Archive for İnsan

Sinirsek Biyolokum’un öğretmenlik meaceraları

Akademisyen olmaya dair beni en çeken şeylerden biri derslere girmek ve öğrencilerin o çok sevdiği, çok “kafa” bulduğu, çok bilgili ama eğlenceli, sınavlarda yaratıcı sorular soran, Facebook’tan arkadaş olarak eklemek için yarıştıkları (tamam o zamanlar Facebook yoktu, ama anladınız siz beni) farklı bir hoca olma düşüncesiydi. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (27)

Bu ikisi arasındaki farkı bulabilir misiniz?

İşte size çok zor bir soru: Aşağıda örneklerini vereceğim iki insan grubu arasındaki farkı bulabilir misiniz? (Hayalimizde kolay canlanması için,  iki ucu kahverengi olan bir değneğin bir ucuna bir grubu, diğer ucuna da ikinci grubu yerleştirelim). Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (25)

Gönüllü olmak üzerine… (paylaşmazsan vatan hainisin)

Geçenlerde, labda benimle (gönüllü olarakbeni böyle kandırmış arkadaş, baya notlu ders olarak alıyormuş) çalışan Chris isimli lisans öğrencimle sohbet ediyorduk. Chris çenesi çok düşük heyecanlı bir gencimiz olduğundan, üstüne bir de her Amerikalı gencin rüyası “Medical School” yani tıp okuluna gitmek istediğinden (Grey’s Anatomy sağolsun), hayatının bu konudaki bütün ayrıntılarını bana -kulağımda kulaklık varmış yokmuş umursamadan- anlatıyor. (Bu anlamda aslında sohbet dediğimiz şeylerin çoğunlukla birer monolog olarak vuku bulduğunu söylesem yalan olmaz). Her neyse, geçen günkü konuşmamızda Chris bana tıp okuluna başvuru için zorunlu kıldıkları gönüllü çalışma ve deneyim edinmeler kapsamında “hospice center” (hospis sentır) denilen bir yerde gönüllü çalışmaya başladığından bahsetti. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (40)

Kendine ait bir odada evrim ve felsefe okumaları…

Ne yalan söyleyeyim, benim felsefe, sosyoloji gibi alanlarda öyle deste deste kitap okumuşluğum yok (biyolojik bilimlerin bu alanlarla kesiştiği kümelere düşen bir iki kitabı okuduğumu saymazsak). Sevmediğimden değil ama sanırım Sofi’nin Dünyası’nı okuduktan sonra elime bir “felsefe için felsefe” kitabı almış değilim (ki aranızdaki gerçek felsefecilerin Sofi’nin Dünya’sına burun kıvıracağına eminim, ama lisedeydim! -Vayyy sanırım özrüm kabahatimden beter, üstüme gelmeyin bre filozoflar.) Bu blogun pek sevgili okuru sizdenizin de farketmiş olacağı üzere, felsefeyle ilişkim daha çok bu sayfalardan atıp tutarak kendi felsefemi yapmaktan ibaret. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (10)

Yuva Belgeseli: Karamsar olmak için artık çok geç!

Bundan sonra yaz kış demeden soğuk su ile duş almaya karar verdim. Çünkü:
1)   Zaten ne zamandır düşünüyorum. Duş alacağım zaman, su ısınsın diye bir süre suyu açık tutuyorum, o sırada bir sürü su boşa akıyor. Zaten sıcak suyla duş almak bir saçma geliyor bana, “vücuduma çarpmadan akıp giden sıcak sular için ne kadar enerji harcandı, yazık o sulara, ne diye ısındılar ki o zaman” diye düşünmekten kafamı şampuanlayamıyorum. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (51)

Hepimiğz Kardeeeğğğşizz

Emrah eğer müzik kariyerini bu sözleri söylediği zamanda bıraksaydı, belki de bugün Türkiye’nin önde gelen ermişleri arasında yavaş yavaş yükseliyor olacaktı. Ne kadar bilgece bir söz! Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Diktatör

inner-demons-kochansky.jpg

Aşağıda okuyacaklarınız benim satırlarım değil. Bunu yazan kişinin yazdığı her şeyin haklarının, öntanımlı olarak, “Creative Commons” türünden bir lisans ile saklı olacağı önkabulünden hareketle, aşağıdaki metni düz yazı halinden manzumeye çeviriyor, kendi kafama göre bir de başlık koyuyor ve ağzınıza layık bu lezzet ile sizleri başbaşa bırakıyorum. (Bu satırların sahibi onları asla bir şiir görünümüne sokmazdı biliyorum, özür diliyorum, dayanamadım). Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (2)

En dürüst ama en yanlış cevap

Yorumlar (10)

Kadınlar neden uzayan gölgelere takar, ve güneş onlar için neden batmaktadır?

kadin.jpg

Geçenlerde yan taraftaki profil yazısı için ayrılmış gibi görünen bölüme bir Çin atasözü yazdım. Şöyle diyordu: Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Bir önceki yazıya zorunsuz ek açıklama

(Bir başka blog girdisi olarak yazıyorum bu açıklamayı ki RSS’ten takip edenler de okuyabilsinler. Öyle de düşünceli bir insanım.) Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (11)

Hutu’lar ve Tutsi’ler

Geçen gün Meren’le “Hotel Rwanda”yı izledik. Birkaç hafta önce Meren tesadüfen Ruanda’da 1994 yılında gerçekleşen soykırım hakkında bir yazı okumuştu. Yazıda 2004 yılında, yani soykırımın 10. yılında, bütün dünyanın konuyu gündeme taşıdığı ve tartıştığından; 1994′te duyurmadıkları, sırtlarını döndükleri bu olayın insanlara duyurulmaya çalışıldığından bahsediliyordu. Biz Türkiye’de 2004 yılında böyle bir konudan bahsedildiğini pek hatırlayamadık. Türkiye medyasının git gide nasıl Amerikan medyasına benzediğini sürekli söylüyorum. Bu bence onun en güzel örneklerinden biri. Sizlere Ruanda’da 1994 yılında neler olduğunu anlattığım zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız. Çünkü bu, Dünya üzerinde gerçekleşmiş, en az Nazi’lerin Yahudi’lere yaptıkları kadar korkunç bir olay. En az onun kadar konuşulması gereken, şimdilerde Sudan’da, Kongo’da, kim bilir bize duyurulmayan nerelerde hala gerçekleşen, “hiçbir şey yapamayacağımızı” düşünsek de, en azından bilmekle yükümlü olduğumuz bir olay. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (21)

“Çok yaşa” Panda!

Şu hayvanın nesli tükeniyor. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (32)

Malazgirt ve İlkyar: gülümseten işler

Malazgirt, sıkıcı ve ezberci tarih derslerinden “binyetmişbir”de Anadolu’nun kapılarını kıraraktan girdiğimiz, günümüzde Muş iline bağlı şirin bir ilçemiz (daha fazla anahtar kelime yazmak istemiyorum, malum zihniyette arkadaşlar tuuuran taktiği ile Google’dan gelerek blogu sarmasınlar). Benim gidip görmüşlüğüm yok, esasen benim için özel bir anlamı da yoktu, taa ki Netameli’nin (yani Hatice Dündar) yaptıklarını öğrenene kadar.Daha önce bahsetmiştim aslında. Hatice, pek de hesapta yokken öğretmen olmuş, tayini Malazgirt’e çıkmış. Sonra bulunduğu okulun eksiklerini gidermek için kampanyadan kampanyaya koşmaya başlamış. Önce okul kütüphanesi için kitaplar topladı, sonra çocukları aldı İstanbul’a götürdü. (Daha birsürü şey var). Şimdi de İstanbul’da çocuklarla buluşup vakit geçiren Ekşi Sözlük yazarları iade-i ziyarete gideceklermiş. Onlara katılmak için sözlük yazarı olmak gerektiğini sanmıyorum (yani bu keyifli vesile ile Malazgirt’i görüp çocuklarla vakit geçirmek pek harika olmaz mı?). Bir de eli boş gitmek istemiyorlar. Yardım etmek isterseniz şuraya bir göz atın. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (26)

Duvar

Çocukken evimizde en sevdiğim ve benim ilgime en çok maruz kalan aletlerden biri, Atari 800 XL‘den sonra “Beta” video kaset oynatıcısı yani “vidyo” idi. Babam bu aleti eve getirdikten sonra o zamanlar muhtemelen “vidyo”larla birlikte ortaya çıkmış olan Raksotek adlı firmanın çeşit çeşit vidyo kasetlerinden almıştı. Tabi o zamanlar vidyo esas olarak kaset kiralayan dükkanlardan kiralanan filmler/çizgifilmler ile, veya boş kaset üzerine televizyondan kaydedilip defalarca izlenen Olacak O Kadar, futbol maçları vesaireler ile beslenirdi. Raksotek işi biraz pahalıya geldiğinden olsa gerek, babam bir kere elinde 5-6 tanesiyle geldi ama bir daha almadık. O kasetlerin bazılarını hala hatırlarım: Vikingler, Uçak Kazaları, Araba Yarışı Kazaları veeeee The Wall – Live in Berlin! Bu sonuncusu, Berlin Duvarı‘nın yıkılışı için Roger Waters (Pink Floyd) tarafından pek çok ünlü müzisyenin bir araya getirilmesi ile düzenlenen inanılmaz bir konserin video kaset kaydıydı. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

War Photographer

Hafta sonu “War Photographer” adlı bir film izledim. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar

Meyl baks, inbaks… Hayır, Posta Kutusu!


Benim küçüklüğümden beri posta kutularına karşı bir zaafım var. Hani posta kutusunun içini gösteren o ince uzun boşluktan, karanlığın siyahı yerine bir beyazlık gördüğünüz ve onun bir fatura olmadığını anladığınız bir an vardır. Posta kutusunun anahtarını bulmak üzere çantanıza elinizi heyecanla uzatmanıza vesile olan bir andır o. İşte ben ona bağımlıyım, uyuşturucuya bağımlı gibi bağımlıyım hem de. Posta kutusunun kapağını açınca mektupların düşmeye meylettikleri, benim onları tutup elime aldığım ana bağımlıyım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (12)