Kadınlar neden uzayan gölgelere takar, ve güneş onlar için neden batmaktadır?

Geçenlerde yan taraftaki profil yazısı için ayrılmış gibi görünen bölüme bir Çin atasözü yazdım. Şöyle diyordu:
“Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa, orda güneş batıyor demektir.”
Bu söz bana çok anlamlı gelmişti, çünkü aklımda hemen hocamın karısı küçük insan Uyen’in, haketmediği halde büyüyen gölgesi canlanmış, ve labımızda güneşin battığı, heryeri karanlıkların bastığı düşüncesi ile içim yine sıkılmıştı. Kendimce bir rahatlama aracı olarak, hemen blogumun bir köşesine yapıştırayım, kendimin ne kadar büyük, onun ise ne kadar küçük olduğunu düşünüp popomu dinlendirmeye çalışayım dedim.
Fakat, neyse ki Meren gibi bir insan ile evliyim. Bugün blogumdaki bu küçük ve anlamsız değişikliği farkeden Meren, son yazının altına şöyle bir yorum girmiş:
“Efenim profilinizin oralara bir yerlere “Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa, orda güneş batıyor demektir.” yazmışsınız. Orada güneş doğuyor da olabilir. Çinlilere muhalefet gibi algılanmasın ama şöyle olsa daha bir anlamlı olurmuş: “bir yerde küçük insanların gölgeleri filan ile ilgilenenler varsa orada birilerinin canı boşuna sıkılacak demektir”. Bunu da “meren demiş” diye kullanabilirsiniz. Ehem.”
İşte kadınlar ve erkekler arasındaki farkı nefiz bir şekilde özetleyen bir durum.
Lise ve üniversite yıllarımın büyük bölümünü, kadınlara ve erkeklere bakıp, neden daha az kadın müzisyen, bilim insanı, yazar, bilgisayar mühendisi vs vs olduğunu sorgulayıp, bu durumu ümitle “kadınlara yüzyıllardır eşit şartlar sağlanmıyor” diye cevaplayarak geçirdim. Bunları düşünürken bir yandan kendimi de -belki de gereğinden fazla- sorgulayıp gözlemliyordum. Bence insan, diğer insanlara ve hayata dair bir şeyleri anlayabilmeyi gerçekten istiyorsa önce kendi içine bakmayı öğrenmek zorunda, çünkü ancak kendimize bakarak bir takım insan davranışlarının ardında yatan sebepleri çözebilme ihtimaline sahibiz. Sonuçta, insan kendisi bir davranışı sergilerken, taa içinde onu niye yaptığına dair -teoride- her türlü geçmişte yaşanmışlık, algıda seçicik, kişisel kompleks ve korkular vs vs gibi bilgilere -yani yapbozun bütün parçalarına- sahip.
Fakat “kendine bakmak” her ne kadar pek öyle zor, rahatsız edici bir işmiş gibi duyulmasa da, insanın yapacağı en zor şeylerden biri bence. Kendime çok fazla baktığım zaman hem kendime hem insanlara olan sevgimi ziyadesiyle yitiriyorum. Ve “iyileşmem” zaman alıyor. İlk kendime bakışımı hatırlarım, korkuyla çığlığı basmıştım. Söylediğim saçma sapan sözlerin, ne bileyim etkilemek isteyeceğim birini gördüğümde içine girdiğim acıklı davranışların, vesairelerimin temelinde yatan zavallıklarımın saklandığı bölmenin kapısını açınca ölmek istedim. “Kendime bakış, kendime gerçekten dürüst oluş” zaman zaman daha yoğun bir şekilde yaptığım bir şey oluyor, ve o dönemlerim çok ağlamalı, çok acılı geçiyor. Neyse ki artık bu süreci anlayan ve dayanabilen bir Meren’e sahibim, çok güzel.
Her neyse, bir kadın olarak da kendime baktım ben haliyle. Ve şunu anladım: kadınlara dair stereotipilerden (yani tipik davranış/düşünüş biçimlerinden) ne kadar çabuk kurtarabilirsem kendimi, bu hayatta o kadar başarılı olabilirim. Aynı durum erkekler için de geçerli, yani tipik erkek davranışlarından sıyrılmaları gerekiyor, ama bana kalırsa erkeklerde öntanımlı olarak bulunan bazı özellikler, onları kadınlara nazaran hayatta daha başarılı yapıyor. Bir şekilde sakin, soğukkanlı, korkusuz olmaya daha yatkınlar sanki. Bu özelliklerin -malesef- evrimsel olduğunu düşünüyorum. Malesef diyorum çünkü “evrimsel”i insanın bünyesinden koparıp atması, “toplumsal”ı atmaktan “bence” daha zor. Öntanımlı olarak stresli, çabuk paniğe kapılan, ürkek kadınların bunları bünyeden koparıp atmaları zorlu bir süreç.
Bu sebeple, artık eskisi gibi umutla “kadınlara eşit haklar verilmiyor ki başarılı olsunlar” diyemiyorum. Bence kadınlarda öntanımlı olarak bulunan habis özellikler var, bence onları ciddi başarılara sahip olabilmekten alıkoyan, eşitsizlikten çok bu özellikler. Yani tamam yüzyıllarca kadınlar ezildiler de, dünya üzerinde yaşamış bunca kadının içinden bir tanesi de çıkıp neden zekice bir plan yapmadı da erkek egemencilere ağzının payını vermedi (ya da ancak yeni yeni veriyor?).
Habis kadın öntanımlarından biri de, yukarıdaki Düygü-Meren örneğinden görülebileceği üzere, kadınların kafaya saçma sapan şeyleri, özellikle de başka kadınları/insanları takmaları. Ve bunun kendilerini yiyip bitimesine izin vermeleri. (Bence kadınlar işte yüzyıllardır bunu yapıyorlar kendilerine). Ben utanarak itiraf ediyorum ki, kafam günün 10 saati hocamın karısı ile meşgul. O zavallı beynimi ilime irfana yorabilirdim, ya da karıyı karşıma alıp düşündüklerimi, sonunda ne olacağından korkmadan, patır patır söyleyebilirdim ama ben ne yapıyorum, küçük insanların büyüyüp küçülen gölgeleri ile uğraşıyorum. Gece gündüz bunun siniri ve gerginliği ile yaşıyorum. Üstelik, kadın kişiye aklı başında bir er kişi tarafından kafaya taktığı bu şeyin anlamsızlığı defalarca açıklansa, ve hatta kadın tarafından bu durum kendiliğinden anlaşılsa dahi, kadın yine de kafaya takmayı beceriyor. Yok gölgeymiş, güneşmiş derken, güneşin batmak yerine doğduğu bir senaryoyu görmeyi kendisi için imkansız hale getiriyor. Yani etrafıma bir bakıyorum da, en son ne zaman “hararetle teknik bir tartışmaya girmiş bir grup kadın gördüm”? Sanırım hiçbir zaman görmedim böyle bir şeyi. Gören varsa söylesin. Kadınlar hep başkalarını konuşuyor.
Kadınların tipik başka özellikleri de var tabi, mesela temizlik yapmak gerektiğine ilişkin derin inanç, gelişmiş iğrenme güdüsü, kafasını bir şeye yormaya üşenme, ayrıntıcı olmama, ilgi bekleme ve ilgi göremeyince karakter atma, gelişmiş kıskançlık… Gelişmiş ürkeklik ve korku, mesela çok evrimsel bir şey bu. Koruma ve korunma içgüdüsü. Sonuçta yavrulara bakmakla “evrimsel olarak yükümlülük” genleri damarlarımızda dolaşıyor. Bu yüzden ne bileyim manyakça sporlar yapan, dağlara tırmanan, tepelerden atlayan, motosiklete takla attıran, kaykayla merdiven inen kadın yok denecek kadar az. Normallik sınırlarının çizildiği yerlerin ötesinde çok az kadın var, çünkü sınırların ötesi tehlikeli ve riskli. Bu bir suç değil, tüü kaka değil. Fakat işte, eğer farklı birşeyler, iyi işler yapabilmek peşindeyse insan, tehlikeyi ve riski göze almak gerekiyor. Bu korkuyu kırmak kadınlar için erkeklere göre çok daha zor.
Liste uzar gider tabi…
Bunlar sadece, Düygü’nün içsel meaceralarından ve itiraflarından bir kupledir. Yukarıdaki genellemelerin dışında kalan kadınlar yok mudur? Elbette vardır, ve de bu yüzden o genellemelerin dışında kalmışlardır zaten :) (Burada bir mantık hatası olabilir sanırım ama üzerinde düşenmeye üşengeç bir kadınım. Mesela bu yazı da özensiz ve üzerinde yeterince düşünülmeyerek yazılmış, ayrıntılar için yeterince vakit harcanmamış bir yazı. Bu açıklamalar da, kendisi hakkında ne düşünüleceğini hesaplayıp tahmin edebildiğini sanan korkak bir kadının açıklamaları.) Falan filan.








Ben de bazen hayvanat bahçelerini kurtarmaya uğraşmak yerine bu işlere mi bulaşsaymışım keşke diyorum. Yine içimdeki aktivist düygülarım kabardı. Yapacak çok iş var. (Biraz da makale mi okusam sanki.)










