Sansürden sonra gelişmeler

Bilim ve Teknik Dergisi’nin Darwin kapağının sansürlenmesi ile ilgili haberleri takip edebildiyseniz, TÜBİTAK’tan ve Çiğdem Atakuman’dan birbiri ile örtüşmeyen iki farklı açıklama geldiğini görmüşsünüzdür.  Gerçekte neler olduğunu bilmiyoruz (yine de bir tahmin yapmak zor değil tabi).

Fakat son birkaç gündür konu bir anda öyle popüler hale geldi ki, sadece NTVMSNBC ve Radikal Gazetesi’nde bu konuda  onlarca haber yapıldı. Bu da, uzun zamandır göz ardı edilen bu önemli konuda bir kamuoyu oluşması açısından oldukça faydalı oldu. ODTÜ’lü öğrenci ve akademisyenlerin, Devrim’in D’sini sansürleyip, ortaya çıkan tablonun fotoğrafının Bilim ve Teknik Dergisi’ne kapak olmasını temenni ettikleri protesto, sanırım akıllarda en çok kalacak olaylardan biri.

Biz de Evrim Çalışkanları olarak, bu olayların patlak vermesinden birkaç hafta önce ekibi ve çalışmalarımızı tanıtma işlerine hız vermiştik. O kadar güzel denk geldi ki, sonunda basına gönderdiğimiz bildiriler (daha önceki bildirilerimizin akıbetine uğramadı) ve dikkat çekti. NTVMSNBC Evrim Çalışkanları’nı da haber yaptı.

Bütün bu gelişmeler sayesinde evrimianlamak.org ve Evrim Çalışkanları güncesine ziyaretler 10 kat arttı. Bu hızın azalmayacağını umuyorum, siteye ekleyeceğimiz yeni bölümler yolda. Harıl harıl çalışmaya devam ediyoruz.

Haberleri okudukça aklıma takılan şu birkaç konuya değinmeden geçmek istemiyorum:

Birincisi, bu problem, sadece Evrim Kuramı’yla ilgili değil, ya da sadece bir avuç biyologun problemi değil. Bu bir anlayış problemi. Dünya çapında kabul gören, bilim insanlarının ağızlarından düşürmedikleri, hipotezlerini üzerine kurdukları, bu ülkenin Unakıtan bakanlarını iyileştiren ABD’li doktorların tıbbi yöntemlerini geliştirirken kullandıkları bilimsel bir kuramın (evet evrim kuramının), propaganda ile, bir takım insanların şahsi çıkarları doğrultusunda bizim halkımıza “çöktü” diye yutturulmuş olması. Ayrıca bu problem tam olarak AKP ile ilgili de değil. Bu, Türkiye’nin onyıllardır süregelen, ama gözardı edilmiş bir problemi. (Bu yüzden suçu AKP’nin kadrolaşmasına atıp kendini rahatlatan ama daha ben lisedeyken kapının önünde dağıtılan bedava evrim aldatmacası kitapları konusunda yıllarca hiçbir şey yapmamış akademisyenlere buradan selam ederim).

İkincisi, haberlerin medyada yer alması harika, fakat beni bu süreçte deli eden bir ayrıntı var: şu ünlü “insanın evrimi” şeması.

Herkes bilsin: BU ŞEMA HATALI!!! Vaktim olsaydı ilk olarak nerede ve nasıl ortaya çıkmış bu resim, araştıracaktım. Büyük olasılıkla bu resim ilk kullanıldığında, o zamanki evrimsel biyolojinin bilgileri kapsamında pek de hatalı değildi. Fakat doğal seçilim yoluyla evrim kuramı ilk ortaya atıldığından bugüne, her bilimsel kuramın başına geleceği gibi, test edildi, geliştirildi, kuramın kendisi de evrim geçirdi. Bugün biliyoruz ki evrim bu şekilde merdivensel bir doğruda ilerlemiyor. Evrim bir ağaç gibi dallanarak ilerliyor ve herhangi bir türün diğerinden daha “yukarıda” olması sadece o türün daha “genç” olması demek, daha üstün, ileri, “mükemmel” olması değil.

Understanding Evolution’daki bir resimle en nefis haliyle özetlendiği gibi: Merdiven değil, ağaç!

(Resmin üzerine tıklarsanız, Evrimi Anlamak’taki ilgili bir bölüme ulaşıp okuyabilirsiniz.)

  • Share/Bookmark

12 Yorum »

  1. farukahmet said,

    Mart 15, 2009 @ 16:44

    Duygu, hemen yardımcı olayım:

    O çizimin orijinali ressam Rudolph Zallinger tarafından, modern paleo-antropolojinin babası sayılan Francis Clark Howell‘ın 1965 tarihli popüler antropoloji kitabı Early Man (amazon) için çizilmiş. Kitap anlaşılır bir dille insanın evrimini anlatma amacındaymış ve özellikle zamanının teenager tayfası arasında popülerlik kazanmış. Çizimin adı March of Progress, ve senin de yukarıda yaptığın eleştiriden taa o zamanlardan beri nasibini bol bol almış; halbuki böyle bir basitleştirme amacı yokmuş, hayatın cilvesi. Howell şöyle demiş: “The artist didn’t intend to reduce the evolution of man to a linear sequence, but it was read that way by viewers.… The graphic overwhelmed the text. It was so powerful and emotional”

    Bir sürü html kullandım inşallah hata yapmadım. Bir “preview” özelliği olmuyor mu bu WordPress’te yahu?

    Bir de soru: “Evrimin, insanoğlunu yaratmaya yönelik bilinçli bir ilerleme olduğu”na dair, teorinin aslında hiç kastetmediği bir kanı oluşturma tehlikesi haricinde, olayı bir merdiven şeklinde almanın bir yanlışlığı var mı? Yani diyelim ki bu bir ağaç (ki öyle), hatta bunu bir aile şeceresine de benzetelim, amcaoğulları, halakızları da var bu ağacın içinde doğal olarak, ama diyelim ki ben büyük büyük büyük büyük dedemden bana kadar gelen kısmı diğer uzak akrabalarımı dışarıda bırakarak bir merdiven şeklinde de çizebilirim; bunda (ilk söylediğimi ima etmeye çalışarak kötüye kullanan bir art niyet haricinde) ben bir suç göremiyorum. Kaçırdığım bir şey mi var?

  2. ycurl said,

    Mart 15, 2009 @ 22:46

    Duygu,
    Cok dogru bir noktaya parmak bastin. Dedigin gibi bu sadece AKP’den kaynakli degil. Ama sayelerinde bazi seyler daha cok kontrol altina alindi. Gecen gun CNNTurk’te Aslihan Tolun (Bogazici Universitesi Molekuler Biyoloji ve genetik bolum baskani) ve karsisinda Gazi Biyoloji bolumunden adini hatirlamadigim bir prof. vardi. Inanir misin prof. elinde Karl Popper kitabi ile teorinin yanlis olduguna dair demagoji yapti. Biz maymundan gelmedik filan dedi. Aslihan hn. cok acik bir sekilde Darwin’i anlatmaya calisti. Gazi’de ki hoca ozellikle bilim adamlarinin anlayabilecegi konularin halk tarafindan anlasilamayacagina dair laflar geveledi. Ne denilebilir ki! Boyle sistemde bu tur insanlari prof. yapan zihniyeti mi elestirmek gerekli? Bir de Aslihan hn. bilim teknik dergisini gecin Tubitak bu yilin Darwin yili olmasina ragmen bunu kutlama amacli programina almamasini cok uzucu buldum dedi.
    Bir de nature haberinde yer alan yorumlara bir ara goz atmani tavsiye ederim. -sasirma olasiliginin yuksek olacagini belirtmeliyim-

  3. koray löker said,

    Mart 16, 2009 @ 04:17

    Gazi Üniversitesi üç yılımı geçirdiğim bir okul. Kafa sallamayı iyi bilen herkesin her kariyer hedefine ulaşmasının mümkün olduğunu gözlerimle gördüm. İnanılmaz bir cemaatçilik var. Kendinden olanı koruyup kollayan, orayı bir çeşit dayanışma derneği halinde gören bir sürü asistan, yeni atanmış öğretim görevlileri, sürekli bir kalabalığın ortasında kimlik bulma halindeler. Bu tür kimlik arayışlarında da, muhafazakar değerleri güçlü cemaatçilik önerilerinin iyi işlediğini söylemek güç değil. Siyasi anlamda değil, gerçekten mahalle berberi ve manavı arasındaki mikro cemaatçiliğe dair bir şeyden bahsediyorum. Öyle başarılı yerlere oturuyor ki…

    Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde de çok popülerdi Popper. Nasıl olmasın, akademide X, hayat üniversitesinde “tosun dili ve edebiyatı” seçen akademik kadronun pozitivizmle bir derdi var, ama kendi başlarına altından kalkabilecekleri bir şey değil pozitivizm. Kapasiteleri yetersiz kalıyor, bir bakıyorlar Popper diye bir adam var, çok istedikleri şeyler söylüyor diye düşünüyorlar… Sonrası…

    Benim gördüğüm cevval Popper’cılardan biri, Feyerabend delisi olmuştu. Bir gün siyah bir kuğu keşfedildikten sonra mantık önermelerine savaş açan bir don kişot sandığı Feyerabend’in kitaplarını derste ders kitabı olarak okutup, sonra kendi yazdığı kitaplara geçiyordu. Kendi kitabının kapağını, okutmayı çok sevdiği Feyerabend’den araklamış olduğunu görünce adama gerçekten acımıştım. Adamın evindeki kütüphanenin 4 kitaptan oluştuğunu hissettiren, düşündüren bir çaresizlikti sergilenen şey…

    Bilim ve fikir üretildiği beklentisiyle baktığımız kurumlarda eş-dost doldurmanın asıl tehlikeli sonucu bu işte. Aklı, fikri, kişisel gelişim noktası, entellektüel birikimi vb. her ne ise bunun ölçüsü, üretmeye yetersiz olan bir sürü insan şu anda üniversitelerde…

    Bu bir AKP kadrolaşması meselesi değil, üniversitelerin siyaset dışı bir mecra haline gelmesi için tek kıstasın merkezi sınav notları olmasını sağlayanlar, aynı zamanda koyunlardan oluşan üniversiteler yarattılar. Sonra işte adam biyoloji bölümünde Darwin’e karşı çıkabiliyor.

    Bu arada bu durum, tek başına Darwin karşıtlığı =~muhafazakarlık/dincilik/dindarlık üzerinden olumsuzladığım bir şey de değil, zira neden-sonuç ilişkisi olarak bakınca, bilgisayar mühendisliği bölümlerinde akademisyen olmuş, kendi çalışma alanı dışında hiç bir şey duymamış, özgür yazılım deyince tren geçiyor gibi bakan insanlar yüzünden bu ülke nesiller boyunca bir tek amerikan şirketinin pazarı olmak zorunda.

    Bu insanlar, bu ülkenin sömürgeleştirilmesine yardımcı olduklarının farkında bile olmadan akıllarımıza ipotek koymaya devam ediyorlar. Çünkü orada olmalarını sağlayan tek şey ÖSS sonuçları, mezuniyet notları, ALES puanları ve asistanlığı yapılan hocaların projelerinde sabahlanılan gün sayısı oluyor. Böyle bir vizyona sahip olup olmadıkları önemsiz olduğu gibi, anlaşılamıyor bile…

    Popüler bilgisayar dergilerine bakın, sonuç aynı… Bir nevi özgür yazılım sansürü ile karşı karşıyayız. Tamam, her dergide özgür yazılıma yer veriliyor, ama ayıp olmasın kabilinden, üç sayfa, “meraklısına” şeklinde veriliyor.

    Fotoğraf dergisi çıkaran bir grup, yayınları hakkında hoşlanmadıkları bir siyasi çizgiyi “rahatsız edici” olarak tanımlayıp dışlamayı sorun olarak görmeyebiliyorlar…

    Mikro cemaatçiliğin sonuçları, kendini savunmaya odaklı kabileler savaşı halinde yaşamamızı sağlıyor. Darwin de en ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde, memleketin egemen kanaat önderleri arasında karşı cemaatten biliniyor.

    Misal bugün de şunu öğrendim, “Darwin Türk düşmanıydı, Türklere aşağılık ırk diyordu” diye bir tez de varmış… Detaylarına girmeye bile gerek yok. Cehalet simsarlarındaki düş gücüne, inada bakar mısınız? Bunların her yumurtladığı iddiaya yanıt vermek yerine, doğruyu her seferinde tekrar etmek en başarılı strateji olur.

  4. Deniz Ural said,

    Mart 16, 2009 @ 08:09

    Az önce şair olarak tanıdığım ve beğendiğim, edebiyatla ilgili bir söyleşisine dahi katıldığım Hilmi Yavuz’un Zaman Gazetesi’nde (orada yazdığını bile bilmiyordum!) 15.03.2009 tarihinde yayınlanmış bir yazısını okudum ve dehşete düştüm:

    http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1037

    Yazının başlığı bile (“Evrim mi, Yaradılış mı?”) ‘ya biri ya diğeri’ diyen cahil kalabalığın içinden biri olduğunu ortaya koymaya yeterli iken, bir de devam etmiş:

    Darwin’in Yaradılış doktrinini reddedişi, onun, primatın homo sapiens’e dönüştüğüne ilişkin hipotezinin kanıtlanmış olmasından değil (-ki, kanıtlanamamıştır!), bir Yaratıcı’nın varlığını reddediyor olmasından dolayıdır. Darwin’in ‘Evrim’ teorisi, Yaradan’a, dolayısıyla da Yaradılış doktrinine, Materyalist bir alternatif sunmak adına önesürülmüştür ve işte tastamam bu nedenle, örtük bir felsefi tezdir;- bilimsel bir teori değil! Dolayısıyla bu, aslında Darwinizm’in gerçek anlamda bir teori değil, Bilim’le ilişkisi olmayan felsefi bir ateizmin türevi olduğunu gösterir.

    Ne diyeceğimi bilemiyorum. Bu yüzden Ekşi Sözlük’teki şu temenniyi paylaşayım:

    saygın bir edebiyatçının bu kadar komik bir duruma düşmesini hiç istemezdim.
    kendisinin bu yazıdaki kara cehaletini (biyoloji açısından) görmesini temenni ederim.

  5. beyza said,

    Mart 17, 2009 @ 18:52

    Bugün bir arkadaşımın aracılığı ile Gazi Üniversitesinde Türk Toplumsal Yapısı adlı bir derse girdim. Amacım Gazi’de dersler nasıl gidiyor diye bakmaktı. Dersin konusu tam denk geldi: Din ve Siyaset. Dersi veren kişinin ismini bilmiyorum. Derse girdi ve konuyu Tübitak ve sansürden açtı. Ayrıntısına girmeyeceğim. Ancak sınıftaki öğrenci profilini görmenizi isterdim. Hocanın herkese bu konuda ne düşünüyorsun diye sorması üzerine genel cevap “biz dinimizden yaradılışı gördük bu yüzden de evrim diye bir şey yoktur” şeklinde oldu. Hatta bir öğrenci Bilim Teknik Dergisinden zaten evrim dışında bir söylem çıkmaz, işleri güçleri Darwin şeklinde bir söylem de duydum. Konuk olarak gittiğim bir sınıfta bir kaç aklı salim kişi de vardı tabi haklarını yememek lazım. Bir diğeri ise Necip Fazıl’dan ve onun milliyetçi şahsiyetinden girerek laiklik kelimesi “din karşıtlığı” demek olduğunu savundu. Bilmiyoruz, okumuyoruz, cahiliz biz, cahil…

    daha üstüne diyecek bir şey bulamıyorum. Bu olan olay Gazi’de olmuştur ancak eminim ki diğer benzer üniversitelerde de bu tip konuşmalar görülebilir.

  6. pligg.com said,

    Mart 19, 2009 @ 10:33

    “Kriptografi Gördüm”, Wunjo… » Sansürden sonra gelişmeler…

    I had a great time in design school, I was constantly learning and surrounded by lots of like minded people. However, after five years of freelancing as a graphic designer, I’ve learned many new things. The following list is the top ten things that I…

  7. Enis said,

    Mart 20, 2009 @ 11:46

    Biz aslında hurmadan gelmişiz :)

    şaka gibi ama değil.

    Evrim teorisini Müslümanlar’dan aldılar!

    http://w9.gazetevatan.com/Darwin_evrim_teorisini_Muslumanlardan_caldi/227731/1/Manset

  8. “Kriptografi Gördüm”, Wunjo… » Tencere dibin kara… said,

    Mart 20, 2009 @ 13:52

    [...] bir önceki yazıya yapılan  bir okur yorumu üzerine bu karikatürü hatırladım.  Karikatür Ekşi Sözlük’ten bir yazara ait. Yorum, [...]

  9. B. Duygu Ozpolat said,

    Mart 21, 2009 @ 00:44

    farukahmet, araştırma ve bilgiler için çok teşekkürler.

    Oldukça geciktim cevap vermekte ama, sorduğun soru konusunda kısaca şunları diyebilirim (doğruluğuna garanti veremeyeceğim, benden daha iyi bilen biri var ise lütfen düzeltsin):

    Merdiven olarak algılamak yanlış. Senin verdiğin örnekte bir türün içindeki jenerasyonlara bakıyorsun (on yıl, yüz yıl vesaire). Evrim için “ağaç” derken, çoook uzun bir süreç içinde (milyonlarca yıl) birbirinden dallanarak türemiş farklı türlerden bahsediyoruz.

  10. Evrim "sadece bir teori" mi? « test said,

    Aralık 9, 2009 @ 18:15

    [...] ilgili Türkçe blog ortamında bir çok şey yazıldı, çizildi (incelemek isteyenler için burda ve şurda); benim ekleyeceğim yeni bir şey yok, o yüzden olayı analiz etmektense gözüme [...]

  11. bora said,

    Ocak 28, 2011 @ 05:48

    http://www.youtube.com/watch?v=VjUZnks4sZU

  12. Evrim “sadece bir teori” mi? | Actress,Celebrities,Fashion,Galleries said,

    Temmuz 21, 2011 @ 14:29

    [...] ilgili Türkçe blog ortamında bir çok şey yazıldı, çizildi (incelemek isteyenler için burda ve şurda); benim ekleyeceğim yeni bir şey yok, o yüzden olayı analiz etmektense gözüme [...]

RSS feed for comments on this post · TrackBack URI

Yorum yapın