Heykelcik denemeleri

Bu aralar pek çok şeyin gözümde anlamsızlaştığı bir ruh hali içindeyim. Sözler, konuşmalar, okunanlar, izlenenler, yapılanlar… Bu yüzden pek az şey keyif veriyor/ anlamlı geliyor bana. Yani yaptığım herhangi bir şeyin insanlığa bir faydası olacağını, ya da ciddi bir mesajı olduğunu filan hissedersem bir parça huzur bulabiliyorum. Bir Roger Waters yalnızlığı içerisinde, duvar örüyorum galiba. (Şikayetçi olduğum söylenemez).

Her neyse, bu yüzden pek konuşmaz, pek yazmaz oldum galiba.

Bilenler bilir. Eskiden beri hem hobi hem de bir ek gelir kaynağı olarak çeşitli malzemelerden, son zamanlarda özellikle Fimo adı verilen polimer kilden kolyeler küpeler yaparım. (Hatta bir kısım örnekleri şuradaki yazımda var.)

Kolye yapmak güzeldi hoştu, hatta şimdi bu kolyelerin bazıları dünyanın hakikaten dört bir yanındalar. Karmama karma katıyor olsa gerek bu durum :) Ama sanırım artık “daha anlamlı” bir şeyler yapmak istediğimden, hafta sonu Meren’le hobi malzemeleri satan bir market zinciri olan “Michael’s”a gittik ve bana kil şekillendirmede kullanılan pek güzel aletçikler aldık. Eskiden kolye için kullandığım malzemeleri heykel ve benzeri bir şeyler için kullanmaya karar verdim yani. Belki içimdeki sanatçı uyanır, en azından millete kolye satmaya uğraşmaktan kurtulur, karizma yaparım.

Fakat bu her şeyin “anlamsızlaşması” hissi, iş heykel yapmaya gelince de üzerime çöküverdi. Dünya’ya bir mesaj veresim var, ama o mesajın ne olduğunu bilmiyorum henüz :) Çiçek böcek heykelleri de yapmak istemiyorum. Sonunda karar verdim, güzel fikirler aklıma gelene kadar sevdiğim, duvarıma filan asmak isteyeceğim bir şeylerin replikasını yapayım, hem de aletleri kullanamaya alışırım, tekniği oturturum misal.

İşte aşağıda ilk denemem. İlk deneme için fena sayılmaz, ama V’den çok “The 4400″deki zenci adama benzedi galiba :)

Çok anlamlı oldu gerçekten :)

  • Share/Bookmark

16 Yorum »

  1. ycurl said,

    Eylül 5, 2006 @ 15:12

    Ben begendim. V’ye benzemis ;)

  2. bacak said,

    Eylül 5, 2006 @ 17:42

    desen de yap arada.. o da çok eğlencelidir.

  3. Düygü said,

    Eylül 5, 2006 @ 18:04

    ycurl, teşekkür ederim.

    Bacakçım, desen derken neyi kastediyorsun? Kille mi? Nasıl?

  4. Baris said,

    Eylül 6, 2006 @ 01:23

    Hik demis V’nin burnundan dusmus :)

    Marblex mi kullaniyorsun? Ben onla bi kac bisi yapmistim NOLA’da, hatta ucakla San Fran’a da getirdim. Orada kuruyabilecegi kadar kurumustu (firinlanmiyor bu Marblex denen sey) ama burda daha da bir kurudu adeta, orada burada catlaklar cikti :(

    Hani nerde benim kolyem???

  5. Düygü said,

    Eylül 6, 2006 @ 20:39

    Barışçım, seni arayıp sormamama rağmen bak yorum yazacak kadar melek gibi bir insansın :)

    Marblex değil Fimo (yani polymer clay) kullanıyorum. Çok güzel bir malzeme, hiç kurumuyor neredeyse hava ile temas halinde. Evdeki fırınlarda pişiriyorsun, öyle seramik fırınına yüksek sıcaklığa ihtiyaç yok. Hatta zamanında elimizin altında fırın yok iken tavada bile pişirmişliğimiz vardır, ama siz denemeyin :)

    Sana kolye sözüm mü vardı? :) Unutmuşum, eşşeklik haneme bir çizik daha at. (E-posta atıp hatırlatsana.)

  6. hallac pamugu said,

    Eylül 7, 2006 @ 08:52

    Aaa süpermiş, harbiden süper olmuş V. Eski yazındaki şeyler de güzel baya. Yetenekli misin nesin başımıza, anlamadım. :)

  7. Düygü said,

    Eylül 7, 2006 @ 21:17

    :) tişikürler efem.

  8. candan said,

    Eylül 8, 2006 @ 15:15

    merhaba düygü :)
    yazdıkların ruh halime son derece ikiz duruyor .
    iznin olursa James Nachtwey’ e ait bir fotoğrafı kopyalayıp blogumda bir yazıyla bütünleştirmek istiyorum.
    mucize böyle bir şey işte , patlamak üzereyken blogunu keşfettim . sıkıntımı bu fotoğfaf bastırdı , kendi gülünç acılarıma sinirlendim :(
    görüşmek dileğiyle ,
    candan

  9. candan said,

    Eylül 8, 2006 @ 15:16

    bu arada bay V süper olmuş :))

  10. Duygu said,

    Eylül 8, 2006 @ 15:22

    Candan, teşekkür ederim :)
    Fotoğraflar için benden değil James Nacthtwey’den izin almak lazım ama ben de yazıda söylediğim gibi izin almadım fakat içimden bir ses onun kızmayacağını söylüyor (isim belirtildiği sürece).

  11. candan said,

    Eylül 8, 2006 @ 15:35

    burada olman çok güzel ..
    his işte hissss :)))
    ha bi de kirpi beslemeye başladım senden yürüterek , çok şeker oldu :)
    ha bi’ de , isim vermeden su bile içmem merak etme ;)

  12. Gökçe said,

    Eylül 9, 2006 @ 01:15

    belki bazılarınız ne alaka dicek ama ben sanki jokere benzettim onu :P çok güzel yapmışsın bizde el kadarken okulda tebeşirleri çalar onlara şekil verirdik gerçi sadece kafa oluyodu onlardan ama bizi eğlendiriyodu :))

    merhabalar ..

  13. bacak said,

    Eylül 11, 2006 @ 00:04

    yok yav ne kili. bildiğin kağıt kalemle, halk arasında karakalem çizim tabir edilen şeyden bahsediyom. koy karşına meren’i, durmazsa patates domates bişii koy, çiz.. göz eğitimi. elin de nasipleniyo tabi bu arada. eğlenceli de. desen işte..

  14. Gamy said,

    Eylül 27, 2007 @ 12:11

    Merhaba, ben de yani üye oldum blogcuya. Yorum yazabilmek sizlere ulaşabilmek ve ben de yaptıklarımı sizlerle paylaşabilmek için.

    Benimde videolarım bulunmakta.

    Fimo ile çok yakın ilgiliyim. Yaptığınız mini heykele de bayıldım. Pek güzel olmuş.

    Benimde sitemi ziyaret ederseniz sevinirim

    http://www.fimo.web.tr

    Gamy

  15. Deniz said,

    Mart 12, 2010 @ 23:49

    Benim Istanbuldaki kuzen bahsetti sizden.. Pek blog okuma aliskanligim yoktur aslinda..Kuzen sordu taniyor musun bak 2004 ODTU bio mezunu dedi. Benim 2004 ODTU fizik mezunu oldugumu ve bio dan bircok arkadasim oldugunu bilerek sanirim..
    Cok mutlu oldum yazdiklarinizi okumaya basladigimda. Ben de esim de doktora yapiyoruz NYC de fzik bolumunde. Calistigimiz konu yapisal bioloji. Aklina gelebilecek her biokimyasal isi doktoranin ucuncu yilinda o kadar teorik fizik dersinden sonra ogrendim. Protein diye bildigimiz sadece et, sut yumurta degilmis :) En basit cloning den baslayip, protein profication ve en son NMR spectroscopyle biten bir surecin icindeyiz. Bana senin blogunda tanidik gelen cok sey var. Bilim askin. Egitim askin (Fizikci olmama ragmen kimya derslerine girmem uc yildir.). Sanat askin (Senin kadar heykel yapamiyorum ama kendimce resim yapiyorum hatta haftasonlari Art student league diye bir okul var pazar gunlerimi studyoda geciriyorum ve elimden geldigince bas gitar ve ritm calmaya calisiyorum). Bir de Esinin fotograf aski (Bizim kitaplikligimiz bir sirasi esimin ebayden alip tamir edip veya temizleyip denedigi testlerde bulundugu lenslerle dolu insallah iyilerini doktora bitip dogru duzgun para kazanmaya baslayinca alacak. tabi flickr daki binlerce fotografini saymiyorum ve benim kendilerinin en vazgecilmez modeli oldugumu)
    Su durumda yazilariniz akici ve baglayici olmasinin disinda da ilgimi ceken bir yapi olustu blogunuzla aramda..
    tesekkurler..
    Saglikla..
    Deniz

  16. Düygü said,

    Mart 13, 2010 @ 00:07

    Deniz, çok teşekkür ederim bu yorum için!
    İnsan nasıl seviniyor aynı frekansta olduğu başka insanların varlığından haberdar olunca. Umarım denk gelir de tanışırız.

    Bu arada hoşgeldin :)
    Sevgiler, Duygu

RSS feed for comments on this post · TrackBack URI

Yorum yapın