Camellia Grill

New Orleans’ta kasırgadan sonra pek çok “dükkan” kapanmıştı. Bunların kimisi uzun zaman (ya da hiç) açılmadılar.

Kasırga yüzünden kapanan yerlerden biri de Carrollton caddesi üzerindeki, bizim eve yürüyerek 10 dakika uzaklıkta Camellia Grill adında kahvaltıcı-burgerci bir yerdi. 1946′da açılan ve o günden beri New Orleans’a has, New Orleans’ın en sevilen yerlerinden biri olan bu restoranın varlığından kasırga sonrasında, ve henüz yeniden açılmamışken haberim oldu. Birgün önünden geçerken kapısının üzerindeki yüzlerce postiti gördüm, yanımda kim vardı hatırlamıyorum ama o gün bana, buranın herkes tarafından çok sevilen özel bir yer olduğunu, kasırga yüzünden kapandığını ve insanların buraya gelip kapıya “nooolur bu tükkan yine açılsın” diye notlar bıraktığını anlatmıştı.

campostit2.JPG

Birgün Meren bana “Carrollton üzerinde harika bir burgerciye gittik Sam’le, inanılmaz bir yer, gidince çok şaşıracaksın” diyerek beni Camellia Grill’e götürünce, nihayet görmüş oldum nefizliğini. Küçük kasaba köftecilerini, zincirleşmemiş kendine has, para hırsından arınmış tertemiz, sıcacık küçük şehir restoranlarını, ya da ne bileyim İstanbul Taksim’deki Alınteri gibi aile işletmelerini seven her insanın hastası olacağı bir yer. Hele ki ABD gibi ruhsuz bir ülkede iseniz, içeri girer girmez sizi içten ve kocaman bir gülümseme ile karşılayan, on yıllık arkadaşı gibi davranan garsonları ve zorla içinize işleyen samimi atmosferi görünce şapşala dönüyorsunuz.

Böyle mütevazı yerlerde hep olduğu gibi, fiyatlar ucuz, yemekler müthiş, kendine has gariplikleri var filan. Misal masalar yok, bar taburesi gibi bir şeylere oturup adamların siparişini verdiğiniz yemeği pişirmelerini izliyorsunuz, bu arada garson – siz de istekliyseniz – pek keyifli bir sohbet çevirebiliyor sizinle.

cam1.jpg

Ahmet, Meren ve ben daha önce birlikte bir kere gitmiştik bu tükkana. O gün Ahmet çikolatalı milk shake almıştı da, ben de yemeğin sonunda “ay ver bi tadına bakiyim” demiştim. Tatlı garsonumuz bunu görünce bana küçük bir bardakta aynısından ikram etmişti. Yüzümde yavşak bir çikolatalı milk shake gülümsemesi ile karnımı ovuşturarak oradan ayrılırken, o günden yaklaşık bir ay sonra, bugün, daha da kıyak bir hareketle karşılaşacağımızı aklımın ucundan dahi geçirmemiştim elbette.

önünde de böyle manyak gibi sıra oluyor hep

Bugün akşam yemeği için Ahmet, Meren ve ben yine Camellia Burger’a gittik. Geçen seferki kahramanım garson içeri girer girmez bizi hatırladı ve “heyyyy, canlarım geçin oturun” dedi (Türkçe’deki hissiyata göre çeviriyorum artık :). Ben her zamanki gibi marullu domatesli çizburger ısmarladım, Meren’le Ahmet omlet aldılar, hepimiz çikolatalı milk shake istedik :) Çocuklar gibi şendik. Yemeklerimiz geldi, happuru huppuru yimeye, ve kikir kikir gülerek sohbet etmeye başladık. Bir ara canım garson geldi “nasıl gidiyor, yemekler güzel mi?” diye sordu (garsonlar burada standart soruyorlar bunu). “hmmppff leziz, oh yeah” dedik. Birkaç dakika sonra tekrar geldi önümüzden hesap pusulalarını aldı “bu akşam bendensiniz” deyip gitti :)

Nası ya? Yani temam içeri girince kırk yıllık arkideşin gibi davranıyor olabilirsin ama hesabımızı niye ödetmiyorsun ayol? Burası Amerika, burada her koyun kendi yalnızlığı ile delirip liselerde, alışveriş merkezlerinde filan arkadaşlarını taramaz mı tüfenkle? Bi heta olmuş olmasın.

Ama baya, bildiğiniz, adam bizi yedirdi içirdi, krallar gibi davrandı, ve para almadı. Biz de bahşişimizi bırakıp bu kez yüzümüzde “krallar gibiyiz beee” gülümsemesi ile oradan ayrıldık. Internet’in derinliklerinde, şu anda yazılan milyorlarca satırlar arasında kaynayıp gidecek olsa da tarihe notumu düşüyorum ey insanlık: bugün, bu ruhu emilmiş ülkenin bu kimi zaman çiçek kimi zaman sidik ve kusmuk kokulu New Orleans’ında bir kıvırcık saçlı garson zaten sürekli müşterisi olan, zaten memnun olan, şımartılmaya zerre kadar ihtiyacı olmayan müşterilerine böyle bir kıyak geçti. Uzun zamandır ilk defa ayaklarımın yerden birkaç santim yukarıda kaldığını hissettim mutluluktan. Birileri böyle amacı -neredeyse- sadece bir başkasını mutlu etmekten ibaret inceliklerde bulunabiliyor hala.

  • Share/Bookmark

7 Yorum »

  1. meren said,

    Aralık 12, 2007 @ 08:51

    Gerçekten çok spectacular bir moment idi. Tarihe note düşmeniz pek yerinde olmuş muhterem zevcem.

    Ben de bu beyefendinin bu sıradışı hareketini gelecek sefere bir fotoğrafımı hediye ederek taçlandırmayı düşünüyorum, aha da buraya da yazıyorum.

  2. Baris said,

    Aralık 12, 2007 @ 21:07

    Tam St Charles Streetcar’in Carrolton’a dondugu kosedeki yer degil mi bu?

    Pek leziz olmus :)

  3. Düygü said,

    Aralık 12, 2007 @ 21:29

    Evet orası :)

  4. New York Muhtari said,

    Aralık 15, 2007 @ 03:54

    Merhaba,

    Bloglar arasinda dolasirken buldugum blogunuzu ve ozellikle bu yazinizi cok sevdim. Finaller bitince sanirim, arsive dogru bir gezi yapacagim, bakalim neler varmis.

  5. Düygü said,

    Ocak 6, 2008 @ 05:13

    Bekleriz efendim :)
    Biz de geçtiğimiz haftalarda New York’ta idik, pek sevdik.

  6. bora said,

    Eylül 24, 2008 @ 23:04

    benim de başımdan benzer bir olay geçti:
    Konak’taki Büyük Kardiçalı pasajının içinde bir ayakçı meyhanesi vardı, sahibi Ahmet çok gırgır bir adamdı.
    Birgün İstanbul’dan gelen bir arkadaşımı götürdüm, pasaja girdiğimizde fasıl seslerini duyduk. Masaları koridora çıkarmışlar, 5-6 kişilik bir fasıl heyeti bir yandan içiyor bir yandan çalıyor, ortada tombul bir dansöz göbek atıyor, duvarda devasa bir Türk Bayrağı asılmış, garson Nihat abi kareli gömleğinin üzerine kravat takmış.
    Olay neymiş, meyhanenin köşesindeki duş perdeli pisuvara camlı paravan yapmışlar, onun açılışıymış.
    Meyhanece yedik içtik, sonunda da hesap ödetmediler, iyi mi:)

    Bu yazıyı okumuştum ama arkadaşım Hulusi Çınar’ın şu ( http://hulusi-black.blogspot.com/2008/02/bagel-lox-sandwich.html) yazısından sonra aynı mekan mı diye döndüm baktım, değil heralde di mi?

  7. Düygü said,

    Eylül 25, 2008 @ 00:08

    Muhteşem :)
    Böyle işler genelde erkeklerin başına geliyor diye çok kıskanıyorum. Kadın başına meyhaneye gidilip içilmez ki! Bize olsa olsa anca Amerika’da olur işte böyle şeyler.

    Hulusi Çınar’ın bahsettiği yer farklı (ama ben bilmiyorum neresi). Bizimkisi hamburger ve omlet satıyor :)

RSS feed for comments on this post · TrackBack URI

Yorum yapın