<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>"Kriptografi Gördüm", Wunjo...</title>
	<atom:link href="http://www.biyolokum.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.biyolokum.com</link>
	<description>Wabi-Sabi evreni içerisinde nesnelerin fiyatından ötürü sahip oldukları materyal değer ve bu değerin yarattığı hiyerarşi yok sayılır. Bu, insanların konumlarından ötürü sahip oldukları değer için de geçerlidir. Çünkü bir şeye değer vermek aynı zamanda başka şeyleri değersiz saymaktır.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 11 May 2012 16:46:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Nezleden kırıldığım bir cuma öğlesinin itirafları</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2012/05/nezleden-kirildigim-bir-cuma-oglesinin-itiraflari/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2012/05/nezleden-kirildigim-bir-cuma-oglesinin-itiraflari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 16:34:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Düygü Hanım nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Sakin olmak lazım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1681</guid>
		<description><![CDATA[Küçüklüğümden beri günlük tutuyorum. Klasik anlamda günlük tutmaya ortaokulda başlamıştım. Yaz tatiliydi, elime bir yerden çirkince bir ajanda geçmişti, kahverengi deri bir kabı vardı. Tanıdık bir şirket tarafından filan bastırılmış bir şekilde bizimkilere verilmiş, onlar da ajandayı bana vermiş olmalıydı. Arabada gidiyorduk, ajandayı açıp birşeyler yazmaya başladım. Tarihleri tutturmak için defterlerime bakmam gerekecek ama, o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Küçüklüğümden beri günlük tutuyorum. Klasik anlamda günlük tutmaya ortaokulda başlamıştım. Yaz tatiliydi, elime bir yerden çirkince bir ajanda geçmişti, kahverengi deri bir kabı vardı. Tanıdık bir şirket tarafından filan bastırılmış bir şekilde bizimkilere verilmiş, onlar da ajandayı bana vermiş olmalıydı. Arabada gidiyorduk, ajandayı açıp birşeyler yazmaya başladım. Tarihleri tutturmak için defterlerime bakmam gerekecek ama, o sıralar kısa öyküler de yazıyordum da günlük tutmaya mı karar verdim, yoksa günlük tutmaya başladım, sonra kısa öyküler de mi yazdım emin değilim. Ama bu çirkin ajandadan aslında iki tane var, biri öyküler diğeri günlük no1.</p>
<p>O günden beri, hala daha, günlük tutuyorum. Bu internet günlüğünün dışında, kağıttan (etten kemikten) günlükler. Bunu niye yaptığımın nedenleri karmaşık olsa gerek. Küçükken hayalimde hep bir okur kitlesi vardı. Yazdıklarımı ne kadar beğeniyorduysam artık, birgün yayınlanacağını filan düşünüyordum. Büyüdükçe, birilerinin bu defterleri okuyacağı fikri en büyük kabusum haline geldi. Şimdi ikisinden de farklı hisler içindeyim (ama o hisleri açıkla deseniz açıklayamayabilirim). Fakat, bilincinde olduğum günlük tutma nedenlerinden bir tanesi benim bilim insanı yönümden kaynaklanıyor: Herhangi bir insan olan Duygu insanının hayatının, hislerinin, yaşadıklarının ayrıntılarını kayıtlara geçirmek, elimden geldiğince dürüst bir şekilde.</p>
<p>Birkaç ay önce, annemden Türkiye&#8217;de bıraktığım günlükleri bana göndermesini istedim. Aklımda, Duygu&#8217;nun geçmişine uzun bir aradan sonra göz atmak ve belki bugün yaşadıklarıma hissettiklerime cevaplar bulmak vardı. Defterler, Türkiye&#8217;min çirkin tasarımlı pulları, kargo yapışkanları ile süslenmiş ortaboy bir kutunun içinde geldiler.</p>
<p>Aralarından, tâ ilkokul zamanlarımdan miniminnacık bir defter çıktı. (Bu defterin boyu, bir parmağın iki boğumu kadar!) Ve defterde şöyle bir sayfa:</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh6.googleusercontent.com/-w5CEsMlvxOA/T3SDLwea_KI/AAAAAAAAHNg/l7doIbhnmdk/s400/DSC_0312.JPG" alt="" width="400" height="364" /></p>
<p>Okunmuyorsa diye buraya da yazayım:</p>
<blockquote><p>Sorunu Halleden yollar</p>
<p>1) Babama birşeyi açıkça anlatınca sorun halolur.</p>
<p>2) Belki anlayışlı olmak.</p>
<p>3) Aynı kalem veya aynı şeyi almak.</p>
<p>Duygu.</p></blockquote>
<p>3. maddeden dolayı sorunun kardeşimle didişmelerimiz olduğunu tahmin ediyorum. Belli ki bir şeyleri paylaşamıyormuşuz ki aynı şeyi alırsak sorun hallolacakmış. Belki anlayışlı olmak&#8230; Daha minicikken çözmüşüm olayı, ama insan işte ne kadar doğru bir şeylerin farkına vardığını anlayamıyor, hayatımın geri kalanında yeterince anlayışlı oldum mu? Neyse, budist rahibi değilim ne de olsa. Bu konuda kendime çok yüklenmeyeyim. Babama birşeyi açıkça anlatınca sorunun hallolması&#8230; Sanırım bu, babamın anneme göre konuya (artık konu her ne ise!) daha az duygusal ve daha mantıklı yaklaşıyor olması yüzünden, bir de muhtemelen kardeşimle benim üzerimde daha çok otorite sahibi olmasından&#8230;</p>
<p>İnternet güncemin kimi okurlarından zaman zaman e-postalar alıyorum. Bu e-postaların bir kısmında, burada yazdıklarımdan yola çıkarak benim ne kadar muhteşem olduğum, hayatımın ne kadar &#8220;süper&#8221; olduğu sonucuna varan ve bundan dolayı kendi hayatını anlamsız, değersiz bulanlar olduğunu görüyorum. Yurt dışında yaşayan bilim insanı çok yönlü Biyolokum&#8230; Bilinçaltımın derinlerinde bu internet güncesine yazmamın sebepleri kim bilir ne, ben de bilemiyorum (belki de deşmekten korkuyorum). Ama aldığım bu mektuplar beni buradan bir gerçeği paylaşmaya itiyor (acaba pişman olacak mıyım?): ben elbette bu internet güncesinde göründüğüm gibi değilim. Bu güncenin okurlarının bilmeyi hakettikleri şey, benim bu güncede paylaşmak yerine kendime ait defterlere yazmayı tercih ettiğim yüzlerce sayfalık başka bir yönümün de olduğu: mutsuz, endişeli, karamsar, umutsuz vs&#8230; Buradan pozitif ve güzel olanları paylaşmayı seçiyorum çoğunlukla, çünkü hepimizin hayatında bizi huzursuz eden şeyler var. Hemen hepimizin kendimizi berbat hissettiğimiz bir sürü zamanlar oluyor. Ezikliklerimiz, korkularımız var. Belki ben kendime yarattığım bu &#8220;Biyolokum&#8221; kimliğinde, sadece pozitiflere yer vererek bir rahatlama buluyorumdur, bilemiyorum, ama kendime söylediğim şey, yaptığımı sandığım şey, insanlara ilham verecek, onları hayata dair iyi hissettirecek ya da düşündürecek, öğrenmekten keyif alacakları şeyleri paylaşmayı tercih ettiğim.</p>
<p>Defterlere gelince. Okumaya başladıktan hemen sonra bıraktım. İçim eridi. O ergen Duygu&#8217;yu bulsamdı, sarılsamdı, geçer ki bunların hepsi, sonra tekrar gelir, sonra yine geçer, böyle böyle geçer hayat desemdi&#8230;</p>
<p>Keşke, demekle olsaydı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2012%2F05%2Fnezleden-kirildigim-bir-cuma-oglesinin-itiraflari%2F&amp;linkname=Nezleden%20k%C4%B1r%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%20bir%20cuma%20%C3%B6%C4%9Flesinin%20itiraflar%C4%B1"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2012/05/nezleden-kirildigim-bir-cuma-oglesinin-itiraflari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çekmediğim fotoğraf</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2012/05/cekmedigim-fotograf/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2012/05/cekmedigim-fotograf/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 May 2012 16:34:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1659</guid>
		<description><![CDATA[Dakar&#8217;ın sokaklarında yürüyorum. Fotoğraf makinam yanımda, ama elim bir türlü makinaya gitmiyor. Bol bol fotoğraf çekecektim. Çekmiyorum. Fotoğraf makinasını elime aldığım andan itibaren bir başkası olacağım çünkü. Bu halimle (makina çantamda gözlerden uzak iken) beyaz bir kadınım sadece. Belki Dakar&#8217;da yaşıyorum uzun süredir, belki sadece ötedeki sokaktaki bakkala gidiyorum. Bu halimle pek tabi, üç sokak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dakar&#8217;ın sokaklarında yürüyorum. Fotoğraf makinam yanımda, ama elim bir türlü makinaya gitmiyor. Bol bol fotoğraf çekecektim. Çekmiyorum. Fotoğraf makinasını elime aldığım andan itibaren bir başkası olacağım çünkü. Bu halimle (makina çantamda gözlerden uzak iken) beyaz bir kadınım sadece. Belki Dakar&#8217;da yaşıyorum uzun süredir, belki sadece ötedeki sokaktaki bakkala gidiyorum. Bu halimle pek tabi, üç sokak ötedeki iş yerime gidiyor bile olabilirim. Bu halimle ben, ten rengime rağmen &#8220;buralı&#8221; sayılabilirim. Ama fotoğraf makinasını elime aldığım an iş değişecek.</p>
<p>Aklımda sürekli, ben arabadan fotoğraf çekerken, kendisini fotoğrafladığımı görüp bana nefretle bağıran adam var. Sürekli düşünüp duruyorum, o neden bu kadar kızdı, peki ben niye fotoğraf çekmek istiyorum? Altı üstü turistik bir Afrika gezisinde, işte fotoğrafçının en derin ikilemi ile yüzyüze geldim: Bir anı belgelemek için ödenecek bedelin sınırı ne?</p>
<p>Savaş fotoğrafçıları zaman zaman, insanlara yardım etmek yerine fotoğraf çekiyor olmakla suçlanıyorlar. Biz fotoğrafı izleyen olarak çoğu zaman perde arkasını bilmiyoruz: fotoğrafçı deklanşöre bastıktan hemen sonra koşup yaralılara yardım etti mi? Kendisi bir kurşun mu yedi? Yoksa hemen kaçıp saklandı mı? O fotoğrafı çekmek için nasıl bir bedel ödedi? Tercihi ne olursa olsun, savaş fotoğrafçısının o anı belgelemek için yeterli ve geçerli sebepleri olduğu iddia edilebilir. Üstelik, fotoğrafçının sadece orada oluşu ve hayatını tehlikeye atışı bile, fotoğrafçıya makinasını eline alma hakkını veriyor diyebiliriz. Fakat her halükarda ödediği bir bedel var ve anı belgelemek için ödenen bedelin sınırları, savaş fotoğrafçısı için daha geniş denilebilir.</p>
<p>Peki o zaman, gezginin belgeleme hakkı nerede başlıyor ve nerede bitiyor? Bir insanı huzursuz etmek, kızdırmak gezgin kişi söz konusu olunca belki de ağır bir bedel. En azından benim için, adamı bir türlü aklımdan çıkaramadığıma ve hala yaptığımdan utandığıma göre, yeterince ağır. Öte yandan, sadece gezginlik amacıyla da olsa, belgelenen anın ileride tarihi bir kıymeti olabilir. Niyetimiz mi belirliyor sınırların nerede başlayıp nerede bittiğini? Bir sosyolog olarak orada olsaydım, bir gezgin olarak orada bulunup belgelemekten daha mı çok hakkım olacaktı? İnsanları kızdırmak, huzursuz etmek bedelini ödeyebilecek miydim?</p>
<p>Sokaklarda yürümeye devam ediyorum. Türkiye&#8217;den unuttuğum ve hatta belki de hiç görmediğim bir kir pas. Uzun zamandır yaşadığım o gelişmiş ülkede soluduğum hijyenik hava bir yana, Dakar&#8217;ın şehir merkezinde, esen rüzgarın yerden kim bilir neleri kaldırıp harmanladığı bu tozlu hava bir yana. Her köşe başında sakat ya da çocuklu dilenciler. Ama bir yandan, aynı sokaklarda parketmiş son model arabalar. Yeni yapılmakta olan uzun binalar. Kırık dökük kaldırımlar, çamur birikintileri, hemen karşıda büyük bir kitapçı, bir sokak ötede cami, caminin kenarında işportacılar. Karşıya geçip köşeyi dönüyorum, adamın biri hemen oradaki binanın duvarına işiyor. Kaldırım değiştiriyorum.</p>
<p>Rüzgar esiyor yeniden ve yeniden içime çektiğim tozlu havanın, hijyene alışıp şımarmış ciğerlerim tarafından nasıl karşılandığını düşünüp, hafiften işkilleniyorum. Aynı fotoğraf makinamı sakladığım gibi, bastırıyorum bu hisleri, sanki etrafımdakiler anlayacak da benim &#8220;oralı&#8221; olmadığımın farkına varacaklar. Oysa ki ben günlük hayata karışıp ten regimi hatırlamadan yürümek istiyorum sokaklarda, burası nasıl bir yer anlayabilmek için.</p>
<p><img src="https://lh6.googleusercontent.com/-RNC6hyzthkA/T6K4ID_PXbI/AAAAAAAAHJs/JMR9FLZG7oQ/s400/kibele.jpg" alt="" width="224" height="320" /></p>
<p>Tam o sırada döndüğüm sokağın sağında, daracık kaldırımda bir grup kadın oturuyor. Plastik taburelerin, yere serilmiş eski ve pasaklı bir bezin üzerine yayılmışlar. Kendi aralarında konuşup gülüşüyorlar, dilenci olup olmadıklarından emin olamıyorum. İçlerinden çok şişman bir tanesi kocaman kalçasını oturttuğu iki plastik tabure üzerinde, dev gibi memeleri açıkta, bir bebeği emziriyor. Dakar&#8217;ın şehir merkezinde, iş yerlerinin, lokantaların, büroların olduğu bu sokaklardan birinde&#8230; Belki dilencilerin öğle arası bu&#8230; Önlerinde kendilerini bekleyen uzun bir gün, nerede oldukları umurlarında değil. Ve bu kadın elbette yavrusunu besliyor. Ama bu haliyle öyle bir manzara ki, adeta insanlar bebelerini beslesin diye bu kadına gelmişler, o da sonsuza dek süt üretecek olan bereketli memelerinden süt içiriyor yavrulara. Hakikaten, kucağında tuttuğu çocuğun ona ait olduğundan şüpheye düşüyorum. Bir süre önce okuduğum kısacık çizgiroman &#8220;<a href="http://doing-fine.com/?p=153">Beast Mother</a>&#8221; geliyor aklıma. Rengarenk desenli kıyafetleri, pürüzsüz ve kapkara tenleri, sokağın pisliği, çarpık kent, çirkin binalar, açıktaki bu dev gibi memelerden süt emen bebek. Bu yolculuğun en belgelenesi anı işte bu olsa gerek.</p>
<p>Bir gezgin fotoğrafçı olarak haddimi biliyor, elimi fotoğraf makinama götürmeye yeltenmiyorum bile. Derin bir nefes alıp gülümsüyorum.</p>
<p>Yürümeye devam ediyorum&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2012%2F05%2Fcekmedigim-fotograf%2F&amp;linkname=%C3%87ekmedi%C4%9Fim%20foto%C4%9Fraf"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2012/05/cekmedigim-fotograf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Popenguine ve yolları</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2012/04/popenguine-ve-yollari/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2012/04/popenguine-ve-yollari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2012 21:19:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Şoku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1632</guid>
		<description><![CDATA[Senegal&#8217;e vardığım günü takip eden hafta sonu arkadaşlarım beni Popenguine&#8217;e götürdüler. Cuma akşamı dışarı çıkmıştık (ve Dakar&#8217;ın görece fakir ve kirli sokaklarıyla tezat oluşturan yeni ve şık bir gece klubünde bir şeyler içip biraz dans etmiş, biraz da dans edenleri izlemiştik. Afrikalı güzellerin bu kulüplere nasıl seksi kılıklarda geldiğini görünce ağzım bir karış açık kaldı). [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Senegal&#8217;e vardığım günü takip eden hafta sonu arkadaşlarım beni Popenguine&#8217;e götürdüler. Cuma akşamı dışarı çıkmıştık (ve Dakar&#8217;ın görece fakir ve kirli sokaklarıyla tezat oluşturan yeni ve şık bir gece klubünde bir şeyler içip biraz dans etmiş, biraz da dans edenleri izlemiştik. Afrikalı güzellerin bu kulüplere nasıl seksi kılıklarda geldiğini görünce ağzım bir karış açık kaldı). O yüzden planladığımız kadar erken çıkamadık yola. Olabildiğince erken düşmek istiyorduk yollara, çünkü Dakar&#8217;dan çıkmak için tek bir ana yol var ve sabahın erken saatleri dışında acayip kalabalık oluyormuş.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh6.googleusercontent.com/-wjjzGzVrchY/T58BfELCe3I/AAAAAAAAHII/hY4PfJsvJeM/s400/dakar-map1.gif" alt="" width="400" height="384" /></p>
<p>Bana Dakar&#8217;ı tüm gerçekliği ile deneyimlemek kısmetmiş. Hakikaten çılgın bir trafik vardı (37 kilometrelik yolu 4 saatte filan tamamladık). Ben hergün bir tane içmekte olduğum sıtma engelleyici ilacın verdiği nahoşlukla bir süre arabanın arka koltuğunda elimde torba, ha kustum ha kusucam gittikten sonra, birşeyler atışıtırınca midem kendine geldi (meğersem o ilacı boş karınla içmemek gerekiyormuş, doktor söylememişti). Kendime gelir gelmez bu trafiğin aslında benim için müthiş bir fırsat olduğunu anladım ve gerek arabanın camından, gerekse inip yürüyerek bir sürü fotoğraf çektim (trafik o kadar yavaş ilerliyordu ki, ben fotoğraf çekmeyi bitirdiğimde arabaya geri yürümek zorunda kalıyordum).</p>
<p>Bu fotoğraflar yoldan:</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-50-5j5nYGLI/T02sr0DEM0I/AAAAAAAAGX8/c7NQTk2axLQ/s640/DSC_0031k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh6.googleusercontent.com/-isoXzZD7mWU/T02ss1H9xzI/AAAAAAAAGYM/K0fP-IImVz4/s640/DSC_0039k.jpg" alt="" width="640" height="185" /></p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh4.googleusercontent.com/-wsf7ZV57Q9M/T02stfuxdDI/AAAAAAAAGYU/2r9azCAcDsI/s640/DSC_0043k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh4.googleusercontent.com/-9bpdmEIusB0/T02swXQRcnI/AAAAAAAAGZA/-gBuZcjeqN0/s640/DSC_0065k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Yukarıdaki fotoğrafta, bilmem farkediliyor mu ama, aslında fotoğrafını çektiğim adam bana çok sinirlendi, yerinden kalkıp bağırdı. Ben de çok korktum ve şaşırdım. Fakat sonra bu durum beni çok düşündürdü. (Daha yeni, Meren blogunda yazdığı <a href="http://meren.org/blog/2012/04/arizonada-bir-kaybolus-denemesi/">şu yazıda</a> değinmiş, benimki de tartışmaya başka bir açıdan bakış). Bir anda yaptığım eşşekliği anladım bu tepki üzerine. Senegalli agresif yol kenarı satıcısına göre ben, arabasının içinde rahat rahat ilerleyen beyaz kadın, bir hayvanat bahçesinde sergilenen hayvanlara yapacağım gibi, bana egzotik gelen bu insanların fotoğraflarını çekiyordum&#8230; Çok utandım. Her ne kadar benim motivasyonum bu olmasa da, bir anlamda doğruydu. İnsanlar sürekli fotoğraflandıklarında, bundan çok rahatsız olmaya başlıyorlar belli ki, daha dikkatli olmam gerektiğini anladım. (Bu konu daha çoook uzun uzun ele alınabilir, zira bence bir sürü farklı boyutu var, ama yazıyı insani uzunluklarda tutabilmek adına şimdilik es geçeceğim).</p>
<p>Nihayet Popenguine&#8217;e vardığımızda çok acıkmıştık. Kalacağımız evin sahibi aynı zamanda Popenguine&#8217;deki 2-3 restorandan bir tanesinde çalışıyormuş, doğruca restorana gittik. Yemek siparişimizi verip sonra eve eşyaları koymak için yollandık. Böylece yerleşip döndüğümüzde yemeklerimiz hemencecik önümüze geliverdi.</p>
<p>Senegal deniz kıyısında olduğundan, Senegal mutfağının tipik yemekleri arasında bir çok balık yemeği var. Bu balıklardan en gözdesi  thiof dedikleri kocaman bir balık. Thiof o kadar değerli ki, Senegal&#8217;de paralı ve güçlü erkeklere &#8220;thiof&#8221; diyormuş kadınlar. Bunu öğrenince, nedense benim aklımda Türkiyeli politikacılar, işadam tiplemeleri filan canlandı, fakat bunun iştahımı kaçırmasına izin vermedim.</p>
<p>Köylüler restorana turistlerin geldiğini duyar duymaz, hemen oraya dükkan kuruyorlar. Bu şekilde iki tane takıcı bezlerini yaydılar ve bizim yemeğimizi bitirip restorandan çıkışımızı beklemeye koyuldular. Gezerken bu tip şeylere para harcamaktan hoşlanan bir insan değilim. O yüzden tam yürüyüp geçiyordum ki, gözüme <a href="http://www.biyolokum.com/2012/03/baobap-zurafa-ve-ben/">baobap kolyesi</a> ilişti. Fakat önceki gün Dakar&#8217;dayken yaşadığım <a href="http://www.biyolokum.com/2012/01/nereye-gittigini-biliyormus-gibi-yapmak/">pazarlık/hediye etme macerasından</a> dolayı temkinli idim. Arkadaşlarım bana yaklaşıp &#8220;pazarlık yapman lazım, sakın ilk söylenen fiyattan alma&#8221; dediler. Ben de adamla uzun uzadıya bir pazarlığa giriştim. Fakat ben, pazarlık yapmaktan nefret eden bir insan olduğum için mi artık bilmiyorum, işin suyunu çıkarıp verdiğim fiyattan hiç yukarı çıkmıyordum (vur denince öldürengillerden miydim?), adamcağız da bir notkadan sonra fiyatı indirmedi. Zaten alsam mı almasam mı emin olmadığımdan &#8220;hadi sağlıcakla&#8221; deyip yola devam ettim. Bir baktık 5-10 dakika sonra adam da örtüsünü toplamış, bizim evin önünde belirdi. Ben artık dayanamadım, onun istediği fiyattan kolyeyi aldım, üstüne de &#8220;o zaman bu güzel kolyeyi yapan sanatçıyla bir de fotoğraf isterim&#8221; dedim. (Kızgın yol satıcısı badiresinden sonra, insanların fotoğraflarını çekerken artık dikkat ediyor, sorabiliyorsam izin istiyordum, bu da bana iyi bir fırsat olmuştu). Pek sevindi. İşte kendisi:</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh3.googleusercontent.com/-YFCHS3qdkYA/T02s2fbsTkI/AAAAAAAAGaU/qsDXEFBbROc/s640/DSC_0105k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Bundan sonra bakonda oturduğumuz her an, sürekli birileri bir şeyler satmak için geldiler. Biraz yorucu bir durum. Zira çok ısrar ediyorlar. Siz de &#8220;beyaz insan&#8221; olarak halka destek olma duygusuna kapılmış buluyorsunuz kendinizi. Fakat yani herkesin sattığı her şeyi alamam ki, ben de geldiğim yerde ortasınıfın altı para kazanan kendi halinde bi bilim insanıyım. Bir süre sonra anladım ki, bizim arkadaşlar bu insanlarla sohbet ediyorlar, sabırlı ve kibar bir şekide yok almayacağız diyorlar, şakalaşıyorlar. Satıcılar da kikirdeşip şakalaşmaya tatlı tatlı karşılık veriyor, son bir şans denemek için yine ısrar ediyorlar (hadi ama gülüştük, şakalaştık, arkadaş gibi olduk kontenjanından faydalanacaklarını düşünüyorlar sanırım). 15 dakika sonra döngü yeniden, bu defa bir başka satıcı ile başlıyor. Acayip.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh6.googleusercontent.com/-1XWEVlMDNEI/T02s4gc-1ZI/AAAAAAAAGa0/1jk2hiQ9_yA/s640/DSC_0126k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Her şeye rağmen, evin balkonunda denize karşı oturmuş huzurla biramı içip bizimkilerle Settlers of Catan oynarken, yıllardır böyle sakin bir deniz kenarı anı yaşamadığımı hissettim. Küçükken yaz tatillerinde uzun uzun, kalabalık kalabalık gidip kaldığımız Alanya yolu üzerindeki Konyalı sitesini hatırladım. Evleri kiralamak ucuz oluyordu, biz de annemler, kuzenler vesaire toplaşıp gidiyorduk, öğlen sıcağında kağıt, okey oynuyorduk, sabah deniz, akşam deniz&#8230; Al işte şimdi de nostaljikgillerden oldum. Oysa ki dünyanın en çirkin mahlukatı olduğumu düşündüğüm, minicik böceklerden korktuğum, artistik yüzmeyi bilmediğim kendimi çok beceriksiz hissettiğim, ergenlik dönemlerimdi. Şimdi gelmişim, Senegal&#8217;in deniz kıyısında, artık kendi kendine stilli yüzmeyi öğrenmiş, hatta tüplü dalmış, New Orleans&#8217;ın dev gibi kakalaklarıyla aynı evde yaşamayı başarabilmiş, kendini sevmek konusunda ne yollar katetmişim, ama sümüklü ergenlik yıllarımda gittiğim kıytırık bir yazlık siteye özlem duyuyorum. İşte yine size insan olma deneyimi. (Bu paragrafın ana fikri de &#8220;ben annemi özledim, ben köyümü özledim&#8221; türkü sözlerimizle aynı kıvamda).</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-cYWCo5gvlyU/T02s3F9XmQI/AAAAAAAAGac/zZUQhygaq-k/s640/DSC_0106k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh6.googleusercontent.com/-jwLkgfbfQ7Q/T02s3txu9XI/AAAAAAAAGak/m8bXBYRbC0c/s640/DSC_0112k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh6.googleusercontent.com/-jisG7Fo6bNs/T02s39x9KbI/AAAAAAAAGas/giTTZKKuUqI/s640/DSC_0114k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Popenguine yolculuğunun ana temalarından biri &#8220;Coming soon&#8221; idi. Sadece azıcık bir bölümü tamamlanmış Dakar otoyolunun bittiği yerde bir levha vardı: Çalışmalar devam ediyor. (Ama kim bilir ne zaman bitecek).</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh4.googleusercontent.com/-8D_h9-rXbvU/T02suyVncwI/AAAAAAAAGYs/TVAZ-XuWEag/s640/DSC_0055k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>O noktadan sonra pek çok örneklerini gördük, her defasında &#8220;coming soon!&#8221; diye bağrıştık. Özellikle bol bol gördüğümüz bir &#8220;coming soon&#8221; örneği, tamamlanmamış yaya üstgeçitleriydi.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh4.googleusercontent.com/-OSdiZV34RpQ/T02ssXjt5PI/AAAAAAAAGYE/rPSe5rHvW_s/s640/DSC_0013k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh3.googleusercontent.com/-q46cU_z5RXs/T02tEnc3eZI/AAAAAAAAGdU/eNceJ9Rj2R4/s640/DSC_0225k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-_SBn9YoZOwU/T02tPK9zZBI/AAAAAAAAGfk/6tSP8KEbiXY/s640/DSC_0284k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Yer yer, bahçesindeki ağaçlar kocaman olmuş ama kendisi tamamlanmamış evlere de rastlanmıyor değildi.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-1wFIo9JM2gc/T02tLlEhVZI/AAAAAAAAGe0/4T6uEABOvec/s640/DSC_0273k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Bu noktada iki Fransız ve bir Türkün, Senegal&#8217;lilerle dalga geçercesine sergiledikleri tavırdan rahatsız olmuş olabilirsiniz. Ama, aslında alay filan etmiyorduk. Fransızlar ömürlerinin son 5-6 senesini burada geçirmiş olduklarından, artık Senegal&#8217;li gibi olmuşlardı. Sevdikleri bu memleketin çarpıklıklarına gülüyorlardı sadece. Ben de duruma Türkiye&#8217;den aşina idim. Kendimi Senegallilerden ayrı tutmadan gülüyordum ağlanacak halimize. Bu işte beni yine eskilere götüren, ve Amerikalılarla asla deneyimleyemediğim, tanıdık bir his vardı. Bu arada, Dakar&#8217;da yaşayan Fransızlarda gözlemlediğim ve çok hoşuma giden bir şey oldu. Sürekli &#8220;inşallah&#8221; kelimesini kullanıyorlar. Bu kelimenin İngilizce&#8217;de veya Fransızca&#8217;da tam anlamıyla bir karşılığı yok. Ve ne zaman yeri gelse, &#8220;inşallah&#8221; deyip gülüşüyorlar. Sevimli bir ayrıntı.</p>
<p>Pazar akşamı görece daha kolay akan bir trafikle Dakar&#8217;a döndük. Kalan günlerimi Dakar ve çevresini gezinerek geçirdim. Onu da sonra anlatayım :) Yani &#8220;coming soon&#8221;, inşallah.</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2012%2F04%2Fpopenguine-ve-yollari%2F&amp;linkname=Popenguine%20ve%20yollar%C4%B1"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2012/04/popenguine-ve-yollari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rejenerasyonlu sanat</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2012/04/rejenerasyonlu-sanat/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2012/04/rejenerasyonlu-sanat/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2012 15:56:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Çizimler]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Doktora-sonrası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1635</guid>
		<description><![CDATA[Zaman geçtikçe hayatıma ne kadar damgasını vurduğunu farkettiğim bir minik biyolokum özlü sözü var. Annem bunun öyküsünü dost meclislerinde anlatmaya bayılır, ben de hep utanırım (ama işte şimdi de ben size söyleyeyim). İlkokulda filan olmalıydım. Fen derslerini çok seviyordum, ama annem bir sanat insanı olduğundan beni sürekli çeşitli el işi ve sanatsal faaliyetlerle oyaladığından, adeta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman geçtikçe hayatıma ne kadar damgasını vurduğunu farkettiğim bir minik biyolokum özlü sözü var. Annem bunun öyküsünü dost meclislerinde anlatmaya bayılır, ben de hep utanırım (ama işte şimdi de ben size söyleyeyim). İlkokulda filan olmalıydım. Fen derslerini çok seviyordum, ama annem bir sanat insanı olduğundan beni sürekli çeşitli el işi ve sanatsal faaliyetlerle oyaladığından, adeta bir kişilik bölünmesi yaşıyordum. Sevgili büyüklerim de, hunharca &#8220;e büyüyünce nolcen bakalım&#8221; sorularıyla beni buna acilen bir cevap aramaya itiyorlardı. Oysa ki de daha çok gençtim.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh3.googleusercontent.com/-Y4DGhslZ4Pg/T4ru6JYkt2I/AAAAAAAAHAg/lReyBaGo8cM/s640/Regeneration%2520by%2520BDO.jpg" alt="" width="528" height="640" /></p>
<p>İşte bu ahval ve şerait içinde, bir gün anneme demişim ki &#8220;Anneciğim, ben bilim kadınının yanında birazcık da terzi olabilir miyim?&#8221;.</p>
<p>Aynen de o şekil devam ediyoruz efem. Elim bilimde, gözüm sanatta, her daim bir kişilik bölünmesinden muzdarip yaşıyorum bu hayatı. Arada bir de ruhumun karanlık köşelerinden yukarıdaki gibi şeyler çıkıyor.</p>
<p>Bu resmi birkaç ay önce yaptım. Resimdeki tüm canlılar, <a href="http://www.life.umd.edu/biology/bely/belylab/BelyLab/Home.html">Alexa&#8217;nın labına</a> geldiğimden beri kendileri ile tanıştığım şahane omurgasızlar, her birinin ayrı bir bombastik rejenerasyon yeteneği var. Ben de oturdum sanatını yaptım, kendimce kutladım.</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2012%2F04%2Frejenerasyonlu-sanat%2F&amp;linkname=Rejenerasyonlu%20sanat"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2012/04/rejenerasyonlu-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>24</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Baobap, zürafa ve ben</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2012/03/baobap-zurafa-ve-ben/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2012/03/baobap-zurafa-ve-ben/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Mar 2012 01:18:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğa ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1610</guid>
		<description><![CDATA[Senegal&#8217;de kalbimi çalıveren şeyler listesinin en üst sırasına açık arayla oturan güzellik: Baobap ağacı. Benim baobapla tanışmam aslında Senegal&#8217;e gitmeden hemen önce oldu. Bu gezi planımdan hocama bahsettiğimde bana &#8221;Ben Senegal&#8217;e hiç gitmedim ama annemle babam Senegalli bir grubun müziklerini çok seviyorlar, bana CD&#8217;sini çekip vermişlerdi, sana onu getireyim de gitmeden dinle&#8221; dedi. Bir iki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Senegal&#8217;de kalbimi çalıveren şeyler listesinin en üst sırasına açık arayla oturan güzellik: Baobap ağacı. Benim baobapla tanışmam aslında Senegal&#8217;e gitmeden hemen önce oldu. Bu gezi planımdan hocama bahsettiğimde bana &#8221;Ben Senegal&#8217;e hiç gitmedim ama annemle babam Senegalli bir grubun müziklerini çok seviyorlar, bana CD&#8217;sini çekip vermişlerdi, sana onu getireyim de gitmeden dinle&#8221; dedi.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-dgDMhJHwOyc/T02s7KrXVpI/AAAAAAAAGbU/_p2Edmzc0FE/s640/DSC_0149k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Bir iki gün sonra elinde bir CD ile geldi: Orchestra Baobab. Bence şimdi bu yazıyı okumaya devam etmeden önce internetten hemen bir Orchestra Baobab parçası bulun, fon müziği yapın. Eğer çalışırsa <a href="http://grooveshark.com/s/Utrus+Horas/2C43tV?src=5">şurada</a> Grooveshark üzerinden dinleyebileceğiniz bir parça var. Ben şimdi dinliyorum ve yine Senegal özlemiyle doldum.</p>
<p>CD&#8217;yi dinlemeye başlayıp hemen ardından &#8221;baobab da ne ola ki&#8221; diye wikipediaya sordum. &#8221;Çok seviceğin bişey, bi ağaç bu!&#8221; dedi (Türkçesi de baobapmış). Anlayacağınız, daha gitmeden, hayatıma nefis bir müzik ile giriş yaptı.</p>
<p>Başkent Dakar&#8217;da baobap ne arar, çirkin, çarpık bir şehir aslında. Çok güzel vakit geçirmek için şehrin çok güzel olması gerekmiyor, insanları güzel olunca, sizin kafanız güzel olunca, her yer güzel, bu gezimizin en önemli mesajlarından biri buydu. Dakar&#8217;da birlikte vakit geçirdiğim arkadaşlarım, hafta sonu beni Popenguine (Popengin okunuyor) isimli minik bir sahil kasabasına götürme planı yapmışlardı. Onu ayrıca yazmak istiyorum. Ama önceki yazıdan kayıklı fotoğrafa bakarsanız işte orası. Nirvana&#8217;ya ulaşma yeri, özellikle de oraya gitmek için çekilen yol eziyeti düşünülürse, göze daha bir cennet gibi görünüyor. Zira, Dakar&#8217;dan çıkabilmek için, inanılmaz bir trafik kaosuna katlanmak gerekiyor. İstanbul&#8217;da bile böylesi yok. Ama ben yol boyunca fotoğraf çektiğim için benim açımdan arabanın yavaş gidiyor, ya da hiç ilerlemeden dakikalarca bekliyor olması bir avantaja dönüştü. Tabi her şeye rağmen yoruluyorsunuz ve sonunda Popenguine&#8217;in sahiline vardığınızda harika hissediyorsunuz.</p>
<p>O trafikte bol bol sohbet etme fırsatımız da oldu. Bana &#8221;birazdan bu çirkin şehir ve trafik bir anda bitecek ve baobap ormanlarına varacağız&#8221; dediler. &#8221;Orman&#8221; biraz abartılı bir tanım olsa da, hakikaten şehir, insan kalabalığı ve arabalar bitti ve bir anda kendimi şu manzarayla karşı karşıya buldum:</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh6.googleusercontent.com/-3tvkuQXIKEg/T02sxyrpC-I/AAAAAAAAGZU/KFRqYmGPeAs/s640/DSC_0075k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Ama olsun, orman diyelimdi, problem yoktu benim için. Daha önce hiç görmediğim bir şekle sahipti bu ağaçlar. Kitaplardan görmüşlüğüm vardı tabi ama birebir görmek bir ayrı keyifti. Bu arada eğer bana &#8221;eh be biyolokum, şunun çöpsüz, torbasız bir versiyonunu çekemedin mi?&#8221; derseniz, &#8221;hayır çekemedim, çünkü imkansızdı&#8221; derim. Zira, o torbalar çöpler, şehirden ne kadar uzaklaşsanız da her yerdeler, sanırım iklimin çok rüzgarlı olmasının bu dağılımda etkisi var. Bizim arkadaşlar &#8221;bunlar burada her bitkinin üzerinde yetişen Senegal&#8217;e has bir tür meyve&#8221; diye dalga geçiyorlardı. Üzücü ama işte öyle, buradaki hayatın bir parçası olmuş plastik torbalar.</p>
<p>Daha önce wikitravel Senegal sayfalarını karıştırırken, Popenguine yakınlarında <a href="http://www.reservedebandia.com/">Réserve de Bandia</a> isimli koruma altına alınmış bir alan olduğunu (bir çeşit doğal park) okumuştum. Yolda arkadaşlarıma oradan bahsettiğimde &#8221;aa sen çok seversin, bir sürü hayvanlar var, yarın mutlaka gidelim&#8221; dediler. Ertesi sabah erkenden kalkıp gittik.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh6.googleusercontent.com/-tK2axO1hJ90/T02s6ww1qUI/AAAAAAAAGbM/344iwYfIVNE/s640/DSC_0141k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Reservin girişi.</p>
<p>İçeri girdiğinizde hayvanat bahçesi gibi bilet alıyorsunuz, sonra eğer kendi arabanızla gelmişseniz bir rehber veriyorlar yanınıza. O sizi gezdiriyor. Girişin hemen yakınındaki sırtlan kafesi dışında kafes yok, bütün hayvanlar dev bir alanda serbest yaşıyorlar, kendi yemeklerini kendileri buluyorlar (çok ekstra bir durum olup da yemeksiz kalma riski ortaya çıkarsa o zaman park görevlileri yiyecek bırakıyorlarmış belli noktalara). Hiç yırtıcı hayvan yok, o bakımdan hayvanların birbirini (ya da sizi) yemeleri söz konusu değil. Bir çeşit aslansız kaplansız safari yaptık yani. Bol bol zürafa gördük.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-9aj5JKTrH3E/T02s9ajyYkI/AAAAAAAAGb0/j0uSfzz9lN4/s640/DSC_0171k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Hatta arabadan inip fotoğraf çekmeye de izin vardı.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh6.googleusercontent.com/-lko-rlD1Fks/T02s98jBq8I/AAAAAAAAGb8/5_rychwk3x0/s640/DSC_0175k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Ben bu fotoğrafı çekerken arkadaşlarım da arabadan beni çekiyorlarmıştı meğer, sonradan görünce çok mutlu oldum :)</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-e4o0p1_mx4s/T02wS13ozVI/AAAAAAAAGlM/xGXC5Ilktls/s640/P1050509.JPG" alt="" width="640" height="480" /></p>
<p>Zürafaları ve tüm gün kemirdikleri dikenli akasya ağaçlarını bir kenara bırakıp baobaba dönecek olursak, parkta bol bol baobap da gördük. Bunlardan bir tanesi fili andırıyordu ve rehber bu ağaca fil baobap dediklerini söyledi.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-S0UAm7imC3g/T02tCneJM9I/AAAAAAAAGc0/X9hoAGFEoO4/s640/DSC_0212k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Bir diğer baobap, turistik amaçlar için kullanılmaktaydı.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-EI_nFz8ES2E/T02tCMarDyI/AAAAAAAAGcw/-NUTDgz2T-M/s640/DSC_0211k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Ağaç bu kadar haşmetli olunca, eski geleneklerin manevi ritüellerine alet olmaması imkansız. Senegal&#8217;in büyük çoğunluğu müslüman olmadan önce insanlar animizm denilen bir inanca sahiplermiş, ki hala daha nüfusun %1&#8242;i bu inanca sahip. Animistler, kabaca, doğadaki her şeyin (insanlar, hayvanlar, dağlar, taşlar, objeler, her şeyler işte) bir ruhu olduğuna inanıyorlar. Baobapla olan bağlantı ise şu: eskiden şarkılar öyküler &#8221;griot&#8221; (griyo okunur) denilen halk şairleri aracılığıyla nefisden nesile aktarılıyormuş, zaten Senegal Fransız sömürgesi olana dek yazılı bir dil yokmuş. Batı Afrika&#8217;ya özgü öykücü, dansçı, müzisyen, şair, yani çok yönlü bilge ve saygı duyulan bir şahıs yani.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/d/df/GriotF%C3%AAte.jpg" alt="" width="250" height="350" /></p>
<p>Senegalli bir griot. Resim wikipediadan.</p>
<p>Ve bir griot öldüğü zaman bedeni baobap ağacının içindeki bir oyuğa konurmuş. Nitekim bu turistik baobap ağacımızın hemen altında, tel örgüyle kaplanmış bir oyuk var. Oyuğun içinde de kafatasları. Bana bunlar gerçek griot kafatasları değil de göstermelik konmuş gibi geldi, ama yine de insan kafatası oldukları belli, kimin acaba diye merak etmekten kendimi alamadım. Bi DNA örneği mi alsaydım&#8230; Deli miydim neydim&#8230; Ne acayip şeyler düşünüyordum yine&#8230; Hep boabab yüzünden, aklımı başımdan aldı.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-SmXRe0cwYqY/T02tBcjujNI/AAAAAAAAGck/FAH3zUqzGyw/s640/DSC_0210k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Hemen arkada da şu tabela.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh3.googleusercontent.com/-irCRuPZ4o1k/T02tAq5zNTI/AAAAAAAAGcc/bnz_Zj8emFs/s640/DSC_0207k.jpg" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Diyor ki: <em>Griot mezarı. 1960&#8242;lara dek, Serer insanları griotlarının ölülerini baobapların gövdesine koyarlardı. Griotlar dansçı ve Tam.Tam davulcularıdır.</em></p>
<p>Rezervde saatler geçirip orada yaşayan görebileceğimiz tüm hayvanları gördükten sonra (ki gergedanları bulmamız biraz vakit aldı), sempatik rehberimize hoşçakal dedik ve Dakar yoluna düştük.</p>
<p>Bu arada, önceki gün, Popenguine&#8217;de bir restoranda yemek yerken (zaten 2 tane restoran var), turistlerin geldiğini görüp restoranın hemen oraya dükkan açan kolyeci bir adamla, çooook uzun bir pazarlık sonucu o günden beri boynumdan çıkarmadığım şu kolyeyi aldım. (Pazarlık öyküsünü Popenguine&#8217;den bahsedeceğim yazıda anlatırım artık &#8211; çok da matah bir olay değil zaten).</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-yvKzQHOFdRY/T11G99DMqPI/AAAAAAAAGwQ/TVysAjnLp2A/s800/DSC_0056.JPG" alt="" width="640" height="398" /></p>
<p>Baobap aslında bir tek türün ismi değil, <em>Adansonia</em> cinsine ait tüm ağaçlara verilen genel isim. Aslında muhtemelen çoğumuzun daha aşinası olduğumuz bir baobap var: Madagaskar baobabı.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/a/a8/Adansonia_grandidieri04.jpg" alt="" width="576" height="768" /></p>
<p>Bu yavrucağın adı<em> Adansonia grandidieri. </em>(Fotoğraf wikipedia ama en kısa zamanda umarım kendim Madagaskar&#8217;a gider bizzat tanışır, fotoğrafını çekerim).<em><br />
</em></p>
<p>Bizim Senegal baobaplarının Latince ismi ise <em>Adansonia digitata</em>.</p>
<p>Senegal&#8217;de baobabın meyvesine &#8221;maymun ekmeği&#8221; diyorlar ve bu meyvelerden bir çeşit şeker yapıyorlar, atıştırmalık. Ama malesef işte baobapla anlaşamadığımız tek nokta bu, ağzıma koymamla çıkarmam bir oldu, nasıl acayip bir tat. O da nazarlık olsun şekerim.</p>
<p>Bu şekeri:</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-8mpTkBYthcE/T11HRHkDunI/AAAAAAAAGwY/HuZLs58un5o/s800/DSC_0060.JPG" alt="" width="623" height="640" /></p>
<p>İşte bu da meyvesi:</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-Oo5bjfaf3ok/T02wyfHaSkI/AAAAAAAAGlg/b0c94NYkC1g/s640/P1050524.JPG" alt="" width="640" height="480" /></p>
<p>Baobapların binlerce yıl yaşadığı biliniyor ama süngersi yapıya sahip gövdesi yüzünden diğer ağaçlar gibi düzenli yaş halkaları oluşturmadığından kesin yaşlarını söylemek zor oluyormuş. Fakat 1960&#8242;larda bir sebepten kesilen bir baobap ağacının gövdesinin iç kısımlarından alınan örnekler üzerinde yapılan karbon 14 deneyleri ile o ağacın 56oo küsür yaşında olduğunu saptamışlar.</p>
<p>İnternette bakınırken aşağıdaki şu fotoğrafı buldum. Fotoğrafı aldığım blogdaki diğer fotoğraflara da mutlaka göz atın :) <a href="http://oldmutualfoundationroadtrip.blogspot.com/2011/06/earth-mother.html">Buradan</a>.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh4.googleusercontent.com/-8ef6-5njMoE/T1p-aW3Y48I/AAAAAAAAGwE/AXO6nPRMjvI/s800/baobabbbb.jpg" alt="" width="426" height="640" /></p>
<p>Bu endama bakıp en azından birkaç bin yıllık bir yaş biçmemek zor zaten.</p>
<p>Afrikalılar baobaba yaşam ağacı diyorlar. Küçük Prens baobabın, gezegenini saracağından korkuyor. Bense Senegal&#8217;de bana hediye edilen baobap tohumlarını ekeceğim günü (yani havaların biraz ısınmasını) bekliyorum&#8230;</p>
<p>Bir dahaki sefere Popenguine ve Dakar. O zamana kadar <a href="http://grooveshark.com/s/Seven+Seconds/2Fdjuk?src=5">Youssou N&#8217;Dour</a> ve <a href="http://grooveshark.com/s/Tajabone/3HM8Sb?src=5">Ismael Lo</a> dinleyerek Senegal havasını biraz daha yaşayabilirsiniz :)</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2012%2F03%2Fbaobap-zurafa-ve-ben%2F&amp;linkname=Baobap%2C%20z%C3%BCrafa%20ve%20ben"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2012/03/baobap-zurafa-ve-ben/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Araya biraz doğa tarihçiliği</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2012/03/araya-biraz-doga-tarihciligi/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2012/03/araya-biraz-doga-tarihciligi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Mar 2012 19:54:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğa ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hobi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1607</guid>
		<description><![CDATA[Küçüklüğümden beri her gittiğim yerde bulduğum hayvan, bitki, tohum vesaire örneklerini cebime atıp eve getirmeye bayılırım. Bugün bu örnekleri muhafaza etmek ve sergilemek için harika bir yöntem öğrendim ve heyecanla buraya geldim sizlerle paylaşıyorum. Yöntemi öğrendiğim blogdaki yazıyı buraya çevirip koyacağım ve oradaki fotoğrafları kullanacağım. Orjinal yazı burada, The Dragonfly Woman isimli blogda. O yazarın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Küçüklüğümden beri her gittiğim yerde bulduğum hayvan, bitki, tohum vesaire örneklerini cebime atıp eve getirmeye bayılırım. Bugün bu örnekleri muhafaza etmek ve sergilemek için harika bir yöntem öğrendim ve heyecanla buraya geldim sizlerle paylaşıyorum.</p>
<p>Yöntemi öğrendiğim blogdaki yazıyı buraya çevirip koyacağım ve oradaki fotoğrafları kullanacağım. Orjinal yazı <a href="http://thedragonflywoman.com/2011/02/21/hand-sanitizer-preservation/">burada</a>, The Dragonfly Woman isimli blogda. O yazarın kendisi de tarifi aslında <a href="http://www.slideshare.net/sdroege/how-preserve-insect-specimens-in-hand-sanitizer">şuradan</a> almış, ki o ilk kaynakta güzel başka fotoğraflar da var bakmak isterseniz.</p>
<p>Normalde, bulduğunuz doğa parçacıklarını (bir yaprak olur, ölmüş böcek olur vesaire) olduğu gibi muhafaza etmek istiyorsanız (gerçi duruma göre renk kaybı oluyor) alkole koyarak belli bir süre için muhafaza edebilirsiniz. Çok uzun süreli, evladiyelik muhafazalar için formaldehit kullanmanın gerekli olacağını tahmin ediyorum/biliyorum. O da zararlı bir madde ve muhtemelen ruhsatsız satılmıyordur (ya kimyager ya bilimci olmanız lazım). Fakat bu anlatacağım yöntem kurumuş örnekler için birebir. Hem ayrıca, ille de alkolde muhafaza edilmesi gerekmeyen, çürümeye meyilli olmayan deniz kabuğu gibi örnekler için de güzel bir sergileme yöntemi.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://dragonflywoman.files.wordpress.com/2011/02/1.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p><strong>MALZEMELER</strong></p>
<p>- Şeffaf el dezenfektan jel</p>
<p>- Minik cam şişeler. Dilerseniz büyük örnekler için cam kavanoz da olur, ama kavanozunuz ne kadar büyükse o kadar çok jel kullanmanız gerekecek! Hobi marketlerde boncuklar vesaire için satılan küçük ve kapaklı cam kavanozlar işinize yarayabilir.</p>
<p>- Örnekler. Böcek kullanacaksanız ya kurumuş olması gerekiyor ya da alkolde bir süre muhafaza edilmiş olması. Tarife göre &#8221;taze&#8221; örnekler jeli bulandırıyor veya çözüyormuş. Yani uygun değil. Dediğim gibi kuru yaprak, deniz kabuğu, tohum vesaire, her şey olur. Yeter ki kuru olsun.</p>
<p>- Göz damlası/pastör pipeti. Eski bir göz damlasını kullanabilirsiniz. Ya da pastör pipet gerekiyor, Türkiye&#8217;de nereden bulunur kestiremiyorum, ama ihtiyacınız olan şey <a href="http://www.medikal-market.com/shop/urunler.asp?choice=1016">şunun gibi bir şey</a>. Fakat eğer bulamıyorsanız, çok büyük mesele olacağını sanmıyorum. Bunu en son bir iki hava kabarcığını almak için kullanacağız, gerekirse belki kürdanla ya da cımbızla ittirilip kaktırılarak da yok edilebilir.</p>
<p>- Cımbız ya da kürdan</p>
<p>- Küçük tencere</p>
<p>- Ocak</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>YAPILIŞI</strong></p>
<p><img class="alignnone" src="http://dragonflywoman.files.wordpress.com/2011/02/2.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p>Önce cam kabınızı bir parmak boşluk kalacak şekilde jel ile doldurun.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://dragonflywoman.files.wordpress.com/2011/02/3.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p>Örnek (ya da örneklerinizi, birden fazla da koyabilirsiniz) jele yerleştirin. Bu aşamada tam nerede durduklarının önemi yok, en son istedimiğiz şekilde yerleştireceğiz.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://dragonflywoman.files.wordpress.com/2011/02/4.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p>Tabi ki el dezenfekte jelinin içinde bir sürü hava kabarcığı var. Bunlardan kurtulmak istiyoruz (di mi? ben isterim şahsen). Onun için:</p>
<p><img class="alignnone" src="http://dragonflywoman.files.wordpress.com/2011/02/5.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p>Tencereyi, kapların yarısına gelecek kadar suyla doldurun. Cam kapları suya ağzı açık olarak yerleştirin. Suyun kapları yüzdürmeyecek seviyede olmasına dikkat edin.</p>
<p>Suyu kaynama noktasına getirip sonra ocağı kısın, su fokur fokur kaynarsa cam kaplarınız yerinden oynayıp devrilebilir. Burada yapmanız gereken 10-15 dakika kadar kapları hafif kaynayan suda tutmak. Bu arada, kapaklarının kapalı olmaması çok önemli yoksa genleşen hava ile mısır tanesi gibi patlayıp ödünüzü de koparabiliriler. Jeldeki baloncukların yüzeye gelip yokolduklarını göreceksiniz. Jelin kendisi de kaynayabilir &#8211; ki bu yüzden tüpleri çok doldurursanız jel tüplerden taşabilir.</p>
<p>Nihayet tencereyi ocaktan alıp tüpleri sudan çıkardığınızda elinizde şöyle bir manzara olmalı:</p>
<p><img class="alignnone" src="http://dragonflywoman.files.wordpress.com/2011/02/6.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p>Neredeyse bütün kabarcıklar gitmiş :)</p>
<p>Ama örnekler yerinden oynamış. Cımbız/kürdan kullanarak onları istediğiniz konuma getirin:</p>
<p><img class="alignnone" src="http://dragonflywoman.files.wordpress.com/2011/02/8.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p>Bu aşamada örneğiniz eğer böcek gibi bir şey ise, kaynama esnasında yumuşamış olacağından, antenlerini bacaklarını istediğiniz gibi konumlandırabilirsiniz! Sanatçı yönünüze kalmış :)</p>
<p><img class="alignnone" src="http://dragonflywoman.files.wordpress.com/2011/02/7.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p>Kalan bir iki kabarcığı da pipet ya da kürdanla yok edin.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://dragonflywoman.files.wordpress.com/2011/02/9.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p>Kabın boş kısmını jelle doldurun.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://dragonflywoman.files.wordpress.com/2011/02/10.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p>Daha sonradan oluşabilecek kabarcıkları engellemek için kapları biraz fazladan jel ile doldurmanız gerekiyor.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://dragonflywoman.files.wordpress.com/2011/02/11.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p>Kapakları kapadıktan sonra taşan jeli temizleyin.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://dragonflywoman.files.wordpress.com/2011/02/12.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p>İşte sonuç! Süper değil mi :)</p>
<p>Eğer denerseniz, müzelik eserlerinizin fotoğraflarını bana da gönderin. Blogdan küçük bir sergi açarız. Ben bu akşam deneyeceğim. :)</p>
<p>&nbsp;</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2012%2F03%2Faraya-biraz-doga-tarihciligi%2F&amp;linkname=Araya%20biraz%20do%C4%9Fa%20tarih%C3%A7ili%C4%9Fi"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2012/03/araya-biraz-doga-tarihciligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Senegal&#8217;den en sevdiğim fotoğraflar</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2012/02/senegalden-en-sevdigim-fotograflar/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2012/02/senegalden-en-sevdigim-fotograflar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Feb 2012 15:38:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1597</guid>
		<description><![CDATA[Ben bu Senegal&#8217;i aklımdan çıkaramıyorum. Aslında son yazdığım yazıdan beri, aklımdan bu bloga ne yazılar yazdım. O kadar ki, siz bıktınız ben yazmaya devam ettim. Fakat bir türlü oturup da hakikaten yazamadım. Bunun birincil sebebi, şu anda Richard Dawkins&#8217;in daha önceden yazmış olduğu bir kitabın çevirisinin editörlüğü ile uğraşıyor olmam. Pek yakında Türkiyeli okurlar bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ben bu Senegal&#8217;i aklımdan çıkaramıyorum. Aslında son yazdığım yazıdan beri, aklımdan bu bloga ne yazılar yazdım. O kadar ki, siz bıktınız ben yazmaya devam ettim. Fakat bir türlü oturup da hakikaten yazamadım. Bunun birincil sebebi, şu anda Richard Dawkins&#8217;in daha önceden yazmış olduğu bir kitabın çevirisinin editörlüğü ile uğraşıyor olmam. Pek yakında Türkiyeli okurlar bu kitaba kavuşacaklar (Unweaving the Rainbow &#8211; Gökkuşağını Çözmek). Dawkins&#8217;i çevirmek ve çevirilerin doğruluğundan emin olmak işi gerçekten çok zahmetli. Kafamın yorgun olmadığı bütün boş vakitlerim bu işe gitti (son bölümü bitirmek üzereyim). Bütün vaktimi bilgisayar başında geçirmek istemediğimden, blogu ve Senegal anılarını yazmayı ötelemiş oldum. Diğer sebepler iş güç vesaire.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/fd/Flag_of_Senegal.svg" alt="" width="370" height="246" /></p>
<p>Dün nihayet çeviriden yorulunca vakit ayırıp çektiğim fotoğrafları düzenleyebildim. Tam o sırada telefonda Meren&#8217;le konuşuyor olmam iyi denk geldi. Bir yandan fotoğraflara el atmayı akıl ettim. Bir kere başlayınca gecenin geç saatlerine kadar haydi bitsin şu iş diyerek işin fotoğraf ayıklama ve düzenleme kısmını halletmiş oldum. (Akabinde sabah uyanamayıp saçma sapan kabuslar gördüm -bir konsere gitmişim, hiç de sevmediğim bir şarkıcı, ne işim varsa, sonra konser ahalisi ile polisler arasında bir kavga kopmuş, kendimi öyle kaçarken koşarken yaralılara yardım ederken buluyorum, hayır şarkıcı politik bir şarkıcı bile değil, neyse otobüs filan boşu boşuna kaçtı ben kabus göreyim derken, rüyada devrim mevrim de olmadı, olan boşa harcanan onca glikoza oldu, ama olsun. Fotoğraflar hazır! Bütün sıkıntıma değdi.)</p>
<p>İşte size Senegal&#8217;de çektiğim ve en sevdiğim fotoğrafların bir kısmı. Bunu gezinin görsel bir özeti olarak düşünebilirsiniz. Bir dahaki sefere yazılı ve fotoğraflı blog girdileriyle artık ortasını bulacağız, söz :)</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 650px"><img src="https://lh4.googleusercontent.com/-Pa0TYXTqtzE/T02st5wP8hI/AAAAAAAAGYc/Q681Qdp_3ho/s640/DSC_0049k.jpg" alt="" width="640" height="425" /><p class="wp-caption-text">Mahalle pazarı</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 650px"><img src="https://lh6.googleusercontent.com/-jwLkgfbfQ7Q/T02s3txu9XI/AAAAAAAAGak/m8bXBYRbC0c/s640/DSC_0112k.jpg" alt="" width="640" height="425" /><p class="wp-caption-text">Popenguine</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 650px"><img src="https://lh5.googleusercontent.com/-dgDMhJHwOyc/T02s7KrXVpI/AAAAAAAAGbU/_p2Edmzc0FE/s640/DSC_0149k.jpg" alt="" width="640" height="425" /><p class="wp-caption-text">Baobab</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 650px"><img src="https://lh4.googleusercontent.com/-Mk1vsLNdZA4/T02tHy4TRwI/AAAAAAAAGd8/glJXe_BaBQ0/s640/DSC_0241k.jpg" alt="" width="640" height="425" /><p class="wp-caption-text">Pembe göl ve kolye satan kızlar</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 650px"><img src="https://lh6.googleusercontent.com/-gGjMXs4OVlA/T02tNnkeC1I/AAAAAAAAGfM/DOgCxmgqAw4/s640/DSC_0277k.jpg" alt="" width="640" height="425" /><p class="wp-caption-text">Salon de coif Obama </p></div>
<p>&nbsp;</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 650px"><img src="https://lh5.googleusercontent.com/-ktLt4G1Sgo4/T02tRLGv_2I/AAAAAAAAGgE/Iq4xq9oLygs/s640/DSC_0293k.jpg" alt="" width="640" height="425" /><p class="wp-caption-text">Plajda koşanlar</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 650px"><img src="https://lh4.googleusercontent.com/-ohIar57aY2M/T02tSaJV8wI/AAAAAAAAGgc/LbDcpRSdgqA/s640/DSC_0304k.jpg" alt="" width="640" height="425" /><p class="wp-caption-text">Balıkçılar</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 650px"><img src="https://lh5.googleusercontent.com/-iXXewWxYuhc/T02thce-yMI/AAAAAAAAGjU/gMWUcvbkFqU/s640/DSC_0473k.jpg" alt="" width="640" height="425" /><p class="wp-caption-text">Gorée Adası</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 650px"><img src="https://lh4.googleusercontent.com/-UDieceVfEJo/T02tm5zHM9I/AAAAAAAAGkc/iv4rCvCGAX4/s640/DSC_0515k.jpg" alt="" width="640" height="425" /><p class="wp-caption-text">Gorée Adası&#39;nda müzik ve dans</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>Senegal&#8217;e tekrar gideceğim günü iple çekiyorum&#8230;</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2012%2F02%2Fsenegalden-en-sevdigim-fotograflar%2F&amp;linkname=Senegal%26%238217%3Bden%20en%20sevdi%C4%9Fim%20foto%C4%9Fraflar"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2012/02/senegalden-en-sevdigim-fotograflar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nereye gittiğini biliyormuş gibi yapmak</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2012/01/nereye-gittigini-biliyormus-gibi-yapmak/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2012/01/nereye-gittigini-biliyormus-gibi-yapmak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2012 19:16:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Düygü Hanım nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1587</guid>
		<description><![CDATA[Yalnız gezginin sahip olması gereken en önemli özelliklerden biri, yüzüne kendine güvenli bir ifade takınıp, aslında kaybolmuşsa bile nereye gittiğini biliyormuş gibi yürümektir. Bugün sabah vardığım Senegal&#8217;in başkenti Dakar&#8217;da bunu bir kez daha anladım. Henüz 24 saati doldurmamış olmama rağmen o kadar farklı psikolojiler yaşadım ki, şimdi kahvemi yudumlayarak arkadaşlarımı beklediğim sırada otel lobisinde mini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yalnız gezginin sahip olması gereken en önemli özelliklerden biri, yüzüne kendine güvenli bir ifade takınıp, aslında kaybolmuşsa bile nereye gittiğini biliyormuş gibi yürümektir. Bugün sabah vardığım Senegal&#8217;in başkenti Dakar&#8217;da bunu bir kez daha anladım. Henüz 24 saati doldurmamış olmama rağmen o kadar farklı psikolojiler yaşadım ki, şimdi kahvemi yudumlayarak arkadaşlarımı beklediğim sırada otel lobisinde mini netbukumu açıp bu konuda bir şeyler yazmadan duramadım.</p>
<p><img class="aligncenter" src="http://mbedduburr.files.wordpress.com/2010/01/dakar-map1.gif" alt="" width="460" height="442" /></p>
<p>Öncelikle&#8230; Hani bizim ülkemizde sürekli kazık atıp durduğumuz yabancı turistler var ya, özellikle &#8220;aptal&#8221; deyip durduğumuz Amerikalılar&#8230; Yavrularım, bunlar o kadar tehlikesiz ve kibar bir toplumda yaşıyorlar, o kadar kendilerini kazıklamaya çalışan kimselerle, her verlien fiyat için pazarlık etmek gerektiği gerçeğiyle yüzleşmiyorlar ki, böyle yumuş yumuş, ensesine vur ağzından lokmasını al bir kıvama geliyorlar. Mesela bizim Türkişler bu şekilde bir sürü Amerikalıyı, İstanbul&#8217;da halı almak için, hem de ne fahiş fiyatlara, kandırıyor. Belki duymuşsunuzdur, masum turistimizin peşine takılan bir çocuk, gelin bi çay ikram etçez sadece halılara bakın, hiçbir şey almak zorunda değilsiniz, ölümü gör, şeklinde turistlerimizi dükkana götürüyor, ve o turistlerin çoğu, gördükleri süper misavirperver muameleden dolayı kendilerini halı almak zorunda hissederek (acayip psikolojiler var burada) hiç hesapta olmayan bir harcamaya giriyorlar. Bunu hem internette okudum, hem de birebir Amerikalı arkadaşlardan dinledim.</p>
<p>ABD&#8217;de bu kadar süre yaşadıktan sonra, bu insanların bu tuzaklara nasıl düştüğünü çok iyi görebiliyorum. Çünkü elimde olmadan ben de o yumuş yumuş topluma alıştım, kendim yumuş yumuş bir hale geldim. Yolda yabancılara gülümseyip iyi günler dilemeler, dilenen çocuklara durup ya hiç bozuğum yok ühühü diye açıklama yapmalar, bir noktadan sonra, herhangi bir insana kafanızı çevirip o yokmuş gibi davranmak o kadar büyük bir terbiyesizlik halini alıyor ki, bunu yapmanız gereken yerlere gittiğinizde bir süre &#8220;salak turist&#8221; oluveriyorsunuz.</p>
<p>Her Türkiye&#8217;ye gelişimde, ya da kurnaz olmam gereken bir yere seyahat edişimde, &#8220;yumuş Amerikalı&#8221; kimliğimden soyunup &#8220;kurnaz Türk&#8221; kimliğine bürünmem gerekiyor. Öyle bir düğmeye basınca olsa keşke, ama o kadar kolay değil.</p>
<p>Bugün, gece yolculuğunun verdiği yorgunluk, camdan baktığımda gördüğüm şehrin çirkinliği ve hiç çekici olmayışı (meğersem diğer taraf denizmiş ama), dışarıdaki dünyanın bana inanılmaz derecede yabancı oluşu, ilk defa Türkiye dışında müslüman bir ülkeyi ziyaret ediyor olmanın verdiği garip bir huzursuzluk filan falan gibi dizi dizi sebeplerle otel odasından hayatın içine çıkmakta bir süre zorlandım. Resmen inine saklanmış ürkek bir yaban hayvanı gibi hissediyordum. Ama tabi &#8220;bi daha mı gelcez dünyaya&#8221; düşüncesi ağır basmakta gecikmedi. Önce otelin lobisi ve bahçesi ve hatta havuzunu keşfetmek üzere aşağı indim (ne kadar cesaretliyim di mi). Otelin arka bahçesinin duvarlarından dışarı bakarken, orada duran bir adam benimle sohbet etmeye başladı.</p>
<p>İki dakikalık sohbetin akabininde yolun karşısındaki minik tükkanına beni sürüklemiş, kendi yaptığını iddia ettiği tahta figürleri bana -tabi ki- fahiş fiyatlara satmaya çalışıyordu. Şimdi Türkiş Biyolokum olsa, daha ilk aşamada adamın yüzüne bakmaz, bir şekilde başından savardı. Ama Amerikalı Biyolokum cart diye tuzağa düştü. Neyse ki durumun çabucak (?) farkına vardım, param olmadığını bir şey alamayacağımı söyledim (adam bir arkadaki otele, bir bana baktı, utandım ama &#8220;vallahi arkadaşın misafiri olarak kalıyom&#8221; diyemedim). Velhasılı adam bana zorla bir kolye küpe takımı &#8220;hediye etmek&#8221; istedi. Ben &#8220;hayır kabul edemem&#8221; dedikçe &#8220;ama kalbimi kırıyon abla&#8221; edebiyatı çekiyordu. Anladım ki, hediye ile beni kandırıp, kendimi suçlu hissettirip bir şeyler almamı isteyecek. Ben hayır böyle bedavadan bunu kabul edemem, dedikçe işi &#8220;tamam o zaman gönlünden ne koparsa&#8221;ya çevirdi. Baktım iş uzuyor. Tamam dedim, aldım kolyeleri. &#8220;Yanımda para yok yukarıdan alıp gelicem&#8221; dedim. Odaya çıktım, kolyelere baktım. Almak istemiyorum. Koydum bir poşete. Bir not yazdım, &#8220;hediyeniz için teşekkürler ama kabul edemem&#8221;. 1 saat kadar sonra (bilerek bekledim ki adamın bana yaptığı salak turis büyüsü etkisini kaybetsin, kurnaz Türk psikolojisi iyce otursun) götürdüm eline tutuşturup &#8220;Au revoir cınım, hayırlı cumalar&#8221; dedim.</p>
<p>Yani henüz otelin dışına bile çıkmamışken (gerçi teknik olarak adamın dükkanı için karşı sokağa geçtim) Amerikalılığımı bana hatırlatan bu olay sayesinde, bir anda içimdeki Türkiş Biyolokum yatmış olduğu kış uykusundan &#8220;roaaarrrr&#8221; nidalarıyla uyanıverdi.</p>
<p>Günün geri kalanında yollarda yürürken bana kimsenin bulaşmaması için suratımda bir &#8220;dokunmayın lan&#8221; ifadesi, bir de itici hareketler, neredeyse uluorta burnumu karıştırmadığım kaldı. Başladım Dakar sokaklarında tek başıma yürümeye.</p>
<p>Deri renginizin sizi yanıp sönen bir alarm ışığı gibi ele verdiği bir ülkede olmak nedir bilir misiniz? Çok acayip bir hismiş. Ama işte yürürken nereye gittiğinizi biliyor gibi görününce, insanlar bir şekilde ilişmiyor. İlişseler de kısa kesiyorlar. Ama bir anlık tereddüt, bir anlık gereksiz göz teması&#8230; Bittiniz dostum. Gel de düşür yakandan &#8220;sana çok iyi fiyat vericem bak, süper&#8221; diye &#8220;doğurganlığı arttıran heykellerden&#8221; satmaya çalışan adamı.</p>
<p>Dakar&#8217;ın Korniş denilen kıyı yolu boyunca, ayaklarım acımaya başladığında ama durup haritaya bakarsam başıma üşüşeceklerinden, nereye gittiğimi bilmeden, ama bilirmişçesine öyle hızlı adımlarla yürümüşüm ki &#8220;Yeter daha fazla yürüyemeycen gari&#8221; dediğimde otelden 9 kilometre filan uzaktaydım. Ve bence durum çok komikti. Güldüm kendime ve hayata ve bir hayvan türü olarak insan oluşuma.</p>
<p>Bir taksi şöförüyle pazarlık ettim. 4 dolara (2000 Franc) otele geri getirdi. Arkadaşlar bana 1000&#8242;den fazla ödeme demişlerdi ama, daha fazla pazarlık edecek hal kalmamıştı. Bence ilk günüm için yeterince başarı göstermiştim. Taksiye de iki katı fazla ödeyiveriyimdi. Normal fiyattan yolculuk da yarının hedefi olsundu.</p>
<p>Bu yazı fotoğrafsız. Dakar&#8217;daki ilk günümün muhteşem psikolojileri tarihe geçsin maksat. İlerleyen günlerde fotoğraflarla karşınızda olacağım. O zamana kadar &#8220;ba beneen!&#8221; :)</p>
<p>Süper &#8220;badass&#8221; Türkiş Biyolokum</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2012%2F01%2Fnereye-gittigini-biliyormus-gibi-yapmak%2F&amp;linkname=Nereye%20gitti%C4%9Fini%20biliyormu%C5%9F%20gibi%20yapmak"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2012/01/nereye-gittigini-biliyormus-gibi-yapmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>16</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Gerçek hayatta ne işimize yarayacak?&#8221;</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2012/01/gercek-hayatta-ne-isimize-yarayacak/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2012/01/gercek-hayatta-ne-isimize-yarayacak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 05:44:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa ve Hayvanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1574</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz haftalarda Society for Integrative and Comparative Biology konferansına gittim. Akademik olarak kendimi en ait hissettiğim ve en keyif aldığım konferans buydu. (Sebepleri uzun, bambaşka bir konunun yazısı). Konferansa dair en sevdiğim şeylerden biri, çok farklı alanlarda, çok farklı organizmalar üzerinde yapılan araştırmalarla ilgili bir sürü mini-sempozyumun aynı anda gerçekleşiyor olmasıydı. Benim alanım olan evo-devo [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz haftalarda <a href="http://www.sicb.org/">Society for Integrative and Comparative Biology</a> konferansına gittim. Akademik olarak kendimi en ait hissettiğim ve en keyif aldığım konferans buydu. (Sebepleri uzun, bambaşka bir konunun yazısı).</p>
<p><img class="aligncenter" src="https://lh3.googleusercontent.com/-xoaOez6xTqk/TxZamhgybHI/AAAAAAAAGW4/2K08R5zyrsQ/s800/bluecrab.jpg" alt="" width="250" height="208" /></p>
<p>Konferansa dair en sevdiğim şeylerden biri, çok farklı alanlarda, çok farklı organizmalar üzerinde yapılan araştırmalarla ilgili bir sürü mini-sempozyumun aynı anda gerçekleşiyor olmasıydı. Benim alanım olan evo-devo konuşmaları beni uyutmaya başlayınca, aralarında &#8220;hayvanların hareket fizyolojisi ve modellemesi&#8221;, &#8220;sucul canlıların yayılımı&#8221;, &#8220;yapı ve işlev&#8221;, &#8220;uçmak: kuşlar ve böcekler&#8221; gibi rasgele mini-sempozyumlara girdim, hiç bilmediğim konularda bilimsel konuşmaları dinledim.</p>
<p>Heyecanla Vaşingtın&#8217;a döndüğümde, akademik dünyadan olmayan buradaki yakın bir arkadaşım sordu <em>&#8220;Eee anlat bakalım nasıldı konferans? En sevdiğin konuşma hangisiydi?&#8221;</em></p>
<p>Gel de cevapla. Cevap vermek zor çünkü, en sevdiğim konuşmalardan biri, benim alanımla ilgili, nükleotid dizilimiyle ilgili yeni gelişen teknolojiler ve elde edilen verilerin analizine dair bir konuşmaydı. Bu konuşmanın benim için neden en favoriler arasında olduğunu biraz ayrıntılı anlatmak istesem, önce Biyoloj 101 dersi ile başlayıp bir sürü temel bilgiyi arkadaşımın anladığından ve bildiğinden emin olmam lazım&#8230; Daha önceki konuşmalarımızdan, 5 dakika içinde dikkati dağılan bir insan olduğunu bildiğimden, anlatmanın daha keyifli ve kolay olacağını düşündüğüm başka bir favori konuşmadan bahsetmeye karar verdim:</p>
<p><strong>Mavi yengeçlerin eş seçme davranışı&#8230;</strong></p>
<p>Düşündüm, işin içinde yengeç var, üstelik mavi yengeç, bizim buralardaki Çesapik Koyu&#8217;nun en ünlü deniz mahsülü. Arkadaş da denizden babası çıksa yiyen bir insan olduğundan, haliyle mavi yengeç yemeyi de çok seviyor. 5 dakikalik dikkat limitini zorlayarak 10 dakikaya çıkarma ihtimalim bile var. Üstüne eş seçme davranışı, yani yengeç seksapelindeki son gelişmelerden bahsedeceğim. Seks, aşk, entrika, kin&#8230; Bunlar kimin ilgisini çekmez ki. Bilimsel reyting rekorları bile kırmam mümkün.</p>
<p>Böyle optimizz bir ruh haliyle <em>&#8220;Şimdi bu yengeçlerin kıskaçları, erkek veya dişide farklı renk oluyomuş (sexual dimorphism). Erkekler mavi, dişilerinkisi farklı sarı, turuncu, kırmızı tonları olabiliyormuş. İşte bu benim gittiğim konuşmayı yapan araştırmacı, erkeklerin en çok hangi rengi tercih ettiklerine bakmış.&#8221;</em></p>
<p><img class="aligncenter" src="https://lh3.googleusercontent.com/-u68R4XdfFM0/TxZam3RJrCI/AAAAAAAAGW8/FvMxBtnk9ww/s800/bleucrfm.gif" alt="" width="440" height="322" /></p>
<p>Tamam, basit bi giriş yaptım, her şey yolunda olmalı, şimdi asıl eğlenceli kısmını anlatıcam, o erkek yengeçler böyle haydi eller havaya diye dans ediyolar filan ehuehe, diye düşünürken, arkadaşım daha maçın 2. dakikasında, rövaşata ile golü çakıverdi:</p>
<p><em>&#8220;İyi de bunu bilmek ne işimize yarayacak ki???&#8221;</em></p>
<p>Neyse ki arkadaş soruyu <em>&#8220;Peki bu gerçek hayatta ne işimize yarayacak?&#8221;</em> diye sormadı. Kendisi istatistikçi/ekonomist karması olduğundan, hayata pragmatik bir bakış açısı var, bir şey doğrudan karın doyurmuyorsa, ya da &#8220;<em>markıtıbıl</em>&#8221; değilse onu niye araştırıyoruz, anlamakta zorlanması doğal. Ama en azından <strong>&#8220;gerçek hayat&#8221;</strong> gibi sanki bilimi bir fantazi dünyasıymışçasına dışarıda bırakan kafalarda değil. Yani orta noktada buluşmamız için kilometrelerce yol kat etmek zorunda kalmayacağız, belki. Öte yandan, öyle de olabilirdi,<strong> &#8220;gerçek hayat&#8221;</strong> ifadesini de kullanabilirdi ve bu da beni hiç şaşırtmazdı, zira ben bile zamanında sormuş olmalıyım bu soruyu.</p>
<p>İşte bir bilim insanın en zorlandığı anlardan biri. İçinde kendini kaybettiği bilimin harikalar dünyasında, artık her şeyi bir bütün olarak gördüğü, doğanın her ayrıntısını anlamanın önemli olduğunu fark ettiği (yani bambaşka bir kafayı yaşadığı) o dünyada, merakını gıdı gıdı gıdıklayan o ilginç araştırmalar için neden ve niçün vakit harcanıyor? Baaam! Gel de bilimle öyle iç içe olmayan birine anlat.</p>
<p>Ama aslında birilerinin size bu soruyu sorması çok önemli, dahası sizin kendinize bu soruyu soruyor olmanız çok önemli. İlle de insanlığa faydası olacak diye insanmerkezci yaklaşmamız gerekmiyor. Sadece, her bilgi kırıntısı niye önemlidir, herhangi bir konuda doğayla ilgili edindiğimiz bilgi neden gün gelip karmaşık meseleleri çözmekte filan acayip önemli olabilir, bunun üzerinde biraz kafa yormuş olmak ve soru çattadanak suratınıza çarpıverdiğinde apışıp kalmamak önemli&#8230;</p>
<p>Arkadaşıma şöyle acemice bir senaryo uydurdum:</p>
<blockquote><p>- Mesela sen şimdi bu yengeçleri çok seviyorsun, hapur hupur yiyorsun di mi?</p>
<p>- Evet. Offf olsa da yesek şimdi.</p>
<p>- Diyelim, erkek yengeçlerin kırmızı kıskaçlı dişileri seçmeye eğilimi olsun. Biz bunu artık bu araştırma sayesinde biliyor olalım.</p>
<p>- Peki.</p>
<p>- Gün gelsin, Çesapik Koyu&#8217;nun oraya bi fabrika yapsınlar, fabrikanın -tüm regülasyonlara rağmen- sızdırdığı bir kimyasal yüzünden, dişi yengeçler kırmızı pigment oluşturamamaya başlasınlar ve hepsinin sadece sarı kıskacı olsun. Bir bakmışız, bizim yengeçler eskiye göre çok daha az ürüyorlar, ve senin bugün tanesini 1 dolardan lüplettiğin yengeç, oluyor mu 20 dolar.</p>
<p>- Aman deme!</p>
<p>- İşte biz bu hayvanların davranışını hiç anlamıyor bilmiyor olsak, ortada ölü yengeç de görmeyeceğimizden ne olduğunu bir türlü anlayamazdık (çünkü fabrika atıkları yüzünden sadece kıskaç renkleri değişiyor, yoksa hayvanlar görece sağlıklı, ama bu durum onların üreme davranışını etkiliyor). Ama şimdi biliyoruz ki erkek yengeçler kırmızı kıskaçlı kadınlardan hoşlanıyor.Yani ilk bakışta araştırmanın pek manası olmadığını düşünebileceğin bir bilgi, sonradan çok işimize yarayabilir.</p>
<p>- Saygı duydum.</p>
<p>- Efendi ol şöyle.</p></blockquote>
<p>İşte size mavi yengeçten <em>&#8220;haydi şimdi bütün eller havaya&#8221;</em> videosu:</p>
<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/eXlKkOtVaSM" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
<p>Merak edenler için söz konusu araştırmanın makalesi <a href="http://jeb.biologists.org/content/212/22/3762.full">burada</a>.</p>
<p>Son olarak bu aralar sürekli aklımdan geçen şeyi neden buradan da söylemeyeyim ki: Bilim çok güzel be!</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2012%2F01%2Fgercek-hayatta-ne-isimize-yarayacak%2F&amp;linkname=%26%238220%3BGer%C3%A7ek%20hayatta%20ne%20i%C5%9Fimize%20yarayacak%3F%26%238221%3B"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2012/01/gercek-hayatta-ne-isimize-yarayacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Assateague Adası ve Yaban Ponileri</title>
		<link>http://www.biyolokum.com/2011/12/assateague-adasi-ve-yaban-ponileri/</link>
		<comments>http://www.biyolokum.com/2011/12/assateague-adasi-ve-yaban-ponileri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Dec 2011 05:11:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>B. Duygu Ozpolat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğa ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.biyolokum.com/?p=1565</guid>
		<description><![CDATA[Benim problemim şu hayatta yapmak istediğim her şeyi kafamda kocaman işler haline getirmem. Mesela şu blog yazısını ne zamandır yazacağım, yok biraz daha araştırayım, güzel bir şeyler yazayım filan derken hayat geçip gidiyor. O sırada ben paylaşamadığım yüzlerce fotoğrafa dönüp bakacak vakti bile bulamıyorum. Niye, maksat her şey mükemmel olsun, kafamda büyüdükçe büyüyen, sofistikeleştikçe ürkünçleşen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Benim problemim şu hayatta yapmak istediğim her şeyi kafamda kocaman işler haline getirmem. Mesela şu blog yazısını ne zamandır yazacağım, yok biraz daha araştırayım, güzel bir şeyler yazayım filan derken hayat geçip gidiyor. O sırada ben paylaşamadığım yüzlerce fotoğrafa dönüp bakacak vakti bile bulamıyorum. Niye, maksat her şey mükemmel olsun, kafamda büyüdükçe büyüyen, sofistikeleştikçe ürkünçleşen o kalıba otursun. Eşittir: üşenilsin, cesaret edilemesin.</p>
<p>Bir yandan da bir şeylerin spontane şahaneliklere dönüşmesine bu kadar aşk gibi, saplantı gibi hisler beslemem de bu yüzden herhalde. Benim uğraşmama gerek kalmadan kendiliklerinden oluverince bir şeyler, ne kadar da güzeller&#8230; Yani mesela birkaç hafta önceki 4 günlük Şükran Günü tatilini ele alalım. Perşembe, cuma, cumartesi ve pazardan ibaret tatilin, cuma günü dışında hiçbir planım yoktu. Cuma gününü, bir arkadaşın doğum günü için onunla ve ailesiyle geçireceğime söz vermiştim.</p>
<p>Tatil günleri yaklaştıkça, bu fırsatı yolculuk yapmak için niye değerlendirmedim diye hayıflanacak kıvama geldiğimde açtım Google&#8217;ın haritasını, 2 gün (cts, pazar) için nereye gidilebilir diye Washington DC çevresindeki coğrafyaya bir göz attım. Bir de ne göreyim, hemen yakındaki Chesapeake Koyu&#8217;nun (çesapiyk diye okunuyor) ötesindeki <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Delmarva_Peninsula" target="_blank">Delmarva yarımadasının</a> doğu kenarından fırttırmış bir çizgicik, bir ince uzun ada, bir acayip coğrafya parçası. Hemen görmeliyim! dedim. O kadar da şanslı oluyorum ki bu spontane karar anlarında. Niye mi mesela?</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-dN7gGAUnnUw/TuGRfUV6s5I/AAAAAAAAGQg/n2cV_o-GrNo/s640/assateague%252520map.jpg" alt="" width="640" height="515" /></p>
<p>Çünkü o çizgi toprak, meğer <a href="http://www.assateagueisland.com/" target="_blank">Assateague Ulusal Parkı</a> imiş. Meğer o parkta yaban ponileri yaşarmış&#8230; Bir tarafı Atlantik Okyanusu&#8217;nun nefis kumları, diğer tarafı tatlı-tuzlu su karışımı bataklıklar ve yeşillikler imiş. Mavi yengeçler buralarda yaşarmış. &#8220;Yaban ponisi&#8221; lafını görmüştüm ya artık kimse tutamazdı beni. Hemen bir arkadaşıma haber saldım, gelicen mi atları görmeye? Gelirim. O zaman cumartesi sabah erkenden yola çıkıyoruz. Tamamdır&#8230;</p>
<p>İşte fotoğrafları:</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh4.googleusercontent.com/-uNYJeImUyiY/TuGRfUsBjQI/AAAAAAAAGQg/viRX882u7xI/s640/DSC_0147.JPG" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Assateague Adası, Ocean City adı verilen popüler bir sahil şehrinin hemen güneyinde. Normalde bu şehir yazları vıcık vıcık insan kaynıyormuş. Ben bu tip yerlere alakasız zamanlarda gitmeyi seviyorum. Biz vardığımızda pek kimseler yoktu.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-fAr-JG7uDDk/TuGRfdBeTlI/AAAAAAAAGQg/ByNKvbwxh_A/s640/DSC_0156.JPG" alt="" width="640" height="425" /><br />
Kuvvetli esen rüzgarı arkasına almış bir kadın, o rüzgar sayesinde kanat çırptıkları halde ilerlemeden havada aynı yerde asılı kalabilen martılara ekmek atıyordu. &#8220;Armut piş, ağzıma düş&#8221; dediğimiz şey bu olsa gerek. Dünyanın neresine gidersek gidelim, birileri martıları beslerken hem martılara hem insanlara bakmak çok keyifli.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh6.googleusercontent.com/-4PEwRVwKNX8/TuGRfcUz3aI/AAAAAAAAGQg/5_hyQgsKxvs/s640/DSC_0168.JPG" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-AHnnSmDXQQY/TuGRfQgGNiI/AAAAAAAAGQg/lqjZkmbryJ0/s640/DSC_0185.JPG" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>Bu da adanın bataklık tarafı. Louisiana&#8217;da geçen beş senenin ardından biliyoruz ki <a href="http://meren.org/blog/2010/08/bataklik-serisi-ellerinizden-oper/" target="_blank">&#8220;bataklık&#8221; deyip geçmeyeceğiz</a>.</p>
<p>Gezindikçe &#8220;peki ama atlar nerede&#8221; derken dönüş yolunda bizi yollarda karşıladılar. Parkın her yerinde &#8220;Ponileri beslemeyin, onlara dokunmayın ve çok yaklaşmayın, ısırabilir veya çifteleyebilirler&#8221; temalı uyarı levhaları asılı olduğundan insanlar durmuş ama arabalarından inmiyor sadece atlara bakıyordu. Ben de camımı indirdim. Fotoğraf çekmeye başladım. Bu sırada atlardan biri bana doğru gelmeye başladı.</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-JaSez-5Dds4/TuGRfVhqzcI/AAAAAAAAGQg/A56EojMiw0I/s640/DSC_0192.JPG" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>&#8220;Yassah gardeşim çekmeğğğ&#8221;</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh6.googleusercontent.com/-fm7Zk94fqC4/TuGRfUVTWwI/AAAAAAAAGQg/L5TjxY2LxcQ/s640/DSC_0193.JPG" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>&#8220;Şşşşş kime diyorum. Ehliyet ruhsat lütfen.&#8221;</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh6.googleusercontent.com/-dUBaIE29DM0/TuGRfUOHTHI/AAAAAAAAGQg/N7qHpctMWAw/s640/DSC_0196.JPG" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>&#8220;Memur bey, dayanamıyorum, sevicem kusura bakmazsanız. Bu kadar tatlı olmasaydınız.&#8221;</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh3.googleusercontent.com/-DcEuSgpgb8A/TuGRfVxwrDI/AAAAAAAAGQg/gBFjxOSxK1g/s640/DSC_0200.JPG" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>&#8220;Eh, hadi peki bu seferlik ceza yazmıyorum, ama bi daha olmasın&#8221;</p>
<p>&#8220;Tamam!&#8221;</p>
<p><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-O8eUUrEQS6M/TuGRfaOKC0I/AAAAAAAAGQg/_N5rZRtW4ss/s640/DSC_0201.JPG" alt="" width="640" height="425" /></p>
<p>ABD&#8217;de yaşıyorsanız, veya bir şekilde yolunuz düşerse mutlaka, turistsiz zamanda, hava soğuk filan demeden gidiniz&#8230; Kamp da yapılabiliyor, rivayete göre sabah çadırınızın etrafında dolanan atlara günaydın diyerek uyanıyormuşsunuz.</p>
<p>İşte bu maceranın yazısı da kendisi gibi spontane oluverdi. Şekilli kapanış yapacağım diye uğraşmayacağım. Selam, sevgi.</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.biyolokum.com%2F2011%2F12%2Fassateague-adasi-ve-yaban-ponileri%2F&amp;linkname=Assateague%20Adas%C4%B1%20ve%20Yaban%20Ponileri"><img src="http://www.biyolokum.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyolokum.com/2011/12/assateague-adasi-ve-yaban-ponileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

