Kadınlar, rüyalar ve ejderhalar
Başlık, Ursula K. Leguin’in denemelerini topladığı bir kitabı. Onu da okuyun, zor okunur gerçi ama güzeldir, süper şeyler söyler Ursula Abla orada. (Meren sevmez kendisinin “Yerdeniz Üçlemesi”ni, evet inanabiliyor musunuz, böyle de bir adamla evlendim ben, ama olsun ben onu buna rağmen seviyorum:) :P
Aslında ben şimdilik sadece rüyalardan ve Sandman’den bahsedeceğim. Kadınlar hakkında söyleyeceğim çok fazla şey olduğu için toparlayamıyorum. Ejderhaları da çok sevmekten başka haklarında fazla bir bilgi sahibi olduğum söylenemez. Her neyse… Rüyalar…
Rüya çok garip bir şey değil mi sizce de. Geceleri o bitkisel hayatsı halimizle başımıza olmadık şeyler geliyor, gerçekten de olmuyorlar aslında, ama biz öyle sanıyoruz uyanana kadar, mutlu oluyoruz, mutsuz oluyoruz. Kimi zaman birine sırf rüyamızda kötü şeyler yaptı diye kızgın bile hissedebiliyoruz. Gerçek olmayan olaylar bizde o kadar da gerçek izler bırakıyor. Neden niye oluyor bu, birsürü insan araştırıyor, fikir üretti-üretiyor elbette, biyolojisi, psikolojisi… Freud’u şusu busu… Çok okumadım malesef, o konularda çok bilgili değilim… Ama başıma gelen garip şeyler var. Onları anlatmak isteği içerisinde bir insanım.
Bir süre önce, sanırım bir yıldan fazla olmamıştır, lucid dream (açık rüya) diye bir kavramdan tesadüfen haberim oldu. Bu kavramla tanışmadan önce, rüya görürken rüyada olduğunu farkedemeyen bir insandım. Örneğin kötü bir rüya görürken “ay aman, bu bir rüya uyanayım, uyan!” diyebilen insanları duyuyor ve çok şaşırıyordum. Ben saf saf kötü rüyayı görmeye devam ediyordum zira, ve sinirime dokunuyordu bu iş. Bunun doğuştan bir özellik olduğunu sandığım için değiştirebileceğimi bilmiyordum. Meğer insanlar bırakın rüyada olduklarını farketmeyi, rüyalarında yaşadıkları şeyleri kontrol edip olaylara yön bile verebiliyorlarmış…
Bunun yapılabilirliğinden haberim olduktan bir süre sonra, bir gece rüyamda süper güçler sahibi oldum, beni kovalayan kötü adamlardan kurtuldum. Harikaydı. Fakat o sıralar aynı zamanda ABD’ye yeni gelmiş bir kültürşokzede olarak uyku problemi çekmeye başladım ve rüyamı kontrol edip mutlu yarınlara kanat çırpma işi bir daha olamadı. Hatta malesef, rüyalarımı kurcalamaya başladığımdan mıdır, yoksa stresli bir hayat sahibi olmaktan mı, ABD’ye gelmeden önce iki üç kere karabasan yaşamış bir insanken, neredeyse ayda bir beni karalar basar oldu.
Önce biraz bu “lucid dream” konusundan bahsedeyim. Internet’ten biraz araştırınca gördüm ki, bunu yapmak için özel bir çaba harcamayan, bunu zaten yapabilen insanlar var (Öğrendik ki Meren Beyler de yapabiliyolarmış bunu). Ama insan isterse ufak bir iki teknikle, hatta sadece gün içinde uyanıkken kendisini bazı şeylere şartlayarak, yatmadan önce de bunları özellikle düşünerek bile ufaktan rüyalarını kontrol etmeye başlıyor. Bu şekilde rüyasında uçanlar, yunusa dönüşenler, Bruce Lee olanlar, Bill Gates dövenler filan var. (Bu konuyla ilgili olarak ayrıntılı bir şeyleri araştırıp Moleschino‘da yazmayı düşünüyorum aslında.)
Okuduğum birkaç forumda gördüm ki, “lucid dream” görebilen insanlarda “karabasan” da sık sık “basıyormuş” efendim. Karabasana İngilizce’de “uyku felci” diyorlar bu arada. Daha iki üç gün önceydi, yine karabasanla uyandım. Daha doğrusu tabi ki karabasan yüzünden “uyanamadım” bir türlü. Konuşamıyor, bağıramıyor ve zor nefes alıyordum. Ahmet’te kalmıştım hatta, o uyanıktı, orada bilgisayarı kucağında oturuyordu ve ben onu görebiliyor ama uyanamıyordum. Bir şey olsa, saat çalsa da ben uyansam istedim. Hatta Ahmet yanıma doğru geldi, bir kağıt yırtıp not falan yazdı, ama kıpırdayamadım. Berbattı.

Bütün bunlar böyle olup dururken, tesadüfen bir kitap aldım ben. Daha önce bahsettiğim, YıldızTozu’nun yazarı Neil Gaiman’ın yazdığı bir çizgiroman aslında bu. İsmi Sandman. İçeriğinin rüyalarla ilgili olduğunu bilmeden, içinde bir “Dreamlord” olduğundan habersiz bir şekilde, sırf Neil Abimiz yazmış diye ilk iki cildini ısmarlamıştım Amazon’dan. Dün teşrif buyurdular ben de heyecanla okumaya başladım… Okuduğum en iyi çizgiroman bu sanırım. (İçeriğinden çok fazla bahsedip okumak isteyenlerin heyecanlarını kaçırmak istemiyorum.) Ama benim halihazırda mıncıklayıp kurcaladığım rüyalarıma ne kadar iyi gelecek orası tartışılır. Zira, hemen bu sabah, kötü bir şey olmamakla birlikte başıma daha önce hiç gelmemiş bir şey geldi. Hayatımda ilk defa, çalar saatle ilginç bir rüyanın ortasında uyanıp, hemen yeniden uykuya dalmaya çalıştım ve rüyamın devamını görebildim. Eskiden hiç göremezdim rüyaların devamını… Aslında öyle birşey de yok, yani “rüyanın devamı” çok saçma bi mevzu ama, ama en azından rüya görmeye devam ettim, ve uyanmadan önce gördüklerimle bağlantılı şeyler gördüm. Hem de bir saat boyunca, 6 dakika aralıklarla “ertele”diğim için çalıp duran telefon alarmı ile.
Bir yandan, bu işin üzerine gidip rüyamda uçmak, kedi olmak, Meren görmek gibi işleri kontrol edebilmek düşüncesi beni cezbederken, bir yandan da, Doğa Ana’nın işlerine karışıp bana gördürmek istediği rüyaları elleşmesem mi diyorum. Yani bir bildiği vardır herhalde, sevmediğim geçmişteki bir insanı bana yılan vücudu içinde gördürüp üzerine bastırırken. (Ya evet gördüm ben bi kere böyle bir şey, öyle cani de olabiliyorum.) Belki Doğa Anacığım bana o korkunç rüyayı gördürürken, gerçek hayatta yapamadıklarımı yapıp rahatlamamı sağlıyor… Kim bilir. Yani ben onun işine karışırsam bırakın rüyaları, acaba gerçek hayatın dengelerini de altüst eder miyim? Karışık işler…
Bu arada Sandman Türkçe olarak Arka Bahçe Yayıncılık tarafından çıkarılıyormuş. Ben her zaman orjinalini okumaktan yanayım, ama o benim kendi artisliğim, çok iyi İngilizce biliyorum ya, o yüzden bu kadar artis bir insanım. Güvenilir bir kaynaktan aldığım bilgilere göre Türkçe çevirisi de fena değilmiş.

Sandman de bu kadar mı karizmatik, bu kadar mı nefis bir karakter olur. Bu eser müthiş bir grup çalışması, yani sadece Gaiman’ın hastası olunası kurgusu öyküsü değil, çizimler de bir ayrı güzel.
Ürkünç… Ama güzel.
Şimdi gidip nasıl uyurum ben artık onu bilemiyorum yannız… :( :)


Mert Ulas said,
Şubat 26, 2006 @ 6:19 am
Bende kontrol edebiliyorum sanirim ruyalarimi. Hayatimda hic karabasan gormedim hatta kotu bir ruya bile gormedim, ya da gordum de zihnim benden habersiz cok guzel sakliyor bunlari bilemiyorum. Ayrica ruyalarda genelde ruya oldugunun farkina varirim. Aslinda nadir ruya gorurum ya da gorduklerimi nadir hatirliyorum belki de…
A. Murat Eren said,
Şubat 26, 2006 @ 7:57 am
Daha önce sana anlattığım gibi rüyalarımı kontrol edebilme yeteneğimde bazı bug’lar var. Örneğin silahlar bunlardan birisi..
Mesela rüyamda kapkaranlık bir sokakta müthiş bir koşuşturmacanın ortasında buluyorum kendimi “allah rüya görüyorum süper! ve sanırım hayatım tehlikede! çok korkunç. Sanırım hemen bir şeyler yapmalıyım..” diyorum.
Arkamdaki korkunç adamdan daha hızlı koşup az önce yarattığım ve gökten aşağı inen mermer bir sütunun arkasına saklanıyorum, o anda üzerimde var ettiğim askeri üniformanın arka tarafındaki kocaman silahı sessizce elime alıyorum (o sırada ortamı biraz karartıyor, yüzüme kamuflaj yapıyor, gece görüş moduna geçiyor, havayı soğutuyor ve sessizce adamın önümden beni görmeden koşup geçmesini beklerken ağzımdan buharlar çıkmasını sağlıyorum), sonra adam beni görmeden önümden geçip gidince rambo gibi arkasından atlayıp ateş etmeye başlıyorum. İşte bahsettiğim bug burda rüyaya dahil oluyor. Her şey bu kadar süperken silahtan çıkan mermiler hızlı gitmiyor, silahın namlusunun ucundan yere düşüyorlar :( Adam duyup arkasına döndüğünde ben çoktan onu öldürmekten vazgeçmiş silahların bana yaptığı bu kalleşliği unutmak ve kalan vakitte eğlenceli bir şeyler yapmak için yeşil bir yamaçtan yavaş yavaş deniz kenarına doğru uçmaya başlamış ya da Prag’ın hiç görmediğim sokaklarından birisindeki hiç görmediğim bir kilisenin gölgesinde kendisini temizleyen bir kedi olmuş oluyorum.
Bu arada rüya denen kavramın bu kadar karmaşık ve saçma olabilmesinin nedeninin mesaisine son vermiş frontal lob’un beynimizin, kavramlar arasındaki mantık ilişki ağırlıklarını hesaplamaksızın rahatça ordan oraya atlayabilmesinin bir neticesi olduğunu düşünüyorum (bunu bir yerde okumuş da olabilirim :)). Gecede 200′den fazla rüya görüyor(muş)uz, bunların da içeriklerinin bizim o anda vücudumuzun hormonal ya da psikolojik dengesi itibarı ile görmeye ihtiyacı olduğu şeyler olduğunu düşünmek bana mantıklı geliyor (hatta bununla ilgili daha fazla bilimsel bilgiye dayanan bir yazıyı moleschino’ya ben de yazmayı planlıyorum).
Rüya konusunda çok enteresan deneyimlerim var benim bu arada :) Daha önce söyledim mi bilmiyorum ama, bir ara haftalarca birbirinin devamı olan rüyalar görmüştüm lise çocuğu iken. Uyumak benim için uyanık olduğum zamanın dışında bir yere uyanmak halini almıştı.
Hatta satranç gibi bass gitar gibi sürekli pratik yapma şansımın olmadığı bir takım şeyler ile ilgili kendimi rüyamda geliştirmişliğim de vardır :)
Hayata dair en çok nefret ettiğim üç şeyden birisi olan ve aslında daha güzel ve daha efektif kullanılabilecek bir state bence uyku. 6-7 saat bile çok çok fazla ama.
SECRET said,
Şubat 26, 2006 @ 9:48 am
Rüyalar üzerine ben pek kafa yormamıştım.Hatta seneler önce bilim teknik yanında rüyalar üzerine ek vermişti de ben ilgilenmemiştim.Açıkcası o kadar maceralı rüyalrım olmadı sanırım ama rüyama hükmetmek aslında hiç fena fikir değil. önerdiğin kitaplar ilgimi çekiyor ve hiç okumadığım bir tarz deneyeceğim…
sayende öğrenmiş oldum :)
Blogunu sayfama ekledim, gerçekten yazıların çok ilgi çekici..
Duygu Özpolat Eren said,
Şubat 26, 2006 @ 12:38 pm
Dün gece çok güzel uyudum ve gördüğüm rüyaları hatırlamıyorum. Bu arada, rüyalar konusunda geçmişte okduğum ve öğrendiğim şeylerden, daha doğrusu kesin olarak bildiğim şeylerden birisi, herkesin aslında rüya gördüğü ama kimi insanların rüyalarını hatırlaymadığı. Tabi şimdi Mert ve Meren’in yorumlarından sonra bu konuda insanların ne kadar çeşitli deneyimler yaşadıklarını görüyorum. Mesela Dilay da blogunda hep kabus gördüğünü, hiç güzel rüya görmediğini yazmıştı.
Uyku bence de büyük zaman kaybı aslında :) Keşke 6 saat uyku bana yetseydi ama 7 saatten az uyursam çok stresli ve yorgun oluyorum. Ama Meren’in rüyasında bass gitar çalması gibi, satranç oynaması gibi, insanlar rüyalarında problem çözebiliyor, kafayı taktıkları bilimsel, felsefi konular üzerinde düşünmeye devam edip buluş bile yapıyorlar. Bunu yapmış bir bilim adamı olduğunu hatırlıyorum bir yerlerden ama ismi cismi kalmamış aklımda.
Bu arada senin gitmeyen kurşunlarını okuyunca benim de rüyalarıma ilişkin başka bir ayrıntı geldi aklıma, ki aslında bütün bu lucid dream hadisesine ben o yüzden rastlamıştım sanırım: Ben rüyalarımda koşamıyorum. Birilerinden kaçmam, bir yerlere yetişmem gerekiyor ama koşamıyorum. Ve karabasan hissinde bir şey bu. Nefesin daralıyor, içim sıkılıyor… Eskiden o anda rüyada olduğumun farkına da varamıyordum. Sonra Petek’le “lucid dream” konusunda konuşurken bana “rüyada olduğunu anlamanı sağlayacak acayip şeyler üzerine yoğunlaş uyanıkken, o sayede rüyanda o şeyi-durumu görünce ben rüyadayım diyebiliyorsun” demişti. ben de zaten sanırım onun üzerine rüyamda ilk koşamadığım zaman “aaa rüyadayım demeyi başarıp” sonra da o korsanları altüst etmiştim. :) Yine de bütün bu kronoloji yanlış olabilir bilmiyorum.
Eğer Sandman’imin ilk bölümü Ahmet’in evinde kalmamış olsaydı şimdi okuyor olacaktım, sizlere oradanyazacağım birkaç şey vardı aklımda. Kendisini (Ahmet’i) buradan kınıyorum, ayrıca da kınayacağım :)
Secret’e: teşekkür ederim. Bu arada, Kadınlar, Rüyalar ve Ejderhalar’ı aslında Ursula K. Leguin’in diğer kitaplarını okuduktan sonra okumak gerek bence. Yoksa zaten bir ağır bir kitap, hiç anlaşılmaz ve sıkıcı olur.
Melike - Haluk said,
Şubat 27, 2006 @ 5:41 am
Düygüşüm rüyalı başlık atınca, o an saatli maarif takviminin sayfaları geri geri uçuştu ve gözümde şu sahne canlandı:
Yer : Burdur Göl Evi
Tarih : Sıcak ve uykudan yeni kalkılmış bir yaz sabahı
Sahne : Gayışlılaa ve torunları oturmuş kahvaltı yapmakta.
Diyaloglar:
Feriş : Ben yumurta yemiycem
Nursel : Dik otur TUBAAA
Fatih : Patates kızarttınız mı?
Aysel : Maydinos ye çok fitaminli.
Düygü : Ben şimdi size bu geceki rüyamı anlatacağım
Diğerleri : Bööhüüeee gene miiii
Hehehe hey gidi günler heyy
Duygu Özpolat Eren said,
Şubat 27, 2006 @ 12:21 pm
Ha hahaha… Ay Melike Ablacım, unutuyorum ben o enstantaneleri, çok güldüm, ne güzel ettin :) Aslında bir ara senin Cin Ali ile Duygu’nun aşkını anlatan mektubunu yayınlamak lazım burda :)
Rana said,
Şubat 28, 2006 @ 4:15 pm
çok şaşırdım düygüm rüyalarını kontrol edemediğini bunu yeni yeni başardığını öğrenince. bu benim sık yaptığım bir şeydir, tabii hatırladığım rüyalarım arasında. karabasan ise işin en sevimsiz tarafı, daha 2 gece önce yaşadım, ve uzun bir süre yaşamamayı diliyorum.
sandman gözlerinize uyku tozu serperken hepinize metallica’nın güzide bir şarkısıyla veda ediyorum; enter sandman…
hallac pamugu said,
Şubat 28, 2006 @ 8:04 pm
1. cildi sevdiysen, muhtemelen bitirdiğinde taparsın. 1. cilt sadece bir intro, esas güzellik diğer ciltlerde. :)
Bu arada lucid dream’ in karabasanla pek alakası olduğunu sanmıyorum sanki. Yani ben lucid dream’ i çok görmeme rağmen karabasanla pek alakam olmadı. Olmasın da.
Duygu Özpolat Eren said,
Şubat 28, 2006 @ 10:05 pm
Tatlı Calimero’m (Rana kişisi:). Evet ben herkesi de kendim gibi sanıyordum :) Demek sen de rüyalarını kontrol edebilenlerdensin.
Basmasın karalar bizi artık ya :( Korkunç bir şey. Ölücem sanıyorum bazen.
Sevgili Hallaç Pamuğu :) az önce bitirdim 1. cildi :) 2. cilt bana bakıyor ben ona bakıyorum… Sanırım dayanamayıp o cilde de başlayacağım, ama elimden bırakamıyorum, bağımlısı oldum.
Bu arada 1. cildin sonunda Neil Gaiman’ın kısa bir yazısı var Sandman’in o cildiyle ilgili. “24 Hours”a kadar çizer Sam Keith iken, o bölümle birlikte Keith ayrılmış ve yerine Mike Dringberg gelmiş. Okurken bunu bilmediğim halde dikkatimi çekmişti, Sandman birden değişti, daha genç güzel bir oğlana dönüştü. Ama ben ilk sayılardaki daha uzun yüzlü, o kadar da “güzel” olmayan ve fekat bana inanılmaz karizmatik gelen Sandman’i daha çok sevmiştim :) Sanki Mike efendi Southpark’taki gotik tiplere benzetmiş dağ gibi Sandman’i diyesim geliyor ama yine de çok seviyorum kendisini, bi heta olmassın.
—–buradan itibaren okuyacaklarınız, eğer Sandman’i okumadıysanız ve okumayı planlıyorsanız, süprizleri kaçıracak niteliktedir. (Ecnebiler buna spoiler diyorlar. :)———-
Bir de sizce de Mask’ını geri almak için şeytanla ettiği “kavga” bu çizgiromanın farkını en güzel anlatan şeylerden biri değil mi :) (daha sadece 1. cildi okumuş bir insan olarak çok konuşuyorum biliyorum ama…) hani birbirlerini pataklamak yerine “beyin mıncıklayan” bir oyun oynamalarına hasta oldum.
—————- süprizlerin kaçması burada sona eriyor—————-
Bi de, Sandman okurken Porcupine Tree dinlemek süper oluyor. Tavsiye edilir.
Karabasanla ilgili olarak: aslında karabasanın genel olarak stresli ve depresyonda olmakla çok daha fazla ilgili olduğunu düşünüyorum ben de. Ama okuduğum yorumlardan birinde lucid dreaming’i öğrenmeye çalışan insanlarda da sık görüldüğine ilişkin birşeyler diyordu… Falan filan…
rickytick,namı diğer tekno anne said,
Mart 1, 2006 @ 4:11 am
Evvelsi gün sabaha karşı bir rüya gördüm..Antalya’da çok sevdiğim bir arkadaşıma ulaşmaya çalışıyorum ama önüme türlü türlü engeller çıkıyor..Arabaya atlamışım, yanımda hiç tanımadığım bir kız var.Aynı istikamete gidiyormuşuz da onu da bıramıverecekmişim yolumun üstünde..Ama önce yollar bir kalabalık bir kalabalık, karnaval gibi bişey var sanki ve biz yol alamıyoruz..Sonra her nasılsa işıklar caddesine giden cumhuriyet caddesindeyiz.Ama hafif karanlık basmıs..bi bakıyorum bi koridordayım.adamın biri resim sergisi düzenliyor.tablolar koridorun sagına soluna yatırılmış geçmemi engelliyor..Zar zor geçiyorum.Bu koridor 2. kattaydı..şimdi alt kattayım, birden Ferişlerin yatak odası olmuş bulunduğum yer..Bak abla diyor kardeşim, pencereyi açıyor, yere kadar cam,hemen önünde bir beton platform, 2 metre kadar eni olan, platformun henem ötesi nefiz bir limana bakıyor..Beyaz pancurlu güzel bir evmiş.ama yatak odaları biraz darmış..ama olsun diyoruz..bu manzaraya değer..oadaya güneş girdiğinde camı aç , çıplak ayaklarınla deniz kenarına in mis gibi deniz havası diyoruz…haala arkadaşıma yetişmeye çalışıyorum..Nasılsa geçtim ya koridordan tekrar arabamdayım, güya sokağı biliyormuşumda evi bilmiyormuşum..olsun diyorum, cepten arar öğrenirim..bi bakıyorum Avea hatlı telefonu almamışım yanıma…amaan diyorum biraz kazık olacak ama turkcelden arıyayım..arıyorum, tam arkadaşım ALO dediğinde şarjım bitiyor..kahretsin artık sokağın başındayım ama bir türlü bulup göremiyorum arkadaşımı..Bu anlattığım rüya anlatırken sanki pek sıkıntılı gibi gelmiyor ama aslında kan ter içinde amacına ulaşamamış ben olarak uyandım..Ve rüyamda başaramadığımı hemen telefona sarılarak gerçekte başardım..Uzun uzun konuşup ağlaştık..O da beni çok özlemiş..Derken aynı gün 2 kişi daha aradı beni Antalya’dan hem de hepimiz birbirimiz tanıyoruz, hem de aylardır görüşemediğimiz…enteresan….
bonafide said,
Mart 1, 2006 @ 9:41 am
rüyalar ilginç gerçekten, ben de kontrol edebiliyorum ve devam ettirebiliyorum bi kısmını. karabasanı da herkes aynı şekilde mi yaşıyo bilmiyorum ben mesela defalarca uyandığımı görüp aslında uyanamamış olduğumu anlıyorum. uyandım sanıyorum hatta uyandığıma kendimi inandırmak için kendimi çimdikliyorum kalkıp banyoya gidiyorum, daha doğrusu gittiğimi sanıyorum, sonra anlıyorum ki uyanamamışım. ama farkettiğim bişey var ben genelde sırtüstü uyurken ve fazla yediğim zamanlarda oluşuyo bu karabasanlar. neil gaiman’ın amerikan tanrıları diye bi kitabı vardır ayrıca onu da şiddetle tavsiye ederim.
bi dilay said,
Mart 1, 2006 @ 10:54 am
her ne kadar sürekli kabus gören bi insan olsam da ben de rüyalarımı kontrol edebiliyorum, hem de şu cümle eşliğinde “rüya lan bu”:) ve sonra devam ediyorum. kabussa bozmuyorum. yani konrtol etmeye çalışmıyorum mesela (anladın mı şimdi ne kadar “malade” olduğumu:) güselse bazen biraz atraksiyon ekliyorum. ama kabusu kabus olduğunu farkederek görüyorum ve canım isterse davem edip, canım istemezse uyanıp başka bi rüyaya geçiyorum.(bu arada insan her 6 dakikada bir saati ertelemek suretiyle en fazla kaç saat uyuyabilir? benim 4,5 saat uyumuşluğum var bu şekilde:))
çok nadiren rüyalarımı kontrol edemiyorum, onda da sanırım kontrol edemicek kadar içmiş oluyorum, peki ya bunları biliyo muydunuz Duygu hanımcım:) ama bu arada ben rüyalarımda hiç süpermen falan olmuyorum ya da hiç o kadar absürd şeyler görmüyorum bak bunu başarabilenleri de ben kıskandım şimdi.
Bi de üniversitede son sene “Bilinç dışı İletişim” diye bi ders almıştım, süper bi dersti. bunu niye dedim şimdi? yazının bi yerinde hani rüyamda görüp bi şekilde rahatlıyorum demişsin ya ona istinaden. evet bu tamamen bu şekilde açıklanıyo, hayatta bizi çok rahatsız eden şeyleri rüyada görerek rahatlıyoruz diyo (kimdi unuttum ama Freud olma ihtimali yüksek ya da onun öğrencilerinden biri), yani rüyamızda da görmesek çıldırabilirmişiz demişti de hatta örtmen, gülmüştük. yani insanın savuma mekanizmalarından biriymiş bu da. daha bissürü bişeyler..
bi de karabasanla kabus tamamen ayrı şeyler (kimse aynı olduğunu iddia etmiyo ki şimdi anlamsız oldu cümle, neyse, geri dön düzelt zor iş ama parantez aç zor deil hatta uzattıkça da uzat:) karabasan feci bişey. ölcek gibi oluyorum demişsin ya evet insan ölebilirmiş ya da delirebilirmiş ciddi ciddi karabasan sırasında (demişti doktorum ve de bi yerlerde okumuştum açıklamasını da pek tıbbi bişidi aklımda kalmamış, kalp atışının çok yavaşlamasıyla ilgili). bak şu çok işe yarıyo bi daha basarsa dene, vücudunun herhangi bi yerini kımıldatmaya çalış, evet çok zor ama serçe parmağını dene mesela. bi ara bana sıksık basar olmuştu ve doktora gidip doktorcum kurtar beni diye ağlamıştım (korkudan günlerce uyuyamadıktan sonra) ve o da bana bunu önermişti (hastasıyız türk hekiminin bu pratikliğinin), yani serçe parmak olayı ve sonra denedim ve işe yaradı. sonra da korkum geçtiği için bi daha olmadı sanırım.
hallac pamugu said,
Mart 1, 2006 @ 11:28 am
Herkes rüyaya takılmış durumda sanırım, ama Sandman’ le ilgili spoiler vermemeye çalışarak bir şey ekleyeyim. :)
Dördüncü ciltte o maske ve oyun olayının devamı geliyor(malum, sandman cehennemi terkederken lucifer çok içleniyor). :)
İkinci cilt de çok güzeldir. Bunu sanırım bana sandman’ i aşılayan kız söylemişti: “kitapların bir cinsiyeti olsaydı, bu cildin cinsiyeti kız olurdu”
Çizgiroman sevmiyorsanız, süper kahramanlardan, saçma diyaloglardan ve yüzeysel senaryolardan sıkıldıysanız çizgiroman hakkındaki fikrinizi değiştirecek çizgiromandır Sandman(ortaya konuşuyorum, senin fikrin zaten değişmiş :P). Benzeri şekilde, “edebi değeri olan” çizgiromanları merak ederseniz Alan Moore’ un çizgiromanlarına da göz atın, büyüklere yönelik yazılmış çizgiromanların önünü açan isimdir(iyice dergi editörü kıvamına yaklaştım cümlelerde, hayırlısı) v for vendetta ve watchmen en önemli eserleri. Zaten watchmen, şu alemde tek nebula ödülü alan çizgiroman)
Gaza geldim yine. Şimdi Gaiman’ ın diğer işlerine falan gireceğim, rüya konusu yalan olacak. Susuyorum. :p
Duygu Özpolat Eren said,
Mart 1, 2006 @ 1:39 pm
Annecim yazdıkların çok ilginç aslında, çünkü senin o rüyayı gördüğün sıralarda olması çok muhtemel bir zaman diliminde ben, dün Mardi Gras sebebiyle acayip boktan birkaç saat yaşadım. MArdi Gras buranın ünlü festivali ve sokaklar ne kadar kalabalıktı, eve gitmeye çalışıyordum, otobüs yoktu, bunalmıştım, triplere girmiştim, çok fenaydı yani :) Sana yanlışlıkla enerji neyin göndertmişiz herhal… :)
bonafide’ye: Amerikan Tanrıları’nı da buldum ikinci el, Internet’ten ısmarladım :) Yolda geliyor… Böyle dönem dönem bir yazara kafayı takıp onu tüketmekten hoşlanmıyorum aslında. Koyucam evde bulunsun kitap sonra okurum. Bu sefer okuayacak kitapları bitince kendimi öksüz hissediyorum. Bir de elbette biyolojiden biraz anlayan bir insan olarak karabasana fiziksel durumların da sebep olabileceğine ilişkin sözlerinize fena halde katılıyorum :)
Bi Dilayım: serçe parmak işini deneyeceğim. Umarım işe yarar. :) Bu arada kabuslarını kontrol edebilmek varken görmeye devam ettiğin için seni kınıyor ve Oğuz Atay’dan alıntıladığın o yazının sonundaki cümleyi bir daha hatırlamadan edemiyorum :) Deli.
Hallaç Pamuğu: teşekkürler Sandman ayrıntılarına :) ve diğer önerilere (aslında keyifle okuyordum yorumu kısa kesmene gerek yoktu:)… Bir yerlerde Gaiman’ın Sandman’deki çeşitli ayrıntıları ya da ucu açık durumları sonlara doğru nefis şekilde bağladığını okumuştum. Her ay 2 cilt almaya karar verdim. Kendimi kaybedicem böyle giderse.
ben kim miyim? said,
Mart 4, 2006 @ 1:15 pm
bu gece alkollü kafayla daha önce denediklerimden biraz daha içten bi şekilde kendimi şartladım. ya da öyle sanıyorum. neyse efenim, uykuya daldım bir güzel, ayda hanıma da lan hadi bugün bi tribe girelim dedim şakayla karışık.. efenim, rüyamı malesef henüz hatırlayamadım, fakat başında “aha lan bu rüya” dediğimi hatırlıyorum ve bir süresine kadar yönetebildim, sonrasında yönetememeye başlayıp lan noluyo sıçtık tribine girdim.. olsun, gene de görmüş oldum. tabi bu belkide rüyamı yönettiğimi sadığım bir rüyaydı, henüz bunu bilemiyorum, diğer rüyalarımı beklemekteyim..
Kaptan Kusto said,
Mart 7, 2006 @ 4:51 pm
“(…) Onu da okuyun, zor okunur gerçi ama güzeldir, süper şeyler söyler Ursula Abla orada. (Meren sevmez kendisinin “Yerdeniz Üçlemesi”ni, evet inanabiliyor musunuz, böyle de bir adamla evlendim ben, ama olsun ben onu buna rağmen seviyorum:) :P”
Bu meren bey sizin gibi tatlı bir insanı kendisi ile evlenmeye ikna etmeyi Ursula Abla hakkında bile ukalâlık yapabilecek kadar utanmaz bir öz güvene sahip olması sayesinde başardı sanırım. İyi bir insandır özünde, sadece çevresi kötü onun (atom mühendisi bile olabilirdi aslında).
Duygu Özpolat Eren said,
Mart 7, 2006 @ 5:13 pm
“Bu meren bey sizin gibi tatlı bir insanı kendisi ile evlenmeye ikna etmeyi Ursula Abla hakkında bile ukalâlık yapabilecek kadar utanmaz bir öz güvene sahip olması sayesinde başardı sanırım.”
Bir bakıma doğru aslında :))) Ama inanın bana Meren bir şeyi sevmiyor, eleştiriyor veya bir şeye kızıyorsa, onun mutlaka bir bildiği vardır :) (Ya da mutlaka saygı duymak zorunda kalacağınız bir açıklaması) Ve şaka yapmıyorum :)
şaban kayacan said,
Nisan 9, 2008 @ 4:41 am
30 küsur yaşımdayım daha hiç normal bir rüya görmedim.Yine sabahın 5 i ve yine bir kabustan uyandım.Gündelik hayatımda aşırı da normal bir insanım.Diğerleri gibi sıkıntılarımda yok.Ama neredeyde her gece bir kabus içindeyim.
Biraz önce yanımda biri darbe mi ne yapmısız başkan başnakan ülkeyi kim yönetiyosa indirmeye gidiyoruz.2 kişiyiz ve tüm ordu polis peşimizde.Tanıdık bir eve sığınıyoruz ve ben camdan ne oluoyr diye tam bakacakken karşımda elinde makinalı bir asker.burada sarın falan diyor bende iyice daralmış hisstettiğim o evde kaçamayacağımı anlayıp uyanıyorum.
Bundan çok daha fazla senaryo üretimim var rüyalarımda.canavar hayalet tarzı şeyler diil benim kabuslarım .Tam bir gerilim ve çizgi üzeri bir hayat kesiti.
Sürekli kabus görmek eğer gördüğünüzü hatırlamaya çalıstıkça delirtebiliyor adamı.yanımdaki adamı tanıyordum aslında ama hatırlamıyorum.hatırlamaya çalışsam sonu gelmez. Bir kabusumda gördüğüm bir kızı 1 hafta bil fiil aramışlığım var.Şehrimin sokaklarında ona benzetip kaç kızı arkadan koşturarakgörmeye çalıştım.o sondu tabii. kabuslarımı orada bırakmayı unuttum.
Bunu kontrol etmeyi de denedim. Bu bir kabus uyan deyip uyandığım yada yarım kalmış işleri tamamlamak için tekrar uykuya dalıp kabusuma kaldığım yerden devam etmek gibi.
Yarım saat olasına rağmen kabusumda yakalanmak üzere olduğum andaki o pis duygu hala üzerimde. Olaylar kafamda canlanmaya başladığı için sanırım.Bu yüzden yazımın sonunu getirmek zorundayım.
meren said,
Nisan 9, 2008 @ 6:06 pm
şaban kayacan bey, bir psikologa başvurmanızı tavsiye ederim. samimi söylüyorum. belki henüz farkında olmadığınız fakat içinizde yaşattığınız bir takım sorunlara delalettir bu düzenli kabuslar, belki kolayca çözülecek bir travmanın eseridir (bunlara ‘öyledir’ ya da ‘değildir’ demek bizim maharetimizin dışında, uzmanlara danışmak gerekli). yıllar boyu iç sağlığınız ile hiç ilgilenmeyip sonra seri katil kesilmeyin başımıza ;)