Archive for Ben Düygü Hanım nasılım
Madde 3: Ayrıntılar
(Aylarca yazmamanın bir cezası olarak olan biteni maddeler halinde yazmaya niyetlenmiştim, fakat sıkılmak üzereyim. Bu yüzden bu 3. ve sonuncu madde olacak. Bundan sonra daha sık yazacağıma inanıyorum gönülden, ekranın diğer tarafındaki pek sayın ve sevgili okur/lar. Aklımda bir sürü fikirler var!) Devam...
Söyle bana kurabiye…
“Burada çok mutsuzum kurabiye, ne yapmalıyım?” Devam...
Kadınlar neden uzayan gölgelere takar, ve güneş onlar için neden batmaktadır?

Geçenlerde yan taraftaki profil yazısı için ayrılmış gibi görünen bölüme bir Çin atasözü yazdım. Şöyle diyordu: Devam...
Yaşanmış ve yaşanmamış diyaloglar

- Dr. M: Kekova’da 3 kişi bir gün için tekne kiraladık. Bizi çok güzel yerlere götürdü. Daha önce hiç Kekova’ya gittin mi?
- D: Hayır.
- Dr. M: Gün ortasında bir yerde durduğumuzda balon gibi paçaları olan pantalonlardan giymiş köylü kadınlar….
- D: Eheh, şalvar.
- Dr. M: ….hamur açıyorlardı. Emel’le oralara yerleşsek diye düşündük.
- D: Bazen biz de Meren’le Artvin’in yaylalarına kaçıp sade ve her şeyden uzakta yaşamanın ne kadar güzel olabileceğini düşünüyoruz.
- Dr. M: (Gözlerini iri iri açarak). Ama insan 20li yaşlarında düşünmez ki canım böyle şeyler! Sen daha Nobel ödülü alacaksın.
- D: Nobel ödülü alabileceğimi sanmıyorum, ama bu beni hiç rahatsız etmiyor. Devam...
Sipor ve mizük
Meren’in yokluğunda kendimi yüzonaltıbin etkinliğe vermiş bir insan olarak, bugün burada sizler ile bunların bir kısmını paylaşmak için toplanmış bulunuyorum. (“Toplandım” çünkü bir süredir o etkinlikler arasında hocama, bilim dünyasına ve kendime kafayı takmış yine bunalımsal hisler içine girmiştim, top(ar)landım – sayılır. :) Devam...
Velospit* ile şer-bet çağrışımlar
çabuk pastörizasyoncağızsa mahvediveresice.**

Bisikletimi sürerken bir yandan dışımdan eski bir Bulutsuzluk Özlemi parçası söylüyordum… “Karanlık soğuk, alabildiğine geniş, ama şimdi ıssız…” Uzun zamandır dinlememiştim, en sevdiğim parçalarından biriydi. Sesli şarkı söylemek huyum yoktur normalde – korkunç sesimle insanları üzmek istemem. Bugünü özel yapan bir şey de yoktu. Sadece içimden gelmişti sanırım. Çevredeki büyük ve parlak iş merkezlerininin birinden az önce çıkmış olduğunu tahmin ettiğim elinde evrak çantası, bakımlı zenci bir kadının yanından öyle şarkı söyleyerek geçerken düşündüm “gören de beni mutlu ve sakin bir insan sanacak“. Bu ironi beni güldürdü. Bir an için kendimi öyle tasasız bir insanmışım gibi hissettim. Hemen geçti. Bisikletle eve dönüyordum, hava çok güzeldi, henüz kararmamıştı. Yollar da, vakit iş çıkışını biraz geçtiği için o kadar kalabalık değildi. Keyifliydi aslında. Ama malesef tasasız filan değildim. Devam...
Road Trippin’
ODTÜ Biyoloji yıllarımdan canım ciğerim Ilgaz (nam-ı diğer Goşi), Amerika kıtasına gelmesine sebep olan yüce bir staj programının ardından beni de ziyarete geldi. Yaklaşık bir haftası vardı. Biz de bunun bir kısmını New Orleans’tan Florida’ya arabayla küçük bir yolculuk yaparak değerlerdirmek istedik. Devam...
Hip hop dinlemek amacındayım
Yazacak çok şey var aslında. Misal, Hrant Dink öldürüldü, ben bir süre dünya ile ilişkilerimi kopardım, labdakiler benim yine onlardan nefret ettiğimi sandılar. (Müthiş bir iletişim kopukluğu yaşıyoruz, bence tabi. Onlar beni çok iyi tanıdıklarını ve anladıklarını sanıyorlar, bu da beni nedense her allahın günü üzüyor. Her neyse.) Devam...
Bööööööö
Bir mübarek Cadılar Bayramı’nı daha geride bıraktık. Dün hep birlikte French Quarter – Bourbon Street’e gittik ve pek eğlendik. Diyecek fazla bir şey yok. Her ne kadar bir başka “haydi insanlar para harcasın” etkinliği de olsa, Cadılar Bayramı gönlümün bir numarası olan bayram. Minik kuzen Ece’nin bile ilk söylediği kelime ve cümleler arasına “Jack”* ve “dis iz Halovin”* sokabilmişsek, bugün Amerikan emperyalizmini damarlarımızda akan bir kan olarak…. Her neyse, lafı uzatmama sözümü tutuyorum :) Devam...
Doktora ya da “my egoooo?!!”
Son zamanlarda (yan panelde de bahsi geçtiği üzere) çok keyifle takip ettiğim bir karikatür dizisi var: PhD Comics. Yazan ve çizen Jorge Cham*’in tasviri ile “akademik hayata (eğer orada hayat varsa) dair bir comic strip (bant karikatür?)”. Devam...
Paralel evren
Paralel evrende ben bir zoologum. Vahşi hayvanların peşinden koşuyorum, onları tedavi ediyorum, onlara dokunuyorum, yaptığım işlerden dolayı bana Nobel Çevre Ödülü veriyorlar… (O evrende Nobel Çevre Ödülü diye bir şey var.) Devam...
O Geldi! :))

İşte sonunda burada! :))) Benim de ağzım kulaklarımda. Sokaklar, cockroach abiler, evler, insanlar, her şeyler şekil değiştirdi gözümde, her şey daha bir güzel. Evet tam sevgi kelebekleri olduk. Yaşasın! Devam...
İçindeki çorba gibi bir yazı :)
Pazartesi günü Barış’la Canal’da bağımsız filmler, Avrupa filmleri, ve gay temalı filmler gösteren favori sinemamda bir film izlemeye gittik. Filmin 2005 yapımı olmasından ve Holivud filmi olmamasından yola çıkarak Türkiye’de henüz gösterime girmediğini sanıyorum. Bağımsız
Amerikan sinemasının güzide bir yönetmeni olan Don Roos’a ait. İsmi de: Happy Endings yani Mutlu Sonlar. Fırsatınız olduğunda mutlaka izlemelisiniz. Devam...
« Önceki Sayfa« ÖncekilerSonraki Sayfa » « Önceki Sayfa — Sonrakiler »







