Hip hop dinlemek amacındayım
Yazacak çok şey var aslında. Misal, Hrant Dink öldürüldü, ben bir süre dünya ile ilişkilerimi kopardım, labdakiler benim yine onlardan nefret ettiğimi sandılar. (Müthiş bir iletişim kopukluğu yaşıyoruz, bence tabi. Onlar beni çok iyi tanıdıklarını ve anladıklarını sanıyorlar, bu da beni nedense her allahın günü üzüyor. Her neyse.)

Sonra misal, Meren Türkiye’ye vize değiştirmek için gitti (doktoraya kabul ettiler onu, bu yüzden vize değişikliği gerekiyordu). Yine bir takım “seküriti” sorunları çıktı. Meren’in çok akıllı olduğunu anladılar, casus olabileceğinden şüpheleniyorlar sanırım :). Sonuç olarak, uzunluğu belli olmayan bir süre için Türkiye’de “mahsur” kaldı. (Geçen sefer 5 ay sürmüştü, şimdi ne kadar sürecek bakalım). İlk birkaç günü “hayır bunun beni bunalıma sokmasına izin vermeyeceğim” diyerek geçirdim. Bu esnada eve gidesim gelmediği için saat 10′a kadar labda kalıyor, yaşamsal faaliyetlerimi devam ettirebilmek için de Japon “Miso” çorbası içiyordum (sağlıklı hazır çorba). Bu günlerden kimilerinde gece eve bile dönmeyip Ahmet’e gittim, orada kaldım, Lost ve benim daha önceleri seyretmediğim dizilerden seyrettik. Yani iyi olduğumu düşünüyordum, enerjiktim. Meren’in yokluğunda onun çalışma masasını ele geçirip masaüstü bilgisayarından, ve ben “müzik aç” dediğimde iki şarkı çalıp devamını getirmeyerek pek de faydalanmadığı/faydalandırmadığı müzik sisteminden faydalanacaktım. Ayrıca bulaşıkları yemekten hemen sonra yıkayacak, mutfağın çiçek gibi olmasının keyfine varacaktım (o mutfak, mekanı bizden fazla sahiplenmiş hamamböceği ve fareler ile ne kadar “çiçek gibi” olabilirse artık.) Ayrıca yine, hazır o yokken, bütün hayatımı bilime adayabilir, o geldiğinde ben bir makale bile çıkarmış olabilirdim (yok artık daha neler). Fakat bu hayallerin gerçekleştirilmesi için: birincisi eve gitmek (bilgisayar, ses sistemi, mutfak vs evin sınırları içindeydi ne de olsa), ikincisi eve gidilmiyor ve labda kalınıyorsa lab ahalisi labı terk eyledikten iki dakika sonra makale okumayı bırakıp Japon çorbası eşliğinde Japon animesi izlememek gerekiyordu.
Yukarıda betimlenen tablodan hissedilebileceği üzere, Meren’in aylar sürebilecek planlanmamış yokluğu konusunu unutmaya çalışıyor, ve kafama takmıyormuş gibi davranıyordum. Aylık hormon değişim rüzgarlarının birkaç gün önce beni vurması ile kendini kandırmaca oyunu sona erdi. Perşembe sabahı Meren’le telefonda gayet normal bir insanmışçasına konuştuktan ve telefonu kapadıktan hemen sonra ağlamaya başladım. Sonra öğlene kadar masamda oturup maksipreplerini yeni yaptığım subclone’ları doğrulamak için hangi restriction digestion’ları yapmam gerektiğine baktım, hemi de ağladım. Kimi zaman ağlamaya ara vermek isteyip tuvalete gidiyordum. Ama ağlamam durmadı. Sonunda gidip koskoca Dr. Mize’a ağladım. Sonra sustum. Oliver neyse ki bu konularda bana yüz vermiyor. O benim kas kafalı olduğumu sanıyor olabilir ama ben onun bana yüz vermeyişine gerçekten minnettarım. Eğer yüz verseydi ondan da utanmaz ona da ağlardım. Sonra iyice şımarık bir kızçocuğuna dönerdim. Ama bu arada Dr. Mize’ın bana yüz vermiş bu babacan varlığına da minnettarım. Onunla konuşmasam kafamda büyüyen saçma dertlere gömülüp kalacaktım sanırım. Bunları niye buraya yazdığımı anlarsam size de söylerim. İkisine de söylemiyor olduğum için birilerine söyleyesim var sanırım :)
Susmanın ardından, “yine herkesin ortasında ağladım mnako” hisleri, yoğun bir suçluluk duygusu, ve ardından “yeter ulan” diyen bir iç ses ile başbaşa kaldım. Yeter ulandı. Hakikaten o psikolojiye girmeyi istemiyordum. Ağlayasım varmış galiba (XX kromozomlu bir insan organizması olmanın sonucu). Sonunda gerçekten bu durumun beni üretken olmaktan alıkoymasına izin vermemeye karar verdim. Bu sefer samimiydim. (Ya da şu an bana öyle geliyor).
Zaten o sırada Mardi Gras imdadıma yetişti. Geçitler, eğlenceler başladı. Trafik mahvoluyor tabi Mardi Gras sırasında, yollar kapanıyor. Ben de okula bisikletle gittim geçen hafta. Araba sahibi olduktan sonra merdiven bile çıkmıyorum, hiç yürümüyorum vs. Hava buz gibi olduğu halde bisiklete binmek çok keyifli oldu. (Şimdilik okula gitmem bir saat sürüyor ama zamanla hızlanacağımı umuyorum). Haftanın birkaç günü okula bisikletle gitmeyi planlıyorum. Eğer bunu yapabilir ve belli bir kondisyon tutturursam çok ileride bisikletle uzun mesafe (şehirlerarası) gitmek gibi hayallere de sahip bir insan olduğumu burada yeri gelmişken belirteyim ki, hem tembellik yapacak gibi olursam “blogda da yazdık, şindi yapmazsak yiğitliğimize zeval gelir” diyeyim. Evet.
Mardi Gras çok keyifli geçiyor. Bu yazının hala okumakta olduğunuz “giriş bölümünü” tamama erdirip başlıkta sözü edilen müzik türünü neden dinlemek istediğime geçebilir ve bu yazıyı sonlandırabilirsem, birkaç gün sonra da Mardi Gras’da çektiğim fotoğraflarla, kocama özenmiş bir insan olarak, bir minik fotoessay yazmak istiyorum. Şimdilik aşağıda ilk boncuk toplama seansı sonrası Virginia, Tümay, Ahmet ve beni (kafası olmayan) görebilirsiniz.


Gelelim Hiphop konusuna. Evet ben hiphop dinlemek istiyorum. Bu fikre aslında aylar önce Morcheeba’nın Charango albümündeki “Women lose weight” şarkısı ile kapılmıştım. (Morcheeba albümlerinde farklı müzisyenlerle çalışıyor, “Women lose weight” parçasında da Slick Rick adlı, hiphopçu komik mi komik bir abimiz ile çalışmışlar). Ayrıca zencileri çok sevdiğime karar verdim. Uzun zaman önce burada yazdığım bir yazıda kendilerinden olumsuz bir şekilde bahsetmiştim de salak okurun biri onlara “zenci” diyorum diye bana Martin Luther King’den nağmeler estirmişti yorumlarda. O dediklerimden vazgeçmiş değilim. Zenciler çok tembeller, çok yavaşlar. Ayrıca en az beyazlar kadar ırkçılar. Kendi içlerinde bile, açık renkli bir zenci çok koyu renkli bir zenci ile evlenmiyor. Bir beyazla bir zencinin arkadaşlık ettiğini pek görmedim (tabi bunlar ABD’nin güneyi için geçerli). Falan filan. Ama ben yine de zencileri çok seviyorum. Çünkü aynı zamanda çok sıcaklar, sokakta bir zenci gördüğümde (ben kendilerinden diğer beyazlar gibi öcü görmüşçesine kaçmadığım için) bana selam veriyorlar “hey darlin’, how you doin’?” diyorlar. Sanırım zenciler ekonomik piramidin alt tabanına yakın olduklarından bana daha bir “Türkiye insanı” gibi geliyorlar. Aristokrat bir havaları yok, ve kendimi onlara yakın hissediyorum. Artık ne söylediklerini/aksanlarını anlayabiliyorum (tamamen değil, ama en azından başka bir dil gibi duyulmuyor:). Ayrıca ironik ama, derilerinin rengine hastayım, ciltlerinin pürüzsüz, sağlık fışkıran bir hali var. Kadınları rengarenk giyiniyor ve saçlarını her gün, sanki düğüne gidecekmiş gibi abartılı şekilde yapıyorlar. Baton Rouge’da kaldığım zamanlarda hergün otobüsle okula gidiyordum ve bazen otobüste saçları beni şok eden o kadınlardan görüyordum: “Mc Donald’s” üniformasıyla sabah işe giden zenci bir kadın, saçları “az önce Sindirella’nın balosundaydım” dercesine tepede dev bir topuz, o topuzun yerinde durması için üç kilo jöle… Neyse işte, onları postanelerde, DMV’de, süpermarket kasasında kaplumbağa yavaşlığına erdiren ve insanı çileden çıkaran halleri aslında tasasızlıklarından kaynaklanıyor, ve ben onu da elimde olmadan seviyorum. Tasasızlıkları yüzünden öyle giyiniyor, öyle konuşuyorlar sanki.
Velhasılkelam, bu insanların yaptığı müziği dinlemek istiyorum. Eminim gezegende bir yerlerde dinlemeye değer bir hip hop vardır. Sadece “kadınım popona hastayım” “hey dostum dün bir beyaz öldürdüm” filan demeyen, ya da dese de şöyle “gruuuvvvlu”, müzikal anlamda dinlenesi (zaten sözleri anlamam biraz zaman alacak nasılolsa) bir şeyler vardır. Şimdilik yukarıdaki iki adamın meydane getirdiği “Ying Yang Twins” adlı grubu deneyeme karar verdim. Rastgele bir seçim. Zenci-Çinli imajına kapıldım, zavallı bir tüketiciyim. (Eminem var bi de, ama içim kasılıyor bazen, nefret dolu bir insan kendisi. Seviyoruz yine de. EK: Bir de Ceza var, onun da ilk çalışmalarını seviyoruz.). Bu yazıyı okuyan sevgili okurun bildiği güzide hiphop icracılarından da haberdar olmak isterim.
Bu yazı da burada biter.

Fatih Arslan said,
Şubat 19, 2007 @ 2:04 am
Size üç isimi verecem, gerisi size kalmış:
Non Phixion(özellikle Black Helicopter adlı parçaları)
İmmortal Technique
Jedi Mind Tricks
Sözleri güzeldir, kalitelidir. Pek tanılmaz, ama underground camiasının en güzel, en nadide kişileridi, grupları.
Türkçe olarak da
Sagopa Kajmer (Kürdan Kollay, Kopya Kalpler, Soğuk Küvet, 24 …)
Sagopa Kajmerin Romantizma, Bir Pesimistin Gözyaşları ve Kafile adlı albümlere bakabilirsiniz. Bundan önceki albümler maalesef bir işe yaramaz.
Saydıkları belki seversiniz bilemem tabi :)
Düygü said,
Şubat 19, 2007 @ 6:29 am
Teşekkür ederim. Hemen deneyeceğim :) Hatta şimdi Immortal Technique dinledim bir tane. Bir kaç tane de Jedi Mind Tricks buldum. Bir süre dinleyeyim bakalım.
ozge said,
Şubat 19, 2007 @ 9:22 am
naber duygu? ne zamandır okumuyordum..moralin bozulmuş…takma dicem hiçbi işe yaramicak…ama takma..
öptüm seni
nursel adında anne kişi said,
Şubat 19, 2007 @ 6:55 pm
ben hip hop dan anlamam..ama şu “Meren hazır yokken temizliğe girşeyim” kısmına kendi anlarımı katmak istedim..Sen ve Fatih küçücüktünüz,annemlerin bi Ankara seyati sonrası sizi Burdura götürme düşünceleri bana çok cazip gelmişti..Ohh dedim, hazır çocuklar yokken ben de evimi bi kırliyiim..Ama ne gezeeer, siz gittikten sonra ,her köşede yavrucuklarımın izlerini görüp görüp anca hüüüü diye ağlama seanslarım olmuştu..Siz götürmelerinin ertesi günü başlamıştı özlemim..Sonuç: evi kırklama işi yatmıştı tabii …Ben de kendimi okuldaki işlerime verip özlemimi bir nebze de olsa bastırabilmiştim..Ama her ayrılığın sonrasındaki kavuşma anının tadına doyulmaz ve asla unutulmaz bi tanem..yine kişisel bi yorum mu yaptım?okur okumaz sil o zaman..
Düygü said,
Şubat 19, 2007 @ 7:19 pm
Özge: Şimdilik takmıyorum :)
Anne kişi: Eheh çok sevimli bir anı ayo. Yiring.
fruko said,
Şubat 20, 2007 @ 11:24 am
ayy kıyamam sana, oyle ya da boyle doncek yanina. takma demekle olmaz, takar insan. sabir dileyeyim ben sana, merene de bol sans…
hip hop kismina gelince pek bi guldum. outkast disinda bu ture yakin hic bir sey dinlemiyorum. acaba outkast hip hop mu? erykah badu tavsiye ederim, ama o da hiphop degil.
isin magazin kismisi da, outkast elemanlarindan birinin de eski karisi miymis neymis bu abla. ama tadindan yenmiyo..
tanla said,
Şubat 20, 2007 @ 9:14 pm
Cubicle’mda basibos oturmus, ya bir hatun vardi “sevimli” yaziyordu kesin blogu vardir dedim ve buldum:) Burda pek fenaliklar basiyorken hali hazirda mardi gras gibi festival yokken hatta ustune -8 derece hava varken iyi geldi okumak, hayir bir de benim yil boyu halim bu (dur bakalim nolcam ben)..Hip hop konusunda pek tereddutlu yaklassamda olaya, zenciler iyi insanlardir..O baslarina bagladiklari dugum saclarla nasil baslari agrimiyor onu anlayabilmis degilim yalniz..Yani surekli cekisiyor sac kokun nasil bir sey alalala..Neyse sen kriptografi gordugune ben burayi gordugume sevindim:)
Ebru said,
Şubat 20, 2007 @ 10:30 pm
Esine ve sana kolay gelsin..Biliyorum bunlari, zor oluyor bu belirsizlik. Herseyi dogru yapacagim diye bazen boyle Amerikan Elciliginin elinde kaliyorsun..ustelik derdini anlatirken bile kendinden emin olmani zorlastiriyorlar. Sizin evraklariniz ve vize basvurunuz kitabina uygun oldugu surece hic endiselenme..geleceginiz, aileniz icin yapmak istediklerini dusun..ve hatta esin yokken kendinle basbasa kalmanin zevkine de var (biliyorum zor, biz esimle nisanliyken tam bir sene ayri kaldik-sonrasi ayri hikaye). New Orleans’a selamlar..:)
Ebru
Düygü said,
Şubat 20, 2007 @ 10:46 pm
Hiphop meselesini çok ciddiye alıyorum ben esasen :) (Fruko gülme bakiim :P ). Bugün Mardi Gras ile sokaklara kendini atmış onca insanın arasında elimde fotoğraf makinemle (sanki fotoğraf çekmekten anlıyormuş gibi) artiz artiz yürüdüm, ve onlara baktım. Fotoğraf makinesi (bendeki gibi komplike görünen bir makineyse eğer) insana garip bir özgürlük sunuyormuş meğer. İnsanlar ben onları süzerken belki de fotoğraflarını çekecek olabilirim diye normal karşılıyorlar bu durumu. Her neyse, New Orleans’ta çok zenci olduğu için bugün sokaklarda pek çok aile zenci idi. Beyazların o sinir bozucu düzenli, temiz, mükemmel hallerinden çok farklıydılar. Kimileri devasa kolonlar getirmiş, DJ’lik yapıyordu sokakta, ve tabi ki hiphop dinliyorlardı. Bol pantalonları, pantalonlardan sarkan zincirleri, ellerinde içkileri, boyunlarında Mardi Gras boncukları… Ama onların arasına karışmak, aile ortamına girmek imkansız sanki. Belki ben çok çekingenim bilmiyorum. Hiphop dinlersem nasıl insanlar olduklarını biraz anlayabilecekmişim gibi geliyor nedense :) (Dün bir parça buldum “I told you she’s a whooooooorrreee” diye, çok eğlendim.) Sonra belki ben de bigün ellerimi hiphopçılar gibi yaparak “ay told yu şi’ze hooooooorrrr, ahahha men hav yu duin’” diyerek aralarına karışırım bol pantalonumlan.
Tanla, zencilerin saçlarının fotoğraflarını çekmeyi çok istiyorum aslında. Bakalım olur belki.
New Orleans Ebru’ya aleyküm selam dedi.
Baris said,
Şubat 20, 2007 @ 11:01 pm
Hiphop’tan hic anlamam, ama bizim labda Graham diye bir Amerik vardi LSUdayken, o pek severdi. Ondan aldigim muzik egitimden hatirladigim kadariyla ‘“kadınım popona hastayım” “hey dostum dün bir beyaz öldürdüm” filan’ diyen’ler hip-hop degil rap oluyor, hatta ikinci adeta gangsta-rap kategorisine giriyor. Eger ki daha iyi ogrenirsen bizi de bilgilendir :)
Bir de ‘Kadınları rengarenk giyiniyor ve saçlarını her gün, sanki düğüne gidecekmiş gibi abartılı şekilde yapıyorlar.’ demissin, ama hergun yapmiyorlar, bir kere yapip iki uc hafta yikamadan oyle geziyorlar, hatta yatarken bozulmasin diye baslarini yastiga bile yaslamayip elleriyle destekleyip uyuyorlar bir sekilde. O sacin o hale gelmesi saatler suruyormus cunku de… Bunlar da LSUda aldigim kuaforluk egitimden inciler :)
Ebru said,
Şubat 21, 2007 @ 2:49 am
2003 Kasim ayinda tanistik biz New Orleans’la..Sevdik birbirimizi :) Daha cok sokaklarini ve rahat havasini…Cok griydi Florida’ya gore ama guzeldi olsun!! Simdi Ahmet Z.orda oldugunu bildigim icin arasira bakiyoruz o taraflara..esimin kardesi Ahmet’in Ankara’dan ev arkadasi..nasil bagladim ama!!
Bu arada zenci kadinlarin saclarini yaptirmadiklari zaman bile sik yikamiyorlar, cunku saclari ince spagetti makarna kirilir gibi kiriliyor, kuru olmamasi icin yagli olmasi gerekiyormus. Saclari inek yalamis (!) gibi dumduz olanlarda saclarini baglayip yatiyorlar gece. Bakiniz ‘konferansa gidip otel odasini zenci sinif arkadasla paylasma’..
meren said,
Şubat 21, 2007 @ 12:06 pm
Düygü: “”"Sonra belki ben de bigün ellerimi hiphopçılar gibi yaparak “ay told yu şi’ze hooooooorrrr, ahahha men hav yu duin’” diyerek aralarına karışırım bol pantalonumlan.“”"
Ahaha müthiş. Hastası oldum.
Fatih Arslan: “Türkçe olarak da Sagopa Kajmer (…)”
Çocukluk anıları fena deneyimlerle dolu bir şahıs misali küfür üreteci vazifesi görüyor diye kalmış aklımda bu kardeşimiz. Yanılıyorsam cahilliğime veriniz.
Ebru: “Simdi Ahmet Z.orda oldugunu bildigim icin arasira bakiyoruz o taraflara.”
Yine mi Ahmet Z. :( Beni bir yaprak sarması bile yapmadan gönderdi buralara..
meren said,
Şubat 21, 2007 @ 12:08 pm
Bu arada Hiphop konusunda güncel ve temiz bilgi almak için Craig ve Paia ile konuşmanı tavsiye ederim. Onlar local sanatçıların kalitelilerini filan araştırıp bulmayı severler çünkü. Hem selamlarımı söylersin ve bununla beraber nasıl da yine gelemediğimi öğrenmiş olurlar senden.
Fatih Arslan said,
Şubat 23, 2007 @ 12:16 am
“”Sagopa Kajmerin Romantizma, Bir Pesimistin Gözyaşları ve Kafile adlı albümlere bakabilirsiniz. Bundan önceki albümler maalesef bir işe yaramaz.”"
Evet bu yüzden yukarıdaki cümleyi yazmıştım. Fakat cidden pişman kalmayacaksın. Küfür bulursanız, sorumlusu ben olurum. Kaliteli müzik derseniz Sagopa Kajmer bu konuda cidden kalitelidir. Özellikle son 3 albümü. Küfürlü dediğiniz parçalar çok çok eskiden diyebiliriz.
Tavsiye parçalar ise şunlar, size de uygun :)
24, Kürdan Kollar, Soğuk Küvet, Baytar, Kopya Kalpler, Vasiyet, Nedense, Romantizma …
Yazdıkca yazasım geliyor bir sürü daha var aslında fakat bence bunlar ilk etapda güzel olabilir sizin için. En kısa zamanda izlenimlerinizi bekliyorum :)
A. Murat Eren said,
Şubat 24, 2007 @ 8:11 pm
Küfür problem değil aslında, yani birincisi “hiphop dinliycem” diyen birinin zaten bunu göze alması lazım. İkincisi de bir “bağyan” olarak küfürden rahatsız olma gibi bir durum içerisinde değilim. Meren’in o konudan dem vurması sanırım biraz daha “bütün şarkı boyunca küfreden ve adam gibi bir mesaj vermeyen öfkeli genç” tarzı birşeyleri dinlemek istemeyeceğimi doğru tahmin ediyor olmasıydı :)
Fakat siz de söylemişsiniz, daha sonraki albümlerin başarılı olduğunu. Ayrıca bu kadar tavsiye ettiğiniz bir şeyi zaten merak edip dinlemek istedim. Bunu yapmam ABD’de olmam ve elimden geldiği sürece Internet’ten mp3 indirmemeye çalışıyor olmam bakımından biraz uzun sürebilir. Öneriler için tekrar teşekkür ederim.
DİKKKAATTT said,
Şubat 24, 2007 @ 8:13 pm
Bir üstteki yorumun sahibi A. Murat Eren değil ben “Düygü”yüm. Meren’in bilgisayarından yazıyordum, meğer onun hesabı açıkmış :)
mehmet said,
Şubat 25, 2007 @ 4:21 am
meren’in geçici ve kısa yokluğunu ninjalık kariyerinde ilerlemek için bir fırsat olarak kullanmalısın. (hem böylece arasına girmek istediğin zenci gruptan bile daha siyah dolaşabilir, hip hop yapıcam diye suratına madafaka dediğin bi adamın ani ve anlamsız saldırısından kendini koruyabilir, labda ağlamak istediğin zaman yokolma özelliğini kullanabilirsin)
konuyla ilgili detaylı bilgi alabileceğin kaynak AskANinja.com’dur
(ben bu video ile tanıdım siteyi, epey faydalandım: http://www.askaninja.com/node/2613 )
50 video tekmili birden, ister eğlen, ister öğren
hiç canını sıkmayasın
in düygü we believe yo!
not: bi de kocana söyler misin, hazır memlekette geçirecek vakti varken, şu D200′ün marifetlerini bloguna biraz daha yansıtsa, D200′ü aldı ama blogundaki ilk foto karakedi olduğundan mıdır bilmem bi fotoessayde kaldı, heyecanla bekliyoruz işlerini…
Düygü said,
Şubat 25, 2007 @ 7:17 am
Ehehe :) Evet sanırım ninjalık yönümü biraz geliştirirsem Hiphop meacaramda bana faideli olacaktır.
“Ask a ninja”yı hassstası olarak takip etmekteyiz. Kendisi bizim için bir sensei’dir bugün. :P
Kocam yeni makinaya alışma süreci yaşıyor galibe. Yakında açılır diye tahmin ediyorum.
eee cem tanimiyonuz said,
Mart 6, 2007 @ 10:07 pm
Gecende okudugum bi röportajda JÖNTÜRK isimli bi HIPOP(otam)ci ceza meza digerlerini irkci ve fasist olmak ile itham etti…adami ve hatta cezayi bile dinlemedim …ama sizin haberiniz ossun Harman dergisinde Löportaci cikti..cem
eee cem tanimiyonuz said,
Mart 8, 2007 @ 11:30 pm
özürlerim bu dergi harman diil KACAK YAYINmis..karistirdim…almanyada bütün dergiler ayni görünüo..
eee cem tanimiyonuz said,
Mart 8, 2007 @ 11:33 pm
HAA DÜNYA EMEKCI KADINLAR GÜNÜ sizi ne kadar ilgilendirir bilmem ama kutlu olma derecesinde bir anlamli 24 saat…sizin de olsun…
Düygü said,
Mart 8, 2007 @ 11:52 pm
Teşekkür ederim efendim :) “Önemli gün ve haftalar”a pek önem veren bir insan değilimdir ama kutlu olma dileğini de niye geri çevireyim değil mi…
Martin Izbeck said,
Mart 13, 2007 @ 4:37 pm
‘O dediklerimden vazgeçmiş değilim. Zenciler çok tembeller, çok yavaşlar. Ayrıca en az beyazlar kadar ırkçılar. Kendi içlerinde bile, açık renkli bir zenci çok koyu renkli bir zenci ile evlenmiyor. Bir beyazla bir zencinin arkadaşlık ettiğini pek görmedim (tabi bunlar ABD’nin güneyi için geçerli).’
…..
Vay be! Ne yani biz Turkler cok mu caliskaniz? cok mu hizliyiz? ustelik hic te irkci diiliz yani, oyle mi? Neyse sen hip hop dinlemeye devam et!
Düygü said,
Mart 14, 2007 @ 5:49 am
Zencileri Türklerle karşılaştırmak gibi bir dert içerisinde olduğumu buradan çıkaran o dahi nöronlarınızı alınız ve Mars’a gidiniz. Orada HipHop’un hası varmış.
Martin Izback said,
Mart 15, 2007 @ 12:49 am
Sanırım zenciler ekonomik piramidin alt tabanına yakın olduklarından bana daha bir “Türkiye insanı” gibi geliyorlar.
…
bu sana cevap…(….Zencileri Türklerle karşılaştırmak gibi bir dert vs vs vs..)
…
Aristokrat bir havaları yok, ve kendimi onlara yakın hissediyorum. (ha bu karsilastima felan diil..yani sen yazdigin yazilari bir dunyalinin gorus acisindan Turkce dilini kullanarak yaziyorsun..cok inandirici…bu arada senin yaptikalrini ancak bir aristokrat yapar..tepeden bakmadan bahsediyorum) Artık ne söylediklerini/aksanlarını anlayabiliyorum (tamamen değil, ama en azından başka bir dil gibi duyulmuyor:) (onlar ve diger Amerikalilar senin super Ingilizceni ve aksaaaanini cok iyi anliyorlardir eminim) Ayrıca ironik ama, derilerinin rengine hastayım, ciltlerinin pürüzsüz, sağlık fışkıran bir hali var (yok valla da billada sen taktin siyahlara..sen ne istiyorsun su zavalli halktan..birde katrina sonrasi..ilahi yani..sus..birak baskalari fikir beyan etsin..sen otur doktorana calis..birak insanlar hem siyah, hem beyaz, pembe, mor, kahverengi olarak yasasinlar..aaaaa!!!)
…
Bu arada ilerde buyurde olgunlasirsan (bak doktora sahibi bir bilim kadini oldugunda demiyorum) insanlik icin birsey yapmak istersen tarih, sosyoloji, antropoloji felan oku…hatta bu yazilarina ara verde amerikan tarihi felan oku..Howard Zinn seni kendine getirebilir (gerci sen umitsiz bir vakasin ama umutlu olmak guzel sey..) Hatta su kitaptan baslayabilirsin: http://www.harpercollins.com/book/index.aspx?isbn=9780060528423
…
tamam..ben pes ettim..ediyorum..Bu arada Mars ve Marslilarla alip veremedigin birsey mi var? .
Neyse, ey güzel okur;buraya kadar gelmiş, okumuşsun. Saygılar sunar, gözlerinden öperim.
levent said,
Mart 18, 2007 @ 12:04 pm
arkadaşlar hiphop müzikte tartışılmasız bir ikili pek tanınmıyorlar ama dinleyen bırakamıyor evet sıksı durun.QQQQQQ emrah ve serdar dinleyin hak verceksiniz.
“Kriptografi Gördüm”, Wunjo… » Sipor ve mizük said,
Mayıs 7, 2007 @ 7:03 am
[…] Üçüncüsü de “hiphop dinlemek amacında” olmama uygun olarak keşfettiğim ve yine hasssstasssııı olduğum Fort Minor. Linkin Park üyelerinden Mark Shinoda’nın solo çalışmasıymış. Abimiz kendisinden o kadar yetenek fışkıran bir insan ki, müzikler yetmiyormuş gibi, albümlerin kapak tasarımından çizimlerine her bişeyini de kendisi yapmış, lezzet kaynağı (ben de ABD’de olmanı nimetlerinden yaralanıp yine ikinci el ucuza kapattım The Rising Tied albümünü, gelip gidip “albüm art”ını okşuyorum, ağzımdan salyalar saçarak “benimsin” diyorum). […]
Alex said,
Aralık 1, 2007 @ 2:32 pm
nasılsınız
kaın said,
Aralık 12, 2007 @ 4:00 pm
rak çıyım asi rokçı
kaın said,
Aralık 12, 2007 @ 4:01 pm
rok asirokçı
AKIN said,
Aralık 12, 2007 @ 4:02 pm
VURUR YIKARIM ADAM OLUN
realnigga said,
Nisan 20, 2008 @ 11:25 am
baksana kendi işinize bakında artık bizim ırkımızla uğraşmayın tamam mı doğru zenciyiz doğru rapperiz doğru kabayız ama sizin gibi lanet bir beyaz asla değiliz 6 senedir türkiyede yaşıyoruz ama artık harlem e dönme zamanı geldi sizden ve lanet olasu ırkçı şehrinizden kurtuluyorum