, mutlu mesut yarınlara koşun bre!

ahmeTzehiR said,
Aralık 28, 2005 @ 12:31 am
vatana millete hayirli ugurlu olsun efenim… gule gule kullanalim…
Cigdem Sonmez said,
Aralık 28, 2005 @ 2:02 am
Hayırlı olsuuuun :-)
Duygu’ cum ekibin hepsini kutlar mısın benim yerime… Pardus’ un hazır olduğu haberi önce Tübider bülteni ile geldi. Günlerdir finale yaklaştıklarını biliyordum ama güzel bebek kucağa alındı işte sonunda…
Ben de hemen yüklüyorum bilgisayarıma… Aptal kullanıcı olarak “bug” bulursam kızmazlar di mi bana?
erdyni said,
Aralık 28, 2005 @ 10:59 am
sağlam bir ekip olmalı,
kaplan (pardus)gibi benzetmesini de yapabilirim mesela :)
sonra da bir ‘hayırlı olsun’ cümlesini sarf edeyim :)
erdyni said,
Aralık 30, 2005 @ 2:59 am
bir de blogta kendine yer bulmuş pardus linkinden istesem yüzsüzlük yapmış olur muyum :)
Murat DiRiM said,
Aralık 30, 2005 @ 8:47 pm
Anlatımınız ne hoş. Askere gitmeme 5 günüm var ve şu an sabahın 5 i ve indirdim :) CD yazıcımla da az önce yazmaya başladım. Bunu bana neden yaptınız? :)