Assateague Adası ve Yaban Ponileri

Benim problemim şu hayatta yapmak istediğim her şeyi kafamda kocaman işler haline getirmem. Mesela şu blog yazısını ne zamandır yazacağım, yok biraz daha araştırayım, güzel bir şeyler yazayım filan derken hayat geçip gidiyor. O sırada ben paylaşamadığım yüzlerce fotoğrafa dönüp bakacak vakti bile bulamıyorum. Niye, maksat her şey mükemmel olsun, kafamda büyüdükçe büyüyen, sofistikeleştikçe ürkünçleşen o kalıba otursun. Eşittir: üşenilsin, cesaret edilemesin. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (2,061)

Entel Yapbozu (arşiv)

Bir zamanlar Moleschino adında şahane bir kollektif blogumuz vardı, aslında hala da var, okumak isterseniz yazılar nefiz, sadece uzun zamandır hiçbirimiz yazmıyoruz. Geçenlerde oradaki yazılarımın yedeklerinin bende bulunmadığını hatırladım, hem Biyolokum’a biraz hareket gelsin, hem de yazılar burada yedeklensin amacıyla, daha önce okumamış olanlarınız için Moleschino yazılarımı ara ara buradan da yayınlayacağım. İlk yazı, 2007 yılında yazmış olduğum Entel Yapbozu. Önceden okumuş olanlarınızı ise hayal kırıklığına uğrattıysam çok özür diliyor, gelecek maçlara işallah, maşallah diyorum. :)
Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (1,730)

Nazenin solucan Pristina ve saz arkadaşı Paranais

Son birkaç haftadır blogun eski ve yeni sevenlerinden gelen ”ama yeni yazılar nerede, biz seni çok sevdik” mesajlarının etkisiyle, bugün işin gücün arasında, blog yazma isteğini daha fazla bastıramadım ve yaptığım deneyin 30′ar dakikalık aşamaları olmasını da fırsat bilerek, ne yalan söyleyeyim parolasını bile hatırlamakta güçlük çektiğim bloguma geldim, işte karşınızdayım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (1,165)

Gazpaço – Yaz günleri için nefis Endülüs çorbası

Geçenlerde bir arkadaşımın annesi için bu tarifi yazınca sizlerle de paylaşayım dedim. Birkaç sene önce İspanya’da gezinirken öğrendiğim bu nefis yaz çorbasını her sene mutlaka bir kez yapıyorum. Yiyenler de çok seviyor. Çok da kolay. Ramazan’da oruç tutanlar için Ramazan sofrasında hafif bir açılış için (tercihen hurmadan sonra ;), tutmayanlar için öğlen sıcağında serinleyerek karın doyurmak için birebir. Üstelik bayat ekmek, yumuşamakta olan domates gibi malzemeleri de değerlendirmiş oluyorsunuz. İşte karşınızda Gazpaço! Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (2,517)

Sedirde al yeşil, dal dal Bursa ipeklisi

Bursa ipeklisi değil aslında, gavurun yaptığı bir kumaş. Çok güzel bre! İnsanın zamanla zevkinin değişmesi de düşündürebilirdi bizi bu şahane Vaşingtın akşamında, ve bu yazı değişen zevkler ve renkler üzerine bir laflama olabilirdi, ama hiç girmeyelim, ne gereği var. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (2,046)

Temiz miyim, temiz misin, temiz mi? Hem evet hem hayır.

Geçen ay annem Türkiye’den ziyarete geldi, bende bir bayram havası. Önce yeni taşındığım yerleri gördü, başkenti pek sevdi, temiz, düzenli, müzeler güzel (üstelik de ücretsiz). Sonra tuttum kolundan “bir de New Orleans’ımızı gör” diye aldım götürdüm. Zaten illa ki de gidecektik zira annemi ABD’ye gelmeye (bunca senenin sonunda) ancak “Mezuniyet törenim var Mayıs’ta, gelmicek misin? Beni oralarda yalnız mı bırakacaksın” şeklindeki 100% sonuç veren duygu sömürüsü tekniğim ile ikna edebilmiştim. Aslında biz o yüzden New Orleans’tayız. Neyse annem Çinli ev arkadaşımın ve Meren’in kendilerini salarak hiçbir temizlik işine girişmemiş oldukları, banyosunu küf, yerini 3 barnak kalınlığında toz kaplamış evimizi görünce tabi bi irkildi. Ama daha bu neydi ki, bi de o sevgili hamam böceklerimizi görsündü, Bourbon sokağının kusmuklu, kokulu kaldırımlarından yürüsündü… Gördü ve yürüdü netekim. Eğer benim mezuniyet törenim ve Bourbon sokağının gay barlarının bir içim su dansçıları olmasa, anneme New Orleans’ı sevdirmek pek mümkün olmayacaktı anlaşılan. Ha bir de Hayvanat Bahçesi ve Oak Alley Plantation. Bunlardan bir sonraki yazımızda bahsedeceğim. Ama bugün konumuz temizlik. Konuyla ilgili pek fotoğraf çekmediğim için (temizlik konusu) annemin New Orleans’ta gezerken çektiği fotoğrafları yazıya serpiştireceğim -ki pis bir yer olmasına rağment o bizim NiOrlins’ımızdır, bunu unutmayalım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (1,052)

Dahlia à Paris

Geçtiğimiz yaz bir konferans için Paris’teydim. Her gittiğim şehirde/memlekette Doğa Tarihi Müzesi, Botanik Bahçesi, Hayvanat Bahçesi gibi yerleri mutlaka görmeye çalışıyorum. Paris’te Muséum nationelle d’Histoire Naturelle‘in Jardin des Plants (botanik bahçesi) kısmını görme fırsatım oldu. Böyle şahane çiçekler vardı: Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (1,482)

Mutlak karanlıkta şeker kıvılcımları

Yeni çalışmaya başladığım laboratuvarda (bir ara ayrıntılı bahsederim diye umuyorum) bir doktora öğrencisi var (Ed). Daha Maryland’e taşınmadan önce, şans eseri, Kasım’da gittiğim bir kursa Ed’i de kabul ettikleri için birlikte vakit geçirme şansımız olmuştu ve iyi anlaştık. Hatta o kadar iyi anlaştık ki, birlikte mağaracılık etkinliklerine katılmaya başladık. Bu yazımızın konusu da mağaracılık nitekim.

Read the rest of this entry »

  • Share/Bookmark

Yorumlar (1,460)

Başkentin kıyısında yeni hayat ve yeni ev arkadaşları

Tam anlamıyla bir erteleme psikolojisi içindeyim, bir ay önce tamamlayıp, doktora danışmanım Ken’e göndermiş olmam gereken bir makale var. O kadar erteliyor o kadar üşeniyorum ki, bu gece suçluluktan kabuslarıma girdi. Yine de ben oturdum blog yazacağım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (1,334)

Yazamadıysam sebebi var…

Hem de o kadar çok sebebi var ki, üç blog olur, bi kitap olur. Ben de kitap olsun istiyorum, buna karar verdim. Kim bilir ne zaman. İnşallah, maşallah. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (1,645)

FUYASA ve Picasa

Bir süredir aklıma estikçe Friend Feed üzerinden bana ilginç gelen hayvanlarla ilgili fotoğraf ve kısa bilgiler paylaşıyordum. 2010′un Uluslararası Biyoçeşitlilik Yılı ilan edilmesi sebebiyle, bunu biraz daha sık ve düzenli yapmaya karar verdim. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (1,859)

Gemim gidiyor baştan

Geçtiğimiz haftalarda hayırlı bi iş için Maryland eyaletindeki College Park’a, oralara gitmişken de Baltimore ve Washington D. C. taraflarına yolum düştü. Meren’le birlikte pek sevdiğimiz arkadaşlarımızı da ziyaret etme fırsatı yakalamış olduk. Bu bölgedeki şehirlerin çoğunun denize kıyısı var. Bu yüzden her yer irili ufaklı yat limanları ile dolu. Özellikle Baltimore’un çok şirin bir limanı vardı. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (100)

Sualtı fotoğrafçısı Brian Skerry ve Köpekbalıkları

Bugün ne zamandır dinlemediğim Jonny Lang – Lie To Me albümünü dinleyerek evde bozulmaya yüz tutmuş üç kabaktan mücver yaptıktan ve mücver yapmanın bir Lie To Me albümü sürdüğünü keyifle farkettikten sonra, tabağıma koyduğum mücverin yanına çokça yoğurt boca edip, soğuk bir şişe Abita bira alıp bilgisayarda TED‘den birkaç video izleyeyim dedim. Son yayınlanan konuşmalar arasında gözüme hemen okyanus maviliği ile çarpan bir tanesine tıkladım. Konuşma National Geographic fotoğrafçısı Brian Skerry‘e aitti. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (3,487)

Bir macera aracı olarak üflemeli çalgılar

Hayatta ne iş yapıyor olursam olayım, yanında birazcık da müzik yapabilmeyi çok isterdim. Bu yüzden, “jam” keyfi içinde enstrümanı ile bütün, saz arkadaşları ile ahenkli müzisyenleri gördükçe, oturup yapılan müziğin tadını çıkarmak yerine huzursuzlanıyormuşum meğer (huzursuzlanmak için hiçbir fırsatı kaçırmam, adım gibi düygülüyüm).  Kimi kültürlerde buna “kıskançlık” deniyor olma ihtimali var :) Bense kıskançlık duygusundan o kadar ödü kopan bir insanım ki, sırf üzerime “kıskanç” etiketi yapışmasın diye “huzursuzlanmak” gibi bir kelimeyi seçmeme sebep olan “ortada kuyu var yandan geç” felsefesini utanmazca sergiliyorum bakınız. Neyse bu kıskançlık konusuna bilahare geleceğiz bu blogda sevgili okur. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (1,853)

Ay Çarpması Düğün

Önnot: En güzeli, aşağıdaki uzun yazıya blog girdisinden ziyade bir öykü muamelesi yapılması. Tek amacım aşağıda anlatılan bu tatlı günü kayıtlara geçirmek olduğundan, yazının uzunluğundan gözü korkup pencereyi kapatacak olanları son derece anlayışla karşılayacağımı önceden belirtmek isterim :) Fotoğraflar Meren’in şuradaki günlük yazısını okumuş olanlara tanıdık gelecektir. Ama yazılar farklı. (Bu da, aynı güne benim bakışım).
Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (1,907)

FOTOROMAN: “Olması gerektiği gibi bir cumartesi”

Cumartesi sabahı kalktım, Meren’e dedim ki “Hadi La Madeleine’den benim şu sevdiğim palmier denilen tatlıdan al da gel, kahvaltı yapalım. Hatta bir tane de kiş (quiche) alsana, ikimiz paylaşalım.” (oradaki “La”, tükkanın ismi Fransızca olduğundan, yoksa Meren’le lanlu lunlu konuşmuyorum). O çıktı, ben de filtre kahve yaptım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (1,544)

Pelikan ve kronometre meselesi

Aşağıdaki yazıyı Aralık 2009 civarı (+ – 1 ay) yazmışım. Geçenlerde buldum. Biraz orasını burasını düzelttim. An itibariyle yazıdaki ruh halinden çok uzaklardayım. Hâlâ pek çok konuda kararsızlıklarım olsa da iyiyim, pek iyiyim üzerinize afiyet. Ama yazıyı da paylaşasım geldi. Kendisine bir kısa öykü muamelesi yapılabilir pekâla. Yapılmayabilir de, paşa gönlünüz bilir. Keyfinizin kâhyası mıyım? Değilim. Buyrun:
Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (2,715)

Mistır Özpolat

2010′un sonuna doğru mezun olacağım bir aksilik olmazsa. Bu yüzden bu aralar sürekli, daha önce yüz yüze tanışmadığım insanlarla bir takım yazışmalar yapıyorum. Çoğunlukla “Amca sizin lab çok güzel görünüyo, beni de alsanıza, ben de oynarım ki ordaki oyuncaklarlan” içerikli bu yazışmalarda muhatabım olan kişiler, dizi dizi makaleler yazmış akıllı bilim insanları oluyor. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (443)

Wherever you go there you are

Küçük bi not düşüyorum bugün: Wherever you go there you are. Göze ne kadar da basit görünen bir cümle değil mi? Hiç öyle göründüğü kadar basit değil aslında. Hayatın kocaman sırlarının şöyle üç-beş kelimeye sığmasına bayılıyorum. Tek problem, böyle sözleri anlamaya ihtiyacınız olduğu anda anlamıyorsunuz. Ne zaman ki deneyimler sizi pişiriyor, ne zaman ki bilgiye erdeme vakıf oluyorsunuz, o üç-beş kelimenin derinlerde yatan esas anlamı size görünür oluyor. O zaman da işinize yaramıyor sanki, çünkü zaten öğrendiniz bu cümlenin ne demek olduğunu, deneyimlediniz. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (2,250)

Kaynamış Kerevitteki Romantizm

Bu New Orleans’ta en çok ama en çok sevdiğim şey nedir biliyor musun sevgili okur? En çok ama en çok sevdiğim şey New Orleans’ın aylar süren baharıdır. Dur korkma, romantikleşip öten kuşları filan anlatmayacağım (tamam anlatacağım biraz ama söz bu yazıda bol bol barbarlık, entrika, kin filan da var). Sulak memleketin her yerinden fışkırmış yeşilliklerin ve koca gövdeli kıvır kıvır dallı ağaçların coştuğu, japon manolyalarının çiçek açıp yollarınıza gül döktüğü, sizin de sabah okula-işe o çiçeklerin döküldüğü kaldırımlardan saçınızı attırarak yürürken “ahaytt benim için, ne gereği vardı, hayranlarım, sizlerle varım” filan diye kendinizi kırmızı halı artisi sandığınız bir mevsimdir. İnsan denilen varlığın vücudunun kendini en mutlu hissettiği nem ve sıcaklılar, şu hani Ankara’da üç gün süren o nefis bahar havalarından bahsediyorum, New Orleans’ta aylarca sürer. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (1,947)

« Önceki Sayfa« ÖncekilerSonraki Sayfa » « Önceki SayfaSonrakiler »