Hollanda’da doktora bir nedir?

Geçenlerde, ODTÜ Biyoloji Bölümü’nden arkadaşım, şimdilerde Hollanda’da doktora yapmakta olan Melis Or Akman ile mektuplaştık. Melis’e, blogumda doktora konusunda bana gelen soruları cevaplamak istediğim bir bölüm yapmaya karar verdiğimden bahsedip, Avrupa’da doktora yapan biri açısından sorulara cevap vermek isterse çok sevineceğimi söylemiştim.Üşenmemiş aşağıdaki pek faydalı yazıyı yazmış. Kendisine (siz kafası karışık, gelecek kaygılı yeni nesiller adına) çok çok teşekkür ediyorum. (Bu cümle beni yaşlı gösterdi, aman!)

Nasıl başvuruluyor?

Avrupa’da doktora yapmak Amerika’ya göre biraz daha farklı. İlk olarak başvurular genellikle üniversiteye değil, belirli projelerdeki pozisyonlara yapılıyor. Bu projelerin genel hatları belli olduğu halde, doktora öğrencisi, istediği şekilde projesini yönlendirme hakkına sahip.

Eğer ilginizi çeken bir grup varsa, direk grup liderine ya da gruptaki herhangi başka bir profesöre (genelde grup liderleri sizinle ilgilenemeyecek kadar meşgul olduğundan assoc. prof hatta post-doclara bile) e-posta atarak, onlarla çalışmak istediğinizi yazarsanız, sizin için bir proje ayarlama olasılıkları bile var. Genelde en çok önem verdikleri sizin istekliliğiniz ve farkındalığınız. Geçmişte neler yaptığınız tabi ki önemli ama daha çok önem verdikleri ne yaptığınızdan çok nasıl yaptığınız. Yani sizin adam gibi çalıştığınıza inanırlarsa, ‘Bu çocuk akıllı, zaten doktora 4 sene, bu konuyu da öğrenir.’ gözüyle bakıyorlar. Eğer yeteneklerinize güveniyorsanız, attığınız e-postada nasıl bir konuda, hatta daha spesifik olarak nasıl bir projede yer almak istediğinizi söylemeniz, hem istekliliğinizi hem de ciddiyetinizi göstermeniz için bir artı olabilir. Eğer direk bir projeye başvurmuşsanız, o proje için neler yapabileceğiniz, ilgilendiğiniz konularla nasıl örtüştüğünden bahsedin. Niyet mektubunuz üstünde mutlaka zaman harcayın, çünkü sizinle ilgili en dikkkatle okudukları belge o. Başvurmak istediğiniz grupta sizi destekleyecek para yoksa bile sizi çeşitli burslara yönlendirip, bursu almanız için destek olabilir ve süreci kolaylaştırabilirler.

Asağıdaki sitede birçok güzel proje yer alıyor, belki istediğiniz gibi güzel pozisyonlar bulabilirsiniz.

http://evol.mcmaster.ca/evoldir.html

Başvuru yaparken herhangi bir para ödemiyorsunuz, genelde belgelerinizi pdf dokumanı olarak ya da bazı durumlarda normal posta ile gönderiyorsunuz. Başvurunuzu yaptıktan sonra 3-4 hafta içinde cevap gelebiliyor ama çok daha uzun beklediğiniz süreçler de olabilir. Bazı ülkelerde işler daha yavaş yürüyor, eğer hiç bir cevap almazsanız tekrar e-posta gönderebilir, başvurunuzun durumunu öğrenebilirsiniz. Bu da sizin istekliliğinizi göstermenize yardımcı olabilir. Genelde ilk mulakatı telefonla yaparlar, gerçekten var olup olmadığınızı, İngilizcenizi (toefl şart değil ama olsa ne aladır), CV’nizin doğruluğunu test ederler. İkinci aşamada ise sizi mulakata çağırır (tabi ki tüm masraflar onlara ait) ve bir sunum yapmanızı beklerler. Aradıkları kişiyseniz 1 ila 6 ay içinde çalışmaya başlayabilirsiniz.

Peki Hollanda’da doktora bir nedir?

Hollanda’da doktora yapmak Avrupa’daki bir çok ülkeye göre çok daha avantajlı çünkü doktora öğrencilerine ‘knowledge migrant’ olarak özel bir vize uygulanıyor. Üniversiteden maaş bağlanıyor (ilk sene net 1420, 2. Sene 1600, 3. Sene 1660 ve 4. Sene 1700 euro civarında maaş uygulanıyor). Direk çalışan statüsünde olduğunuz için, emeklilik paranız da yatıyor maaşınızdan. Ülkeden ayrılırken ister günlerinizi emekliliğinize saydırabilir ya da biriken paranızı alabilirsiniz. Erkekler için diğer bir güzelliği de 4 sene yurtdışında çalışmış olduğunuz için bedelli askerlik hakkı kazanmanız. Bu vizenin diğer bir getiriside eşinizi yanınıza aldırabilmeniz ve hatta eşinizin de direk çalışma iznine sahip olması.

Doktora yaparken Türkiye’de olduğu gibi ders almıyorsunuz. Genelde 5 gün süren kısa kurslar oluyor ve bu kurslarda bilim insanları konularını anlatıp, araştırmalarından bahsediyorlar. Kullanılan teknikleri öğrenebiliyor ve bir çok araştırmacıdan projenizle ilgili yorum alabiliyorsunuz. Böyle kurslarda genelde projenizi sunmanız isteniyor ve böylece doktora öğrencilerinden ve profesörlerden oluşan katılımcılar projenizi eleştiriyor ve size yardımcı oluyorlar. Bilim konulu dersler dışında, kişisel gelişim içinde bir çok kurs oluyor, mesela bilimsel makale yazma, öğretmenlik, sunum becerileriyle ilgili dersler alabiliyorsunuz. Tüm bu kursların masraflarını okul ödüyor ve sizi sonuna kadar destekliyorlar.

Doktoranızın ilk senesi genelde literatur tarama ile geçiyor, eğer konuyla ilgili bilginiz varsa hemen deney yapmaya da başlayabilirsiniz tabi. Zamanınızın %10’u asistanlıkta kullanılmak üzere ayrılıyor. Eğer maaşınız üniversite üzerinden değil de özel bir bütçe üzerinden yatıyorsa (genelde mühendislik gibi pratik araştırmalarda), asistanlık yapmanız beklenmiyor ve tüm zamanınızı projeniz için kullanabiliyorsunuz.

İlk 4-5 ayınızın sonunda proje planınızı kapsamlı şekilde yapmış olmanız ve bir kaç kere sunmuş olmanız bekleniyor. Diğer üniversitelerle işbirliği çok önemli olduğundan, konunuzla ilgilebilecek bir kaç gruptan fikir almanız için, toplantılar yapılıyor ve bu sayede projeniz iyice şekilleniyor. Yurtdışında (genelde 2 kere Amerika ve sayısız Avrupa) konferanslara, kurslara ve toplantılara gitmeniz destekleniyor ve tüm masraflarınız karşılanıyor.

31 ila 41 iş günü arasında izniniz oluyor. Tatile çıkarken kimseden izin almıyorsunuz, bu konuda da çok esnekler.

Hollanda’da hiyerarşi yok. Profesörünüze dahi ilk ismiyle hitap edip, aklınıza gelebilecek herhangi bir konuyu sanki dayınızla konuşuyormuşçasına rahat konuşabiliyorsunuz.

Genelde projenizi sahiplenmenizi bekliyorlar . Bu durumun hem iyi hem de kötü yanları mevcut. Genelde toy olan biz doktora öğrencileri tamamen danışmansız ve yardımsız kalabiliyor ve bu durum tecrübesizlikten doğan gecikmelere neden olabiliyor. Grup liderleri genelde bir anda yok olabilen ninja karakterler gibidirler, unutmayınız (bakiniz PhD comics). Konuştuğum hemen hemen tüm doktora öğrencilerinin bir numaralı derdi bu olmuştur. Tabi bu durum size aşırı bir esneklikte sağlayabilir ve eğer ne yaptığını bilen bir insansanız çok da çekici gelebilir.

Hollanda’da doktora hakkında daha çok bilgi için buraya.

Yazan: Melis Or Akman

(NOT: Bu yazıları çalan çırpan, kendisi yazmış gibi yapan, kaynak vermeden kullanan, üzerinden reklam alan olur şimdi. O yüzden bu blogdaki yazıların bir takım telif hakları olduğunu hatırlatmak ve ayrıntılı bilgi için sizleri şuraya almak isterim. Biyolokum.com’daki yazılar Creative Commons by-nc-sa lisansı altında yayınlanmaktadır.)

  • Share/Bookmark

18 Yorum »

  1. azuth said,

    Aralık 2, 2009 @ 20:23

    doktora yapiyorsunuz fakat, allaskina dahi anlamina gelen de leri ayirmayi ögrenin!

  2. Düygü said,

    Aralık 2, 2009 @ 20:44

    ALASKİNA valladamı yalnışlar yapmisiz?

  3. Can said,

    Aralık 3, 2009 @ 04:57

    Benzer bir süreç yaşayıp Eindhoven Teknik’ten çalıştığım konunun duayeni bir Prof. amca mailleşmiştim.. Adam kendi çalışma grubundaki araştırmacılarla (özellikle Türk olanlara) tartışıp konuya uygun olduğumu düşünmüş. Ancak sonra kallavi bir rakip nedeniyle yatmıştı iş.. Neyse…

    Yeterliliği verdikten sonra ben buradaki doktorayı bitiririm diyorum :) Ancak, Hollanda’da post-doc konusunda da bilgisi olan var mı merakı içerisindeyim (aştım ben, aştım :P).. Örneğin, yine proje bazlı ve maaşlı mı alıyorlar araştırmacıları, bi de, ne gibi deneyim avantaj sağlar? (Not: Mühendislik ile diğer doktora programları arasında fark var mı bilemiyorum)

    Bu arada, iş deneyimleriyle sabit olmak üzere, Avrupa’daki en anlaşılan İngilizce’yi konuştuları için dahi Hollanda’da çalışılır/okunur… :)

  4. Melis said,

    Aralık 3, 2009 @ 05:42

    Sevgili Can,
    Ne güzel demişsin en anlaşılan İngilizce’yi konuşuyorlar diye. Hem akademide hem normal hayatta hakkaten dil konusunda hiç bir sorun yaşanmıyor. Dilenciler bile çok rahat İngilizce konuşabiliyorlar. Başvuru işleyişi doktora ile hemen hemen aynı. Başvurular yine projelere yapılıyor, ama sizi beğenirlerse proje de yaratabilirler tabi. Tek fark maaş. Postdoc maaşları baya iyi, miktarı tam bilemiyorum ama sanırım net 2300 ila 2500 civarında. Yine ‘knowledge migrant’ statüsünde oluyorsunuz, ne hakkınız varsa eşiniz de aynı haklara sahip oluyor.
    Bence en iyi yöntem, labları tek tek araştırıp e-posta yoluyla kendinizi tanıtmak ve hali hazırdaki projelere başvurmak olur. Başarılar!
    Melis

  5. meren said,

    Aralık 3, 2009 @ 11:46

    Ne güzel yazmış ama Melis. Ellerine sağlık.

  6. Melis said,

    Aralık 3, 2009 @ 12:13

    Teşekkür ederim efendim. Asıl ben kalbi gibi temiz bu sayfayı bana ayırdığı için Düygü Hanıma teşekkürü bir borç bilirim.

  7. Murat Gunduz said,

    Aralık 3, 2009 @ 14:41

    Hamburg’da post-doc yapıyorum, benim bu konudaki naçizane deneyimimi paylaşmak isterim :P. Avrupada
    ( Melis’in doktora için söylediklerine benzer) post-doc için de genellikle projedeki pozisyonlara başvuruluyor. Fakat ben işimi sağlama alıp, kendi projemi yazdım, post-doc için buda bir alternatif. Kendi projenizi yazmak istiyorsanız, projenin kabul edilmesi, para bulunması biraz zaman alıyor, fakat bir ton avantajı var. Hazır bir projeye başvuracaksanız, proje kadar o projenin patronuda çok önemli, işini bilen bir patronla çalışmak çok önemli. Tabiki post-doc maaşları kıytırık doktora öğrencilerine nazaran biraz daha fazla :P

    Murat

  8. Alper KANAT said,

    Aralık 3, 2009 @ 16:10

    Güzel yazı olmuş; ellerinize sağlık. Kendimi akademiye uzak görsem de PhD. yapma ihtimalim var benim de.. Faydalı bir yazı oldu benim için… Teşekkürler..

  9. Can said,

    Aralık 4, 2009 @ 02:36

    Cevabın ve yazın için çok teşekkür ederim Melis. Şu an için cazip geliyor bu postdoc işi, Hollanda da benim için en öne çıkan ülke. Ama, accıcık daha yaşlanmış bir PhD mezunu olunca ne düşünür insan, bilemiyorum.. :) Bakalım, kısmet :P

    Düygü Hanım, size de teşekkür ederim efenim yaptığınız faideli amme hizmeti için…

    A. Murat Eren’e de teşekkür ederim, içimden geldi..

  10. Duygu said,

    Aralık 4, 2009 @ 18:50

    Bu arada post-doc konusunda şöyle faydalı bi kaynak buldum: http://frizzledthoughts.blogspot.com/2009/11/guide-for-becoming-and-being-post-doc.html

  11. ferayebend said,

    Aralık 5, 2009 @ 13:05

    (Biyolokumdan not: Aşağıdaki yorumları Friend Feed’de, “Hollanda’da doktora Avrupa’da ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmektir” konusundaki tartışma esnasında ferayebend yazmıştı. Faydalı olacağını düşündüğüm için buradan da paylaşıyorum)

    ferayebend:

    imdii, gündelik ırkçılık ile kurumsal ırkçılığı öncelikle bir kenara ayırmak gerekiyor. gündelik ırkçılık konusuna gelince de “aa sen türke benzemiyorsoaan,” hezeyanları düpedüz ırkçılıktır. biyolokum, bunu sen yapıyorsun diye demiyorum ama bu yorumu pozitif algılayıp “bakın biz türkler yüksek bir türkün ahfadıyız, boyumuz uzun tenimiz beyaz. o sizin gördüğünüz kürtler,” diyen bir kesim varki eyvah eyvah (bunları abartmıyorum, duydum böyle bir şey). bu hassasiyet o kadar belirgin ki almanya’da “aa sen türke benzemiyorsun” demekten kaçınıyorlar. burada öğrendiğim iğrenç almancamla konuşunca aksanımdan ecnebi olduğumu anlayıp nereden geliyorsun dediklerinde türkiye cevabını duyunca konuyu kapatıyorlar, yanlış bir şey söylememek için. bir de ikinci bir kesim var, türke benzemiyorsunun yanı sıra, herhalde burada doğdun, ailende yabancı mı var, burada akrabaların mı var, yoksa neden almanya’ya geldin, gibi süppersonik sorular soran bir cenah var. bu, “onlar hep bu türkleri görmüş o yüzden böyle” gibi bir gerekle geçiştirilebilecek bir şey değil. bir sosyal özellik/araz iyi de olsa kötü de olsa, bir kültürle ilişkilendiriliyorsa bu etnosentrizmdir (etnik odaklı düşünme/tanımlama), maalesef ırkçılıktır. yani o adam bakıp da insanları mesela “kırmızı giyenler, geniş ailelerde yaşarlar, işsizdirler, hep suç işlerler” olarak değil de türkler şöyle böyledir diye tanımlıyorsa bu o adamın “türklerle” olan deneyiminden değil, bazı şeyleri türk olarak kategorize etmesindendir.

    konu kurumsal ırkçlığa gelince işler daha da belirsiz ancak korkunç bir hal alıyor. kuzey avrupa ülkelerine gelen doktora öğrencileri bilimin merkez ve çevre ülkelerinden gelenler olarak iki kategoriye ayrılıyor. merkez ülkeri, kuzey amerika ve kuzey avrupa ülkeleri anglo-fonlar ve almanya için almanca konuşulan ülkeler ağırlıkta oluyor (isviçre, avusturya vs.). çevre ülkeler ise komik ama araştırmaya yeterli pay ayırmayan güney avrupa ülkeleri (italya yunanistan), doğu avrupa ülkeleri, orta doğu ve tabi ki bir akademik prekarya klasiği olan asyalı doktora öğrencilerimiz. şimdi hollandadaki durum nedir bilemem, ancak bu ayrım kendini, almanya’da da, nerede gösterir nelere yolaçar bunları anlatmam lazım. öncelikle merkez ülkelerinden gelen öğrenciler doğrudan iyi/tanınmış/paralı hocalarla eşleşerek bilimsel kastın üst kategorisini oluşturuyorlar; pek tanınmamış parası az hocaların seçimleri dar olduğu için çevre ülkelerinden gelen öğrenciler tercih ediliyor ya da süpersonik proflar golden-boy/girl doktora öğrencilerine köle olması için bu öğrencileri alıyor. sonuçta ortaya çıkan resim, çevre ülkelerden gelen öğrencilerin vasıfsız doktora tezleriyle mezun olmaları (abartıyorum ama resmi anladınız). bunun nedeni, çevre ülkelerinde eğitimini tamamlamış öğrencilerin notlarının ve başarılarının denkliğinin doğru ölçülememesi, merkezdeki öğrencilerin hem ölçü araçlarının ortaklığından hem de kişisel ilişkinin varlığı sebebiyle “iyi” olduğuna kani olunması. diğer taraftan da çevre ülkelerinden kaçan öğrencilerin, “kötü” de olsa bu hocalara ve bu pozisyonlara, çevre içinde olabilmek için tamah etmesi ve üçüncü dünya ülkesi rezilliğinden kaçmasının sevinciyle köleliğe gönüllü olması

    peki bu ne bokumuza zarar veriyor. sistemi, üniversite’nin işleyişini bilmeyen öğrenciler angarya işlere koşturuluyor (beleşe ders vermek, bilgisayar adminliği yapmak vs). durumunun sağlam olmamasından korkan çevre ülkesi öğrencilerinin de buna başkaldırması elbet ki pek beklenilir olmuyor. başka bir önemli sorun ise kontratların enstitüler için en “karlı” olacak şekilde dağıtılması. sosyal güvence ve emeklilik primi ödemek istemeyen enstitüler, yerli öğrencilerine “zorunlu olarak” bu primlerin dahil olduğu kontratlar hazırlarken, “kar” etmelerini sağlayacak şekilde işin renginin farkında olmayan yabancı öğrencilere ise kendi primlerini “isterlerse” kendilerinin yatırabileceği burslar dağıtılıyor. burs iyidir, cv’nizde iyi gözükür gerekçesiyle bu öğrenciler güvencesiz, geleceksiz çalışma şartlarına mahkum ediliyor. (post-doc olarak devam edeceklerini düşünürsek)

    kısacası, yabancı düşmanlığı demeyelim, yabancı sömürüsü diyelim. hollanda demeyelim, almanya diyelim. var böyle bişi. yükselişte mi, inişte mi, çıkışta mı bilemem ama. maalesef var.

  12. ahmetteke said,

    Aralık 7, 2009 @ 15:19

    merhabalar, yazınız çok güzel, elinize sağlık. hollanda’da da başarılar diliyorum. :) benim sorum sosyal bilimler doktorasıyla alakalı; özellikle iletişimde doktora yapabilmek için nasıl bir süreç söz konusu? bu konuda bilginiz varsa, beni aydınlatabilir misiniz? teşekkürler şimdiden…

  13. Melis said,

    Aralık 9, 2009 @ 17:45

    Sosyal bilimlerle ilgili olarak Avrupa Hukuku’nda doktora yapan bir arkadaşıma sordum ve o, genelde masterı tamamladıktan sonra hocaların pozisyonları kişiye özel açtığını, bursu ya da maaşı da kişiye özel bulduklarını söyledi. Sosyal bölümlerde okuyan hiç arkadaşım yok malesef ama çalışmak istediğiniz konuyla ilgilenen hocalarla direk temasa geçmek bence bir başlangıçtır, ve hiç yoktan iyidir. Elbetteki bu Hollanda için geçerlidir.

  14. Mümtaz said,

    Aralık 18, 2009 @ 06:11

    Bu faydalı yazı için çok teşekkürler. Aklımdaki birçok soru işareti bu sayede yok oldu.

  15. Hüseyin said,

    Şubat 23, 2010 @ 19:46

    Merhaba,
    Eindhoven Teknikten master için kabul aldım. Aylık olarak ortalama bir öğrencinin ne kadar paraya ihtiyacı olduğunu sormak istiyorum. Konut, yeme-içme gibi alt başlıklarda belirtebillirseniz sevinirim. Yazı için ve cevap için şimdiden çok teşekkürler.

  16. Faiz Muhaffel said,

    Mart 27, 2010 @ 06:01

    Merhabalar,
    6 ay boyunca Eindhovenda kaldım o yüzden yazınıza harfiyen katılıyorum çok güzel açıklamışsınız..:) Gerçekten de Hollanda doktora yapmak veya araştırmacı olmak için son derece uygun bir ülke.. Dil problemi hemen hemen hiç yaşamıyorsunuz.. İnsanlar yardımcı ve destekleyici.. Çalışma saatleri esnek sporunuzu yapar, konsere de gider, partilere de akarsınız..:PP Sadece işiniz ciddiye almanızı istiyorlar, toplantı saatleri günleri konusunda çok sıkılar yalnız, 2 dk bile geç kalınca hoşsuzluklarını belli ediyorlar..
    Hüseyin kendi tecrübemle sana şöyle açıklayayım:
    Kira: 300-350 (çok sanslıysan 250ye bulur çok bahtsızsan 400e de kalabilirsin ama bu ort. rakam)
    Yeme: 150-200 (öğlen için yemekhane diye birşey yok, kendi yemeğini kendin getirmezsen kantine dünyanın parası gider ondan sefer tası fora..:D)
    İçme: 60-80 (Dünyanın en güzel biralarının dibine (belçika biralarını kastediyorum) gidiyorsun ondan özellikle ilk aylar düşündüğünden fazla harcayabilirsin..:)
    Diğer: 50-60 (ıvır zıvır vs..)
    yaklaşık 700 euro civarı bir harcaman olur arkadaşım.. İyi çalışmalar..

  17. Amfoes said,

    Nisan 14, 2010 @ 00:25

    Selamlar,

    Türkiye’den başvuran öğrenciler için Hollanda’daki yüksek lisans programları (ekseriyetle doktora programları) burslar açısından çok daha cazip. Bu durumda Hollanda’daki Türk nüfusunun da etkisi var muhtemelen. Zira ‘entegrasyon’ temalı burslara denk gelmiştim.

    Birçok üniversite, program tanıtım sayfalarında yaşam masraflarına – daha çok fikir vermesi açısından -pek ayrıntılı olmasa da yer arıyorlar. Bununla birlikte gözlemleyebildiğim kadarıyla Avrupa’daki bir ülkede eğitiminize devam etmek istiyorsanız, yaşam masrafı aylık olarak 600 ile 900 Avro arasında değişiyor. Ev kirası ve özellikle alışma süresince yeme / içme masraf listesinin en üst sırasında yer alan iki kalem.

    Nasıl yüksek lisans programlarına başvuru bir sanat haline geldiyse, post-doç başvuruları başta olmak üzere araştırma projeleriniz için kaynak bulmanız da ciddi ciddi beceri gerektiren bir hale geldi. Nasıl proje yazılır, projenizle ilgilenebilecek yatırımcıları ikna edebilmek için nasıl bir “pitch talk” daha etkili olur vb. temalı danışmanlıklar türedi. Birçok araştırmacı muhtemelen araştırmalarına ayırdıkları zamanın daha fazlasını bu sürece ayırmak zorunda kalıyorlar. Neyse, konudan kopmayalım.

    Sevgiler,

    Not. Melis çok hoş, tatlı bir hatunmuş bu arada. Kavak Yelleri dizisindeki Mine’ye benzettim. İsim de yabancı gelmiyor ama çıkaramadım.

  18. Hande said,

    Temmuz 12, 2010 @ 16:52

    Merhaba Melis,

    Verdigin bilgiler icin tesekkurler. Hollanda’ya yuksek lisans icin gidiyorum. Sana sormak istedigim sorular var. Bu mesaji gorup bana ulasabilrisen cok sevinirim.

    Tesekkurler,

    Hande
    yanaklar@gmail.com

RSS feed for comments on this post · TrackBack URI

Yorum yapın