Düygü’nün ini

Birkaç hafta önce bana daha önce bir zamanlar tükürdüğüm kötü sözler yüzünden kendimi kötü hissettiren bir olay oldu: Bir konuşma sırasında dijital fotoğraf makinem olmadığı için taşındığım evin fotoğraflarını aileme göndermek isteyip gönderemediğimi dile getiriyordum ki, Alain kendiliğinden bana fotoğraf makinesini ödünç vermeyi teklif etti. Ve makineyi bir günlüğüne aldım. Alain’in bana bir takım ayarları göstermeye fırsatı olmadığı ve ben de keşfetmeye çalışacak kadar olaya hakim olmadığımdan, çektiğim fotoğraflar net olmadı, hatta iğrenç fotoğraflar oldular. (Bunu da aslında çektiğim fotoların için için güzel olduğunu düşündüğüm halde size mütevazilik yapmak için söylemiyorum :) Gerçekten kötü fotoğraflar olduklarını düşündüğüm için söylüyorum :)) Ama taşındığım evin, birazcık da New Orleans’ın nasıl bir yer olduğu hakkında fikir vermesi bakımından işte sizlere foto albümü:

0) Kroki: Bir zamanlar evin şöyle bir krokisini çizmiştim hatırlarsanız:

1) Salon: Aşağıdaki fotoğraflar, eve ilk girişteki odanın, yani vaktimin çoğunu geçirdiğim oturma odasının yan yana konmuş fotoğrafları. Bakarken, odanın tam ortasında durup saat yönünde yavaş yavaş kendi etrafınızda döndüğünüzü farzedin :) (Eşyaların hemen hepsi burada daha önce yaşayan Cavit kardeşimizin bir güzelliğidir. Ben neredeyse hiçbir şey almadım eve. Kırmızı yastıklar ve örtü gibi bir takım dekoratif ve kızsal detaylar bana ait. Siyah koltuk Barış’tan. Süper bir koltuk, Meren bir gelebilse çok sevicek biliyorum :(

2) Oda 2: (krokiden bakınız ortadaki oda) bu odayı kullanmıyorum, penceresi çok az olduğu için karanlık oluyor. Bu arada farkediliyor mu bilmiyorum ama televizyonu da kullanmıyorum - Onu da Barış verdi sağolsun. :)

3) Oda3: Uyku odası :P Çiçekli örtüleri teyzeciğim tatlıcığım vermişti.

4) Banyo:

5) Mutfak:

Evet işte içi böyle külüstür bir ev. Evin her yerini kapalı tuttuğum halde içeride sürekli sinek oluyor, az önce yaklaşık 20 tane öldürdüm… :) Bu arada belki zaman zaman filmlerden görüp siz de merak etmişsinizdir. Hani herkes nasıl olup da villa tipi evlerde oturur bu Amerika’da, nasıl olur da böyle orta halli gibi görünen insanların bile arabalarını bahçesine parkettikleri cici, iki katlı evleri vardır. Ben bunun nedenlerinden birinin şu olduğunu düşünüyorum: Bu insanlar (en azından burada Louisiana’da) bizdeki gibi betondan zahmetli, masraflı ve sağlam evler yapmıyorlar. Bütün evler tahta. Hatta yine bu yüzden filmlerde bir insan çok hızlı zıplarlarsa tabanı -yani aşağı katın tavanını- kırıp bir alt kata düşebildiğini görüyoruz. Ben bunlara bir türlü anlam veremezdim, hadi canım olur mu derdim :) Evet olabilirmiş. Çünkü tahta evlerde biz insanların, sineklerin, farelerin ve Gregor Samsa’ların dışında bir de termit denen bir hayvan yaşıyor. Kendileri tahta yemekten hoşlanıyor, ve evin tahtalarının yer yer sağlamlıklarını yitirmelerine sebep oluyor.

6) Evin dışarıdan görünümü:

Bu arada bahçedeki çiçeklerle yan komşum Rene ilgileniyor. Süper tatlı bir insan. Ben bu fotoğrafları çekmeye çıktığımda tesadüfen karşılaştık, ve bana çiçeklerin resmini de çekip çekemeyeceğimi sordu. Arkadaşlarına göndermek istiyormuş ve onun da dijital makinesi yokmuş. Ben de hadi pisimillah diyerek çekiverdim. Sonra da bir CD’ye kaydedip birkaç gün sonra Rene’ye verdim. Bir gün kapımı çaldı, elince minicik bir vazo, avuç içi kadar resmen, içine menekşelerden, papatyalardan koymuş bana teşekkür etmek için getirmiş :) Ne ince bir insan değil mi :)

Bu fotoğrafları çektikten sonra hızımı alamayıp, hazır elimde makine varken, bisikletime atladım ve yakındaki Audobon Park’a gittim. Şehrin ortasında böyle bir park olması çok güzel. İçeri koşu parkuru yapmışlar, insanlar koşuyor, spor yapıyor. aynı zamanda küçük gölcükler var, çeşit çeşit kuşlar, ve elbette ağaçlarda sincaplar… Nefis nefis. Arada bir bavullarımı toplayıp Türkiye’ye dönesim nüksettiğinde bisiklete atlayıp parka gidiyorum, bunalımım diniyor :) İşte şöyle bir yer:



İşte böyle. Ha bu arada, merak edenler için: şikayetlenip durduğum sınav iyi geçti :)
Bir de eğer yukarıdaki resimler abuk subuk yerlerde görünüyorlarsa, içinizde Blogger’a beş kere küfredip geceyarısı dolunayda pencereden başınızı çıkararak iki kere gıdakladıktan sonra tekrar bakın bu sayfaya. Düzgün görünmesi lazım.

Ha bir de, Alain’in bana bu iyiliği yapmış olması, onun bir ukala dümbeleği olduğu gerçeğini değiştirmiyor :)) Hehe.

Şimdi izninizle, Desperate Housewives’ın son bölümünü indirdim. Onu izleyip Meren’siz ne kadar “deperate” olduğumu düşünerek… aman neyse işte.

Edit: bu aşağıdaki foto sadece ve sadece Özge içindir :))) Koleksiyonuma katılan son parçalardan biri :)

14 Yorum »

  1. Anonymous said,

    Mart 15, 2006 @ 12:49 am

    Duygucum, bence yemek yedigin yerin daha fazla resmi olmalı, zira eminim baya bi zaman harciyorsundur:)Kendine iyi bak, opuyorum
    Ozge

  2. Duygu Özpolat Eren said,

    Mart 15, 2006 @ 1:20 am

    Özge’cim senin için bak ne koydum oraya :)

  3. Ali Işıngör said,

    Mart 15, 2006 @ 1:30 am

    Duygucuğum bende fazla bir sinek öldürücü var. Hani şu mor/mavi bir ışığı olup da sinekleri kendine çeken ve “cısss” diye bir ses çıkarıp onları kısa yoldan tanrılarına ulaştıran modern krematoryumlardan…

    Biliyorum sen biyologsun ve onların bu şekilde ölmesine kıyamazsın ama hani diyorum Amerika’ya yanına gelecek birileri varsa ona ulaştırabilirim :).

  4. Duygu Özpolat Eren said,

    Mart 15, 2006 @ 1:38 am

    :)) Hayır, malesef sinekler, fareler ve hamamböcekleri için acımasız bir insan oldum ben artık. İğrenç yaratıklar :(((

    Ama o aleti de bir o kadar sevmiyorum. Annanemlerde vardı da, bu kadar dininde imanında bir kadın, nasıl olup da allaan veridiği canı böylesine alan bir alet kullanır diye düşünmeden edememiştim. :) Adına da “Sinek Cehennemi” diyorduk :)

  5. Cigdem Sonmez said,

    Mart 15, 2006 @ 2:10 am

    Macun, boya, ıspatula, fırça, karıştırma çubuğu, boya kot pantolonu, lekeli t-shirt, boya damlacıklı lastik ayakkabı, merdiven, aralara sıkılacak ilaç.. Çekiç, çivi, vida, dikiş makinesi, kumaşlar.. her şey tamam. Zamanı bulamıyorum :-) Bir haftada harika bir ev olur o ev. Sağlıkla, mutlulukla güle güle oturun Duygu’ cum.

  6. bi dilay said,

    Mart 15, 2006 @ 3:20 am

    senin komşunun hali bana pek dokundu yahu. Seviorum ben onu da çiçeklerini de, söyle emi:)

  7. herdem taze said,

    Mart 15, 2006 @ 3:29 am

    Evet, ben sahşen, ay ne kadar berbat diye düşündüm okudukça :)

    Bence Amerikalıların villalarının sebebi yer bolluğu, ve sonra da bunun norm olması. Yoksa tahta da pahalı malzeme her yerde. Ama sizinki sallasan sallanacak gibi duruyor, yoksa bizimkinde de tahta var ama kiremit ve betonla sağlamlaştırılmış.
    Ama evin bence gayet şirin. Başta laf-ı güzaf yaptığımı pek belli edemedim biliyorum :)

  8. Melike - Haluk said,

    Mart 15, 2006 @ 4:43 am

    Duyguşum şu Amerikada Sümerbank tadında bi yer yok mudur, şöyle ucuz yollu tül alsan da çakı çakıversen pencerelere?? Ben severim o işleri ama pek uzaktasın a gızım..Yoksa her deliğe alçı, her aralığa yapışkanlı sünger yapmaz mıydım mis gibi :)

  9. Duygu Özpolat Eren said,

    Mart 15, 2006 @ 11:53 am

    Ya burası o kadar acayip biyer ki. Gerçekten gelip görmeniz lazım (gerçi Çiğdem görmüştü ama:) Yani Türkiye’de iki sokak yürüyüp boyacı, perdeci falan fistan bulur ya insan, burada yok öyle bir şey. Bakkal yok, küçük esnaf yok. Benim yürüyerek gidebildiğim tek market tipi yer “Rite Aid”, yani aslında süpermarket görünümlü bir eczane ve yarısı ilaç, yarısı kozmetik, bir kısım bira, su, kola, cips, konserve, bilimum abur cubur tadında yiyecek şeyler satan bir yer. Arabam olmadığı için perde ve boya satan yerlere beni birilerinin götürmesine muhtacım. Otobüsle gitmeyi deneyebilceğim bir Walmart (3M Migros’un daha büyüğü:) ise hala açık değil kasırgadan su altında kaldığı için. Gerçi evin boyası beni rahatsız etmiyor. Delikler de tıkanabilicek gibi değil sanki, ev bildiğimiz alıştığımız gibi değil, tahta olduğu için her yer delik :) Sineklerin nereden geldiklerini bile kestiremiyorum. :)

    Bu arada tabi bu fotoğraflar bikaç hafta öncesinden olduğu için arada aslında Nathan’lar beni markete götürdüler ufak tefek bişiler aldım ev için. Sinek olmasa, ben seviyorum aslında içerisiyle çok bi problemim yok.

    Asıl problem insanlar ve dışarısı :)

    Ya kim derdi ki benim gibi bir insan bir ülkeye bu kadar adaptasyon sorunu çeksin :) Her fırsatta hala nasıl da dökülüveriyorum :)

    Öneriler için hepinize teşekkürler yine de. Öperim

  10. Duygu Özpolat Eren said,

    Mart 15, 2006 @ 11:56 am

    Ha Dilaycım, adam tam konuşuyordu orada haberi yok benim onun fotoğrafını çektiğimden, biraz gairp çıkmış :) Acınacak bir durumu yok. Heheh.

  11. Cigdem Sonmez said,

    Mart 16, 2006 @ 1:51 am

    Şu malzemecilerin listesinin olduğu site:

    Home Depot buradaki Bauhouse’ a benzer biraz.

    http://neworleanswebsites.com/cat/hf/hi/hi-ph/hi-ph.html

    Şu da uffff acayip bir mağazanın sana en yakın olanı sanırım:

    Bed-Bath and beyond

    http://www.bedbathandbeyond.com/bedbathandbeyond/PrxResults.aspx?order_num=-1&MC=&BRN=&WRN=&MT=&stateSearch=LA

    Baton Rouge
    10505 South Mall Drive
    Baton Rouge, LA 70809
    (225) 296-8845
    Store Hours*:
    Monday-Friday: 9:00am - 9:30pm
    Saturday: 9:00am - 9:30pm
    Sunday: 10:30am - 7:00pm

    Nereye bakacağımı şaşırmıştım oradayken.

    Bir şey demek istemiyorum valla :-) Aklında bulunsun dedim :-)
    Hoş kaç yıl kalacaksın, gerekliliği nedir filan ama kimi zaman lazım oluyor.

  12. Baris said,

    Mart 16, 2006 @ 11:17 pm

    DuyguCan, sana yakin nalburcu Magazine ustunde Ace Hardware vardir, gerci Katrina sonrasi acildi mi bilmem. Cicek tohumundan tut power tools’a kadar hersey bulunur.

    Bence de bu ameriklerin iki katli garajli bahceli evlere yayilmasinin sebebi yer bollugudur. Suburb dedigin bizim gecekondu misali uzar da gider. Oysa ki Manhattan adasinda mesela, Avrupa sehirleri gibi yer darligindan, insanlar kutu kutu pense ust uste dizilmisler.

    Senin evin bitisigi Ian’in eski evi mi? Fotograflardan benzettim adeta. Koltuk ta pek yakismis, gule gule kullan :) Bir de DVD player diyorum baska bisi demiyorum. Kactim ben, gule gule otur…

  13. nunuuu gel said,

    Mart 17, 2006 @ 10:59 am

    Dyugum inin cok guzelmis be yavrum.keske oyle bi in Fatiime de bulsam ama burda nerdeeee…zaten olsa bile hirsiz tinerci korkusundan simsiki demir yaptirip oyle oturmak lazim diimii?Merenciim icinse sabret guzelim demekten baska bisey gelmio elimizden..optuk koccamaan…ben istanbuldayim bi kac gunlugune…

  14. Duygu Özpolat Eren said,

    Mart 18, 2006 @ 12:00 am

    Barışçım aslında Magazine’e yürüyüşe bi gitsem güzel olucak :) Adam akıllı hiç gezmedim oraları. Geçen hafta Nathan’giller bizi Ahmet’le Buffalo exchange diye 2. el kıyafet değiş tokuşçusuna götürdüler. :) Güzledi.

    DVD Player işallah geecek aylarda bakalım :) Evde çok sinek oluyo ve orda burda ölüyolar diye geçen gün dellenip Amazondan elektrikli süpürge aldım, başedilicek gibi değil :) Bir de üst kattan sürekli bişiler tozlar, tahta parçaları dökülüyo.

    Annecim benim pencerelerde demir yok, ama zengin mahallesi olunca güveli oluyormuş. Artık pisimillah diyip sap ayakla giriyorum, sağ ayakla çıkıyorum :) Eheh.

RSS feed for comments on this post · URI'nin geri izlemesini yap.

Leave a Comment