<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>"Kriptografi Gördüm", Wunjo...</title>
	<atom:link href="http://www.biyolokum.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.biyolokum.com</link>
	<description>Wabi-Sabi evreni içerisinde nesnelerin fiyatından ötürü sahip oldukları materyal değer ve bu değerin yarattığı hiyerarşi yok sayılır. Bu, insanların konumlarından ötürü sahip oldukları değer için de geçerlidir. Çünkü bir şeye değer vermek aynı zamanda başka şeyleri değersiz saymaktır.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 24 Jun 2010 15:38:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>FUYASA ve Picasa</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2010/06/fuyasa-ve-picasa/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2010/06/fuyasa-ve-picasa/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 13:56:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğa ve Hayvanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1385</guid>
		<description><![CDATA[Bir süredir aklıma estikçe Friend Feed üzerinden bana ilginç gelen hayvanlarla ilgili fotoğraf ve kısa bilgiler paylaşıyordum. 2010&#8242;un Uluslararası Biyoçeşitlilik Yılı ilan edilmesi sebebiyle, bunu biraz daha sık ve düzenli yapmaya karar verdim. Bugün de, &#8220;aslında bloga da koysam ne güzel olur&#8221; diye düşündüm ama sonra üşendim. Sebebi Picasa (bakınız aşağıda açıklıyorum). Eğer çeşit çeşit [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süredir aklıma estikçe Friend Feed üzerinden bana ilginç gelen hayvanlarla ilgili fotoğraf ve kısa bilgiler paylaşıyordum. 2010&#8242;un <a href="http://www.countdown2010.net/year-biodiversity" target="_blank">Uluslararası Biyoçeşitlilik Yılı</a> ilan edilmesi sebebiyle, bunu biraz daha sık ve düzenli yapmaya karar verdim.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.countdown2010.net/2010/wp-content/uploads/logo-200x200.jpg" alt="" width="200" height="200" /></p>
<p>Bugün de, &#8220;aslında bloga da koysam ne güzel olur&#8221; diye düşündüm ama sonra üşendim. Sebebi Picasa (bakınız aşağıda açıklıyorum). Eğer çeşit çeşit hayvanatla ilgili paylaştıklarımı takip etmek isterseniz ve Friend Feed hesabınız yoksa şu bağlantıdan edebilirsiniz: <a href="http://friendfeed.com/search?q=%23FUYASA" target="_blank">FUYASA</a> (Güncelleme: Sevgili Nazım bu hayvanatlı miniblog yazılarını derledi, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2010/06/merabaaa-cuceyim-ben.html" target="_blank">Prensese Mektup yazdık</a>). (Daha bile güncelleme: Yorumlardaki öneriyi dinledim, dayanamadım bunun için ayrıca blog açtım <a href="http://fuyasa.blogspot.com/" target="_blank">FUYASA</a>)</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh5.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TBt3j49e6DI/AAAAAAAAEjs/0prPbm7QZSs/s640/ff.jpg" alt="" width="640" height="587" /></p>
<p><strong>FUYASA</strong>: &#8220;Fütursuz Yaban hayat Sarılganları&#8221; anlamına geliyor. Bu terim ilk kez 2010 yılında, önemli bir yaban hayat tartışması sırasında ortaya atılmış (Eren and Özgül, 2010). &#8220;Tehlikeli demem, ıstırır diye korkmam, tükürür diye çekinmem, fütursuzca sarılganırım ki bu heyvana ben!&#8221; felsefesinin insanları, Timsah Avıcısı Steve&#8217;ler bu terim ile tanımlanıyor efenim. Son derece bilimsel (ehem).</p>
<p>Bu FUYASA mini-yazılarını blogdan da yayınlamaya üşenmeme sebep neden Picasa peki? Picasa Google&#8217;ın fotoğraf paylaşım aracı. Ben de bloga koyacağım fotoğrafları Picasa&#8217;da tutuyor, bloga da Picasa üzerinden koyuyorum. Canım ülkemde Google&#8217;ın çeşitli hizmetleri yasaklandığından, Picasa&#8217;dan paylaşılanlar görünmüyormuş. Sonra bir duyuyoruz ki düzelmiş, iyiymiş, tekrar bi haber geliyor ki yok yine görünmüyormuş. Sırf bunun için gittim Flickr hesabı açtım, ama Picasa&#8217;daki rahatlık güzellik yok. Velhasılı bloga fotoğraf koyma işi, &#8220;onca işimin arasında!&#8221; beni üşenmeye sevkedecek gereksiz bir karmaşıklığa büründü. Ama Friend Feed üzerinden rahat oluyor. Siz de FUYASA&#8217;dan mahrum kalmayın diye haber vereyim dedim :) Yasaklar kalkınca benim üzerimdeki üşengeçlik bulutu da kalkar belki. Buradan da eğleniriz.</p>
<p>Bu arada bu blog yazısındaki (2010 biyoçeşitlilik logosu dışındaki) resmi gören var mı? (Türkiye&#8217;ye sesleniyorum).</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2010%2F06%2Ffuyasa-ve-picasa%2F&amp;linkname=FUYASA%20ve%20Picasa"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2010/06/fuyasa-ve-picasa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gemim gidiyor baştan</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2010/06/gemim-gidiyor-bastan/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2010/06/gemim-gidiyor-bastan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2010 04:22:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğa ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[üzüntü ve muz kabuğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1362</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz haftalarda hayırlı bi iş için Maryland eyaletindeki College Park&#8217;a, oralara gitmişken de Baltimore ve Washington D. C. taraflarına yolum düştü. Meren&#8217;le birlikte pek sevdiğimiz arkadaşlarımızı da ziyaret etme fırsatı yakalamış olduk. Bu bölgedeki şehirlerin çoğunun denize kıyısı var. Bu yüzden her yer irili ufaklı yat limanları ile dolu. Özellikle Baltimore&#8217;un çok şirin bir limanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz haftalarda hayırlı bi iş için  Maryland eyaletindeki College Park&#8217;a, oralara gitmişken de Baltimore ve Washington D. C. taraflarına yolum düştü. Meren&#8217;le birlikte pek sevdiğimiz arkadaşlarımızı da ziyaret etme fırsatı yakalamış olduk. Bu bölgedeki şehirlerin çoğunun denize kıyısı var. Bu yüzden her yer irili ufaklı yat limanları ile dolu. Özellikle Baltimore&#8217;un çok şirin bir limanı vardı.</p>
<p><img class=" alignnone" src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-qDkrtQI/AAAAAAAAJfU/l6ph8JJAbB8/s640/baltimore-meren-1200px.jpg" alt="" width="640" height="122" /></p>
<p><em>(Bu panoramayı Meren Bey çektiler. Büyük boyutlusu <a href="http://meren.org/blog/2010/06/baltimore-limanindan-isyanlara-yelken-acmak/" target="_blank">şurada</a>.)</em></p>
<p>Zaten tüplü dalış yüzünden heyheylenmiş olan deniz/okyanus aşkım, buralarda nefis yelkenlileri, teknesinde yaşayan insanları görünce iyice alevlendi. Kendimi &#8220;acaba bir teknede yaşamak nasıl olurdu, acaba beni miço olarak alacak bi kaptan bulsam bana da öğretirler mi gemi sürmeyi&#8221; gibi düşüncelere gark olmuş buldum. Kendime geldiğim anlarda da birkaç fotoğraf çektim.</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TBhFA-iopRI/AAAAAAAAEiU/TTeaHwDCcao/s640/DSC_0020-1k.jpg" alt="" width="640" height="425" /><br />
<p class="wp-caption-text">Baltimore limanında, restore edilmiş eski yelkenli. (Yukarıdaki panoramaya dikkatli bakın, bakalım bu şahane şeyi orada da görebilecek misiniz).</p></div>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TBhFBlf9dBI/AAAAAAAAEiY/MjS6lSt5UuI/s640/virginiada%20teknelerk.jpg" alt="" width="640" height="425" /><p class="wp-caption-text">Virginia&#39;da yekenli tekneler </p></div>
<p>Bu hafta sonu da, Louisiana&#8217;nın en güneyinde, petrol sızıntısının en fena vurduğu yerlerden biri olan Grand Isle&#8217;a (yani Büyük Ada&#8217;ya) gittik. <a href="http://maps.google.com/maps?f=q&amp;source=s_q&amp;hl=en&amp;geocode=&amp;q=grand+isle+la&amp;sll=37.0625,-95.677068&amp;sspn=32.610437,79.013672&amp;ie=UTF8&amp;hq=&amp;hnear=Grand+Isle,+Jefferson,+Louisiana&amp;ll=29.51133,-89.983521&amp;spn=1.118618,2.469177&amp;z=9" target="_blank">Şurası</a>. Pek sevdiğimiz yerel gazete The Levee&#8217;nin editörü arkadaşımız, Meren&#8217;den birkaç fotoğraf çekmesini istemişti. Bu bölgede halkın en ciddi geçim kaynağı balıkçılık ve karides avı. Ayrıca istiridye ve kerevit çiftlikleri de bulunuyor buralarda.</p>
<p>Bugünlerde haliyle sürekli petrol sızıntısı haberleri okuyor, dinliyoruz. Bu haberlerden birinde duyduğum kadarıyla, bu sıralar pek az balıkçı suya açılıyormuş. Açılıp da geri dönenlerle de &#8220;eee karidesler müşterilerin ağzına layık yağa bandırılmış halde mi bari?&#8221; diye dalga geçiliyormuş (İngilizce&#8217;de petrol için de &#8220;oil&#8221; kelimesi kullanılıyor, yağa bandırmak da ordan geliyor). Anlayacağınız, balıkçıların işler kesat olduğundan, biz dükkanı kapamış uslu uslu oturan bol bol tekne görmüş olduk. Ben de birkaç tanesinin fotoğrafını çektim. Ama Grand Isle yolu üzerinde, dönüşte nasıl olsa dururuz diyerek çekmediğim ilginç birkaç tanesini, dönüş yolunda uyuyakalarak kaçırmış oldum. Belki gelecek haftalarda petrolün ne kadar yayıldığına göz atmak için tekrar gideriz, o zaman fırsatım olur.</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TBhNSDWz2AI/AAAAAAAAEjU/vUgZtanWQPE/s800/DSC_0009-1-640.jpg" alt="" width="640" height="425" /><br />
<p class="wp-caption-text"> Grand Isle&#39;da tekneler</p></div>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img class="alignnone" src="http://lh3.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TBhFGsUgvdI/AAAAAAAAEic/NUVL7KZlm6k/s640/DSC_0007-1k.jpg" alt="" width="640" height="425" />Grand Isle&#8217;da tekneler </dt>
</dl>
</div>
<p>Bu arada, işin ironik yanı, tamam ham petrol her yere yayılıp ortamın ekolojisini mahfediyor, Poseidon BP&#8217;nin belasını versin ama, geçenlerde sizlerle paylaştığım videoda Brian Skerry&#8217;nin anlattıklarına göre bu karides avcılığı da çok kalpsiz bir işmiş meğer. Yani petrolün sızmadığı, BP&#8217;nin hiç var olmadığı o paralel evrende de, karides avı o kadar can sıkıcı bir şekilde yapılıyor ki, hani eğer şu &#8220;kırmızı et yemiyorum ama deniz ürünleri yiyorum&#8221; türü vejeteryanlardan iseniz, bunları okuyunca deniz ürünlerine de hoşçakal deme olasılığınız var.</p>
<p>Doğa ananın karnına geçireceği aparkat için kullandığı kollarını adeta arkasına gizlemiş ve şirin bir balıkçı teknesi görünümüne bürünmüş bu canavarlara aldanmayın. Aşağıdaki fotoğrafı Mississippi&#8217;de dolaşırken geçen sene çekmiştim. Arka iki yanda gördüğünüz o yeşil şeyler teknenin ağları. Üstte bu ağlara bağlı iki kahverengi dikgörtgen var. Bütün bu düzeneğe &#8220;trol&#8221; adı veriliyor. Hani çevreci organizasyonların bas bas bağırdığı, karşı çıktığı &#8220;trolle avlama&#8221; işinin canavar kolları işte bunlar.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TBhFT0gAP8I/AAAAAAAAEik/UzC5ttfK60M/s640/swamp17.jpg" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Şöyle açılıveriyorlar  (aparkat atmaya hazırlanış):</p>
<div class="mceTemp">
<dl class="wp-caption alignnone" style="width: 410px;">
<dt class="wp-caption-dt"><img src="http://www.lacoast.gov/education/classroom/shrimpboat%20in%20Vermilion%20Bay.jpg" alt="" width="400" height="300" /><p class="wp-caption-text">(fotoğraf LAcoast.gov&#39;dan)</p></div>
<p>Sonra da deniz tabanına bırakılıyorlar. Skerry de konuşmasında açıklıyor, özetle taban boyunca sürünerek önüne ne çıkarsa topluyor bu düzenek. (Bu arada konuşmayı Türkçe&#8217;ye çevirdim. Bugün yarın TED&#8217;de Türkçe seçeneğinin çıkması lazım. Video <a href="http://www.ted.com/talks/brian_skerry_reveals_ocean_s_glory_and_horror.html" target="_blank">burada</a>. Afiyet şeker olsun.)</p>
<p>Tabi asıl amaç karides avlamak olduğu için, arada ağa hasbelkader orada olduğu için giren diğer hayvanların hepsi güvertede boşuna can vermiş oluyor. Bu arada tabanda bu metal kolların sürtünmesi yüzünden harap olan süngerleri, bir sürü canlıya yaşam alanı sağlayan diğer canlıları da unutmayalım. Söze Brian Skerry&#8217;nin fotoğrafları ile devam edeyim en iyisi:</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TBhFdQbyI6I/AAAAAAAAEio/wSQ5jp0aqrM/s640/trawler.jpg" alt="" width="640" height="425" /><p class="wp-caption-text">Trolün su altındaki görüntüsü (eşittir doğa ana nakavt, kanlı ağzını ringde yattığı yerden silerek, az sonra yok yere yaşamını yitirecek yavrularına bakıyor) © Brian Skerry</p></div>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TBhFdl955vI/AAAAAAAAEis/FWvBhjXQZzs/s640/trawler2.jpg" alt="" width="640" height="425" /><p class="wp-caption-text">Yakalanan kilo kilo canlıdan, balıkçının kullanacağı bir avuç karides. Can vermiş sevimli &quot;pufferfish&quot;lere bakıp insanın ağlayası gelmek :( © Brian Skerry</p></div>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TBhFdoAxbpI/AAAAAAAAEiw/4HD06BSkPEA/s640/trawler3.jpg" alt="" width="640" height="426" /><p class="wp-caption-text">Tekneden kürekle denize &quot;çöp&quot; olarak geri dökülen ÖLÜ yan avlar. İnanılmaz bir katliam, inanılmaz! © Brian Skerry</p></div>
<p>Ben bu yazıya başlarken aslında deniz aşkından, yelkenlilerden filan bahsedecektim, ama denizin kokusu, maviliği filan derken insanı aldatarak gözden kaçıveren o cani tekneleri bu defa göz ardı edemedim. Doğayla barışık tatlı yelkenlilerin fotoğrafını çekersem tekrar gireriz belki o konuya. O vakte kafayı BP&#8217;ye mi, balıkçılara mı neye takmalı bilmiyorum, ama kafaya takacak bir şeyler bulmak zor olmayacak gibi görünüyor. Ben de bahaneyle doktorayı filan bitiremeyceğim böyle giderse :/ (Annecim şaka yaptım yahu).</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2010%2F06%2Fgemim-gidiyor-bastan%2F&amp;linkname=Gemim%20gidiyor%20ba%C5%9Ftan"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2010/06/gemim-gidiyor-bastan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sualtı fotoğrafçısı Brian Skerry ve Köpekbalıkları</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2010/06/sualti-fotografcisi-brian-skerry-ve-kopekbaliklari/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2010/06/sualti-fotografcisi-brian-skerry-ve-kopekbaliklari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jun 2010 04:20:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğa ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[üzüntü ve muz kabuğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1352</guid>
		<description><![CDATA[Bugün ne zamandır dinlemediğim Jonny Lang &#8211; Lie To Me albümünü dinleyerek evde bozulmaya yüz tutmuş üç kabaktan mücver yaptıktan ve mücver yapmanın bir Lie To Me albümü sürdüğünü keyifle farkettikten sonra, tabağıma koyduğum mücverin yanına çokça yoğurt boca edip, soğuk bir şişe Abita bira alıp bilgisayarda TED&#8216;den birkaç video izleyeyim dedim. Son yayınlanan konuşmalar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün ne zamandır dinlemediğim <a href="http://www.last.fm/music/Jonny+Lang/Lie+To+Me" target="_blank">Jonny Lang &#8211; Lie To Me</a> albümünü dinleyerek evde bozulmaya yüz tutmuş üç kabaktan mücver yaptıktan ve mücver yapmanın bir Lie To Me albümü sürdüğünü keyifle farkettikten sonra, tabağıma koyduğum mücverin yanına çokça yoğurt boca edip, soğuk bir şişe Abita bira alıp bilgisayarda <a href="http://www.ted.com/" target="_blank">TED</a>&#8216;den birkaç video izleyeyim dedim. Son yayınlanan konuşmalar arasında gözüme hemen okyanus maviliği ile çarpan bir tanesine tıkladım. Konuşma National Geographic fotoğrafçısı <a href="http://www.brianskerry.com/" target="_blank">Brian Skerry</a>&#8216;e aitti.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="446" height="326" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="wmode" value="transparent" /><param name="bgColor" value="#ffffff" /><param name="flashvars" value="vu=http://video.ted.com/talks/dynamic/BrianSkerry_2010Z-medium.flv&amp;su=http://images.ted.com/images/ted/tedindex/embed-posters/BrianSkerry-2010Z.embed_thumbnail.jpg&amp;vw=432&amp;vh=240&amp;ap=0&amp;ti=873&amp;introDuration=15330&amp;adDuration=4000&amp;postAdDuration=830&amp;adKeys=talk=brian_skerry_reveals_ocean_s_glory_and_horror;year=2010;theme=to_boldly_go;theme=a_taste_of_mission_blue_voyage;theme=new_on_ted_com;theme=ocean_stories;event=Mission+Blue+Voyage;&amp;preAdTag=tconf.ted/embed;tile=1;sz=512x288;" /><param name="src" value="http://video.ted.com/assets/player/swf/EmbedPlayer.swf" /><param name="bgcolor" value="#ffffff" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="446" height="326" src="http://video.ted.com/assets/player/swf/EmbedPlayer.swf" flashvars="vu=http://video.ted.com/talks/dynamic/BrianSkerry_2010Z-medium.flv&amp;su=http://images.ted.com/images/ted/tedindex/embed-posters/BrianSkerry-2010Z.embed_thumbnail.jpg&amp;vw=432&amp;vh=240&amp;ap=0&amp;ti=873&amp;introDuration=15330&amp;adDuration=4000&amp;postAdDuration=830&amp;adKeys=talk=brian_skerry_reveals_ocean_s_glory_and_horror;year=2010;theme=to_boldly_go;theme=a_taste_of_mission_blue_voyage;theme=new_on_ted_com;theme=ocean_stories;event=Mission+Blue+Voyage;&amp;preAdTag=tconf.ted/embed;tile=1;sz=512x288;" bgcolor="#ffffff" wmode="transparent" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
Bu konuşmanın henüz Türkçe altyazısı yok, fakat TED&#8217;deki hayat değiştiren, algı kaydıran, yüze tokat gibi çarpan, insanı kendine getiren ya da kendinden geçiren harika konuşmalar, TED&#8217;in başlattığı bir &#8220;<a href="http://www.ted.com/OpenTranslationProject" target="_blank">Open Translation Project</a>&#8221; sayesinde birçok dile çevriliyor. Bunların arasında Türkçe de var. Yani yeterli derecede İngilizce bilmiyorsanız dahi videoların bir çoğunu artık Türkçe altyazı ile izleyebiliyorsunuz. Vaktim olursa ve ben üstlenene kadar bir başka gönüllüsü çıkmazsa yukarıdaki videoyu da ben çevirmeye çalışacağım.</p>
<p>Brian Skerry&#8217;i tanımıyordum önceden. Uzun zamandır National Geographic almışlığım da yok malesef (bilimsel makale okumaktan içlerim kurudu). Konuşmasında gösterdiği fotoğraflardan o kadar etkilendim ki bunlardan birkaçını paylaşmak istedim.</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh6.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TAxi5wseIfI/AAAAAAAAEfQ/Ph1rFYmFSy4/s800/brianskerry1.jpg" alt="" width="640" height="425" /><p class="wp-caption-text">Beyazuç köpekbalığı ve biyolog © Brian Skerry</p></div>
<p>Skerry&#8217;nin bu seriyi hazırlamaktaki amacı, sürekli bir canavar gibi gösterilen köpekbalıklarının <strong>doğal</strong> yüzünü insanlara göstermek.</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TAxi6Dk3ZvI/AAAAAAAAEfU/GKdwMvsvdeQ/s800/brianskerry2.jpg" alt="" width="640" height="427" /><p class="wp-caption-text">Batı Avustralya kıyılarında bir balina köpekbalığı © Brian Skerry</p></div>
<p>Skerry&#8217;nin verdiği bilgiye göre, her yıl 100 milyon adet köpekbalığı insanlar tarafından avlanarak öldürülüyor.</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh6.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TAxi6TYUBLI/AAAAAAAAEfg/pjCR0Pt6gu4/s800/brianskerry4.jpg" alt="" width="640" height="425" /><p class="wp-caption-text">İstavritlerle kardeş kardeş yüzen kaplan köğekbalığı © Brian Skerry</p></div>
<p>Bu fotoğrafı konuşması sırasında gösterirken Skerry, köpekbalıklarının gördükleri her canlının ardından onu yemek için gözleri dönmüş şekilde yüzen cani yaratıklar olmadıklarını, yüzüne gölgesi düşmüş o iki balıkla tatlı tatlı yüzmekte olan bu dişi kaplan balığı ile anlatmak istediğini söylüyor.</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TAxi6EFr03I/AAAAAAAAEfY/t0y326BAUJs/s800/brianskerry3.jpg" alt="Yaklaşık 1 yaşındaki limon köpekbalığı, mangrov ormanında yüzüyor" width="640" height="427" /><p class="wp-caption-text">Mangrov ormanında yüzmekte olan, yaklaşık 1 yaşındaki limon köpekbalığı © Brian Skerry</p></div>
<p>Skerry, Bahamalar&#8217;daki bir adaya, genç limon köpekbalıklarının yetişkin hale gelene dek hayatlarını geçirdikleri çok özel bir habitat çeşidi olan mangrov ormanlarını görüntülemek için gidiyor. Bu adayı ve limon köpekbalıklarının ve elbette daha kaçlarca canlının yaşam döngüsü için çok büyük önemi olan mangrov ormanlarını ziyaretinden sonra öğreniyor ki bu güzelim yerler buldozerle düzlenmişler. Sebep: yeni bir golf &#8220;resort&#8221; inşa etmek.</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh5.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TAxi6hAaLbI/AAAAAAAAEfk/5dCTa6-SQ08/s800/brianskerry5.jpg" alt="" width="640" height="424" /><p class="wp-caption-text">Şu an belki de üzerine golf sahası yapılmakta olan mangrov ormanı ve limon köpekbalığı © Brian Skerry</p></div>
<p>Brian Skerry&#8217;nin websitesine gidip oradan bütün portfolyolarına bakmalısınız ama, özellikle &#8220;Global Fisheries&#8221; portfolyosunu mutlaka ama mutlaka görün. Brian Skerry, senelerce denizlere olan sevgisinden dolayı sualtı fotoğrafçılığı yaptığını ama gördüğü binlerce muazzam canlının ve olayın yanı sıra, uzun zamandır çok can sıkıcı şeylere de şahit olduğunu ve artık bu konuda bir farkındalık yaratmak için, bir fotoğrafçıdan ziyade bir fotojurnalist gibi, üzücü ama çarpıcı şeyleri görüntülemek istediğini söylüyor konuşmasında ve ardından söz konusu portfolyodan ve dünya çapında balıkların avlanmasının doğaya ne kadar zarar verdiğinden bahsediyor. Aşağıdaki fotoğraflar bu portfolyodan:</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh5.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TAxunOkMu_I/AAAAAAAAEgc/kEZi9WBhwLs/s800/Brian%20Skerry7.jpg" alt="Manta Ray (bir tür yassı köpekbalığı)" width="640" height="426" /><p class="wp-caption-text">Manta Ray (bir tür yassı köpekbalığı) © Brian Skerry</p></div>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh3.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TAxunZiVJ4I/AAAAAAAAEgg/PSv4T7zGi5A/s800/Brian%20Skerry8.jpg" alt="" width="640" height="429" /><p class="wp-caption-text">Avlanmış &quot;manta ray&quot;ler © Brian Skerry</p></div>
<p>Ve son olarak köpekbalığının gözyaşları:</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh3.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TAxwq3QLRmI/AAAAAAAAEgw/z_-KnNTpnI4/s800/Brian%20Skerry9.jpg" alt="" width="640" height="424" /><p class="wp-caption-text">Avcılar tarafından yüzgeçleri kesilen köpekbalığı © Brian Skerry</p></div>
<p>Köpekbalıklarını neden avlıyorlar diye merak ettiyseniz, kaba bir araştırma ile öğrendiğim kadarıyla, yüzgeçleri kurutulup Asya&#8217;da yüzgeç çorbası için kullanılıyormuş. Dişleri de turistik eşya yapımında. Yani bu hayvanın kalanı &#8220;çöp&#8221;e gidiyor.</p>
<p>Petrol sızıntısının Meksika Körfezi&#8217;ni mahvettiği şu günlerde, bir de buncağızları görünce, içim pek sıkıldı. Doktora bu sene bitiyor ve ben zaman zaman kendimi aktivizme verdiğim bir hayatın hayalini kurarken yakalıyorum kendimi&#8230;</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2010%2F06%2Fsualti-fotografcisi-brian-skerry-ve-kopekbaliklari%2F&amp;linkname=Sualt%C4%B1%20foto%C4%9Fraf%C3%A7%C4%B1s%C4%B1%20Brian%20Skerry%20ve%20K%C3%B6pekbal%C4%B1klar%C4%B1"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2010/06/sualti-fotografcisi-brian-skerry-ve-kopekbaliklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir macera aracı olarak üflemeli çalgılar</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2010/05/bir-macera-araci-olarak-uflemeli-calgilar/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2010/05/bir-macera-araci-olarak-uflemeli-calgilar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 May 2010 02:17:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğa ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hobi]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1149</guid>
		<description><![CDATA[Hayatta ne iş yapıyor olursam olayım, yanında birazcık da müzik yapabilmeyi çok isterdim. Bu yüzden, &#8220;jam&#8221; keyfi içinde enstrümanı ile bütün, saz arkadaşları ile ahenkli müzisyenleri gördükçe, oturup yapılan müziğin tadını çıkarmak yerine huzursuzlanıyormuşum meğer (huzursuzlanmak için hiçbir fırsatı kaçırmam, adım gibi düygülüyüm).  Kimi kültürlerde buna &#8220;kıskançlık&#8221; deniyor olma ihtimali var :) Bense kıskançlık duygusundan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatta ne iş yapıyor olursam olayım, yanında birazcık da müzik yapabilmeyi çok isterdim. Bu yüzden, &#8220;jam&#8221; keyfi içinde enstrümanı ile bütün, saz arkadaşları ile ahenkli müzisyenleri gördükçe, oturup yapılan müziğin tadını çıkarmak yerine huzursuzlanıyormuşum meğer (huzursuzlanmak için hiçbir fırsatı kaçırmam, adım gibi düygülüyüm).  Kimi kültürlerde buna &#8220;kıskançlık&#8221; deniyor olma ihtimali var :) Bense kıskançlık duygusundan o kadar ödü kopan bir insanım ki, sırf üzerime &#8220;kıskanç&#8221; etiketi yapışmasın diye &#8220;huzursuzlanmak&#8221; gibi bir kelimeyi seçmeme sebep olan &#8220;ortada kuyu var yandan geç&#8221; felsefesini utanmazca sergiliyorum bakınız. Neyse bu kıskançlık konusuna bilahare geleceğiz bu blogda sevgili okur.</p>
<p>Klarnet çalmayı denemiştim biraz, o klarneti <a href="http://www.moleschino.org/2005/12/10/yaban-hayati-rehabilitasyon-1/" target="_blank">Yunanistan&#8217;a gidebilmek için</a> satmıştım da senelerce içimde kalmıştı. Sonra geçtiğimiz senelerde elime biraz para geçince, <a href="http://www.biyolokum.com/2009/04/poster-ve-ewi4000s/" target="_blank">yeniden bir üflemeli çalgı aldım</a>. Bu sefer beni (kendimden başka) kimse tutamazdı, aldığım çalgı elektronikti, istersem kulaklık takıp kimseyi rahatsız etmeden çalabiliyordum, çok ciddi bir ciğer istemiyordu, fiziksel engeller ortadan kalkmıştı, kolaydı, şuydu buydu. Artık hiç bahanem kalmamıştı. Ne oldu? Birkaç ay çaldım. Birkaç parça çıkardım. Sonra öylece oturdu yine. Her nasılsa vakit olmadı yine (dünyanın en büyük yalanlarından biri değilse ne!). Her göz göze geldiğimde içime sıkıntı olmaya başladı. Adeta &#8220;luuuğzır luuğğğzır&#8221; diye inliyordu nâmeler.</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/StI2CfaFo7I/AAAAAAAAGgQ/t3RtrwB1gSY/s640/DSC_3908.jpg" alt="" width="640" height="425" /><p class="wp-caption-text">Jason Ricci&#39;nin Maple Leaf Bar&#39;daki konserinden. © A. Murat Eren</p></div>
<p>Birgün ama, çok güzel bir aydınlanma anı yaşadım. Ya da kendimle barışma anı demeli belki de. Neden, nasıl, tam olarak ne zaman hatırlamıyorum. &#8220;Ya, dedim, Düygü, ya bu da eksik kalsın be güzelim. Sen müzik yapmayıver be canım. Bırak başkaları yapsın senin için, sen sırtını yasla koltuğa, koy bi bardak kahve, şarap bişi, bi dinlen bi rahat ol, bi sakin ol, biraz da tüketici ol&#8230;&#8221; Ben böyle kendime kızmak yerine kendime anlayış göstereli ne kadar uzun zaman olmuşmuş sanki! (Yalnız patolojiyi farkedebiliyor musunuz bilemiyorum, illâ ki de o enstrüman çok iyi çalınacak, yoksa hobi değil mutsuzluk sebebi haline getiriyor bünye, ne var yarım yamalak çal yine keyif al, hayret bir şey). Nitekim, yaptım bir bardak kahve, yasladım sırtımı koltuğa ve <a href="http://www.youtube.com/watch?v=hYM9uP7neRE" target="_blank">E.S.T. dinledim</a>. (Esbjörn Svensson Trio &#8211; bu aşamda şu verdiğim bağlantıya tıklayıp o şahane parçayı bu blog yazısına fon müziği yaparsanız ne kadar şahane olmaz mı? Olur.)</p>
<p><img class="alignnone" src="http://images.amazon.com/images/P/B00005NBZ8.01.LZZZZZZZ.jpg" alt="" width="324" height="324" /></p>
<p>O sıralar, birgün Tümay&#8217;la Mississippi nehri kenarında Fransız pastanesinden aldığımız kuruvasanlarımızı kemirir ve ikimiz de hayata dair kaynağını bilmediğimiz iç sıkıntılarıyla dolarken (ve o esnada dünyanın bir yerlerinde bir pelikan sümsük kuşunu mideye indirivermişken ve aslında hayat bu kadar kısayken), konu nereden açıldı hatırlamıyorum, tüplü dalış yapmaya karar verdik bir anda. Birbirimizin &#8220;badisi&#8221; olacaktık. Tümay&#8217;ın Türkiye&#8217;de ODTÜ SAT&#8217;tan sertifikası ve dalış deneyimi vardı. Benimse lise 2. sınıfı bitirdiğim yaz, sertifikasız falansız filansız, havuzda yarım saatlik bir hiper hızlı eğitimden sonra Akdeniz&#8217;in 18 metresine yaptığım ilk ve son tüplü dalış deneyimim. Bu kadar zaman geçti, hâlâ sakinleşmek istediğim zamanlarda suyun altında balık sürülerine bakarken yaşadığım o hissi, regülatörle nefes alıp verişin insanı garip bir şekilde dinlendiren sesini filan hayal ediyorum. Yapmayı çok ama çok istediğim, ama bir memurus yavrusunun kısıtlı ekonomik koşullarında imkan bulamadığım bir şeydi. Kendime dedim ki (baya bi konuşuyorum böyle kendimle ben) &#8220;Ya Düygü, sen bu Ewi&#8217;yi (son üflemeli çalgımız) sat bence, seni tamamen mutlu edecek bir hobi olan tüplü dalış işinin mayası olsun.&#8221; Yani ikidir, bana esas keyfi verecek maceralar için, üflemeli çalgılarıma kumbara muamelesi yapıyorum (kumbara biraz komisyon alıyor ama ne yapalım). Pişman? Hiç değilim :)</p>
<p>Diyeceğim o ki (dikkat öğreten kadın geldieee: Düygü La Fontaine), bazen insanın kendisi ile inatlaşmayı bırakacağı yeri bilmesi de önemli aslında &#8211; ha şunu bi daha önce bileydim, daha sık hatırlayaydım! Bu aralar Amerikalıların bilgeliğine dadandım madem -git gide seviyor muyum ne kerataları- (<a href="http://www.biyolokum.com/2010/03/wherever-you-go-there-you-are/" target="_blank">&#8220;Wherever you go there you are&#8221;</a> ), yine onların dediği, hatta ve hatta güzide dizi Lost&#8217;un sonunda da söylendiği gibi bazen &#8220;<strong>You just have to let it go</strong>&#8220;. (Şu Lost&#8217;a da bu kadar takmayın arkadaş, let it go, alla allaaa :)</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S_3dzCCSQoI/AAAAAAAAEdU/Wnk_udDxnno/s640/Destin%20dive%20trip%202010.jpg" alt="" width="640" height="400" /></p>
<p>Tümay&#8217;la Mississippi kenarındaki günümüzün akşamı, <a href="https://www.padi.com/scuba/" target="_blank">PADI</a>&#8216;nin internet üzerinden eğitimini almaya başlamıştım bile. Bir gaza gelmeye göreyim, böyle de kararlıyımdır &#8211; kimi kültürlerde buna &#8220;fevri olmak&#8221; dendiğini de duydum. Geçtiğimiz hafta sonu da havuz ve açık deniz eğitimi için Florida eyaletimizin minik sahil beldesi Destin&#8217;e gittim (bu esnada iki kişiyi daha sertifika almak için ayartmayı başarmıştım). Dalış sertifikamı aldım. 4 ufak dalış yaptım. Bir balık sürüsü bulutunun içinden geçtim. Bir gemi batığının etrafında dolanan kocaman (ama kocaman!) bir orfoz gördüm. Kumda minicik deliklerinden kafa uzatıp bana bakan sonra korkuyla içeri kaçan <a href="http://www.evrimianlamak.org/e/A9g:Peygamber_devesi_karidesi" target="_blank">peygamber devesi karidesleri</a>&#8216;ne &#8220;melabaaa&#8221; dedim.</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S_3efjMI6kI/AAAAAAAAEdk/zoFXiJxBHN8/s640/DSC_3285%20copy.jpg" alt="" width="640" height="416" /><p class="wp-caption-text">Bizi dalış yapacağımız yere götüren teknedeki adamlar. Soldaki bizi dalış aralarında ananas ve çilek ile besledi. (İyiliğinden değil tabi, inerken çatır çatır bahşişinizi veriyosunuz). </p></div>
<p>O kadar aşk ile doluyum ki, bugünlerde tek düşünebildiğim bir daha ne zaman dalabileceğim. Ama benim dalış anılarımı anlatmaya başlamam uzun sürecek. Siz isterseniz o sırada sualtı ninjası <a href="http://azizsaltik.com/blog/" target="_blank">Aziz Saltık&#8217;ın blogunu</a> ziyaret edip çektiği fotoğraflar ile keyiflenin. Ya da mesela çok zenginseniz, böyle nereye harcayacağınızı bilemediğiniz kadar çok paranız varsa, &#8220;ay şu sualtına bi de Düygü&#8217;nün gözünden baksak&#8221; diyorsanız mesela,  <a href="http://www.amazon.com/Ikelite-Underwater-Camera-Housing-Digital/dp/B002II84MS" target="_blank">bana şundan satın alabilirsiniz</a>. Böylece ben de dalış anılarımı fotoğrafları ile hemen anlatmaya başlarım, söz. Gerçi önce sualtında sabit durmayı öğrenmem gerekiyor ama olucak hepsi olucak&#8230; Yok vallahi kırmayacağım o cici şeyi bana alırsanız, gözüm gibi bakacağım.</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 186px"><img src="http://lh6.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TAMwZw3r90I/AAAAAAAAEew/qpMImaRZNFk/s800/scuba-cairns-004.jpg" alt="" width="176" height="273" /><p class="wp-caption-text">Tamam di mi?</p></div>
<p>NOT: Çok ama çok sevdiğim <a title="Esbjörn Svensson" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Esbj%C3%B6rn_Svensson">Esbjörn   Svensson</a>&#8216;un 2008&#8242;de hayatını nasıl kaybettiğinin bu yazıda bahsedilenlerle ilgisi tamamen bir tesadüften ibaret. Bununla birlikte, garip bir şekilde tüy dikenleştirici etkisi de yok değil. Kendimle müzik konusunda barışmamın kutlamasını E.S.T. dinleyerek yapıp ardından tüplü dalışa gönül vermem acaba bilinç altımın bir oyunu mudur? (Hayır, intihara meyilli değilim.) Peki ya E.S.T.&#8217;nin en sevdiğim parçalarından biri olan <em>From Gagarin&#8217;s Point of View</em>&#8216;un klibine ne demeli? (Hayır, taş gibi İsveçli ablanın tabi ki konumuzla ilgisi yok). Bir acayip&#8230;</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2010%2F05%2Fbir-macera-araci-olarak-uflemeli-calgilar%2F&amp;linkname=Bir%20macera%20arac%C4%B1%20olarak%20%C3%BCflemeli%20%C3%A7alg%C4%B1lar"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2010/05/bir-macera-araci-olarak-uflemeli-calgilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ay Çarpması Düğün</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2010/05/ay-carpmasi-dugun/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2010/05/ay-carpmasi-dugun/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 May 2010 05:50:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gülümseten işler]]></category>
		<category><![CDATA[New Orleans]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1255</guid>
		<description><![CDATA[Önnot: En güzeli, aşağıdaki uzun yazıya blog girdisinden ziyade bir öykü muamelesi yapılması. Tek amacım aşağıda anlatılan bu tatlı günü kayıtlara geçirmek olduğundan, yazının uzunluğundan gözü korkup pencereyi kapatacak olanları son derece anlayışla karşılayacağımı önceden belirtmek isterim :) Fotoğraflar Meren&#8217;in şuradaki günlük yazısını okumuş olanlara tanıdık gelecektir. Ama yazılar farklı. (Bu da, aynı güne benim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>Önnot: En güzeli, aşağıdaki uzun yazıya blog girdisinden ziyade bir öykü muamelesi yapılması. Tek amacım aşağıda anlatılan bu tatlı günü kayıtlara geçirmek olduğundan, yazının uzunluğundan gözü korkup pencereyi kapatacak olanları son derece anlayışla karşılayacağımı</em> <em>önceden belirtmek isterim :)</em> <em>Fotoğraflar Meren&#8217;in <a href="http://meren.org/blog/2010/05/freya-webb/" target="_blank">şuradaki günlük yazısını</a> okumuş olanlara tanıdık gelecektir. Ama yazılar farklı. (Bu da, aynı güne benim bakışım).<br />
</em></p></blockquote>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone" src="http://assets.nydailynews.com/img/2008/04/18/alg_moon.jpg" alt="" width="450" height="304" /></p>
<pre style="text-align: center;">RONNY:
I love two things. I love you, and I
love the Opera. If I can have the
two things that I love together for
one night, I will be satisfied to
give up the rest of my life.</pre>
<p>Birkaç ay önce Meren&#8217;le konuşmalarımızda Freya diye bir kızın adı sık sık geçmeye başladığında, ilginç ismi hoşuma giden ve başkaları kendisinden hayranlıkla bahsettiği için merakla tanışmayı beklediğim bu kızın düğününe gidip de duygulanıp ağlayacağım o zaman aklıma gelmemişti, gelemezdi elbette. Freya, Meren&#8217;in çektiği fotoğrafları yerel bir gazetede görmüş çok beğenmiş, &#8220;benim düğün fotoğraflarımı bu adam çekmeli&#8221; demiş ve gazetenin editörü olan arkadaşı aracılığıyla Meren&#8217;le bağlantıya geçmişti. Meren Freya ile konuştuktan sonra, onun sanatsal ve sıradışı düğün fotoğrafı arayışında olmasından memnun kalarak bu işi çok istediği bir objektif karşılığında yapmayı kabul etmişti. Benim işe bulaşmam ise, Meren&#8217;in kocaman şemsiyelerden oluşan bir takım flaş ekipmanı almaya karar vermesi, dolayısıyla bu düğünü asistansız fotoğraflayamayacak olması sayesinde oldu. Tamamı adeta bir tiyatro oyunu gibi gerçekleşen düğünde benim de bir rolüm vardı: fotoğrafçının asistanı.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-N7d6sgI/AAAAAAAAI50/VtMmAit5_r0/s640/Wedding-13.jpg" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Fotoğrafçının asistanı olarak, aslında çanta taşımaktan, Meren&#8217;e şöförlük yapmaktan ve şemsiye kurmaktan başka bir şey yapmama gerek olmadığından, düğüne katılanlardan biri gibiydim çoğu zaman. Önce Freya ve Webb&#8217;in ailelerinin kaldığı otelde aile fotoğrafları çekildi. Bu sırada sadece Webb&#8217;le tanışabildim. Sessiz, çekingen bir adamdı. Hatta o kadar ki, el sıkışırken normal el sıkışma cümlelerini sarfetmediği  için (anşante ve mersi boku) bir süre sessiz birbirimize baktık. Freya ile kimsenin bizi tanıştırmaya fırsatı olmadığından aramdaki tek diyalog selamlaşma ve vedalaşmadan ibaret kaldı.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-a36nwuI/AAAAAAAAI7M/ZDNX3RSfeao/s640/Wedding-33.jpg" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Otelden kiliseye geçildiğinde, tüm ziyaretçiler de yerini aldığında, dışarıda New Orleans&#8217;ın yaklaşan kasırga mevsimine yaraşır şekilde deliler gibi bir yağmur başlamıştı. Kilisenin iki yanındaki boydan boya camlar, her gök gürültüsüyle titriyor, bu durum dramatik bir atmosfer yaratıyordu. Sapsade gelinliği (ki Etsy&#8217;den ısmarlamış ve düğünden önceki güne kadar eline geçmemiş olduğundan gelinlik üzerinde biraz eğreti duruyor olmakla beraber o, o kadar rahat ve huzursuzluk hissetmeden taşıyordu ki bu gelinliği, kötü durduğunu düşünmek aklınıza gelse bile uçuveriyordu hemen) ve iki küçük nedimesi ile gelin, arkasında da damat yürüyerek mihrapta onları bekleyen ve sonradan Freya&#8217;nın dedesi olduğunu öğrendiğim adamın yanındaki gösterişsiz iki tahta sandalyeye oturdular.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C_Oj_tBUI/AAAAAAAAJAI/B1W8LXXxtZU/s640/Wedding-106.jpg" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Bu üçlünün sağında, odanın diğer ucunda bir de kürsü vardı. Kürsüye kıvırcık saçlı bir adam çıktı ve herkesi selamladı. Ne bu adam, ne de dede din adamı gibi giyinmişlerdi. Kürsüdeki adamın sözlerinden onun düğünü &#8220;sunacağını&#8221; anladık. Gözüm fena halde bir yerden ısırıyor diye düşünüyordum ki, &#8220;benim bir tiyatro grubum var&#8221; cümlesiyle, birkaç ay önce izlediğim ve çok ama çok beğendiğim abzürd bir oyununun (Ubu Roi) başrol oyuncusu ve yönetmeni olduğunu hatırladım bu adamın. Bu durum, onun kilisenin benim bulunduğum en arka sırasına kadar ulaşan gür sesini ve düzgün diksiyonunu da açıklıyordu.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-oJq_B7I/AAAAAAAAI8Y/E2s7sCbPQIU/s640/Wedding-51.jpg" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Adam dedi ki &#8220;Freya ve Webb&#8217;i evlendirmeden önce, sizler için hazırladığımız kısa skeçleri sunacağız. Bu skeçlerin her biri, Freya ve Webb&#8217;in en sevdikleri filmlerden bölümler.&#8221;</p>
<p>Ve o andan itibaren her dakikası izlenmeye değer bir düğün başladı. Freya ve Webb&#8217;in profesyonel tiyatro oyuncusu arkadaşlarından ve tiyatro ile alakası olmayan aile üyelerinden oluşan bir kısım insan, sırayla çıkıp kısa ama dokunaklı film sahnelerini canlandırdılar. Bütün skeçler, birbirine aşık veya o esnada aşık olmakta olan bir kadın ve bir erkekten oluşuyordu ve kadınla erkek kavga etseler dahi her skeç onların birbirini öpmesi ile bitiyordu.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-rldGNQI/AAAAAAAAI8w/ZfSdrJoUHAk/s640/Wedding-56.jpg" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh3.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S_zABwonBdI/AAAAAAAAEcs/c1-w1YLDFUM/s640/moonstruck.jpg" alt="" width="640" height="427" /></p>
<p>Filmlerden özellikle bu bölümler seçilmişti. Bu sırada dışarıda yağmur çılgınca yağmaya devam ediyor, gök gürlüyor ve gürültü sanki kilisenin içine yerleştirilmiş hoperlörlerden gelerek sahnelere ses efekti oluyordu. Tiyatrocu olmayan aile bireylerinin acemiliği, skeçleri daha da tatlı ve doğal kıldı. Bana öyle geldi ki, Freya ve Webb&#8217;i , hem &#8220;Freya&#8221; hem &#8220;Webb&#8221;, hem de &#8220;Freya ve Webb&#8221; yapan her ne idiyse, bu enerji onlardan bütün salona yayılıyor ve bu düğünün her saniyesine işliyordu. Bu nefis tiyatro keyfinden sonra, kıvırcık saçlı adam bu defa Freya ve Webb&#8217;in en yakın aile bireylerinin, yine Freya ve Webb&#8217;in seçtikleri şiirleri okuyacaklarını söyledi. Yetmemişti, diken diken olmaktan kıl kökleri sızlamaya başlayan kollarımıza rahat yoktu. Yine ikişerli sahne alan aile bireyleri, bir İspanyolca, bir Fransızca, bir de Çince şiir okudular. Bir kişi orjinal dizeleri bir kişi de İngilizce çevirisini okuyordu.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C_DTVvBNI/AAAAAAAAI_I/xMrhGtNmVr0/s640/Wedding-92.jpg" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Bunlardan sonuncusu ve Çince olanı, Freya&#8217;nın anne ve babası tarafından okunan şiirdi. Aslına bakılırsa babası okumak yerine nefis sesiyle bu Çince türküyü dize dize söyledi. Taarruz kıl köklerimizden gözyaşı bezlerimize doğrultulmuştu! Kaçış yoktu, hiç tanımadığım iki insanın düğününde, belki de onları tanımamanın beni önyargılardan, geçmişin ve yaşanmışlığın etiketlerinden arındırması sayesinde mi artık bilemiyorum, gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Üstelik de düğünlerden hiç hoşlanmam. Bu göz yaşlarını, edepsizce gözümü terkettikleri anda parmaklarımla yakalıyordum, keşke bıraksaydım rahat rahat aksalardı, keşke saklamasaydım ve ertesi gün ailecek akşam yemeği masasına oturmuş, kilisede salonun sol arka köşesinde tatlı tatlı ağlayan bahar çiçekli elbiseli kızın kimin arkadaşı olduğunu bulmaya çalışsalardı da, sonradan o kızın fotoğrafçının asistanı olduğu ortaya çıksaydı, şaşırsalardı&#8230;</p>
<p>Freya ve Webb&#8217;in düğünlere olan önyargıma, düğün kavramından hoşnutsuzluğuma olan taarruzu bununla da kalmadı. Kilisede, dedenin uzun ve nefis konuşması ve onların evliliğini kutsayışının ardından, birbilerine tatlı bir sakarlıkla yüzüklerini taktılar, kilise personeli tarafından hazırlanan sade bir yemek dağıtıldı ziyaretçilere. Sonra New Orleans&#8217;ın yerel ve eski bir adeti, caz müziğin doğuşunda rolü olan &#8220;Second line&#8221;* için, artık yavaşlamış ama halen yağmakta olan yağmura rağmen herkes kilisenin önünde toplandı. &#8220;Second line&#8221;ın başını çekecek bando da oradaydı.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DBGIO6KmI/AAAAAAAAJIU/ZzxFfO0rOIs/s640/Wedding-227.jpg" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Olay şuydu: pirinç üflemelilerden oluşan bando önden müzik çalarak yürüyecek, kalabalık da, ellerinde fırfırlı şemsiyeler ile bandoyu dans edip yürüyerek takip edecekti. Böylece tarihi Fransız Mahallesi&#8217;nin bir ucunda bulunan bu kiliseden, diğer ucunda düğün eğlencesinin yapılacağı Fransız Marketi&#8217;ne gidilecekti. Fotoğrafçının asistanı olarak benim, ekipmanımızı düğün mahalline arabayla götürmem gerektiğinden, &#8220;Second line&#8221;a katılamadım. Ama &#8220;fotoğrafçının asistanıyım&#8221; diyerek normalde Fransız Mahallesi&#8217;nde park etmenin hayalini bile kuramayacağım bir yere arabayı park edip onların gelişini bekledim. Bir saat kadar bekledikten sonra sokağın ucundan göründüklerinde hâlâ, evet hâlâ yağmur yağıyordu. Uzakta Meren&#8217;i bir elinde şemsiye bir elinde fotoğraf makinası, azimle işini yapar halde seçtim. Fotoğraf makinasını doğrulttuğu yönde elbette Freya vardı, elinde beyaz bir şemsiye keyifle dans ederek zıplayarak ilerliyordu. Kalabalık, neşeyle önümden geçerek marketin düğün eğlencesi için süslü masalarla donatılmış bölümüne girdi. Ben de o sırada arabadan ekipmanı indirip dans pistine doğru taşımaya başladım.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DBZHnUd7I/AAAAAAAAJJw/sub2KzojDZg/s640/Wedding-249.jpg" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Müzik için düğünün ruhuna uyan müzikler çalan bir DJ bulunmuştu, sonradan onun da Freya ve Webb&#8217;in arkadaşı olduğunu öğrendim. İnsanlar gelir gelmez dans etmeye başladılar.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DBgycGwGI/AAAAAAAAJKo/fS0MYeFi1pc/s640/Wedding-262.jpg" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh3.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S_zBP_mzZ7I/AAAAAAAAEc8/R08N4UUE1D0/s640/dancin.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Bir ara yine aile bireyleri ve en yakın arkadaşlar çıkıp Freya ve Webb hakkında komik tatlı anılar anlattılar ve çifte Webb&#8217;in küçükken giydiği süpermen tişörtü, bir büyük büyük babanın karısına neden aldığının hâlâ gizemini koruduğu bir Aztek Askeri madalyonu gibi hediyeler verildi.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DCA0j4UyI/AAAAAAAAJNk/2cQHI0PXItg/s640/Wedding-305.jpg" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DB3KgE7gI/AAAAAAAAJMw/A5v04p1PEIg/s640/Wedding-293.jpg" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Amerikan düğünlerinde takı merasimi olmadığını biliyorum ama normalde evlenen çiftin kayıt yaptırdıkları bir mağazada seçtikleri hediyelerden satın alarak düğün hediyesi verildiğini biliyorum. Freya ve Webb&#8217;in sevdiklerinden düğün hediyesi olarak istedikleri şey ise çok ama çok harika idi: Freya ve Webb, New Orleans&#8217;ta Katrina Kasırgası&#8217;ndan beri geçen 5 seneden sonra dahi, hâlâ yeniden inşa edilmemiş ve fakir insanlara ait evleri gönüllü olarak inşa eden bir organizasyonun üyesiydiler; ailelerinden ve arkadaşlarından istedikleri düğün hediyesi, herkesin gidip bir günlüğüne bu organizasyon için gönüllü çalışması idi. Dünya her şeye rağmen, bu kadar tok gözlü, bu kadar tatlı insanların da üzerinde yaşadığı bir gezegen işte.</p>
<p>Freya ve Webb, bakışlarından, el ele tutuşmalarından, kısacası her hallerinden birbirlerine ne kadar aşık oldukları belli bir çift idi. Düğün dediğin şey de, esasen böylesi tatlı bir aşkın vuku buluşunun, bu ender doğa hadisesinin kutlaması olmalıydı zaten. &#8220;Düğün&#8221;ün doğru ellerde bu kadar tatlı bir etkinlik olabileceğine zerre kadar ihtimal vermemişim bu hayatta meğer.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DDPBSDcHI/AAAAAAAAJTc/NKtS0LA80W8/s640/Wedding-393.jpg" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Küçük ama lezzetli bir düğün pastası, kurdelesiz sandalyeler, sapsade elbiseler ve insanlardan yayılıp etrafı dolduran tatlı enerji ile evlendiler.</p>
<p><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DCHsB__DI/AAAAAAAAJOg/V5_q7uQPjMo/s640/Wedding-319.jpg" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Onlar, birbirlerine yüzük takışlarındaki sevimli sakarlıkla dans ederken, fotoğrafçının asistanı, fotoğrafçının deklanşöre her basışında etrafı aydınlatan şemsiyenin sapına tutunduğu yerden, mutlu sonla biten bir romantik komedi seyretmiş gibi kendinden geçik bir gülümseme ile onları izledi. Saat geceyarısını gösterdiğinde, becerikli ve yorgun fotoğrafçı ve aklı bir karış havada asistanı ekipmanlarını toparlarken gelin ve damat onlara hoşçakal dedi, teşekkürler değiş tokuş edildi ve onlar dolunayın aydınlattığı Misisipi nehrinin kenarında ufak bir ritüel yapmak üzere arkadaşlarıyla uzaklaşırken, fotoğrafçı ve asistanı arabalarına binip tatlı bir rüyadan uyanmışçasına evlerinin yolunu tuttlular.</p>
<p><em>* Meren&#8217;in blogundan çalıntı bilgi:</em></p>
<p><em>Second line: New Orleans belki bildiğiniz gibi festivallerin ve kutlamaların şehri. Mardi Gras denen festivalin Amerika’da en canlı yaşandığı yerlerden bir tanesi. Mardi Gras denen bu büyük festival esnasında kostüm giymiş insanlar süslü püslü araçların üzerinden etkinliği izlemek için gelmiş olan insanlara boncuklar atıyorlar. İçinde olmak için bir sürü paralar dökülen bu geçitlere “<em>main line</em>” deniyor. Bu geçit törenlerinin asil katılımcısı olmayan, fakat kenarda da durmak istemeyenlerin oluşturduğu korsan geçit törenlerine de artık tahmin edebileceğiniz gibi “<em>second line</em>” deniyor :) Second line denen geçitler, genellikle davul, sousaphone (şu kocaman çalgı), trompet, trombon ve saksafondan oluşan nefesli ağırlıklı bir grup caz müzisyenini dans ederek ve eğlenerek takip eden bir kitleden oluşuyor. New Orleans’ta son derece geleneksel olan bu eğlencelerin kaçak, yolları kapatan ve sisteme inat olanları makbul. Çünkü second line olayının özü bir isyana, para ile elde edilen mevkiyi (“<em>main line</em>“) tanımazlığa dayanıyor. Meşhur New Orleans cenazelerinde bile second line’lar görmek, zenci abi ve ablalarımızın kökleri ta Afrika’daki kabile/komün kültürüne kadar uzanan “<em>hayata gözlerini yuman kimseyi ölene değin topluma olan katkısını kutlama</em>” anlayışı içinde eğlenirken görmek mümkün.</em></p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 352px; width: 1px; height: 1px;"><!--[if gte mso 9]><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:TrackMoves /> <w:TrackFormatting /> <w:PunctuationKerning /> <w:ValidateAgainstSchemas /> <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid> <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent> <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText> <w:DoNotPromoteQF /> <w:LidThemeOther>EN-US</w:LidThemeOther> <w:LidThemeAsian>X-NONE</w:LidThemeAsian> <w:LidThemeComplexScript>X-NONE</w:LidThemeComplexScript> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables /> <w:SnapToGridInCell /> <w:WrapTextWithPunct /> <w:UseAsianBreakRules /> <w:DontGrowAutofit /> <w:SplitPgBreakAndParaMark /> <w:DontVertAlignCellWithSp /> <w:DontBreakConstrainedForcedTables /> <w:DontVertAlignInTxbx /> <w:Word11KerningPairs /> <w:CachedColBalance /> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> <m:mathPr> <m:mathFont m:val="Cambria Math" /> <m:brkBin m:val="before" /> <m:brkBinSub m:val="&#45;-" /> <m:smallFrac m:val="off" /> <m:dispDef /> <m:lMargin m:val="0" /> <m:rMargin m:val="0" /> <m:defJc m:val="centerGroup" /> <m:wrapIndent m:val="1440" /> <m:intLim m:val="subSup" /> <m:naryLim m:val="undOvr" /> </m:mathPr></w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml> <w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"   DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"   LatentStyleCount="267"> <w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading" /> </w:LatentStyles> </xml><![endif]--><!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:1; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-format:other; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face 	{font-family:Calibri; 	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; 	mso-font-charset:0; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin-top:0in; 	margin-right:0in; 	margin-bottom:10.0pt; 	margin-left:0in; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:Calibri; 	mso-fareast-theme-font:minor-latin; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:Calibri; 	mso-fareast-theme-font:minor-latin; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} .MsoPapDefault 	{mso-style-type:export-only; 	margin-bottom:10.0pt; 	line-height:115%;} @page Section1 	{size:8.5in 11.0in; 	margin:1.0in 1.0in 1.0in 1.0in; 	mso-header-margin:.5in; 	mso-footer-margin:.5in; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --><!--[if gte mso 10]> <mce:style><!   /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Table Normal"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0in 5.4pt 0in 5.4pt; 	mso-para-margin-top:0in; 	mso-para-margin-right:0in; 	mso-para-margin-bottom:10.0pt; 	mso-para-margin-left:0in; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin;} --> <!--[endif]--></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;amp;amp;">RONNY</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;amp;amp;">I love two things. I love you, and I </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;amp;amp;">love the Opera. If I can have the </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;amp;amp;">two things that I love together for </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;amp;amp;">one night, I will be satisfied to </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;amp;amp;">give up the rest of my life.</span></p>
</div>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2010%2F05%2Fay-carpmasi-dugun%2F&amp;linkname=Ay%20%C3%87arpmas%C4%B1%20D%C3%BC%C4%9F%C3%BCn"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2010/05/ay-carpmasi-dugun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FOTOROMAN: &#8220;Olması gerektiği gibi bir cumartesi&#8221;</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2010/05/fotoroman-olmasi-gerektigi-gibi-bir-cumartesi/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2010/05/fotoroman-olmasi-gerektigi-gibi-bir-cumartesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 01:20:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Düygü Hanım nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[New Orleans]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1223</guid>
		<description><![CDATA[Cumartesi sabahı kalktım, Meren&#8217;e dedim ki &#8220;Hadi La Madeleine&#8217;den benim şu sevdiğim palmier denilen tatlıdan al da gel, kahvaltı yapalım. Hatta bir tane de kiş (quiche) alsana, ikimiz paylaşalım.&#8221; (oradaki &#8220;La&#8221;, tükkanın ismi Fransızca olduğundan, yoksa Meren&#8217;le lanlu lunlu konuşmuyorum). O çıktı, ben de filtre kahve yaptım. Bu cumartesi için planım, sabahtan okulun yazlık havuzu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cumartesi sabahı kalktım, Meren&#8217;e dedim ki &#8220;Hadi La Madeleine&#8217;den benim şu sevdiğim palmier denilen tatlıdan al da gel, kahvaltı yapalım. Hatta bir tane de kiş (quiche) alsana, ikimiz paylaşalım.&#8221; (oradaki &#8220;La&#8221;, tükkanın ismi Fransızca olduğundan, yoksa Meren&#8217;le lanlu lunlu konuşmuyorum). O çıktı, ben de filtre kahve yaptım.</p>
<p>Bu cumartesi için planım, sabahtan okulun yazlık havuzu kenarında uzanıp, arada bir suya girip çıkıp canım sıkılana kadar kitap okumak, sonra da akşam üstüne doğru dondurma yemekti. Dondurma aşamasında birkaç arkadaşımın bana katılma ihtimali vardı. Plan bundan ibaretti ve ABD&#8217;de yaşayan ve yaza hazırlanan her gerçek tüketici gibi, bir Kindle bir de bikini sahibi olduğuma göre, planın gerçekleşmemesi için bir sebep olamazdı.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK3CQIhGI/AAAAAAAAEYI/P_lhJ7qeiMs/s800/DSC_3146.JPG" alt="" width="640" height="461" /></p>
<p>Kindle&#8217;ın yanına okumak için bir de TIME alayım derken derginin arka kapağında RTE&#8217;yi gördüm. &#8220;Hey gidinin, nerdeeen nereye&#8221; dedim. (Nitekim havuz kenarına varıp da kendisi hakkında yazılanları okuyunca TIME&#8217;ın da RTE için &#8220;Nerdeeen nereye&#8221; demiş olduğunu görecektim).</p>
<p><img class="alignleft" src="http://lh5.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK2kfDZfI/AAAAAAAAEYA/jhO-1ggBpuk/s400/DSC_3140.JPG" alt="" width="337" height="224" /><img class="alignright" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK29XNczI/AAAAAAAAEYE/1Y39KXyLgjU/s400/DSC_3141.JPG" alt="" width="336" height="227" /></p>
<p>Meren löziz yiyeceklerle geldi, sütlü kahvemizi alıp bıdır bıdır konuşarak kahvaltımızı ettik.</p>
<p><img src="http://lh3.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK3Zm-2tI/AAAAAAAAEYM/vGgk-2HXeOw/s800/DSC_3154.JPG" alt="" width="640" height="530" /></p>
<p>Kahvaltımız bitince, önceki hafta misafirimiz olan Diana ve Ed&#8217;in getirdiği çiçeklerin suyunu değiştirdim.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK3vI2oQI/AAAAAAAAEYQ/rqvodsvwL4E/s800/DSC_3158.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Üstümü giydim, çantamı alıp çıktım. Meren bütün gün bir fotoğraf işi ile uğraşacağından araba onda olacaktı ki bu da benim gün boyu gideceğim her yere bisikletle gitmem için harika bir bahaneydi.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK4K-oFgI/AAAAAAAAEYY/agJMvEr2wtQ/s800/DSC_3168.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Hava biraz kapalı ve rüzgarlıydı, ama güneşlenmek gibi bir derdim olmadığından, bu durum hoşuma bile gitti.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh6.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK47mjVJI/AAAAAAAAEYc/UAJt5bYZyf4/s800/DSC_3170.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Dönem sonu geldiği için yurt odalarını boşaltan ve kampüsten ayrılmakta olan öğrencilerden başka kampüste kimseler yoktu.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK4_2hJCI/AAAAAAAAEYg/TIPwsBHXRto/s800/DSC_3173.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Yaz boyunca yeniden yüzmeye başlamaya karar verdiğim için mutluydum. Yolda &#8220;Hatta önce biraz koşar sonra da cosss diye havuza atlar yüzerim ki&#8221; diye hayaller kuruyordum. Spor salonuna vardığım zaman, yazlık havuzun henüz açılmamış olduğunu gördüm. Bu beni birazcık sinir etti, ama spor salonunun bir de her zaman açık olan olimpik havuzu olduğundan çok problem etmedim.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh5.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK6MUdRcI/AAAAAAAAEYo/ilE_BpXv9jc/s800/DSC_3181.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Neyse ki ayrı bir bölümde şezlonglara yatılabiliyordu yine de. Kendime havuz (ve demir parmaklık) manzaralı bir şezlong seçtim. Ve uzunca bir süre bir şeyler okudum. Biraz Fransızca çalıştım.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh3.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK6h9BIBI/AAAAAAAAEYw/xV7_QgLnyvA/s800/DSC_3191.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Tam da havanın serinliğinden tüylerim diken diken olmaya başlarken bulutlar gitti, güneş açtı. (Pörfek).</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK6tbmJpI/AAAAAAAAEY0/TCEGfK0Ml38/s800/DSC_3197.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Sıcakta bir süre daha mayışarak bir şeyler okuduktan sonra içeri girip olimpik havuzda yüzdüm. Gözlüğümü unutmuşum, kafamı nefes almak için her sudan çıkarışımda saçlarım ağzımı kapadığından, saçımı toplayacak tokam da olmadığından o şekilde yüzmek biraz keyifsizdi. Ama uzun bir zamandan sonra havuzda olmak çok güzeldi.</p>
<p>Eve döndüm, Meren henüz çıkmamıştı. İkimize birer sandviç hazırladım. Bilgisayar başında biraz vakit geçirdim. Portakal suyu içtim.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh6.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK69VjndI/AAAAAAAAEY4/UtsC5cgzoOE/s800/DSC_3207.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Saat 3 buçuğa doğru yine evden çıktım bisikletimle.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh6.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK7BKW7fI/AAAAAAAAEY8/fWINQy_GEJM/s800/DSC_3209.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>N&#8217;Orlins&#8217;ın düz sokaklarında bisiklet binmek çok güzeldi. Şansıma hava arada bir kapıyordu ve nem rahatsız edici boyutlarda değildi. Dondurmacıya vardığımda Eric ve Virginia çoktan oradalardı.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK78Ct0EI/AAAAAAAAEZI/k30vifNDd80/s800/DSC_3222.JPG" alt="" width="640" height="427" /></p>
<p><em>(&#8220;Meren kolu yöntemi ile fotoğraf çekme&#8221; denemelerim burada başlıyor.) :)<br />
</em></p>
<p>Dondurmayı onlar ısmarlamak için ısrar ettiler. Peki, dedim. Kahveli ve reyhan-hindistan cevizi aromalı dondurma istedim, dondurmacı nedense iki ayrı kaba koymuş. Bir <a href="http://www.biyolokum.com/2009/06/her-seyi-yiyebilecek-kapasitenin-insaniyim/" target="_blank">iEAT fotoğrafı</a> için fırsat doğmuş oldu.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh5.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK7pmr3HI/AAAAAAAAEZE/uaVBmdG6oiI/s800/DSC_3218.JPG" alt="" width="640" height="428" /></p>
<p>Uzun uzun sohbet ettik. Yakında işi gücü, her şeyi bırakıp ABD&#8217;den başlayıp, Avrupa, büyük ihtimalle Trans-Siberian ekspresine binerek Moğolistan, Tibet ve birkaç Asya ülkesini daha gezmeyi planlıyorlar. Ne zamandır bu yolculuk için hazırlık yapıyorlar. Biraz onların yolculuk planlarından, biraz hayattan, insanlardan, ilişkilerden, evlilikten, geylerden, lezbiyenlerden, kıskançlıktan filan bahsettik. Birkaç saat sonra eve gitmeleri gerekiyordu, arabayı satmış olduklarından yürüyeceklerdi. Ben de onlarla yürüdüm. O sırada Lex&#8217;le mesajlaşıp Fransız Mahallesi&#8217;nde feribot iskelesinde buluşmak için sözleştik.</p>
<p>Eric ve Virginia&#8217;dan ayrıldıktan sonra, iskeleye doğru giderken yolda şunu gördüm:</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh3.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK8KUvuoI/AAAAAAAAEZM/X17x6upcgnI/s800/DSC_3228.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Bir otoparkın ortasındaydı. Paslanmıştı. Neden orada olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. &#8220;Günün Fotokritik fotoğrafı&#8221; için iyi bir fırsattı. Fırsatı kaçırmadım.</p>
<p>İskeleye vardığımda Lex&#8217;in feribotunun gelmesi çok sürmedi.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK8IK0RiI/AAAAAAAAEZQ/SNBPf3HvRRA/s800/DSC_3236.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Lex, Bywater Mahallesi&#8217;nde akşam bir sergi açılışı olduğundan bahsetmişti. Oraya yürüyerek gitmeye karar verdik. (Bisiklet getirmemişti). Biraz uzaktı ama sohbet ede ede yürümek fikri güzeldi.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh5.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-dlfU5AqxI/AAAAAAAAEas/BcmRpM_XH_g/s640/map.jpg" alt="" width="640" height="402" /></p>
<p>Yolda ben acıktığımı söyleyince Lex çantasından bir sandviç çıkardı, iki şişe bira alıp bir duvarın üzerine oturup sandviçi birlikte yedik, biralarımızı içtik ve bana New York&#8217;a taşındığından beri neler yaptığından bahsetti, her zaman olduğu gibi şaşırarak ve onun bu hafif şapşal, çok serseri, yaptığı bir sürü ilginç şeye rağmen kendini beğenmişlikten eser olmayan, kendisi ve dolayısıyla insanlarla hiçbir problemi olmayan halini pek sevdiğimi düşündüm. İyi ki de arkadaşımdı. (Bu aşağıdaki fotoğrafta yaptığı yaramazlığın aynısını Meren&#8217;e de yapmış. <a href="http://meren.org/blog/2010/05/lex/" target="_blank">Bikinili fotoğrafları için mutlaka tıklayın</a>!)</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh6.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK9ePNF2I/AAAAAAAAEZc/WSxWgLYr8Uw/s800/DSC_3250.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Yürürken bir ara şunu gördük:</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh5.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK87COT7I/AAAAAAAAEZU/B19qD8NNTmo/s800/DSC_3243.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Lex burada yaşamadığı halde bunun ne anlama geldiğini biliyordu. Buralarda Fred diye manyak herifin biri, kendine iş edinmiş, bütün grafitilerin üzerini iğrenç gri bir boya ile boyayıp, grafitileri yok ediyormuş. Bu yazıyı da grafiticiler Fred&#8217;e not bırakmışlar. (Dear Fred, fuck our art and I&#8217;ll make it less artistic. / Sevgili Fred, sanatımızın .mına korsan, bu eserler gitgide daha az sanatsal hale gelecek.) &#8220;Umarım birileri bu Fred&#8217;i bulup kıçını tekmeler dostum ha!&#8221; dedim Lex&#8217;e.</p>
<p>Gittiğimiz yerde üç farklı galeri vardı ve çok güzel çalışmalara rastladık. Bunlardan en favorim kendisine &#8220;video sanatçısı&#8221; diyen <a href="http://www.thesculpted.com" target="_blank">David Greber</a> isimli bir elemanın kısa filmleriydi. Filmler hem galeride bir odada duvara yansıtılıyordu, hem de galerinin bahçesindeki bir perdede, başka sanatçıların çalışmalarıyla birlikte, arka arkaya izleyebiliyordunuz. (Websitesinde bazı çalışmalarını bulabilirsiniz, çok komik abzürd şeyler).</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK9iVWDjI/AAAAAAAAEZg/7faGibmGu20/s800/DSC_3254.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Diğer favorim ise, Dan Tag isimli sanatçının başka bir galerideki &#8220;The Things You Own Ending Up Owning You&#8221; isimli enstalasyonu idi (&#8220;installation&#8221; Türkçesini bilen varsa deyiversin). Aşağıdaki fotoğrafta sağ alttaki resmin bomboş bir odanın duvarlarına çizilmiş hali idi bu. İçeri girdiğinizde, barkodun oluşturduğu hapishane parmaklıklarının içinde, yani bir hücrede hissediyordunuz. Güzel fikir, Fight Club&#8217;daki hikaye.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh6.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK_EM2_dI/AAAAAAAAEZ4/GxQtrOrnFV4/s800/DSC_3268.JPG" alt="" width="640" height="489" /></p>
<p>Galerilerden üçüncüsünde ise müzik dinletisi de vardı. Ortamdaki iki minik yavru bu müzikle hipnotize olmuş biçimde adamları seyrediyordu. Lex&#8217;le bir kenara oturup biz de dinledik.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh3.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK9IIfNiI/AAAAAAAAEZY/3N6RAnPPehI/s800/DSC_3247.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Bir süre sonra Lex&#8217;in nefiz bir arkadaşı olan Costa Rica&#8217;lı deniz biyologu Diana ve benim datlı koca Meren de bize katıldılar. Diana sırtımdaki dövmeyi görünce, ünlü birini görmüş fanatikler gibi &#8220;Amanın! Sen Darwin&#8217;in ispinozları dövmeli kızsın! Sen O&#8217;sun! Ben bu dövmeyi herkese gösteriyorum! Hastasıyım! Vay beee, seninle tanıştık ne güzel oldu!&#8221; diye bir süre tezahürat yapınca, bir güzel kabardım. Nasıl da mutlu oldum. Şöhret beni oracıkta değiştirebilir, şımarık bir insan yapabilirdi, ama şimdilik yapmadı gibi.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh5.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK9zzmrAI/AAAAAAAAEZk/U3HeVaHbJJc/s800/DSC_3255.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Bir yerlerde bir şeyler içtik. Sonra  Amanda ve sevdiceği Chris ile Magazin caddesindeki Balcony Bar&#8217;da buluştuk.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK-FBsfLI/AAAAAAAAEZo/ic4dJX0f7js/s800/DSC_3259.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Yine acıkır gibi olmuştuk, erimiş peynirli patates kızartması ısmarladık. Patatesler gelince ben &#8220;bu da benim doğum günü pastammış meğersem&#8221; dedim.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh3.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK-at6FwI/AAAAAAAAEZs/3gyCNK3FY30/s800/DSC_3262.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Diana -daha o gün tanıştığım Diana- &#8220;Aaaaa neeeaa doğum günün mü bugün senin??? Neden söylemedinnnn???&#8221; diye ayağa fırlayıp 5-10 dakika ortadan kayboldu. Sonra elinde, üzerinde, bükülüp çubuk haline getirilmiş kağıt peçeteden bozma bir mum sokuşturulmuş bir dilim pasta ile çıkageldi. Bu durumda mum üfleyip dilek tutmaktan başka çarem kalmamıştı. :)</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK-j_SrEI/AAAAAAAAEZw/mpd9Vkhrseg/s800/DSC_3264.JPG" alt="" width="640" height="426" /></p>
<p>Gece eve döndüğümüzde ise Amanda&#8217;nın masama koyduğu ve o gün benim için Japon marketinden aldığı abur cuburları bulacaktım.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh3.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S-cK-8KoJBI/AAAAAAAAEZ0/zsC0dDmx0Ks/s800/DSC_3267.JPG" alt="" width="640" height="612" /></p>
<p>Yattığımda, &#8220;işte cumartesi dediğin böyle yaşanması gereken bir gün&#8221; diye düşündüm, kendimi tebrik ettim, hayatıma giren renkli kişiliklere manevi bir selam çakıp, yeni yaşımın ilk uykusuna daldım.</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2010%2F05%2Ffotoroman-olmasi-gerektigi-gibi-bir-cumartesi%2F&amp;linkname=FOTOROMAN%3A%20%26%238220%3BOlmas%C4%B1%20gerekti%C4%9Fi%20gibi%20bir%20cumartesi%26%238221%3B"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2010/05/fotoroman-olmasi-gerektigi-gibi-bir-cumartesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>16</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pelikan ve kronometre meselesi</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2010/04/pelikan-ve-kronometre-meselesi/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2010/04/pelikan-ve-kronometre-meselesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Apr 2010 03:41:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğa ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Oha]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1208</guid>
		<description><![CDATA[Aşağıdaki yazıyı Aralık 2009 civarı (+ &#8211; 1 ay) yazmışım. Geçenlerde buldum. Biraz orasını burasını düzelttim. An itibariyle yazıdaki ruh halinden çok uzaklardayım. Hâlâ pek çok konuda kararsızlıklarım olsa da iyiyim, pek iyiyim üzerinize afiyet. Ama yazıyı da paylaşasım geldi. Kendisine bir kısa öykü muamelesi yapılabilir pekâla. Yapılmayabilir de, paşa gönlünüz bilir. Keyfinizin kâhyası mıyım? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Aşağıdaki yazıyı Aralık 2009 civarı (+ &#8211; 1 ay) yazmışım. Geçenlerde buldum. Biraz orasını burasını düzelttim. An itibariyle yazıdaki ruh halinden çok uzaklardayım. </em><em>Hâlâ pek çok konuda kararsızlıklarım olsa da <em>i</em></em><em>yiyim, pek iyiyim üzerinize afiyet. Ama yazıyı da paylaşasım geldi. Kendisine bir </em><em>kısa </em><em>öykü muamelesi yapılabilir pekâla. Yapılmayabilir de, paşa gönlünüz bilir. Keyfinizin kâhy</em><em>a</em><em>sı mıyım? Değilim. Buyrun:<br />
</em></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S8aCeKs5W8I/AAAAAAAAESE/Q2IgPp1QMlU/s400/pkedi.jpg" alt="" width="238" height="279" /></p>
<p>Kuş da yiyormuş meğer pelikanlar&#8230; Hiç sevemedim pelikanları zaten, o hayvan barınağında çalıştığım zamanlarda, kocaman gagalarına balık atarak beslerken bileğimden yakalamasınlar diye çevik ve sinirsek olurdum, ama bazen pelikanın açlığı benim çevikliğime baskın gelirdi, tırtırlı gagası yakalardı balığı tutan kolumu bileğimden. Ne sinir bozucu bir histi o. Diş desen dişleri yok, ama görünüşte hiçbir zararı olmayacakmış gibi pelikan, kollarımı zımparalıyor yakalayınca. Bıraksam beni de yutacak. Üstelik kafesine her girdiğimde panikle kanat çırpışı, elimdeki kovada güneşte eskimiş balığın kokusu, pelikana dokunmaktan hoşlanmıyorum çünkü bitleri var, ama o heyecanla çırpınınca bir toz kalkıyor, kim bilir havada belki de bitler uçuşuyor, beni psikolojik kaşıntılar basıyor&#8230; Pelikanı beslemeye dair güzel olan hiçbir şey yok sanki. Puhu gibi ürkütücü ama kendisine hayran bırakan bir güzelliği yok, kerkenez gibi küçük ama bilge bir hali yok, alakarga gibi akıllı değil, sevimli desen hiç değil&#8230; Pelikanı gözümde sevilir kılacak tek özelliği hayvan olması, o da bana yetmiyor.</p>
<p><img class="alignnone" title="Puhu" src="http://lh6.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S8aCeAorinI/AAAAAAAAESQ/1rvMWepyo_Q/s288/ouhu.jpg" alt="" width="260" height="195" /><img class="alignnone" title="Kerkenez" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S8aCeVdoQJI/AAAAAAAAESM/wu9DQ1u-i6M/s288/kerkenez.jpg" alt="" width="221" height="194" /><img class="alignnone" title="Alakarga" src="http://lh5.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S8aCeQYBHGI/AAAAAAAAESU/d-6mY92KPaU/s288/alakarga.jpg" alt="" width="129" height="193" /></p>
<p>Şimdi gördüm, az önce, balıklar azaldığından mıymış denizlerde yoksa zaten hep böyle miymiş bilmem, kuş yiyormuş pelikanlar. Sinirsek adımlarla, kendilerinden bir zarar gelmeyeceğini sanan sümsük kuşu sürüsü arasında dolanıyorlar, üçerli beşerli kabadayılar gibi. Sinsi sinsi, ama bir yandan da selam çakarak adeta, adeta az sonra işleyecekleri cinayeti çaktırmamak için “selamünaleyküm” diyerek, sanki elleri olsa arkada kavuşturacaklar, her şeye daha gündelik bir süs vermek için&#8230; Ama az sonra içlerinden biri belinden çıkaracağı silahla can alacak. Sallana sallana dolanırken sümsüklerin arasında, yaklaşıyor yavaş yavaş yavru sümsük kuşuna, lüpletiyor kaşla göz arasında.</p>
<p>Bu pelikan işi canımı sıktı, ama neden hiç anlam veremiyorum. Doğanın bir hali işte. Ne diye bu kadar takıyorsun kafana&#8230; Mutfağa gidip bir bardak sıcak bir şey içeyim diye mikrodalga fırında su ısıtmaya başlıyorum. Beklerken buzdolabını açıp turşu kavanozunu görünce bir turşu atıyorum ağzıma, güzel geliyor kavanozu tekrar açıp bir turşu daha yiyorum. Şu hayatta yaptığım işten, ne yapmak istediğimden, kendimden, üstelik o dakikada en de fenası, onca bitkili meyveli baharatlı poşetli poşetsiz çaydan hangisini içmek istediğimden emin değilim. O dakikada çok kararsızım. Küçükken birgün anneme &#8220;şu anda bir şey yapmak istiyorum ama ne yapmak istediğimi bilmiyorum&#8221; demiştim de bana &#8220;ona can sıkıntısı denir&#8221; demişti. Bu çağrışımın beni hüzünle gülümsettiği sırada, mikrodalganın çay konusunda karar vermem için bana ayırdığı süre bipleyerek doluyor ve ben, çilekli çayda karar kılıyorum öylesine. İçerken sevmeyeceğim aslında, ekşi filan gelecek, o dakikada eminim bundan. Ama bir karar vermem gerekiyor. Bir yerden başlamam gerekiyor.</p>
<p>Bir yandan çilekli çay kutusunu ararken bir yandan da insana bipleyerek zamanının dolduğunu acımasızca hatırlatan her çeşit kronometrenin, mikrodalganınki, ocağınki, ama özellikle laboratuvarda kullandığım kronometrenin, en az kuş yiyen pelikanlar kadar can sıkıcı olduklarını düşünüyorum&#8230; 3 dakikada bir solüsyon mu değiştirmek gerekiyor mesela, biip bip, biip bip, biip bip, &#8220;İşte sevgili bayan Düygü, hayatının 3 dakikasını daha geride bıraktın!&#8221; biiiip bip! Tekrar 3 dakika sonra&#8230; biip bip, &#8220;İşte bir başka 3 dakikası daha sona erdi hayatının, ha ha ha&#8221;&#8230; Biip!</p>
<p>Çilekli çay, bardaktaki sıcak suya girince poşetten  hava kabarcıkları çıkıyor. Yayılan çilek kokusu, geleceğe umutla bakmamı temenni eden sinir bozucu derecede iyimser bir şarkı, ergenlik bunalımlarının ortasına “ben de geçtim bu yollardan ama boşa üzülüyorsun” dediğinde kendisine “beni anlamıyorsunuz” diye isyan edilen sevecen ve sabırlı bir ebeveyn filan gibi, o andaki kendimden ve her şeylerden eminsizliğimi, ve pelikanların kuş da yediği gerçeğini, ve kronometresiz yaşanamayacağını unutturmaya çalışan Noel Babalı, yapay mutluluklu bir Amerikan aile filmi gibi&#8230; Bu koku adeta “her şey çok güzel olacak” diye çığrınıyor. “Kapa çeneni çilekli çay, beni anlamıyorsun! Lanet olsun sana çilekli çay. Sana ayrılan sürenin sonuna geldin. Bip!”</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;Finitto&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Bu noktada küçük bir not düşmeden edemeyeceğim. Geçen hafta buraya yakın bir şehirde çilek festivali vardı. Gittim gördüm, çileklerin hiçbiri canımı sıkmadı :) Hatta çilekli kek yedim. Çilekler pek lezzetli değildiler, festival de birşeye benzemiyordu ama, hayatta olmak güzeldi, önemli olan da buydu.</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh6.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S8aHdM5DcTI/AAAAAAAAETU/5h-tEFtBjGI/s640/DSC_3087.JPG" alt="" width="640" height="426" /><p class="wp-caption-text">Amanda bana çilekli kek alıyor</p></div>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh3.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S8aHdUnDHgI/AAAAAAAAETY/2JErm3NEifY/s640/DSC_3099.JPG" alt="" width="640" height="426" /><p class="wp-caption-text">Çilekli şarap içtikten sonra hepimiz süpermen oluyoruz</p></div>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh5.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S8aHdcJtLmI/AAAAAAAAETc/WtZgHFYQTGc/s640/DSC_3123.JPG" alt="" width="640" height="426" /><p class="wp-caption-text">Dönüşte, arabada, aldığımız bir kasa çilekten yiyoruz </p></div>
<p>Hayat bu kadar ironik&#8230;</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2010%2F04%2Fpelikan-ve-kronometre-meselesi%2F&amp;linkname=Pelikan%20ve%20kronometre%20meselesi"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2010/04/pelikan-ve-kronometre-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mistır Özpolat</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2010/04/mistir-ozpolat/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2010/04/mistir-ozpolat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 21:43:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Şoku]]></category>
		<category><![CDATA[victory is mine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1199</guid>
		<description><![CDATA[2010&#8242;un sonuna doğru mezun olacağım bir aksilik olmazsa. Bu yüzden bu aralar sürekli, daha önce yüz yüze tanışmadığım insanlarla bir takım yazışmalar yapıyorum. Çoğunlukla &#8220;Amca sizin lab çok güzel görünüyo, beni de alsanıza, ben de oynarım ki ordaki oyuncaklarlan&#8221; içerikli bu yazışmalarda muhatabım olan kişiler, dizi dizi makaleler yazmış akıllı bilim insanları oluyor. Bu akıllı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2010&#8242;un sonuna doğru mezun olacağım bir aksilik olmazsa. Bu yüzden bu aralar sürekli, daha önce yüz yüze tanışmadığım insanlarla bir takım yazışmalar yapıyorum. Çoğunlukla &#8220;Amca sizin lab çok güzel görünüyo, beni de alsanıza, ben de oynarım ki ordaki oyuncaklarlan&#8221; içerikli bu yazışmalarda muhatabım olan kişiler, dizi dizi makaleler yazmış akıllı bilim insanları oluyor.</p>
<p>Bu akıllı insanlar arasından zaman zaman, benim erkek olduğumdan hiç şüphesi olmadığından, bana yazdığı cevapta &#8220;Mr. Özpolat&#8221; diye hitap edenler çıkıyor.</p>
<p>Ben bu işe cidden çok bozuluyorum. Niye? Çünkü karşı tarafın o kadar şüphesi yok ki, hani bir şüpheye düşmüş olsa, ilk ismimle hitap ederek (Dear Duygu) diye başlayabilir, ama hayır direk Mr. Özpolat. Ki ben, ilk ismimle hitap edebilmeleri imkanını onlara sunmak için mektubumu &#8220;Duygu&#8221; diye imzalayarak bitiriyorum ve tam ismimi de e-postanın sonuna otomatik eklenen künyenin hemen üzerine ayrıca yazıyorum.</p>
<p>Bugün yine böyle bir e-posta alınca, tepem attı. Aşağıdaki logoları hazırladım. Bir ara bunu gmail imzamın kenarına nasıl gömeceğim onu da araştıracağım (bilen varsa yorumlara bekleriz). Bilimci bağyan arkadaşlarım da buyursunlar buradan alıp gönüllerince kullansınlar. Kadın ve beher kabu clip art&#8217;ları internetten aşırma (ama kopirayt ihlalsiz, &#8220;free&#8221; idiler zaten). Photoshop sağolsun bir araya getirdim böyle.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://lh5.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S8TjV4wJn4I/AAAAAAAAEQQ/N_g6dJtaKWY/s800/womanassumeMISTER.jpg" alt="" width="180" height="251" /><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S8TjWabmPbI/AAAAAAAAEQc/K2x8FdveoWM/s800/womanMISTER.jpg" alt="" width="180" height="251" /><img class="alignnone" src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S8TjWosl_0I/AAAAAAAAEQg/pYsAjKN_rCY/s800/womanWARNING.jpg" alt="" width="180" height="251" /></p>
<p>Buradaki mesajın yeterince açık olduğunu umuyorum: &#8220;Eğer efendi olmazsanız o beher kabını kafanıza yirsiniz&#8221;</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2010%2F04%2Fmistir-ozpolat%2F&amp;linkname=Mist%C4%B1r%20%C3%96zpolat"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2010/04/mistir-ozpolat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>16</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Wherever you go there you are</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2010/03/wherever-you-go-there-you-are/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2010/03/wherever-you-go-there-you-are/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Mar 2010 04:31:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sıkça Sorulan Sorular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1180</guid>
		<description><![CDATA[Küçük bi not düşüyorum bugün: Wherever you go there you are. Göze ne kadar da basit görünen bir cümle değil mi? Hiç öyle göründüğü kadar basit değil aslında. Hayatın kocaman sırlarının şöyle üç-beş kelimeye sığmasına bayılıyorum. Tek problem, böyle sözleri anlamaya ihtiyacınız olduğu anda anlamıyorsunuz. Ne zaman ki deneyimler sizi pişiriyor, ne zaman ki bilgiye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Küçük bi not düşüyorum bugün: <em>Wherever you go there <strong>you </strong>are</em>. Göze ne kadar da basit görünen bir cümle değil mi? Hiç öyle göründüğü kadar basit değil aslında. Hayatın kocaman sırlarının şöyle üç-beş kelimeye sığmasına bayılıyorum. Tek problem, böyle sözleri anlamaya ihtiyacınız olduğu anda anlamıyorsunuz. Ne zaman ki deneyimler sizi pişiriyor, ne zaman ki bilgiye erdeme vakıf oluyorsunuz, o üç-beş kelimenin derinlerde yatan esas anlamı size görünür oluyor. O zaman da işinize yaramıyor sanki, çünkü zaten öğrendiniz bu cümlenin ne demek olduğunu, deneyimlediniz.</p>
<p>Ne olur ne olmaz, yine de saklıyoruz bir kenara bu cümleleri, web siteleri, kitaplar filan var bunların biriktirildiği, küçüklerimize filan söylüyoruz, şarkı sözlerinin arasına sıkıştırıyoruz, kitapların başında alıntılıyoruz, kompozisyon sorusu yapıyoruz. Belki kendine gelmek için tam da o ufak silkinişe, sırttan minicik bir ittirişe ihtiyacı olan o birisi, o sözü duyar ve birden anlar her şeyi&#8230; Belki de budur kaygımız ya da umduğumuz.</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh3.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S67bK9mla9I/AAAAAAAAEKQ/Lnt61pqUEdY/s640/Mark%20Baker.jpg" alt="" width="640" height="427" /><p class="wp-caption-text">© Mark Baker</p></div>
<p>Wherever you go there &#8220;<strong>you</strong>&#8221; are&#8230; İkinci &#8220;you&#8221; üzerinde bir vurgu olduğunu düşünürseniz (ki ben öyle olduğunu düşünüyor sizi de bana katılmaya davet ediyorum), nereye giderseniz gidin işte oradaki yine &#8220;siz&#8221;siniz. &#8220;Sen&#8221;sin. Sen değişmediğin sürece, sen adam olmadığın sürece, mekan değişmiş ne fark eder&#8230; Nereye gidersen git yine bulduğun şey kendinsin ve aynı dertlerin, aynı mutsuzlukların, aynı iç hesaplaşmaların ya da kendinle hesaplaşmayı erteleyişlerin, ve nihayet aynı hayal kırıklıkların. Ya da tam tersi, nereye gidersen git mutlu olmayı becerebilen isen sen, işte orada bulduğun da o. Bu kadar derin bu laf. Amerikalılar demiş biliyor musunuz? Gören Çinli söylemiş sanır, öylesine derin.</p>
<p>Sıkça sorulan sorular: &#8220;Amerika&#8217;ya gelsem mutlu olur muyum? Çok zorlanır mıyım?&#8221; Ne cevap vereceğimi bilemiyordum, artık elimde bir cümle var. Bu cevabın  her seferinde istediğim mesajı vereceğinden emin değilim, ama bundan daha doğru ne söylenebilir ki: &#8220;Wherever you go, there <strong>YOU </strong>are&#8221; ve orada ne deneyimleyeceğin de tamamen sana bağlı.</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2010%2F03%2Fwherever-you-go-there-you-are%2F&amp;linkname=Wherever%20you%20go%20there%20you%20are"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2010/03/wherever-you-go-there-you-are/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>17</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaynamış Kerevitteki Romantizm</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2010/03/kaynamis-kerevitteki-romantizm/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2010/03/kaynamis-kerevitteki-romantizm/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 02:50:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğa ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[New Orleans]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1152</guid>
		<description><![CDATA[Bu New Orleans&#8217;ta en çok ama en çok sevdiğim şey nedir biliyor musun sevgili okur? En çok ama en çok sevdiğim şey New Orleans&#8217;ın aylar süren baharıdır. Dur korkma, romantikleşip öten kuşları filan anlatmayacağım (tamam anlatacağım biraz ama söz bu yazıda bol bol barbarlık, entrika, kin filan da var). Sulak memleketin her yerinden fışkırmış yeşilliklerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu New Orleans&#8217;ta en çok ama en çok sevdiğim şey nedir biliyor musun sevgili okur? En çok ama en çok sevdiğim şey New Orleans&#8217;ın aylar süren baharıdır. Dur korkma, romantikleşip öten kuşları filan anlatmayacağım (tamam anlatacağım biraz ama söz bu yazıda bol bol barbarlık, entrika, kin filan da var). Sulak memleketin her yerinden fışkırmış yeşilliklerin ve koca gövdeli kıvır kıvır dallı ağaçların coştuğu, japon manolyalarının çiçek açıp yollarınıza gül döktüğü, sizin de sabah okula-işe o çiçeklerin döküldüğü kaldırımlardan saçınızı attırarak yürürken &#8220;ahaytt benim için, ne gereği vardı, hayranlarım, sizlerle varım&#8221; filan diye kendinizi kırmızı halı artisi sandığınız bir mevsimdir. İnsan denilen varlığın vücudunun kendini en mutlu hissettiği nem ve sıcaklılar, şu hani Ankara&#8217;da üç gün süren o nefis bahar havalarından bahsediyorum, New Orleans&#8217;ta aylarca sürer.</p>
<p>Bi delikanlı bahar ol arkadaşım. Geldin mi bi kal adam gibi. Her sefer &#8220;daha karpuz kesecektik&#8221; ile uğraştırma. New Orleans&#8217;ın baharı delikanlıdır öyle işte (yazı da kasırgalarıyla ortalığı yıkıp döken bir kabadayı, ama o konuyu hiç açmayalım şimdi).</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 651px"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbXZLALAI/AAAAAAAAIcU/EgyAQ6kxxo4/s800/bisiklet-iskencesi-03.jpg" alt="" width="641" height="426" /><p class="wp-caption-text"> &quot;Gül döktüm yollarına&quot; isimli bu çalışma A. Murat Eren&#39;e ait.</p></div>
<p>Bahar, insanı kendinden geçiren güzelliğine, New Orleans&#8217;ta en ama ennnn sevdiğim ikinci şeyi katarak gelir: <strong>Kerevit Kaynatmak</strong>! Yani buralardaki ismi ile &#8220;<strong>Crawfish Boil</strong>&#8220;. Ben size kerevit kaynatmayı anlatayım ne olur! Yemiş kadar olun sonunda, keşke!</p>
<p>Öncelikle şunu söyleyerek başlayacağım. New Orleans&#8217;ın Mardi Gras festivaliymiş, boncuğuymuş, Jazz&#8217;ıymış, Fransız Mahallesi&#8217;ymiş, Bourbon sokağında meme açan kadınlarıymış (yalan göremedik hâlâ). BIRAHHH YAAA! Sevgili okur bırak, bırak, bıraağğak&#8230; Sen New Orleans&#8217;ı anlamak, yaşamak, bilmek mi istiyorsun? Turist değil de buralı mı olmak istiyorsun? Senin ihtiyacın olan şey kerevit kaynatmak canım benim. Şubat&#8217;ta Mardigra&#8217;yı filan boşver, sen buraya Mart sonunda, Nisan başında gel. Zira bu, kerevit kaynatma sezonunu açtığımız zamandır.</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 410px"><img src="http://lh6.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S6q9Mt6JyvI/AAAAAAAAEIc/BztjQXpKWJ0/s400/wikBoiledCrawdads.jpeg" alt="" width="400" height="300" /><p class="wp-caption-text">fotoğraf Wikipedia&#39;dan</p></div>
<p>Tanıştırayım: Kırmızı bataklık kereviti (<a href="http://animaldiversity.ummz.umich.edu/site/accounts/information/Procambarus_clarkii.html" target="_blank"><em>Procambarus clarkii</em></a>). Kendisi bir tatlı su kabuklusudur, genel olarak ABD&#8217;nin güneyinde, dolayısıyla Louisiana Eyaleti&#8217;nin bataklıklarında yaşar. Dünya kerevit üretiminin %90&#8242;ı Louisiana&#8217;daki kerevit çiftliklerinde yapılmakta, bu kerevitlerin %70&#8242;i de sadece Louisiana&#8217;da tüketilmektedir. Bir yiyoruz bir yiyoruz biz buralarda bu hayvanceğizi yani. Neden ve nasıl yiyoruz ama, işte olay orada bitiyor zaten.</p>
<p><strong>İlk görüşte entrika, kin, nefret</strong></p>
<p>Benim kerevitle tanışmam biraz travmatik oldu aslında. Seneler geçmiş vay, inanması güç benim için o seneler nasıl uçtu gitti ama, işte onca seneler önce, New Orleans&#8217;a yeni gelmiş bir şaşkın iken, yeni dünyada daha ikinci haftam filanken, buradaki Türkiyeli arkadaşlar beni kolumdan tutup Pontchartrain Gölü&#8217;nün kenarındaki restoranlardan birine götürdüler. <a href="http://www.biyolokum.com/2009/06/her-seyi-yiyebilecek-kapasitenin-insaniyim/" target="_blank">Ben her şeyi yiyebilecek kapasitenin insanıyım</a>, biliyoruz. Amma ve lakin, ısmarladığımız yemeklerin önünden gelen bir tepsi kaynamış kerevit ve bu kereviti yeme tarzı beni şaşkınlık ve üzüntüden pörtlemiş gözlerle bir süre donup kalmaya gark ettiydi. Zira kaynamış kerevit yemek, garip bir barbarlık gerektiriyordu. O noktada benim midesine düşkün gurme özentisi bünyem ile hayvansever kalbim bir kapıştı. Bir saçsaça başbaşa&#8230; O gün hayvanseverlik kazandı, ama derbide yiyeceği gollerden ve tükürdüğü &#8220;İçinden çıkan minnacık et için koskoca hayvanı kaynatıp çıtır çıtır kabuklarını kırarak yiyorsunuz! Korkunç! Ben yiyemem kusura bakmayın.&#8221; sözlerini bir güzel yalayacağından haberi yokmuş meğersem.</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 410px"><img src="http://lh3.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S6q9MRj3PTI/AAAAAAAAEIY/rgNm4ol3mPs/s400/wik.jpg" alt="" width="400" height="266" /><p class="wp-caption-text">fotoğraf Wikipedia&#39;dan</p></div>
<p><strong>İkinci görüşte aşk</strong></p>
<p>Bu travmatik tanışmanın üzerinden bir sene geçti. Birgün Amerikalı bir arkadaşım beni evindeki kerevit kaynatma partisine çağırdı. Sosyalleşmek uğruna kalktım gittim. Masalar kurulmuş bahçeye. Üzerleri gazete ile kaplanmış. Kenarda dev bir kazanda kerevitler kaynıyor. Patates, bütün bütün atılmış sarımsak, mısır, soğan da var kaynayan baharatlı suyun içinde. Kenarda bir çuvalda da, kıpır kıpır kerevitler var (diğer kabukluların -misal yengeç- pişirilişinde olduğu gibi bunlar da canlı canlı atılıyor suya). İlk parti kerevitler hazır olunca, kazanın içindeki süzgeçli kap çıkarılıyor, kerevitler gazete kaplı masaya boşaltılıyor, herkes etrafına toplaşıp çıtır çıtır kabuk kırarak yemeye başlıyor. Bir yandan bira içilip sohbet ediliyor. Normalde kibarlık kumkuması, hijyen manyağı beyaz Amerikalıları böyle bataklıktan çıkıp gelmiş, çamuruyla kaynamış bir hayvanı keyifli keyifli yerken görünce, bir de olayın o tatlı sosyal-kültürel yanı, yerelliği, kendine haslığı, üstüne bir de ağzımı şu satırları yazdığım dakikalarda bile sulandıran lezzet işin içine girince,  kerevit kaynatma işine oracıkta aşık oldum.</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 410px"><img src="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S6q9Mx8mBlI/AAAAAAAAEIg/gm4vw-cCm1M/s400/wikLiveCrawfish.jpg" alt="" width="400" height="300" /><p class="wp-caption-text">Henüz kaynatılmamış kerevitler (Wikipedia)</p></div>
<p><strong>Kereviti yerken içindeki barbarı uyandırmak</strong></p>
<p>Kereviti adabına uygun barbarlıkta yemek ise şöyle gerçekleşiyor sevgili okur, yılların deneyimi konuşuyor artık. Hayvanı elinize alıyorsunuz. Karın kısmını çevirip, bir elinizle gövdesini bir elinizle kıvrılmış kuyruğunu doğru yerden tutarak çekip koparıyorsunuz. Asıl et kuyrukta. Ama ona geçmeden önce, gövdede kuyruk gidince açılan boş kısma dudakları dayayıp (kemik iliği emer gibi) hüüüp hüüp diye suları,  tam olarak ne olduğunu anlamadığınız sarı sarı ve iğrenç görünen ama lezzetli şeyleri emiyorsunuz. Sonra kuyruğun kabuğunu ayıklayıp afiyetle yiyorsunuz (ki bunun da ayrıntılarını buradan anlatması zor bir usulü var ama tabi ki YouTube&#8217;de var, <a href="http://www.youtube.com/watch?v=oqWipLPv9lw" target="_blank">buyrun</a>). Ardından, kıskaçları koparıyorsunuz, oradan da ufak etler çıkıyor. Son olarak kıskaçlara da bir emiş gücü uygulayalım, zira orada da sıkışmış baharatlı suyu var, içeride kalan eti var. EVET YANİ HAYVANI ELLERİNİZLE PARÇA PİNÇİK ETMENİZDEN BAHSEDİYORUM!</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh3.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S6rEFRYvJ1I/AAAAAAAAEJM/KYf0jcXzBtU/s640/1.JPG" alt="" width="640" height="515" /><p class="wp-caption-text">(Bugün okulda kerevit kaynatma günüydü, sizler için görüntüledik)</p></div>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 650px"><img src="http://lh6.ggpht.com/_aROi2wnth1A/S6rEFmqd-QI/AAAAAAAAEJQ/Cv53zm9oAEw/s640/2.JPG" alt="" width="640" height="434" /><p class="wp-caption-text">(not: Telefon ile çekilmiş bu berbat fotoğrafları görünce Meren beni öldürecek. Sizlere New Orleans&#39;tan bildirmek için aile saadetimi tehlikeye atıyor olduğum umarım gözünüzden kaçmamıştır sevgili okurlar)</p></div>
<p>Bu sırada, kerevitin kaynatıldığı suya eklenmiş olan <a href="http://www.cajunoutdoorcooking.com/images/tn00190_cajun_seasoning_spices_louisiana.jpg" target="_blank">Cajun baharatı</a> yavaş yavaş burnunuzu akıtmaya başlıyor. Üç beş kerevitten sonra herkes eller bulaşmış, fırk fırk diye burunlarını çekmekte oluyor. Arada gözünüze kestirdiğiniz bir patatesi yiyorsunuz kabuğuyla. Nedense, suyun baharatı en çok mısırı yerken yakıyor dudaklarınızı. Masanın bir kenarında parçalanmış kabuklar birikirken, siz dirseğinizden damlayan kerevit suları, ağzınızda bataklığın kumunun tadı, elinize yapışmış kabuk ve bataklık bitkisi parçaları ile, öyle biraz burun çekerek, bir kerevit kafası hüpleterek, iki sohbet ederek, biradan bir yudum alarak tam bir Louisiana&#8217;lı oluyorsunuz. İşte ben, oradaki garip doğallığı, dağınıklığı, rahatlığı seviyorum. İnsan olma deneyimini, Kanada kıyılarından kaçıp gelerek yerleştiği bu bataklıklarda bulduğu hayvanı bile cebinden çıkardığı baharatla lezzetlendirebilen o kültür vasıtasıyla konuşmayı ve çeşitliliği kutlamayı seviyorum. Bir başka ülkenin kültürünü yadsıyıp itelemek yerine, o kültürle kaynaşabilme ihtimalimi seviyorum.</p>
<p>Bu satırları yazarken şunu biliyorum ki, yıllar sonra, dünyanın bir başka köşesinde iken bunları okuyup özlemimden ağlayacağım. İşte bunu buraya yazıyorum! (Romantikleşmeyeceğim demiştim, ama sözümde durmadım. Kendimi affettirmek için buraya gelene kerevitler benden :)</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2010%2F03%2Fkaynamis-kerevitteki-romantizm%2F&amp;linkname=Kaynam%C4%B1%C5%9F%20Kerevitteki%20Romantizm"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2010/03/kaynamis-kerevitteki-romantizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>31</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
