Fareli Evin Soya Sütçüsü
Hani koyduğum zehirli yemlerden etkilenmediklerini sandığım fareler var ya. Onlar (ya da bir kısmı) öldü. Zehirli yemleri yedikten yaklaşık iki gün sonra her gün bir tanesini evin ya da bahçenin muhtelif yerlerinde ölmüş bulmaya başladım. Bir, iki, üç derken bunlar sülalecek benim eve konuşlanmışlar Katrina sonrası ortalıkta kimseler olmayınca heralde üre babam üre olmuşlar. Aferim… Labda sözde “insanlık” için öldürdüğüm heyvancıklar yetmiyordu zaten. Gerçekten kötü hissediyorum kendimi ya, yani bunlarla birlikte yaşamanın bir yolu olsaydı keşke.

Tabi bu hayat doğası gereği bir “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” olduğundan, çeşit çeşit maceralarımı bayilerden edinip benim şizofren olduğuma karar vermeniz mümkün:
- Düygü Yunanistan’da yaralı yaban hayvanlarının tedavisi için çalışan bir gönüllü.
- Düygü labda erkek kurabağaları, sperm elde etmek için öldürüp testislerini –çok afedersiniz- parça pinçik eden bir doktora öğrencisi.
- Düygü “canlı canlı kaynatıyollar” diye kabuklu deniz canlılarını yemekten kaçınan düygüsal şahsiyet.
- Düygü “ay mutfağımda fare var, aman gece gelir kulağımı burnumu üfüre üfüre yirler” diye fareleri zehirli yemle kandıran ve katleden cani ev kadını.
- Düygü yıllarca marketten kıyma satın almayıp soya eti ile beslenen yarı vejeteryan organizma.
Oeh yani.
Soya eti demişken, Nathan ve Melissa’nın vejeteryan olmaları sebebiyle hayatıma “soya sütü” diye bir anlam, bir harikalık girdi. (Annemin ona zorla yedirmeye çalıştığım soya etini hatırlayıp yüzünü ekşittiğini görür gibi oluyorum:). Süper bir şey bu soya sütü. Tadı süte oldukça benziyor. Zaten ben bu Amerikalıların normal inek sütünü hiç sevmiyor ve içemiyordum. Sulu gibi bir acayip. Üstüne bir de gaz yapıyor bende süt, dayanamıyorum içiyorum sonra havalanmaya hazır hale geliyorum. Sütün insanda gaz yapmasına inek sütündeki “laktoz şekeri” sebep oluyor. Laktoz bağırsaklarımızda “laktaz” adı verilen bir enzim tarafından sindiriliyor. Ama bazılarımızda bu enzim yeterli üretilmiyor. O yüzden belli bir sınırın üzerinde laktoz tükettiğimizde (benim durumumda bir bardak sek süt içmek, ya da sabah kornfileyks falan yemek oluyor bu) laktazın yetişemediği laktoz şekerlerini, bağırsaklarımızdaki bakteriler “yiyor”. (Evet, doğru duydunuz bağırsaklarımızda çeşit çeşit bakteri yaşıyor efem.) Bakteriler bu “yeme” sırasında metan gazı üretiyorlar. Biz de çok afedersiniz osurarak o gazı (ve yanında başka bir takım gazları) çıkarıyor ve mutlu yarınlara koşuyor, uçuyoruz, uçan balon oluyoruz…
Yani diyeceğim o ki soya sütünde laktoz yok, osurtmuyor kendisi. Ne hoş değil mi?
Şimdi diyebilirsiniz ki, “Bir önceki gün anlatacak çok şey birikti derken bunları mı kastetmiştin?”. Eheh hayır, bir koca paragraf boyunca osuruktan bahsetmeyi planlamıyordum elbette. Ama oldu bir kere. Umarım kimse kendini cinsellikten ilk kez bahsedilen orta okul fen bilgisi derslerinde, bir kısım öğrencinin kızarıp bir kısmının kikirdediği zamanlardaki gibi hissetmemiştir :) Altı üstü CH4. Öyle karmaşık bir molekül bile değil.
Bu arada ev çok sevimli. Meren’i eksik :((((
(bir gün sonra gelen edit: bu sabah, “ya bu banyoda iki gündür acayip bir koku var” diye artık iyice meraklanıp köşe bucak arayınca, küvetin altında ölmüş başka bir fare bulmam (4 etti), ama onun da ötesinde, sabaha karşı saat 5-6 gibi, üst katta koşturup eşelenen farelerin beni uyandırmaları, ürkütmeleri sonucu, artık onlara acımıyorum. Artık savaş ilan ettim. Bu şehir ciddi bir fare sorunuyla karşı karşıya!)


Anonymous said,
Şubat 10, 2006 @ 2:41 am
sen de çok sevimlisin. Meren’i eksik bir sevimli. dün Perşembe akşamı itibariyle dua edilip, yakılması icap eden mumlardan, hamilelerin duası geçer diye bir de sizin için yaktım. bak gör bundan sonra nasıl da herşey tereyağından kıl çeker gibi hallolacak. budur yani…
öptüm.
teyze kişi…
cengiz güven- büyükbaba said,
Şubat 10, 2006 @ 5:05 am
DEREN & MEREN BİR ARAYA GELMESİ İÇİN HİÇ BİR ÇABADAN KAÇINMAYACAĞIMI BİLİNİZ.
CANIM KIZIMIN YAPMIŞ OLDUĞU DUALARA AYNEN KATILIYORUM. SİZLERİ MUTLU GÖRMEK EN BÜYÜK DİLEĞİM. HEPİNİZİ ÖPÜYORUM.CENGİZ GÜVEN
rickytick,namı diğer tekno anne said,
Şubat 10, 2006 @ 9:24 am
canım yavrum,
Merenine bir an önce kavuşuman dileğimizdir.Bu akşam Fatii ve ben kayın validene gidicez.çok öptüm seni
Ahmet AYGÜN said,
Şubat 10, 2006 @ 11:47 am
Yazıyı okumadan önce organik kimya çalışıyordum :)
Hala sırayı karıştırıyorum…
metan - etan - propan - bütan - pentan - hegzan - heptan -oktan - nonan - dekan…
Not: yukarıdakileri yazarken kopya çektim ;)
Duygu Özpolat Eren said,
Şubat 10, 2006 @ 9:53 pm
Teyzecim, Cengiz Amcacım, Annecim, Fatilim… Cansınız, teşekkür ederim öperim. Şenay anneme selam ve öpücük götürün benden derdim ama biraz geç oldu :)
Sevgili Ahmet, “metan”dan sonrasını inan ben de bilmiyorum :) Organik kimyayla ilgili unlar elendi, elekler çoktan duvarda. Bir daha da indirmemeyi diliyoruz.
Anonymous said,
Şubat 14, 2006 @ 1:41 pm
canım yavrıımmm….mesajını aldım , seni çooooooooook ama çok çok seviyorum..özledim,mis kokunu..bebeim benim..
annen:.YEŞİL BAŞLI GÖVEL ÖRDEK
Rana said,
Şubat 24, 2006 @ 2:18 pm
meren gelsin, tüm fareler doğaya koşup evi terketsin, sütler gaz yapmasın, hayvanlar ölmesin, insanlar osurmasın, metan kötü kokmasın, herşey güzel olsun.