<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Evrim ve İnanç &#8211; John F. Haught&#8217;un konuşması (1. bölüm) yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.biyolokum.com/2008/12/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.biyolokum.com/2008/12/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/</link>
	<description>Wabi-Sabi evreni içerisinde nesnelerin fiyatından ötürü sahip oldukları materyal değer ve bu değerin yarattığı hiyerarşi yok sayılır. Bu, insanların konumlarından ötürü sahip oldukları değer için de geçerlidir. Çünkü bir şeye değer vermek aynı zamanda başka şeyleri değersiz saymaktır.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 20:34:00 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
	<item>
		<title>tarık tarafından</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2008/12/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1902</link>
		<dc:creator>tarık</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2009 20:38:35 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/2008/12/09/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1902</guid>
		<description>duygu hanım,

verdiğiniz bu uzun yanıt için size çok teşekkür ederim. inanın iki gündür karşılığınızı bekliyordum ve çok memmun oldum.

evet doğru söylüyorsunuz. ben harun yahyanın eserlerini okuyorum ve hatta şimdi de okuyorum. çünkü harun yahyanın eserleri ülkemizin insanlarının evrim aldatmacasına (bu tanımın sizi üzeceğini biliyorum-kusuruma bakmayın) kapılmasına en büyük engellerden birisi. ama ben evrimi sadece bu kaynaklardan okumadım. bende sizin gibi biyoloji mezunuyum. 4. sınıfta 2 dönem olarak okudum. hemde çok iyi bir dereceyle bitirdim. ama 8 yıl geçti şimdi sınıf öğretmenliği yapıyorum. ve biyoloji biliminde çok tembellik ettim bu yüzden bayağı geriledim. bir zamanlar çok iyi bilimsel bir ağızla konuşlabilirken şimdi zorlanıyorum. tabi siz doktora yaptığınız ve evrim ile ilgili çalıştığınız için benden bilgi olarak çok daha iyi konumdasınız. belki bu durum bana biraz biyoloji çalışmam için bir gayret olur.

ben şimdi evrimle ve evrimle uğraşan kişlerde gördüğüm bazı çelişkileri szilerle paylaşmak istiyorum. şimdi ben bir kuran alimi değilim ama sizew tavsiyem kuranın meallerine fazla kapılmayın. ya da söylemek istediğimi biraz toplayayım. Kuranın aslı arapçadır ve Allah kelamıdır( biz buna iman ederiz) yani kul sözü değildir. orjinali arapçadır ve arapça anlatım zenginliği yönüyle türkçemizden daha gelişmiştir. Türkçe mealleri ise çeviridir. anlamı tam vermeyebilir. işte burada tefsirciler devreye girer. çok iyi bir kuran, arapça ve islam bilgini olan bu kişler aynı zamanda zamanın bilimsel gelişmelerinden de uzak değillerdir. işte bu tefsirciler bize kuranın ayetlerini yorumlarlar. sizin kuranda geçen dünya yuvarlak değil düzdür yanılgısı bu noktadan çıkabilir. ayrıca bazı ayetler ve hadisler mütaşabihtir. yani anlamı tam okunduğu gibi değildir. anlatmak istediği biraz derindir, onuda alimleri bize anlatırlar. siz bana o ayetlerin hangi surenin kaçıncı ayeti olduğunu söyleyin. bilen arkadaşlarımdan bir öğreneyim. burada paylaşayım.

ikinci ters noktamız, evrimcilerin bizim Allahımıza, peygamberimize, kuranımıza ,dinimize inanmayışları ve inanmadıkları içinde, inananları hor görüp küçümsemeleri... sizlere göre din,islam, kuran vs. mezapotamyanın bir uydurmasyonu olarak görmeniz. bunu bizim üniversiteye gelen prof.dr. Ali demirsoy söylemişti.

şimdi duygu hanım, sizler evrimi bir hipotez olarak ele alır ve ispatlamaya çalışırsınız. bunu anlarım. çünkü bilim budur. bilimde problem ve hipotez kurulur ve ispatlanmaya çalışılır. bu evrim hipotezini ispatlamak için bir çok bilim insanı uğraşır. ama sizler 1.  200 yıldır hala ispatlayamamışsınız. 2- ispatlayamadığınız için de (yüzbinlerce, milyonlarca yıllık süreçleri kastediyoruz, insan ömrü gibi uzunundansa ortalama 80 senelik bir süreci değil.) gibi bir zamana yaymaya kalkıyorsunuz. 3-evrimi bir bilimsel bir bir hipotezi ispatlamak gareti değilde bir ideoloji, bir evrim dini olarak lanse ediyorsunuz. 4- bu yüzden imanlı bir çok bilimsel kariyer yapmak isteyen insanlarımızı üniversitelerde barındırmıyorsunuz.( ki şahidim) 5- imanlı, dindar insanları yobaz, örümcek kafalı, gerici, dinci gibi hakaretlerle aşağılıyorsunuz.

duygu hanım, sizler a türünden b türüne evrimleşmeyi kanıtlamaya çalışın. kim bilir belki siz kazanırsınız. ama farklı seslere de kulak verin. müsaade edin imanlı bir biyologta Allahın doğrudan doğruya yarattığını ispatlasın. ve bütün kainatın sahibi Allahın ne kadar büyük bir ilme sahip olduğunu görerek imanını dahada artırsın.

yorumum biraz uzadı. burada kesiyorum. okuduğunuz için teşekkür ederim. her yazdığınızı merakla bekleyeceğim. çünkü yukarda siz diye anlattım ama bu şahsınıza yönelik olarak değildi. siz anlattığım gibi bir evrimci değilsiniz. daha kibar ve naziksiniz. yazılarınızdan hanımefendi birisi olduğunuzu anlıyorum. rica ederim yazdıklarımla kırılmayın. 

iyi günler diliyorum. Tarık</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>duygu hanım,</p>
<p>verdiğiniz bu uzun yanıt için size çok teşekkür ederim. inanın iki gündür karşılığınızı bekliyordum ve çok memmun oldum.</p>
<p>evet doğru söylüyorsunuz. ben harun yahyanın eserlerini okuyorum ve hatta şimdi de okuyorum. çünkü harun yahyanın eserleri ülkemizin insanlarının evrim aldatmacasına (bu tanımın sizi üzeceğini biliyorum-kusuruma bakmayın) kapılmasına en büyük engellerden birisi. ama ben evrimi sadece bu kaynaklardan okumadım. bende sizin gibi biyoloji mezunuyum. 4. sınıfta 2 dönem olarak okudum. hemde çok iyi bir dereceyle bitirdim. ama 8 yıl geçti şimdi sınıf öğretmenliği yapıyorum. ve biyoloji biliminde çok tembellik ettim bu yüzden bayağı geriledim. bir zamanlar çok iyi bilimsel bir ağızla konuşlabilirken şimdi zorlanıyorum. tabi siz doktora yaptığınız ve evrim ile ilgili çalıştığınız için benden bilgi olarak çok daha iyi konumdasınız. belki bu durum bana biraz biyoloji çalışmam için bir gayret olur.</p>
<p>ben şimdi evrimle ve evrimle uğraşan kişlerde gördüğüm bazı çelişkileri szilerle paylaşmak istiyorum. şimdi ben bir kuran alimi değilim ama sizew tavsiyem kuranın meallerine fazla kapılmayın. ya da söylemek istediğimi biraz toplayayım. Kuranın aslı arapçadır ve Allah kelamıdır( biz buna iman ederiz) yani kul sözü değildir. orjinali arapçadır ve arapça anlatım zenginliği yönüyle türkçemizden daha gelişmiştir. Türkçe mealleri ise çeviridir. anlamı tam vermeyebilir. işte burada tefsirciler devreye girer. çok iyi bir kuran, arapça ve islam bilgini olan bu kişler aynı zamanda zamanın bilimsel gelişmelerinden de uzak değillerdir. işte bu tefsirciler bize kuranın ayetlerini yorumlarlar. sizin kuranda geçen dünya yuvarlak değil düzdür yanılgısı bu noktadan çıkabilir. ayrıca bazı ayetler ve hadisler mütaşabihtir. yani anlamı tam okunduğu gibi değildir. anlatmak istediği biraz derindir, onuda alimleri bize anlatırlar. siz bana o ayetlerin hangi surenin kaçıncı ayeti olduğunu söyleyin. bilen arkadaşlarımdan bir öğreneyim. burada paylaşayım.</p>
<p>ikinci ters noktamız, evrimcilerin bizim Allahımıza, peygamberimize, kuranımıza ,dinimize inanmayışları ve inanmadıkları içinde, inananları hor görüp küçümsemeleri&#8230; sizlere göre din,islam, kuran vs. mezapotamyanın bir uydurmasyonu olarak görmeniz. bunu bizim üniversiteye gelen prof.dr. Ali demirsoy söylemişti.</p>
<p>şimdi duygu hanım, sizler evrimi bir hipotez olarak ele alır ve ispatlamaya çalışırsınız. bunu anlarım. çünkü bilim budur. bilimde problem ve hipotez kurulur ve ispatlanmaya çalışılır. bu evrim hipotezini ispatlamak için bir çok bilim insanı uğraşır. ama sizler 1.  200 yıldır hala ispatlayamamışsınız. 2- ispatlayamadığınız için de (yüzbinlerce, milyonlarca yıllık süreçleri kastediyoruz, insan ömrü gibi uzunundansa ortalama 80 senelik bir süreci değil.) gibi bir zamana yaymaya kalkıyorsunuz. 3-evrimi bir bilimsel bir bir hipotezi ispatlamak gareti değilde bir ideoloji, bir evrim dini olarak lanse ediyorsunuz. 4- bu yüzden imanlı bir çok bilimsel kariyer yapmak isteyen insanlarımızı üniversitelerde barındırmıyorsunuz.( ki şahidim) 5- imanlı, dindar insanları yobaz, örümcek kafalı, gerici, dinci gibi hakaretlerle aşağılıyorsunuz.</p>
<p>duygu hanım, sizler a türünden b türüne evrimleşmeyi kanıtlamaya çalışın. kim bilir belki siz kazanırsınız. ama farklı seslere de kulak verin. müsaade edin imanlı bir biyologta Allahın doğrudan doğruya yarattığını ispatlasın. ve bütün kainatın sahibi Allahın ne kadar büyük bir ilme sahip olduğunu görerek imanını dahada artırsın.</p>
<p>yorumum biraz uzadı. burada kesiyorum. okuduğunuz için teşekkür ederim. her yazdığınızı merakla bekleyeceğim. çünkü yukarda siz diye anlattım ama bu şahsınıza yönelik olarak değildi. siz anlattığım gibi bir evrimci değilsiniz. daha kibar ve naziksiniz. yazılarınızdan hanımefendi birisi olduğunuzu anlıyorum. rica ederim yazdıklarımla kırılmayın. </p>
<p>iyi günler diliyorum. Tarık</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>B. Duygu Ozpolat tarafından</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2008/12/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1895</link>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2009 06:11:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/2008/12/09/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1895</guid>
		<description>Tarık Bey, haklısınız, yorumunuzu bir kere daha okuyunca bana yöneltilmiş bir eleştiri olmadığını anladım. Kusura bakmayın. 

Öncelikle, yazdıklarınızdan, evrim kuramı hakkındaki bilgilerinizi Harun Yahya ya da benzeri kaynaklardan edinmiş olduğunuzu hissediyorum. Bu yüzden size evrim kuramı ile ilgili ne söylersem söyleyeyim, önceden -bilimsel açıdan yanlış bilgiler veren bu kaynaklardan- edinmiş olduğunuz bilgiler ışığında benim söylediklerime önyargılı bakma ihtimaliniz olmasından korkuyorum. Yine de üşenmeyip uzun uzun yazacağım, sizin de söylediklerimi açık fikirlilikle okuyacağınızı ummaktan başka çarem yok.

Mesela demişsiniz ki: &quot;Doğaya baktığımızda her canlı türünün birden, aniden çıktığını bazılarının kaybolduğunu, bazılarının devam ettiğini ama hiçbirininde A türünden B türüne dönüşmediğini görürüz.&quot;

Bu bilgiyi nereden edindiniz diye düşündüm, aklıma Harun Yahya&#039;dan başkası gelmiyor. Tüm iyi niyetimle, kimseyi dinden caydırmak, uzaklaştırmak gibi bir amacım olmadığını söylemek istiyorum öncelikle. Umarım bu konuda biraz güven duyabilirsiniz bana. Ve bunu söyledikten sonra eklemek istiyorum: lütfen Harun Yahya&#039;nın kaynaklarını bilimsel kaynaklar olarak okumayın. Ben 4 sene biyoloji okudum, şimdi 3 senedir doktora yapıyorum, ve bu kaynaklar yanlışlarla dolu. İnsanları kandırmaya çalışıyorlar, ve bunu neden yaptıklarını da hala anlayamıyorum.

Mesela yukarıda &quot;hiçbir canlının A türünden B türüne dönüşmediğini görüyoruz&quot; diyorsunuz, oysa ki bu doğru değil. Ben hayatı bilim ile geçen, hergün makaleler okuyan, biyolog doktora öğrencisi bir insan olarak söylüyorum ki, türlerin birbirinden türediğinin apaçık kantıları bulunuyor. 

Bana elbette &quot;hani kanıt nerede&quot; diye soracaksınız. Ben de sizi bu kanıtların sunulduğu bilimsel makalelere yönlendireceğim. Ama bu kaynaklar ya İngilizce olacak, ya da çok bilimsel oldukları için işin uzmanı olmayan biri tarafından anlaşılması güç olacak. (Yine de şu adreste çok güzel hem de Türkçe&#039;ye çevrilmiş yazılar var: http://evrimolgusu.blogspot.com/2009/01/15-evrimsel-cevher.html )

Buradaki ana problem, herkesin evrim kuramının çok kolay anlaşılır bir şey olduğunu ve bu kuramı tastamam anladığını zannetmesi. Biz üniversitede evrim kuramını aylarca koskoca bir ders olarak işledik. Üstelik de son senemizde (yani anlayabilecek kıvama ancak geldiğimizi düşündüklerinden ODTÜ&#039;de 4. senede okutuyorlar, zira çok ciddi genetik bilgisi gerekiyor).

Bir diğer problem, A türü B türüne dönüşüyor mu hani niçin bugün biz bunu gözlemleyemiyoruz, sorusunu çok insan soruyor, fakat evrimde türlerin birbirlerinden türemelerinden bahsedilirken, yüzbinlerce, milyonlarca yıllık süreçleri kastediyoruz, insan ömrü gibi uzunundansa ortalama 80 senelik bir süreci değil. Tabi ki kuşların dinazorlardan evrilmesi gibi bir değişimin (fosillerle kanıtlandı) insan ömründe gözlenmesi imkansız, ama daha küçük boyutlu (mikroevrim) örneklerini gözlüyoruz (mesela bakterilerde, böceklerde vesaire). 

Ama şimdi de yeni bir problemimiz var, zira bana kutsal kitapta (örneğin Kur&#039;an-ı Kerim&#039;de) milyonlarca yıllık bir canlılık tarihinden bahsedilmiyor diyeceksiniz. Kur&#039;an&#039;da Allah ol demiştir ve her şey olmuştur deniyor mesela. Yani siz benim yukarıdaki açıklamalarımı tabi ki kabul ederek okuyamayacaksınız, tabi ki size ters gelecek, zira Kur&#039;an da geçen sözlerle ters düşüyor gibi duyuluyor. (Dikkat, &quot;gibi duyuluyor&quot; diyorum!)

Ama, Kur&#039;anda öyle ayetler var ki, insan bunları okuduğunda, Allah&#039;ın Dünya&#039;nın yuvarlak değil düz olduğunu ima ettiğini düşünebilir. 

Yani belki de Kur&#039;an-ı Kerim&#039;de geçen cümleleri yorumlarken dikkatli olmak lazım. Mesela &quot;Allah ol dedi oldu&quot; derken kastedilen sürenin insan aklıyla &quot;bir an&quot; &quot;bir saniye&quot; olarak algılanması yanlış belki de. Allah evreni büyük bir patlama ile yarattı belki, ve insanlar için milyonlarca yıl alan bir süreç, Allah için &quot;bir an&quot; belki (bunu da pekala onun büyüklüğünün bir kanıtı olarak algılayabilirisiniz). Ve belki Allah canlıları yaratırken evrim gibi harika bir mekanizmayı kullandı. Evrim kuramını tarafsız ve bilimsel bir kaynaktan okuyarak öğrenseydiniz, belki ne kadar harika bir mekanizma olduğunu görebilir, hayranlık duyardınız. Benim hem inançlı hem de benimle aynı bölümde doktora yapan bir arkadaşım var. O bana bir kere &quot;biyojiyi, evrim kuramını anladıkça Allah&#039;a daha da hayranlık duyuyorum&quot; demişti. 

Bunları size, olaya başka bir açıdan da bakılabileceğini göstermek için anlatıyorum. Siz evrim kuramı ile ilgili bilgilerinizi, çok taraflı, ve size (kendi çıkarları için) yanlış bilgi veren bir kaynaktan edindiniz. Bu yüzden mesela, DNA&#039;nın varlığını, nasıl çalıştığını kabul ediyor, onu Kur&#039;an-ı Kerim ile bağdaştırabiliyorsunuz, ya da Dünya&#039;nın yuvarlak olduğu fikrine karşı çıkmıyorsunuz (Kur&#039;anda buna ters düşecek şekilde yorumlanabilecek cümleler olduğu halde), ama en azından DNA&#039;nın var olduğu ve Dünya&#039;nın yuvarlak olduğu kadar gerçek olan evrim fikrini kabul edemiyor, A türü B türüne dönüşemez diyorsunuz. 

Bilimde öyle gelişmeler oluyor, olacak ki, her zaman kutsal kitaba tersmiş gibi görünen şeyler olabilir. Size bilimi ve dini ayırmak gerek derken biraz da bunu kastediyordum. Belki de Kur&#039;anda her bilimsel gelişmeyi anlatan ima eden cümleler aramak doğru bir yaklaşım değil. Bu yaklaşımı değiştirebilirseniz, daha huzurlu bir şekilde hem Kur&#039;anı hem bilimi kabul edebilirsiniz belki. :Bunu nasıl yapacağınızı bulmak size düşüyor. Bunu kimsenin kimseye öğretebileceğini sanmıyorum. 


İnsanlar ile ilgili sorunuza gelince, aslında yukarıda dediklerimde cevabı gizli :) 

Bir türün bir başka türe evrilmesi süreci yüzbinlerce yıllık zaman dilimlerini kapsayabiliyor. (Ama mesela bakteri gibi her dakikada bir bölünen bir canlı söz konusu olsaydı, evrimi bir insan ömründe gözlemek mümkün olabilirdi). &quot;Tür&quot;ün tanımını yapmalıyız önce. Tür genellikle, doğada birbiri ile üreyebilen ya da üreme imkanı olan bir grup birey olarak tanımlanır. 

(Evrimi Anlamak’ta şu sayfalara bir göz atın derim: http://www.evrimianlamak.org/e/Evrim101:T%C3%BCr%C3%BCn_tan%C4%B1m%C4%B1)
Buradan hareketle, dünya üzerindeki bütün insane ırkları birbiri ile üreme potansiyeli sahip olduklarından hala “aynı tür” içerisinde tanımlanırlar. Yani hala ağacın aynı “dalında” bulunmaktadırlar. 
Ama diyelim şöyle bir şey olsun: yüzbin yıllık süreçte, kimi sosyal/kültürel değişimlerin, Dünya’daki bir takım savaşların falanların filanların sonucunda, bir grup insan Ay’a çıkıp orada yaşamaya başladı. Bu insanlar bi takım mutasyonlar sonucu –geçen bu cook uzun süreçte- Dünya’da kalanlarla çiftleşseler de, doğan bebekler artık hayatta kalmıyor olsun. Bunu insane türünün ikiye dallandığı bir türleşme sürecinin başlangıcı olarak görebiliriz. 

Bunları ben de kısıtlı bilgilerim dahilinde söylüyorum. Ben evrimsel biyoloji alanında değil, gelişim biyolojisi alanında doktora yapıyorum. Elbette bir evrimsel biyolog size daha güzel cevaplar verebilirdi.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tarık Bey, haklısınız, yorumunuzu bir kere daha okuyunca bana yöneltilmiş bir eleştiri olmadığını anladım. Kusura bakmayın. </p>
<p>Öncelikle, yazdıklarınızdan, evrim kuramı hakkındaki bilgilerinizi Harun Yahya ya da benzeri kaynaklardan edinmiş olduğunuzu hissediyorum. Bu yüzden size evrim kuramı ile ilgili ne söylersem söyleyeyim, önceden -bilimsel açıdan yanlış bilgiler veren bu kaynaklardan- edinmiş olduğunuz bilgiler ışığında benim söylediklerime önyargılı bakma ihtimaliniz olmasından korkuyorum. Yine de üşenmeyip uzun uzun yazacağım, sizin de söylediklerimi açık fikirlilikle okuyacağınızı ummaktan başka çarem yok.</p>
<p>Mesela demişsiniz ki: &#8220;Doğaya baktığımızda her canlı türünün birden, aniden çıktığını bazılarının kaybolduğunu, bazılarının devam ettiğini ama hiçbirininde A türünden B türüne dönüşmediğini görürüz.&#8221;</p>
<p>Bu bilgiyi nereden edindiniz diye düşündüm, aklıma Harun Yahya&#8217;dan başkası gelmiyor. Tüm iyi niyetimle, kimseyi dinden caydırmak, uzaklaştırmak gibi bir amacım olmadığını söylemek istiyorum öncelikle. Umarım bu konuda biraz güven duyabilirsiniz bana. Ve bunu söyledikten sonra eklemek istiyorum: lütfen Harun Yahya&#8217;nın kaynaklarını bilimsel kaynaklar olarak okumayın. Ben 4 sene biyoloji okudum, şimdi 3 senedir doktora yapıyorum, ve bu kaynaklar yanlışlarla dolu. İnsanları kandırmaya çalışıyorlar, ve bunu neden yaptıklarını da hala anlayamıyorum.</p>
<p>Mesela yukarıda &#8220;hiçbir canlının A türünden B türüne dönüşmediğini görüyoruz&#8221; diyorsunuz, oysa ki bu doğru değil. Ben hayatı bilim ile geçen, hergün makaleler okuyan, biyolog doktora öğrencisi bir insan olarak söylüyorum ki, türlerin birbirinden türediğinin apaçık kantıları bulunuyor. </p>
<p>Bana elbette &#8220;hani kanıt nerede&#8221; diye soracaksınız. Ben de sizi bu kanıtların sunulduğu bilimsel makalelere yönlendireceğim. Ama bu kaynaklar ya İngilizce olacak, ya da çok bilimsel oldukları için işin uzmanı olmayan biri tarafından anlaşılması güç olacak. (Yine de şu adreste çok güzel hem de Türkçe&#8217;ye çevrilmiş yazılar var: <a href="http://evrimolgusu.blogspot.com/2009/01/15-evrimsel-cevher.html" rel="nofollow">http://evrimolgusu.blogspot.com/2009/01/15-evrimsel-cevher.html</a> )</p>
<p>Buradaki ana problem, herkesin evrim kuramının çok kolay anlaşılır bir şey olduğunu ve bu kuramı tastamam anladığını zannetmesi. Biz üniversitede evrim kuramını aylarca koskoca bir ders olarak işledik. Üstelik de son senemizde (yani anlayabilecek kıvama ancak geldiğimizi düşündüklerinden ODTÜ&#8217;de 4. senede okutuyorlar, zira çok ciddi genetik bilgisi gerekiyor).</p>
<p>Bir diğer problem, A türü B türüne dönüşüyor mu hani niçin bugün biz bunu gözlemleyemiyoruz, sorusunu çok insan soruyor, fakat evrimde türlerin birbirlerinden türemelerinden bahsedilirken, yüzbinlerce, milyonlarca yıllık süreçleri kastediyoruz, insan ömrü gibi uzunundansa ortalama 80 senelik bir süreci değil. Tabi ki kuşların dinazorlardan evrilmesi gibi bir değişimin (fosillerle kanıtlandı) insan ömründe gözlenmesi imkansız, ama daha küçük boyutlu (mikroevrim) örneklerini gözlüyoruz (mesela bakterilerde, böceklerde vesaire). </p>
<p>Ama şimdi de yeni bir problemimiz var, zira bana kutsal kitapta (örneğin Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de) milyonlarca yıllık bir canlılık tarihinden bahsedilmiyor diyeceksiniz. Kur&#8217;an&#8217;da Allah ol demiştir ve her şey olmuştur deniyor mesela. Yani siz benim yukarıdaki açıklamalarımı tabi ki kabul ederek okuyamayacaksınız, tabi ki size ters gelecek, zira Kur&#8217;an da geçen sözlerle ters düşüyor gibi duyuluyor. (Dikkat, &#8220;gibi duyuluyor&#8221; diyorum!)</p>
<p>Ama, Kur&#8217;anda öyle ayetler var ki, insan bunları okuduğunda, Allah&#8217;ın Dünya&#8217;nın yuvarlak değil düz olduğunu ima ettiğini düşünebilir. </p>
<p>Yani belki de Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de geçen cümleleri yorumlarken dikkatli olmak lazım. Mesela &#8220;Allah ol dedi oldu&#8221; derken kastedilen sürenin insan aklıyla &#8220;bir an&#8221; &#8220;bir saniye&#8221; olarak algılanması yanlış belki de. Allah evreni büyük bir patlama ile yarattı belki, ve insanlar için milyonlarca yıl alan bir süreç, Allah için &#8220;bir an&#8221; belki (bunu da pekala onun büyüklüğünün bir kanıtı olarak algılayabilirisiniz). Ve belki Allah canlıları yaratırken evrim gibi harika bir mekanizmayı kullandı. Evrim kuramını tarafsız ve bilimsel bir kaynaktan okuyarak öğrenseydiniz, belki ne kadar harika bir mekanizma olduğunu görebilir, hayranlık duyardınız. Benim hem inançlı hem de benimle aynı bölümde doktora yapan bir arkadaşım var. O bana bir kere &#8220;biyojiyi, evrim kuramını anladıkça Allah&#8217;a daha da hayranlık duyuyorum&#8221; demişti. </p>
<p>Bunları size, olaya başka bir açıdan da bakılabileceğini göstermek için anlatıyorum. Siz evrim kuramı ile ilgili bilgilerinizi, çok taraflı, ve size (kendi çıkarları için) yanlış bilgi veren bir kaynaktan edindiniz. Bu yüzden mesela, DNA&#8217;nın varlığını, nasıl çalıştığını kabul ediyor, onu Kur&#8217;an-ı Kerim ile bağdaştırabiliyorsunuz, ya da Dünya&#8217;nın yuvarlak olduğu fikrine karşı çıkmıyorsunuz (Kur&#8217;anda buna ters düşecek şekilde yorumlanabilecek cümleler olduğu halde), ama en azından DNA&#8217;nın var olduğu ve Dünya&#8217;nın yuvarlak olduğu kadar gerçek olan evrim fikrini kabul edemiyor, A türü B türüne dönüşemez diyorsunuz. </p>
<p>Bilimde öyle gelişmeler oluyor, olacak ki, her zaman kutsal kitaba tersmiş gibi görünen şeyler olabilir. Size bilimi ve dini ayırmak gerek derken biraz da bunu kastediyordum. Belki de Kur&#8217;anda her bilimsel gelişmeyi anlatan ima eden cümleler aramak doğru bir yaklaşım değil. Bu yaklaşımı değiştirebilirseniz, daha huzurlu bir şekilde hem Kur&#8217;anı hem bilimi kabul edebilirsiniz belki. :Bunu nasıl yapacağınızı bulmak size düşüyor. Bunu kimsenin kimseye öğretebileceğini sanmıyorum. </p>
<p>İnsanlar ile ilgili sorunuza gelince, aslında yukarıda dediklerimde cevabı gizli :) </p>
<p>Bir türün bir başka türe evrilmesi süreci yüzbinlerce yıllık zaman dilimlerini kapsayabiliyor. (Ama mesela bakteri gibi her dakikada bir bölünen bir canlı söz konusu olsaydı, evrimi bir insan ömründe gözlemek mümkün olabilirdi). &#8220;Tür&#8221;ün tanımını yapmalıyız önce. Tür genellikle, doğada birbiri ile üreyebilen ya da üreme imkanı olan bir grup birey olarak tanımlanır. </p>
<p>(Evrimi Anlamak’ta şu sayfalara bir göz atın derim: <a href="http://www.evrimianlamak.org/e/Evrim101:T%C3%BCr%C3%BCn_tan%C4%B1m%C4%B1)" rel="nofollow">http://www.evrimianlamak.org/e/Evrim101:T%C3%BCr%C3%BCn_tan%C4%B1m%C4%B1)</a><br />
Buradan hareketle, dünya üzerindeki bütün insane ırkları birbiri ile üreme potansiyeli sahip olduklarından hala “aynı tür” içerisinde tanımlanırlar. Yani hala ağacın aynı “dalında” bulunmaktadırlar.<br />
Ama diyelim şöyle bir şey olsun: yüzbin yıllık süreçte, kimi sosyal/kültürel değişimlerin, Dünya’daki bir takım savaşların falanların filanların sonucunda, bir grup insan Ay’a çıkıp orada yaşamaya başladı. Bu insanlar bi takım mutasyonlar sonucu –geçen bu cook uzun süreçte- Dünya’da kalanlarla çiftleşseler de, doğan bebekler artık hayatta kalmıyor olsun. Bunu insane türünün ikiye dallandığı bir türleşme sürecinin başlangıcı olarak görebiliriz. </p>
<p>Bunları ben de kısıtlı bilgilerim dahilinde söylüyorum. Ben evrimsel biyoloji alanında değil, gelişim biyolojisi alanında doktora yapıyorum. Elbette bir evrimsel biyolog size daha güzel cevaplar verebilirdi.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>tarık tarafından</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2008/12/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1892</link>
		<dc:creator>tarık</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2009 20:43:37 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/2008/12/09/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1892</guid>
		<description>cevabını son derece merak ettiğim bir soru soruyorum.

insanlar gerçekten evrilerek geliştiyse eğer şuanda yeryüzünde bulunan 6 milyar insanın değişik ırkları (zenciler, çinliler, avrupalılar vs.) evrimsel merdivenin değişik basamağındalar mı ? yoksa bütün hepsi Homo sapiens sapiens mi?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>cevabını son derece merak ettiğim bir soru soruyorum.</p>
<p>insanlar gerçekten evrilerek geliştiyse eğer şuanda yeryüzünde bulunan 6 milyar insanın değişik ırkları (zenciler, çinliler, avrupalılar vs.) evrimsel merdivenin değişik basamağındalar mı ? yoksa bütün hepsi Homo sapiens sapiens mi?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>tarık tarafından</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2008/12/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1885</link>
		<dc:creator>tarık</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2009 09:28:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/2008/12/09/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1885</guid>
		<description>duygu hanım

yorumumda size karşı herhangi bir suçlamam yok. birbirimize şahsi olarak muhatap olmuyoruzki. düşünce ve görüş olarak iki farklı kanattan fikirlerimizi ifade ediyoruz. ben sizin yazdıklarınızı okuyup anlamaya çalışıyorum. buna karşılık kendi inandığım doğruları yazıyorum. evrimci kişilerin tutumlarını aksettirmeye çalıştım. yani üzülecek bir durum yok. ayrıca üzdüysem özür dilerim. 

bu siteden kendime göre yorumlarımı devam ettireceğim. yorumlarızı ilgiyle bekliyorum

saygılar tarık.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>duygu hanım</p>
<p>yorumumda size karşı herhangi bir suçlamam yok. birbirimize şahsi olarak muhatap olmuyoruzki. düşünce ve görüş olarak iki farklı kanattan fikirlerimizi ifade ediyoruz. ben sizin yazdıklarınızı okuyup anlamaya çalışıyorum. buna karşılık kendi inandığım doğruları yazıyorum. evrimci kişilerin tutumlarını aksettirmeye çalıştım. yani üzülecek bir durum yok. ayrıca üzdüysem özür dilerim. </p>
<p>bu siteden kendime göre yorumlarımı devam ettireceğim. yorumlarızı ilgiyle bekliyorum</p>
<p>saygılar tarık.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Düygü tarafından</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2008/12/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1873</link>
		<dc:creator>Düygü</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2009 02:51:05 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/2008/12/09/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1873</guid>
		<description>Tarık Bey, 

Yorumunuzda bana yönelttiğinizi düşündüğüm üstü kapalı suçlamalara gerçekten çok üzüldüm. 

Selamlar,

Duygu</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tarık Bey, </p>
<p>Yorumunuzda bana yönelttiğinizi düşündüğüm üstü kapalı suçlamalara gerçekten çok üzüldüm. </p>
<p>Selamlar,</p>
<p>Duygu</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>tarık tarafından</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2008/12/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1871</link>
		<dc:creator>tarık</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2009 00:14:59 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/2008/12/09/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1871</guid>
		<description>bu yorumumu evrim ve inanç başlığı altına yazıyorum. bu yüzden yayınlanmasını umut ediyorum.

öncelikle şu anki incil ve hristiyan din adamlarının yorum ve görüşleri biz müslümanları bağlamaz. çünkü biz kendi dinimizi hak olan ve bozulmamış olarak iman ediyoruz. diğer dinlerde semavi olmalarına rağmen sonradan tahrif olmuşlardır. bu yüzden benim için hiçbir manası yoktur. birkere hem Allah, hem Peygamberimiz, hem de Kuranı Kerim her zaman bilimi övmüş ve bilim üzere olmamızı buyurmuşlardır. sağduyuya sahip hiçbir müslüman bilime ketum davranmaz, bilim alanında da çalışır ama her nedense evrimciler tarafından bağnaz olarak nitelendirilirler.

 Allah eşi benzeri olmayan, doğmamış, doğrulmamış, sonsuz güç ve bilgiye sahip bir yaratıcıdır. ister bizi doğrudan doğruya olduğuz gibi yaratı ister maymundan yaratır, isterse iti ata , atı da ite çevirir, hiç bir şey ona engel değildir. yalnız bizler bir demlik kadar bile olmayan beynimizle Allah&#039;a kafa tutuyoruz. Allah bize verdiği cüzi irademizle bazı bilgilere ulaşabileceğimizi de tayin etmiş. Doğaya baktığımızda her canlı türünün birden, aniden çıktığını bazılarının kaybolduğunu, bazılarının devam ettiğini ama hiçbirininde A türünden B türüne dönüşmediğini görürüz. Dna yıda Allah yarattığına göre farklı ortam ve şartlara göre bazı şifrelerin gizli olduğunu belli bir potansiyeli olduğunu ne zaman o şartlar çıktığında gnelerin işlevsel olduğunu görüyoruz. yani anlatmaya çalıştığım doğal seleksiyon hadisesi bir mekanizmasıdır ama bu mekanizma bir türü başka türe dönüştüremez.

değinmek istediğim bir başka konu bilimi ayrı dini ayrı tutma gereği. biz inanan müslümanlar için ne dinimiz bilime engel ne de bilim dinimize engeldir. bu yüzden ayrı tutmamız hem gereksiz hemde saçmadır. evrimcilerin ayırma gayretleri ise kendilerine olan güvensizliklerinden dolayıdır. 

son olarak ise evrimcilerin birçok noktada bilimsel olamadıklarını, eski devirlerdeki canlıları ve malum çevreleri çeşitli hayali düşünceleriyle örmeye çalıştıklarını görüyoruz. sıkıştıkları yerde başka yere kaydıklarını bir çok kere görüyoruz. istedikleri yerde konuştukalrını istemedikleri yerde ise ya saldırganlıştıklarını, ya alay etiklerini yada kaçtıklarını görüyoruz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bu yorumumu evrim ve inanç başlığı altına yazıyorum. bu yüzden yayınlanmasını umut ediyorum.</p>
<p>öncelikle şu anki incil ve hristiyan din adamlarının yorum ve görüşleri biz müslümanları bağlamaz. çünkü biz kendi dinimizi hak olan ve bozulmamış olarak iman ediyoruz. diğer dinlerde semavi olmalarına rağmen sonradan tahrif olmuşlardır. bu yüzden benim için hiçbir manası yoktur. birkere hem Allah, hem Peygamberimiz, hem de Kuranı Kerim her zaman bilimi övmüş ve bilim üzere olmamızı buyurmuşlardır. sağduyuya sahip hiçbir müslüman bilime ketum davranmaz, bilim alanında da çalışır ama her nedense evrimciler tarafından bağnaz olarak nitelendirilirler.</p>
<p> Allah eşi benzeri olmayan, doğmamış, doğrulmamış, sonsuz güç ve bilgiye sahip bir yaratıcıdır. ister bizi doğrudan doğruya olduğuz gibi yaratı ister maymundan yaratır, isterse iti ata , atı da ite çevirir, hiç bir şey ona engel değildir. yalnız bizler bir demlik kadar bile olmayan beynimizle Allah&#8217;a kafa tutuyoruz. Allah bize verdiği cüzi irademizle bazı bilgilere ulaşabileceğimizi de tayin etmiş. Doğaya baktığımızda her canlı türünün birden, aniden çıktığını bazılarının kaybolduğunu, bazılarının devam ettiğini ama hiçbirininde A türünden B türüne dönüşmediğini görürüz. Dna yıda Allah yarattığına göre farklı ortam ve şartlara göre bazı şifrelerin gizli olduğunu belli bir potansiyeli olduğunu ne zaman o şartlar çıktığında gnelerin işlevsel olduğunu görüyoruz. yani anlatmaya çalıştığım doğal seleksiyon hadisesi bir mekanizmasıdır ama bu mekanizma bir türü başka türe dönüştüremez.</p>
<p>değinmek istediğim bir başka konu bilimi ayrı dini ayrı tutma gereği. biz inanan müslümanlar için ne dinimiz bilime engel ne de bilim dinimize engeldir. bu yüzden ayrı tutmamız hem gereksiz hemde saçmadır. evrimcilerin ayırma gayretleri ise kendilerine olan güvensizliklerinden dolayıdır. </p>
<p>son olarak ise evrimcilerin birçok noktada bilimsel olamadıklarını, eski devirlerdeki canlıları ve malum çevreleri çeşitli hayali düşünceleriyle örmeye çalıştıklarını görüyoruz. sıkıştıkları yerde başka yere kaydıklarını bir çok kere görüyoruz. istedikleri yerde konuştukalrını istemedikleri yerde ise ya saldırganlıştıklarını, ya alay etiklerini yada kaçtıklarını görüyoruz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>okuyucu tarafından</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2008/12/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1386</link>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2009 22:01:38 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/2008/12/09/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1386</guid>
		<description>riemann, özrümü kabul et, bir küçük paylaşımla yorumunu okuduğumu belirtmek isterdim, fakat sitede bir problem oldu sanıyorum, ben günler sonra görebildim yazını... Hatta &quot;hey dostum sağ tarafta son yorumlarda görülmüyorum&quot;  şeklinde ki yorumunu okuduğum da bile üstteki yazını göremedim sitede. :(
Sonra düzeltildi sanıyorum, okudum. Tabi okuduğuma dair kelam da nasip olmadı hemen. Yazarım sonralar, bugüne kadar geldi... :)


Öncelikle, anlaşılabilir ve bilinen olguları birbirleri ile paralel söylemlerle tekrarlayıp, birbirlerine dayanak noktası olarak kullanarak, yeni bir sonuca ulaşamayız. :) 

Senin anlam verdiğin şekli ile, madde ötesiyle ilgilenen bilimi, öyle bir cümlede kullanmazdım tabiki...
Fakat madde ile madde ötesi hakkında kanıt aramamız gerektiği de nerden çıktı.

Yani labaratuvar bakışlı doneler, gözlemlenmiş devinim kurmacalı düşünüşlerle ulaşılamıyor diye mi, bilim ötesiyim dedim. Yoksa tasavvuf veya benzer metafizik antrenmanlı ilerleyiş de kendi sistematiğinde araştırma/geliştirme mahiyeti ile bilim tanımının içine mi giriyor. 
Örneğin kadir gecesini çılgınlar gibi namaz kılarak geçirip, sabahleyin, yaşadığımız gece, öncesi ve sonrası ile ilgili kayıtlar tutarak kemale doğru koşturma yolunu seyir günlüğü gibi kayıt altına almalımıyız? Bilimsel olmak için!

Kısaca bilim, madde ötesi kanıt bulamaz gibi duruyor mevcut durumda, ona bel bağlamayalım :) demek istiyorum. Çünkü madde kararlı bir yapıda bilime veri sağlarken, sınanabilir bir pozisyondur. Madde ötesinin aksi bir şekilde o kararlı yapı gibi davranışlarda bulunmaması ya da o karar sağlayıcı değişkenlerden bağımsız olması, belki çok daha farklı bambaşka bir sistematiğe sahip olması, kanıtlanabilir, hatta hayal edilebilir bile değildir &quot;bilim&quot; için... Metodu uzay ve zamana bağlı olanın, uzay ve zaman dışı ile ilgili kanıta ulaşması olanaksızdır. Bir nevi gözlemci sorunu yani :) 

“herşeyi madde ve onun serüveni ile açıklamaya çalışan herhangi bir iddianın ona karşı antitez olamayacağıdır” iddiası gücünü yitirmez, bilakis güç kazanır, izafi bakış açılarımızla paralel...

Kainata dair gözlem ve araştırma ile kainatın işleyişinin gizlerini ortaya çıkarma &quot;islam&quot; ile çelişkiye girmez. Bulunan, gözlemlenen, sınanabilen doğrular tek başlarına olduklarında mesajsız gibi düşünülebilir, fakat bütüncül bir sistem olan &quot;islam&quot; bütünü yani kainatın işleyişi ve insanın serüvenini lokal olarak değil, bütün olarak ifade eder. Tam karşılığını söyler. İşte bu! der...

Dikkat ederseniz islam ile ilgili islama dair, kanıtlama peşinde değilim. Çünkü Allah&#039; a ve Ahiret gününe iman, kanıtlanabilir, izah edilebilir, ikna edilebilir bir metodlar silsilesi takib edilerek ulaşılabilen bir &quot;kazanım&quot; değildir... Hidayet ancak Allah&#039; tan dır!.. 

Hidayete dair, adaptasyon ve seleksiyon hatta mutasyon gözlemlenemiyor diye, hidayete evrilebilen insanlar için &quot;sıfatlama&quot; olumsuz kavram ve tamlamalarla yapılmamalı. Hidayeti, uzay ve zaman ile bağımlı düşüncelerin ulaşacağı sonuçlar ile değerlendirerek islama ait bakış açıları yanlışlanmaya çalışılmamalı. İşte o zaman &quot;default&quot; bilim, yani araştırma/geliştirme işini yapan fakat yorum yapmayan bilim, sizin belirttiğiniz kalıbın içine girecek... Dawkinsin &quot;ilizyon&quot; cümlelerinin aslında hiç bir bilimsel anlam ifade etmediği halde, sanki kanıtlanmış, sınanmış gibi etiketlendiğinin de farkına varılacak...

Demek istediğim;
Kainatın, kendi kendine oluştuğunu kanıtlayamazsınız, moleküllerin, kendi kendine anlamlanabilir kainata ve anlamlayabilen insana doğru hep birlikte hareket ettiklerini kanıtlayamazsınız vb. cümleler bilim değildir, yorumdur...

Bilim kavramını &quot;afazi&quot; haline getirenler utansın!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>riemann, özrümü kabul et, bir küçük paylaşımla yorumunu okuduğumu belirtmek isterdim, fakat sitede bir problem oldu sanıyorum, ben günler sonra görebildim yazını&#8230; Hatta &#8220;hey dostum sağ tarafta son yorumlarda görülmüyorum&#8221;  şeklinde ki yorumunu okuduğum da bile üstteki yazını göremedim sitede. :(<br />
Sonra düzeltildi sanıyorum, okudum. Tabi okuduğuma dair kelam da nasip olmadı hemen. Yazarım sonralar, bugüne kadar geldi&#8230; :)</p>
<p>Öncelikle, anlaşılabilir ve bilinen olguları birbirleri ile paralel söylemlerle tekrarlayıp, birbirlerine dayanak noktası olarak kullanarak, yeni bir sonuca ulaşamayız. :) </p>
<p>Senin anlam verdiğin şekli ile, madde ötesiyle ilgilenen bilimi, öyle bir cümlede kullanmazdım tabiki&#8230;<br />
Fakat madde ile madde ötesi hakkında kanıt aramamız gerektiği de nerden çıktı.</p>
<p>Yani labaratuvar bakışlı doneler, gözlemlenmiş devinim kurmacalı düşünüşlerle ulaşılamıyor diye mi, bilim ötesiyim dedim. Yoksa tasavvuf veya benzer metafizik antrenmanlı ilerleyiş de kendi sistematiğinde araştırma/geliştirme mahiyeti ile bilim tanımının içine mi giriyor.<br />
Örneğin kadir gecesini çılgınlar gibi namaz kılarak geçirip, sabahleyin, yaşadığımız gece, öncesi ve sonrası ile ilgili kayıtlar tutarak kemale doğru koşturma yolunu seyir günlüğü gibi kayıt altına almalımıyız? Bilimsel olmak için!</p>
<p>Kısaca bilim, madde ötesi kanıt bulamaz gibi duruyor mevcut durumda, ona bel bağlamayalım :) demek istiyorum. Çünkü madde kararlı bir yapıda bilime veri sağlarken, sınanabilir bir pozisyondur. Madde ötesinin aksi bir şekilde o kararlı yapı gibi davranışlarda bulunmaması ya da o karar sağlayıcı değişkenlerden bağımsız olması, belki çok daha farklı bambaşka bir sistematiğe sahip olması, kanıtlanabilir, hatta hayal edilebilir bile değildir &#8220;bilim&#8221; için&#8230; Metodu uzay ve zamana bağlı olanın, uzay ve zaman dışı ile ilgili kanıta ulaşması olanaksızdır. Bir nevi gözlemci sorunu yani :) </p>
<p>“herşeyi madde ve onun serüveni ile açıklamaya çalışan herhangi bir iddianın ona karşı antitez olamayacağıdır” iddiası gücünü yitirmez, bilakis güç kazanır, izafi bakış açılarımızla paralel&#8230;</p>
<p>Kainata dair gözlem ve araştırma ile kainatın işleyişinin gizlerini ortaya çıkarma &#8220;islam&#8221; ile çelişkiye girmez. Bulunan, gözlemlenen, sınanabilen doğrular tek başlarına olduklarında mesajsız gibi düşünülebilir, fakat bütüncül bir sistem olan &#8220;islam&#8221; bütünü yani kainatın işleyişi ve insanın serüvenini lokal olarak değil, bütün olarak ifade eder. Tam karşılığını söyler. İşte bu! der&#8230;</p>
<p>Dikkat ederseniz islam ile ilgili islama dair, kanıtlama peşinde değilim. Çünkü Allah&#8217; a ve Ahiret gününe iman, kanıtlanabilir, izah edilebilir, ikna edilebilir bir metodlar silsilesi takib edilerek ulaşılabilen bir &#8220;kazanım&#8221; değildir&#8230; Hidayet ancak Allah&#8217; tan dır!.. </p>
<p>Hidayete dair, adaptasyon ve seleksiyon hatta mutasyon gözlemlenemiyor diye, hidayete evrilebilen insanlar için &#8220;sıfatlama&#8221; olumsuz kavram ve tamlamalarla yapılmamalı. Hidayeti, uzay ve zaman ile bağımlı düşüncelerin ulaşacağı sonuçlar ile değerlendirerek islama ait bakış açıları yanlışlanmaya çalışılmamalı. İşte o zaman &#8220;default&#8221; bilim, yani araştırma/geliştirme işini yapan fakat yorum yapmayan bilim, sizin belirttiğiniz kalıbın içine girecek&#8230; Dawkinsin &#8220;ilizyon&#8221; cümlelerinin aslında hiç bir bilimsel anlam ifade etmediği halde, sanki kanıtlanmış, sınanmış gibi etiketlendiğinin de farkına varılacak&#8230;</p>
<p>Demek istediğim;<br />
Kainatın, kendi kendine oluştuğunu kanıtlayamazsınız, moleküllerin, kendi kendine anlamlanabilir kainata ve anlamlayabilen insana doğru hep birlikte hareket ettiklerini kanıtlayamazsınız vb. cümleler bilim değildir, yorumdur&#8230;</p>
<p>Bilim kavramını &#8220;afazi&#8221; haline getirenler utansın!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>arpat tarafından</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2008/12/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1309</link>
		<dc:creator>arpat</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Dec 2008 02:03:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/2008/12/09/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1309</guid>
		<description>memleket ziyaretimin ilk yarisini salya sumuk hasta ve sikintidan patlar vaziyette yatarak gecirirken, duyku&#039;nun yazisini ve izleyen yorumlari okumaktan aldigim keyif, sifa olmayi gecti, dawkins&#039;in kitaplarindan aldigim muazzam keyfe yanasti.. elinize, akliniza saglik.. yazinin moleschino&#039;daki surumune kisa bir yorum yazdiydim, ama goruyorum ki konu en guzel burada irdelenmis.. bulasmadan edemedim.. yorumlarin uzunlugunun farkindaligi ve (muhtemelen tez telasindan) mesgul ev-sahibemizin hosgoru sinirlarini zorlama endisesiyle olabildigince kisa tutacagim..

riemann, yazdiklarin felaket uzun olsa da pek bir keyifle okunur kivamda.. arada tutarsizliklar vardi ise bile (belki de butunden aldigim keyfi bozma endisesiyle) ben farketmedim.. saniyorum kisisel gorusumu senin yazdiklarin benim ifade edebilecegimden cok daha ustaca anlatiyor, kapsiyor - saniyorum diyorum cunku bi daha donup de okuyamam, af kusur..

ben duyku&#039;nun cercevelerine geri donmek isterim.. sorulari farkli cercevelerde irdeleyebilmenin hem din x bilim celiskisine cozum olabilecegini, hem de bilimsel sorgulamayi hayatin entegre bir parcasi olarak korumak isteyen fakat benzer manevi degerleri farkli kaliplarda kabul eden bireylerin/topluluklarin uyumlu yasayabilmesini saglayacagini dusunuyorum.. ama kendi icinde tutarli bir dusun yapisi gelistirebilmek icin bu farkli cercevelerin birbiri icerisinde rus-bebekleri misali yuvalanabilmesi gerektigi kanisindayim.. en ic cercevenin en materyal (!!) boyutu temsil ettigini varsayarsak, bireyin ayni soruya uc farkli cercevede verecegi cevaplar &quot;Cevap3 kapsar Cevap2′yi, Cevap2 kapsar Cevap1′i&quot; seklinde yuvalanabilmeli..

dinle bilimin celismesi birey bazinda bu yuvalanmanin gerceklesmemesi demek ise cerceveler arasi celiskileri yok etmenin bir yolu bu yuvalanmayi icten disa dogru artan bir esneklikte olusturmak, daha dogrusu bu esnekligi ongorebilmek.. yani her alt cercevede tutarlilik kazanan bilgi bir ust cerceveyi buna uymaya yani esnemeye davet etmeli..  bu materyal dunya hakkinda olusturdugumuz bilgilerin manevi degerlerimizi surekli bir yeniden yapilanmaya zorlayacagi anlamina gelmiyor.. cerceveler arasinda bu esneklige elverisli epey bir gri alan mevcut.. bu esnekligi ongorebilmenin manevi degerleri kabul ettigimiz kaliplari bir yol gostermenin simgeleri olarak algilamaya ve dolayisiyla potansiyel bir din-bilim celiskisini ortadan kaldirmaya yardimci olacagi kanisindayim..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>memleket ziyaretimin ilk yarisini salya sumuk hasta ve sikintidan patlar vaziyette yatarak gecirirken, duyku&#8217;nun yazisini ve izleyen yorumlari okumaktan aldigim keyif, sifa olmayi gecti, dawkins&#8217;in kitaplarindan aldigim muazzam keyfe yanasti.. elinize, akliniza saglik.. yazinin moleschino&#8217;daki surumune kisa bir yorum yazdiydim, ama goruyorum ki konu en guzel burada irdelenmis.. bulasmadan edemedim.. yorumlarin uzunlugunun farkindaligi ve (muhtemelen tez telasindan) mesgul ev-sahibemizin hosgoru sinirlarini zorlama endisesiyle olabildigince kisa tutacagim..</p>
<p>riemann, yazdiklarin felaket uzun olsa da pek bir keyifle okunur kivamda.. arada tutarsizliklar vardi ise bile (belki de butunden aldigim keyfi bozma endisesiyle) ben farketmedim.. saniyorum kisisel gorusumu senin yazdiklarin benim ifade edebilecegimden cok daha ustaca anlatiyor, kapsiyor &#8211; saniyorum diyorum cunku bi daha donup de okuyamam, af kusur..</p>
<p>ben duyku&#8217;nun cercevelerine geri donmek isterim.. sorulari farkli cercevelerde irdeleyebilmenin hem din x bilim celiskisine cozum olabilecegini, hem de bilimsel sorgulamayi hayatin entegre bir parcasi olarak korumak isteyen fakat benzer manevi degerleri farkli kaliplarda kabul eden bireylerin/topluluklarin uyumlu yasayabilmesini saglayacagini dusunuyorum.. ama kendi icinde tutarli bir dusun yapisi gelistirebilmek icin bu farkli cercevelerin birbiri icerisinde rus-bebekleri misali yuvalanabilmesi gerektigi kanisindayim.. en ic cercevenin en materyal (!!) boyutu temsil ettigini varsayarsak, bireyin ayni soruya uc farkli cercevede verecegi cevaplar &#8220;Cevap3 kapsar Cevap2′yi, Cevap2 kapsar Cevap1′i&#8221; seklinde yuvalanabilmeli..</p>
<p>dinle bilimin celismesi birey bazinda bu yuvalanmanin gerceklesmemesi demek ise cerceveler arasi celiskileri yok etmenin bir yolu bu yuvalanmayi icten disa dogru artan bir esneklikte olusturmak, daha dogrusu bu esnekligi ongorebilmek.. yani her alt cercevede tutarlilik kazanan bilgi bir ust cerceveyi buna uymaya yani esnemeye davet etmeli..  bu materyal dunya hakkinda olusturdugumuz bilgilerin manevi degerlerimizi surekli bir yeniden yapilanmaya zorlayacagi anlamina gelmiyor.. cerceveler arasinda bu esneklige elverisli epey bir gri alan mevcut.. bu esnekligi ongorebilmenin manevi degerleri kabul ettigimiz kaliplari bir yol gostermenin simgeleri olarak algilamaya ve dolayisiyla potansiyel bir din-bilim celiskisini ortadan kaldirmaya yardimci olacagi kanisindayim..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>riemann tarafından</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2008/12/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1307</link>
		<dc:creator>riemann</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2008 10:05:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/2008/12/09/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1307</guid>
		<description>hey dostum şimdi farkettim, sağ taraftaki en son yorumlar kısmında bu en son yorumum gözükmüyor, arada kaynamasın diye şeyediyorum.. bence de çok güzel, çok şahane bir yorum olmadı ama yok da saymasın beni wordpress server&#039;ları yahu.. aylık kotamı mı doldurdum nedir?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>hey dostum şimdi farkettim, sağ taraftaki en son yorumlar kısmında bu en son yorumum gözükmüyor, arada kaynamasın diye şeyediyorum.. bence de çok güzel, çok şahane bir yorum olmadı ama yok da saymasın beni wordpress server&#8217;ları yahu.. aylık kotamı mı doldurdum nedir?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>riemann tarafından</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2008/12/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1279</link>
		<dc:creator>riemann</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2008 13:08:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/2008/12/09/evrim-ve-inanc-john-f-haughtun-konusmasi-1-bolum/#comment-1279</guid>
		<description>duygu, bu son yorumuna çok güldüm.. :)) içeriğinden dolayı falan değil yanlış anlama, &quot;ya bi sus bi dinle, öeh be adam ne konuştun, ay ocakta da yemeğim var, artı rejenerasyon, ulan hangi birine yetişeceğim&quot; temalı bir biyolok canlandı gözümde, empati şey ettim.. evet haklısın çok konuştum, derhal (bi paragraflık ufak bi ilave yaptıktan sonra) susuyorum, söz hakkı savunmanın, ya da iddia makamının mı yoksa? mübaşirin diyelim biz, en tarafsız o zira..

ilave şu ki (sadece bu paragraf), bu itirazlarının tamamına yorumlarımda cevap verdiğimi, vermeye çalıştığımı düşünüyorum. sen hepsini yekpare olarak oku, halen daha katılmadığın yerler olursa (ki olacaktır, tartışmayı nihayetlendirdiğimi falan iddia etmiyorum) onları bilahare tartışırız. hatta serinin diğer yazılarında belki bu noktalara daha detaylıca ve derinlemesine değinirsin, ben de fikirlerini net olarak anlayabilirim (hatta belki ben de kendi bloguma orijinal, başkasının yazısından nemalanmayan yazılar yazarım ki sen de benim fikirlerimi daha net anlayabilirsin). analojiler üzerinden tartışmayı biraz riskli buluyorum, dediğim gibi. bu parantezler analojisinin de husumet noktalarını taaa ilk mesajımın ikinci cümlesinde belirttiğim kadar iyi betimlemediğinden kıllanmaya başladım, çünkü tanımlamalarda kullanılırken &quot;herkesin inancı kendine, saygı duymalıyız&quot; ile &quot;dincinin fikri de doğru, ateistin fikri de doğru. (factual olarak)&quot; alternatifleri arasında dönüşümlü olarak kullanılıyor gibime geldi ki, birinden birini seçmek lazım bence (gerçi ben her ikisine de değinmiştim aslında), ‘working definition’ı netleştirmek lazım. hatta sanki üçüncü bir alternatif gibi gözüken, ama aslında iddiam odurki ikisinin karışımı bir fikir olan &quot;dinci de haklı olabilir, ateist de. bilemeyiz. bilim de bi bok söyleyeyemez bu konuda.&quot; da diyor olabilirsin, ki ona da ayrı laflar hazırlarım o zaman (hatta yukarda hazırlanmışı var). yani kısaca &quot;İkisini ayrı seviyelerde değerlendirmek gerekir diyorum.&quot; derken ne kastettiğin çok net değil bana şu aşamada.. ‘birisi fiziksel, birisi ruhani gerçeklik, dolayısıyla birbirlerine indirgenemezler, birbirleri hakkında fikir beyan etmeye başlayamazlar bile’ mi diyosun mesela? ama ben de o zaman diyorum ki, dinlerin fiziksel gerçeklikler hakkında da iddiaları var bi sürü. mesela ruh. ruh bedenle nasıl etkileşir? bildiğin &lt;a href=&quot;http://en.wikipedia.org/wiki/Philosophy_of_Mind#The_mind-body_problem&quot; rel=&quot;nofollow&quot;&gt;mind-body problem&lt;/a&gt;.. bu o denli çok afedersin ta.aklı bi problem ki, dualizmin savunucusu kalmamış durumda gün itibariyle. Zihin felsefesiyle ilgili benim diyen kitapta dualizmin neden yanlış olması gerektiğine en fazla 5 bilemedin 10 sayfa ayrılıyor, o denli basit argüman.. Sokaktaki adam için bu sorunun cevabı &#039;yav allahın kudretini mi sorguluyosun?&#039; temasının çeşitlemeleri üzerinden verilse de, aslında türümüzün en zeki insanlarının &#039;evet bu bariz bir açmaz&#039; diyerek vazgeçtikleri bir fikir. kimse madde üstü bir varlık olamaz demiyor, madde üstü bir varlık maddi bir varlıkla nasıl etkileşir, etkileşirse maddi bir varlıktan nasıl ayırdedilir deniliyor (ruha atfedilen tüm özelliklerin, maddi yerel beyin faaliyeti olarak açıklanabildiği gerçeğinden bahsetmiyorum bile. ihmal etmeden bkz: occam&#039;ın usturası, tutumluluk prensibi). tamamen felsefi zeminde bir argüman yani. mesela descartes, ki dualizmin babasıdır boyu posu devrilsin, etkileşimin pinela gland&#039;de olduğunu iddia etmişti, yanıldığı ortaya çıktı (en hafif tabirle, daha ağırları da mevcut), ki tanım gereği öyle olmalıydı, zira pinel gland maddi dünyaya ait bir şey.. yani konuyla ilgilenen neredeyse herkes monist, çoğu da materyalist. Ruh kavramını ortaya atan dinlere karşı default olarak ateistler yani.. daha evrimden mevrimden bahsetmedim dikkatini çekiyorum. e şimdi bu güruh haklıysa, yani ruh nosyonu temelden yanlışsa, yani ruh yoksa, ben örneğin islam’ı bilfiil yanlışlamış olmadım mı az önce? çelişki! Dinle modern evren anlayışımız arasında çelişkiler olacağını sende kabul ediyorsun ama işte sonraki adımın ne olması gerektiğini kastettiğini anlamadım ben.. bilmiyorum siz fanilerin algoritması nasıl işliyor ama biz matematikçiler fikir yürütme silsilelerimizin bir aşamasında bir çelişkiye denk geldiğimiz zaman, o silsilenin öncülü olan önermeden (burada tanrı hipotezi oluyor) vazgeçiyoruz. :)) şaka değil, çok güçlü bir formel ispat yöntemidir, adı da &#039;olmayana ergi&#039; veya &#039;reductio ad absurdum&#039;.. bu çelişkiyi farklı seviyelerde değerlendirmek tam olarak ne demek, dediğim gibi, bu benim için çok net değil. Saygı mı duyalım her şeye rağmen karşı tarafa? Ama o da pek çok sorunu beraberinde getiriyo be duygucum, uzunca değinmeye çalıştım yukarda ve ilk mesajda, hatta en uzun buna değindim, kastettiğinin bu olduğunu düşünerek.. beyleyken beyle, sıra sende artık..

okuyucu, tekrar iltifatların için teşekkür ediyorum, teveccüh gösterdiğini düşünüyorum, samimi olarak.. patrona (duygu&#039;ya) söz verdim çenemi kapıycam diye o yüzden yazdıkların hakkında fikirlerimi çok uzatmada yazıyorum diycem ama kimi kandırıyorum, uzayacak yine.. artı elektirikler kesildi notebook&#039;un pili bitmek üzere, zamanla yarışıyorum.. tanrı hipotezini çürütürken böyle dünyevi şeylerle meşgul etmiyolar mı beni…

bilimin materyalist bir önyargısı olduğu çok sık dile getirilen bi yanlış anlama, netleştirmek lazım. (“reality has a well-known liberal bias” diyor mesela ünlü düşünür stephen colbert, onun gibi bu da) şimdi, bilimin doğaüstü olan şeyler hakkında fikir beyan edemiyor olması, &#039;tanım gereği&#039; olan bi şey değil, böyle bir tanımı yok bilimin, doğada gözlemlediğimiz her olgu maddi ve sadece maddi bir gerçekliğe işaret ettiği için bilim bu konular üzerine odaklanmış durumda. eğer madde üstü olgulara veya onların etkilerine rastgelseydi, doğaüstü olgular hakkında da fikir beyan edebilirdi bilimsel yöntem. örneğin bir gözün gerçekten akıllı tasarımcıların iddia ettiği gibi indirgenemez karmaşıklıkta olduğu ortaya çıksaydı, yani evrimle meydana gelmiş olamayacağı şüpheye yer bırakmayacak şekilde gösterilseydi ve bu özellik sistematik olarak doğada karşımıza çıkan bir kalıp olsaydı, doğaüstü bir tasarımcıyı, mekanizmaları hakkında zerre fikrimiz olmasa bile, postüle edebilirdik (ama pineal gland savı bu olasılıktan muaf, çünkü onun açmazı daha derin). Veya hepimizin genlerinde tanrı’nın varlığın kanıtlayan bir imza olabilirdi. Veya daha gerçekçi bir örnek, dua etmenin gerçekten de dua edilen kişiler üzerinde kaydadeğer bir istatistiki etkisi olduğu gösterilseydi, ki gösterilmeye çalışılıp başarısız olunmuştur, bu da bir yaratıcı fikrinin lehinde kocaman bir kanıt olurdu. Bir yaratıcının varlığı, tanrı hipotezi, makul bir bilimsel duruş olabilirdi.

Ki birkaç yüzyıl öncesine kadar bilimin tanrı fikrini bilfiil doğruladığı, desteklediği kabul ediliyordu. İnsanlar (aklımda william paley var) ‘doğal ilahiyat’ (natural theology) diye, bize şu tarih itibariyle gülünç gelen kitaplar yazabiliyorlardı. Yeryüzünde yaşamış en zeki insan olduğundan şüphelendiğim Newton bile akıllı tasarımın bir türünün ateşli bir savunucusuydu. Günümüzde durum çok farklı tabi.. dini tartışmalarda, kanıtın ve bilimlerin geri plana atılıp, iman ve inancın ön plana çıkarılması da tam bu dönemlere denk gelir. Mesela newton’dan önce sesini yükseltme cüretini gösteren bir ateiste (var mıydı o dönemde böylesi bilemiyorum, batıda açıkça ateist motivasyonlarla yazılmış ilk kitabın d’holbach’ın 1770 tarihli system of nature’ı olduğunu düşünürsek çok olası durmuyor) kimse kalkıp “önemli olan iman iki gözüm, ben inanıyorum tanrının varlığına, kanıtlar da zerre umrumda değil” demezdi “etrafına bak, tüm bu karmaşıklık tüm bu uyum tüm bu çeşitlilik yaratıcısız meydana gelmiş olabilir mi?” denirdi (tanıdık geldi mi?). ne zamanki bu sorular retorik soru olmaktan çıktı, çatır çutur cevaplar verilmeye başlandı, inananların geriye kaçışı daha da hızlandı ve en sonunda somut gerçekliklerden kendilerini ve tanrılarını tamamen soyutlanmış ve bilimin çoğu alanından mük-kemmel bir şekilde korunmuş, geri kalanın da açıklaması olarak tasvir edilmiş bir ‘&lt;a href=&quot;http://en.wikipedia.org/wiki/God_of_the_gaps&quot; rel=&quot;nofollow&quot;&gt;boşlukların tanrısı&lt;/a&gt;’ oluşturup, her türlü makul tartışmadan ve kanıta, kanıtlama yükümlülüğüne yapılan her türlü atıftan muaf tutulabilen bir hale soktular ve dersini yeterince çalışmamış bir kısım 20. yüzyıl entelijansiyası da (aklımda gould var, ki ateisttir) NOMA gibi yarı pişmiş felsefi fikirlerle benim asabımı bozdular. Öyle sanıyorum ki benim de tesadüfen içine doğageldiğim ve çocukluktan itibaren öğretileriyle endoktrine olduğum din, maddi gerçeklikle bağını koparmış ve tutanacak tek dalı olarak imana sarılmış olsaydı, ben de maddi kanıtları ısrarla konuyla alakasız addeden bir tavır içinde olurdum. Bu endoktrine savı ağır bir itham gibi durabilir, ve hiçbir inançlı da kendine yediremez haliyle, ama izlanda’da neden müslüman, yemen’de neden hindu yetişmediğini başka türlü açıklayabilen varsa duymak isterim.

Herneyse konumuza dönersek, benzer şekilde dinlerin yaratıcıları kutsal kitaplarında doğa hakkında şüpheye yer bırakmayan, herkesin hemfikir olacağı “şüphesiz ki maddenin yapıtaşları 1/2 spin&#039;li fermion ve 0, 1, 2 spin&#039;li bozonlardır. birisi maddelere diğeri de kuvvetlere karşılık gelir” türünden fikirlere yer vermiş olsalardı, bilim ve o dinin yaradılış öyküsü el ele kol kola giden iki doktrin olurdu, diğer dinler kanunen yasaklanırdı, laikliğin savunucularını yobaz olmakla suçlardık, mevzubahis dine inanmayanları akıl hastanesine kapatırdık, gerçeklikle bağlarını kopardıkları için. Yani bilimin şu tarih itibariyle materyal olgularla ilgileniyor olmasının TEK sebebi, materyal-dışı bir olgunun var olduğunu dair elinde herhangi bir veri veya gözlem bulunmaması. Bulunsaydı, veya bulunursa demek lazım, veya dinler böyle olgular olduğuna dair bize net bi şeyler söyleselerdi, bilimin tanrıyı doğruladığı günler de gelebilirdi, gelebilir. Çoğu ilahyatçı big bang anının böylesi bir yaradılışı doğruladığını düşünüyor mesela. Tabi hepsi kendi tanrısının bu yaradılıştan mesul olduğunu düşündüğü için kredibilitelerini kaybediyorlar ama teknik detaylar üzerinde kavga etmeyelim.. :))

yani ‘bilim maddi gerçekliklerle ilgilenir’ savı, bilimin tanımından doğan bir şey değil. Bilimin yüzlerce yıllık araştırmalarının sonuçlarından doğan, geçici bir kabul. Her an yanlışlanabilir. Ama bu olasılığa para yatırmayın derim. Tabi bu durum madde üstü herhangi bir şey olmadığı anlamına gelmez, kendini tüm maddi gerçeklikten soyutlamış bir tanrı da mümkündür şüphesiz. ama ben de zaten burada bu olasılığa değil, bilimin yetki alanının nereler olduğuna değinmeye çalıştım. Paralel bir evrendeki bilimadamları, oradaki tanrının kendini bariz bir şekilde belirgin kılmayı seçmesinden dolayı üniversitelerinde ‘yaradılış bilimi’ gibi bize oksimoronmuş gibi gelen fakültelere sahip olabilirler. Bizim evrenimizde ise, gel gör ki, bilimadamları maddi olgularla kısıtlanmış durumda. Kısfmet. (gerçi tanrılar üst konseyine dava açsam kazanırım, reva mı bize ulan sürekli bi bilinmezlik durumu). Dolayısıyla da “herşeyi madde ve onun serüveni ile açıklamaya çalışan herhangi bir iddianın ona karşı antitez olamayacağıdır” iddianız gücünü yitiriyor kayda değer ölçüde.

dawkins hakkında da şunları söylemek isterim. Kendisi “her şey maddidir (tüm kanıtlar bu yönde), dolayısıyla tanrı yoktur” demiyor, daha ziyade “her şey maddidir (tüm kanıtlar bu yönde), dolayısıyla madde üstü bir şeylerin var olduğunu düşünmek için bir sebep yok” diyor. Hatta bir de inanç skalası var kendisinin, 1 den 7 ye kadar olan, 1 en çok inanan, 4 agnostik, 7 ateist olmak üzere, kendisini 6 olarak niteliyor. Kimsenin %100 emin olamayacağını o da biliyor, çünkü üstte de belirttim, kendini gizlemiş bi tanrı her daim mümkün diyor. Şimdi ama eğer durum bu ise, senin inancınla başkasının inancı arasında tercih yapmak için bir sebep yoksa, o zaman burada default duruş tüm tanrılara eşit uzaklıkta olmak olmalıdır. Dawkins’in tavrı da bu. Uçan spagetti canavarı, allah, yahwah vs. birini diğerine tercih etmek için bir sebebimi yok diyor. Ortada bir “bilimle çıktığı yolu yorumla kapatma” durumu yok yani, o yoruma yer olmadığını düşünüyor. İman’ı da bir kıstas olarak ortaya atmıyor çünkü farklı dinlerin imanları farklı tanrılara ve farklı gerçekliklere işaret ettiğini söylüyor. Sizin tavrınız da dawkins’ten bu noktada ayrılıyor, gayet güzel özetlediğiniz üzere bilimin sonuçlarının üstüne bir (kaçak?) kat çıkılıp, yol üzerinde de çeşitli çelişkiler görmezden geliniyor..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>duygu, bu son yorumuna çok güldüm.. :)) içeriğinden dolayı falan değil yanlış anlama, &#8220;ya bi sus bi dinle, öeh be adam ne konuştun, ay ocakta da yemeğim var, artı rejenerasyon, ulan hangi birine yetişeceğim&#8221; temalı bir biyolok canlandı gözümde, empati şey ettim.. evet haklısın çok konuştum, derhal (bi paragraflık ufak bi ilave yaptıktan sonra) susuyorum, söz hakkı savunmanın, ya da iddia makamının mı yoksa? mübaşirin diyelim biz, en tarafsız o zira..</p>
<p>ilave şu ki (sadece bu paragraf), bu itirazlarının tamamına yorumlarımda cevap verdiğimi, vermeye çalıştığımı düşünüyorum. sen hepsini yekpare olarak oku, halen daha katılmadığın yerler olursa (ki olacaktır, tartışmayı nihayetlendirdiğimi falan iddia etmiyorum) onları bilahare tartışırız. hatta serinin diğer yazılarında belki bu noktalara daha detaylıca ve derinlemesine değinirsin, ben de fikirlerini net olarak anlayabilirim (hatta belki ben de kendi bloguma orijinal, başkasının yazısından nemalanmayan yazılar yazarım ki sen de benim fikirlerimi daha net anlayabilirsin). analojiler üzerinden tartışmayı biraz riskli buluyorum, dediğim gibi. bu parantezler analojisinin de husumet noktalarını taaa ilk mesajımın ikinci cümlesinde belirttiğim kadar iyi betimlemediğinden kıllanmaya başladım, çünkü tanımlamalarda kullanılırken &#8220;herkesin inancı kendine, saygı duymalıyız&#8221; ile &#8220;dincinin fikri de doğru, ateistin fikri de doğru. (factual olarak)&#8221; alternatifleri arasında dönüşümlü olarak kullanılıyor gibime geldi ki, birinden birini seçmek lazım bence (gerçi ben her ikisine de değinmiştim aslında), ‘working definition’ı netleştirmek lazım. hatta sanki üçüncü bir alternatif gibi gözüken, ama aslında iddiam odurki ikisinin karışımı bir fikir olan &#8220;dinci de haklı olabilir, ateist de. bilemeyiz. bilim de bi bok söyleyeyemez bu konuda.&#8221; da diyor olabilirsin, ki ona da ayrı laflar hazırlarım o zaman (hatta yukarda hazırlanmışı var). yani kısaca &#8220;İkisini ayrı seviyelerde değerlendirmek gerekir diyorum.&#8221; derken ne kastettiğin çok net değil bana şu aşamada.. ‘birisi fiziksel, birisi ruhani gerçeklik, dolayısıyla birbirlerine indirgenemezler, birbirleri hakkında fikir beyan etmeye başlayamazlar bile’ mi diyosun mesela? ama ben de o zaman diyorum ki, dinlerin fiziksel gerçeklikler hakkında da iddiaları var bi sürü. mesela ruh. ruh bedenle nasıl etkileşir? bildiğin <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Philosophy_of_Mind#The_mind-body_problem" rel="nofollow">mind-body problem</a>.. bu o denli çok afedersin ta.aklı bi problem ki, dualizmin savunucusu kalmamış durumda gün itibariyle. Zihin felsefesiyle ilgili benim diyen kitapta dualizmin neden yanlış olması gerektiğine en fazla 5 bilemedin 10 sayfa ayrılıyor, o denli basit argüman.. Sokaktaki adam için bu sorunun cevabı &#8216;yav allahın kudretini mi sorguluyosun?&#8217; temasının çeşitlemeleri üzerinden verilse de, aslında türümüzün en zeki insanlarının &#8216;evet bu bariz bir açmaz&#8217; diyerek vazgeçtikleri bir fikir. kimse madde üstü bir varlık olamaz demiyor, madde üstü bir varlık maddi bir varlıkla nasıl etkileşir, etkileşirse maddi bir varlıktan nasıl ayırdedilir deniliyor (ruha atfedilen tüm özelliklerin, maddi yerel beyin faaliyeti olarak açıklanabildiği gerçeğinden bahsetmiyorum bile. ihmal etmeden bkz: occam&#8217;ın usturası, tutumluluk prensibi). tamamen felsefi zeminde bir argüman yani. mesela descartes, ki dualizmin babasıdır boyu posu devrilsin, etkileşimin pinela gland&#8217;de olduğunu iddia etmişti, yanıldığı ortaya çıktı (en hafif tabirle, daha ağırları da mevcut), ki tanım gereği öyle olmalıydı, zira pinel gland maddi dünyaya ait bir şey.. yani konuyla ilgilenen neredeyse herkes monist, çoğu da materyalist. Ruh kavramını ortaya atan dinlere karşı default olarak ateistler yani.. daha evrimden mevrimden bahsetmedim dikkatini çekiyorum. e şimdi bu güruh haklıysa, yani ruh nosyonu temelden yanlışsa, yani ruh yoksa, ben örneğin islam’ı bilfiil yanlışlamış olmadım mı az önce? çelişki! Dinle modern evren anlayışımız arasında çelişkiler olacağını sende kabul ediyorsun ama işte sonraki adımın ne olması gerektiğini kastettiğini anlamadım ben.. bilmiyorum siz fanilerin algoritması nasıl işliyor ama biz matematikçiler fikir yürütme silsilelerimizin bir aşamasında bir çelişkiye denk geldiğimiz zaman, o silsilenin öncülü olan önermeden (burada tanrı hipotezi oluyor) vazgeçiyoruz. :)) şaka değil, çok güçlü bir formel ispat yöntemidir, adı da &#8216;olmayana ergi&#8217; veya &#8216;reductio ad absurdum&#8217;.. bu çelişkiyi farklı seviyelerde değerlendirmek tam olarak ne demek, dediğim gibi, bu benim için çok net değil. Saygı mı duyalım her şeye rağmen karşı tarafa? Ama o da pek çok sorunu beraberinde getiriyo be duygucum, uzunca değinmeye çalıştım yukarda ve ilk mesajda, hatta en uzun buna değindim, kastettiğinin bu olduğunu düşünerek.. beyleyken beyle, sıra sende artık..</p>
<p>okuyucu, tekrar iltifatların için teşekkür ediyorum, teveccüh gösterdiğini düşünüyorum, samimi olarak.. patrona (duygu&#8217;ya) söz verdim çenemi kapıycam diye o yüzden yazdıkların hakkında fikirlerimi çok uzatmada yazıyorum diycem ama kimi kandırıyorum, uzayacak yine.. artı elektirikler kesildi notebook&#8217;un pili bitmek üzere, zamanla yarışıyorum.. tanrı hipotezini çürütürken böyle dünyevi şeylerle meşgul etmiyolar mı beni…</p>
<p>bilimin materyalist bir önyargısı olduğu çok sık dile getirilen bi yanlış anlama, netleştirmek lazım. (“reality has a well-known liberal bias” diyor mesela ünlü düşünür stephen colbert, onun gibi bu da) şimdi, bilimin doğaüstü olan şeyler hakkında fikir beyan edemiyor olması, &#8216;tanım gereği&#8217; olan bi şey değil, böyle bir tanımı yok bilimin, doğada gözlemlediğimiz her olgu maddi ve sadece maddi bir gerçekliğe işaret ettiği için bilim bu konular üzerine odaklanmış durumda. eğer madde üstü olgulara veya onların etkilerine rastgelseydi, doğaüstü olgular hakkında da fikir beyan edebilirdi bilimsel yöntem. örneğin bir gözün gerçekten akıllı tasarımcıların iddia ettiği gibi indirgenemez karmaşıklıkta olduğu ortaya çıksaydı, yani evrimle meydana gelmiş olamayacağı şüpheye yer bırakmayacak şekilde gösterilseydi ve bu özellik sistematik olarak doğada karşımıza çıkan bir kalıp olsaydı, doğaüstü bir tasarımcıyı, mekanizmaları hakkında zerre fikrimiz olmasa bile, postüle edebilirdik (ama pineal gland savı bu olasılıktan muaf, çünkü onun açmazı daha derin). Veya hepimizin genlerinde tanrı’nın varlığın kanıtlayan bir imza olabilirdi. Veya daha gerçekçi bir örnek, dua etmenin gerçekten de dua edilen kişiler üzerinde kaydadeğer bir istatistiki etkisi olduğu gösterilseydi, ki gösterilmeye çalışılıp başarısız olunmuştur, bu da bir yaratıcı fikrinin lehinde kocaman bir kanıt olurdu. Bir yaratıcının varlığı, tanrı hipotezi, makul bir bilimsel duruş olabilirdi.</p>
<p>Ki birkaç yüzyıl öncesine kadar bilimin tanrı fikrini bilfiil doğruladığı, desteklediği kabul ediliyordu. İnsanlar (aklımda william paley var) ‘doğal ilahiyat’ (natural theology) diye, bize şu tarih itibariyle gülünç gelen kitaplar yazabiliyorlardı. Yeryüzünde yaşamış en zeki insan olduğundan şüphelendiğim Newton bile akıllı tasarımın bir türünün ateşli bir savunucusuydu. Günümüzde durum çok farklı tabi.. dini tartışmalarda, kanıtın ve bilimlerin geri plana atılıp, iman ve inancın ön plana çıkarılması da tam bu dönemlere denk gelir. Mesela newton’dan önce sesini yükseltme cüretini gösteren bir ateiste (var mıydı o dönemde böylesi bilemiyorum, batıda açıkça ateist motivasyonlarla yazılmış ilk kitabın d’holbach’ın 1770 tarihli system of nature’ı olduğunu düşünürsek çok olası durmuyor) kimse kalkıp “önemli olan iman iki gözüm, ben inanıyorum tanrının varlığına, kanıtlar da zerre umrumda değil” demezdi “etrafına bak, tüm bu karmaşıklık tüm bu uyum tüm bu çeşitlilik yaratıcısız meydana gelmiş olabilir mi?” denirdi (tanıdık geldi mi?). ne zamanki bu sorular retorik soru olmaktan çıktı, çatır çutur cevaplar verilmeye başlandı, inananların geriye kaçışı daha da hızlandı ve en sonunda somut gerçekliklerden kendilerini ve tanrılarını tamamen soyutlanmış ve bilimin çoğu alanından mük-kemmel bir şekilde korunmuş, geri kalanın da açıklaması olarak tasvir edilmiş bir ‘<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/God_of_the_gaps" rel="nofollow">boşlukların tanrısı</a>’ oluşturup, her türlü makul tartışmadan ve kanıta, kanıtlama yükümlülüğüne yapılan her türlü atıftan muaf tutulabilen bir hale soktular ve dersini yeterince çalışmamış bir kısım 20. yüzyıl entelijansiyası da (aklımda gould var, ki ateisttir) NOMA gibi yarı pişmiş felsefi fikirlerle benim asabımı bozdular. Öyle sanıyorum ki benim de tesadüfen içine doğageldiğim ve çocukluktan itibaren öğretileriyle endoktrine olduğum din, maddi gerçeklikle bağını koparmış ve tutanacak tek dalı olarak imana sarılmış olsaydı, ben de maddi kanıtları ısrarla konuyla alakasız addeden bir tavır içinde olurdum. Bu endoktrine savı ağır bir itham gibi durabilir, ve hiçbir inançlı da kendine yediremez haliyle, ama izlanda’da neden müslüman, yemen’de neden hindu yetişmediğini başka türlü açıklayabilen varsa duymak isterim.</p>
<p>Herneyse konumuza dönersek, benzer şekilde dinlerin yaratıcıları kutsal kitaplarında doğa hakkında şüpheye yer bırakmayan, herkesin hemfikir olacağı “şüphesiz ki maddenin yapıtaşları 1/2 spin&#8217;li fermion ve 0, 1, 2 spin&#8217;li bozonlardır. birisi maddelere diğeri de kuvvetlere karşılık gelir” türünden fikirlere yer vermiş olsalardı, bilim ve o dinin yaradılış öyküsü el ele kol kola giden iki doktrin olurdu, diğer dinler kanunen yasaklanırdı, laikliğin savunucularını yobaz olmakla suçlardık, mevzubahis dine inanmayanları akıl hastanesine kapatırdık, gerçeklikle bağlarını kopardıkları için. Yani bilimin şu tarih itibariyle materyal olgularla ilgileniyor olmasının TEK sebebi, materyal-dışı bir olgunun var olduğunu dair elinde herhangi bir veri veya gözlem bulunmaması. Bulunsaydı, veya bulunursa demek lazım, veya dinler böyle olgular olduğuna dair bize net bi şeyler söyleselerdi, bilimin tanrıyı doğruladığı günler de gelebilirdi, gelebilir. Çoğu ilahyatçı big bang anının böylesi bir yaradılışı doğruladığını düşünüyor mesela. Tabi hepsi kendi tanrısının bu yaradılıştan mesul olduğunu düşündüğü için kredibilitelerini kaybediyorlar ama teknik detaylar üzerinde kavga etmeyelim.. :))</p>
<p>yani ‘bilim maddi gerçekliklerle ilgilenir’ savı, bilimin tanımından doğan bir şey değil. Bilimin yüzlerce yıllık araştırmalarının sonuçlarından doğan, geçici bir kabul. Her an yanlışlanabilir. Ama bu olasılığa para yatırmayın derim. Tabi bu durum madde üstü herhangi bir şey olmadığı anlamına gelmez, kendini tüm maddi gerçeklikten soyutlamış bir tanrı da mümkündür şüphesiz. ama ben de zaten burada bu olasılığa değil, bilimin yetki alanının nereler olduğuna değinmeye çalıştım. Paralel bir evrendeki bilimadamları, oradaki tanrının kendini bariz bir şekilde belirgin kılmayı seçmesinden dolayı üniversitelerinde ‘yaradılış bilimi’ gibi bize oksimoronmuş gibi gelen fakültelere sahip olabilirler. Bizim evrenimizde ise, gel gör ki, bilimadamları maddi olgularla kısıtlanmış durumda. Kısfmet. (gerçi tanrılar üst konseyine dava açsam kazanırım, reva mı bize ulan sürekli bi bilinmezlik durumu). Dolayısıyla da “herşeyi madde ve onun serüveni ile açıklamaya çalışan herhangi bir iddianın ona karşı antitez olamayacağıdır” iddianız gücünü yitiriyor kayda değer ölçüde.</p>
<p>dawkins hakkında da şunları söylemek isterim. Kendisi “her şey maddidir (tüm kanıtlar bu yönde), dolayısıyla tanrı yoktur” demiyor, daha ziyade “her şey maddidir (tüm kanıtlar bu yönde), dolayısıyla madde üstü bir şeylerin var olduğunu düşünmek için bir sebep yok” diyor. Hatta bir de inanç skalası var kendisinin, 1 den 7 ye kadar olan, 1 en çok inanan, 4 agnostik, 7 ateist olmak üzere, kendisini 6 olarak niteliyor. Kimsenin %100 emin olamayacağını o da biliyor, çünkü üstte de belirttim, kendini gizlemiş bi tanrı her daim mümkün diyor. Şimdi ama eğer durum bu ise, senin inancınla başkasının inancı arasında tercih yapmak için bir sebep yoksa, o zaman burada default duruş tüm tanrılara eşit uzaklıkta olmak olmalıdır. Dawkins’in tavrı da bu. Uçan spagetti canavarı, allah, yahwah vs. birini diğerine tercih etmek için bir sebebimi yok diyor. Ortada bir “bilimle çıktığı yolu yorumla kapatma” durumu yok yani, o yoruma yer olmadığını düşünüyor. İman’ı da bir kıstas olarak ortaya atmıyor çünkü farklı dinlerin imanları farklı tanrılara ve farklı gerçekliklere işaret ettiğini söylüyor. Sizin tavrınız da dawkins’ten bu noktada ayrılıyor, gayet güzel özetlediğiniz üzere bilimin sonuçlarının üstüne bir (kaçak?) kat çıkılıp, yol üzerinde de çeşitli çelişkiler görmezden geliniyor..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
