Doktoraya yeterli olmaya çalışırken “Saddam”ı düşünmek

Bir süredir, bu ayın 16′sındaki doktora yeterlik sınavıma hazırlanmaya çalışıyorum. Herkes “meri kırismıs!” diye sokaklarda Noel Baba’yla el ele koşarken, ben labda deney yapıyordum. Herkes üüüççç ikkiii biiiirr diye yılbaşına girerken, ben bilgisayarımın ekranına şaşı gözlerle bakarak böbrekteki tüplü (kanallı) yapıların mezenkimden epitel dokuya geçiş ile nasıl şeyolduklarının şeysini anlamaya çalışıyordum. Her doktora öğrencisinin bu süreçte (büyük olasılıkla) kapılıyor olduğunu tahmin ettiğim bir takım düygülere kapılıyor, aklıma üşüşen sorular ile derbeder oluyorum bu aralar:

“Ben bu işe yeterli miyim ya gerçekten?”

“Yeterli olmak için ne lazım?”

“Yeterli olmak diye bir şey var mı?”

“What is the Thesis? ulan?”

Deneylerden ders kitaplarına, ders kitaplarından bilimsel makalelere koşuyorum. Ne okusam, yetersizliğim gözüme daha görünür oluyor. Meğer yeterince çalışmıyormuşum. Ne yaptığımı sanıyormuşum. Kim olduğumu sanıyormuşum… Vay vay vay…

Galiba bu sınavları o yüzden yapıyorlar. Elbette şans eseri, moron olduğu halde bir şekilde bir doktora programına kapağı atmayı başaranlar her zaman oluyor, ve bu “yeterlik sınavı” onları elemek için de var (ki pek kimseyi atmıyorlarmış kolay kolay, master yapsın diyorlarmış en kötü).

Ama bence asıl amaç, doktora programına o kadar da şans eseri girmemiş öğrencilerin yüzüne işin daha ne kadar başında olduğunu çarpmak. Onları şöyle bir silkeleyip kendine getirmek.

Ruhum acılar içinde. Ego yine yerlerde sürünüyor.

Sınav şu şekilde gerçekleşecek bu arada: Bugüne kadar üzerinde çalışmakta olduğum projeyi anlatan (projeyle ilgili teorik bilgiler, metod, sonuçlar ve tartışma şeklinde gayet de bilimsel makale formatında) bir rapor yazmam, bütün bölümün katılacağı bir sunum yapmam (yani içinde 10′un üzerinde profesör bulunan bir gruba seslenmem), sunumun ardından da “graduate student committee” denilen hocalar güruhu ile baş başa kalıp, onlara kendimi parça pinçik ettirmem gerekiyor.

qual

Hayatımda hiç bu kadar yoğun olmamıştım sanırım.

Bu esnada Dünya’da neler olup bittiğinden de geri kalmak istemiyorum tabi. Çok duyarlı bir insanım. Arada bir, hazırlamaya çalıştığım sunumdan tiksinme belirtileri göstermeye başlayınca, “biraz da Dünya’dan tiksineyim” diyorum ve okuduğum gazete/haber sitelerine tıklayıveriyorum.

Saddam… Saddam’ın boynunda kalın bir ip… Bir anda hücrenin moleküler dünyasından, böbreğin genetik dertlerinden, Frizzled-8 ve “Lithium chloride”dan, kurbağadan ve embriyosundan kopuveriyorum.

Bu Saddam’ı ne diye öldürdüler diye öylece ekrana bakıyorum. (Anlamadığım bir makaleye bile bu kadar anlamsız gözlerle bakmıyorumdur herhalde).

Aslında anlamıyor değilim tabi ama, işlerin nasıl bu kadar “aleni” hallere geldiğine şaşırır oldum galiba. Ülkelerin izledikleri politikalardaki alenilikten, kabadayılıktan bahsediyorum. Halklara gelince, hiçbir şey değişmemiş asırlar boyunca aslında be. Avrupa’daki reformların, rönesansların, “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik”in insanlığı karanlık çağlardan aydınlığa çıkardığını sanmıştık. Ne değişmiş acaba? Orta çağ meydanlarında toplanıp cadıların yakılmasını, kafaların giyotinle uçmasını izleyen kalabalıklar, şimdi darağacında sallanan bedenlere Internet’ten iki tık ile ulaşabiliyorlar. Sonra web tarayıcısını kapatıp akşam yemeği yiyorlar. Modern çağ, floresanın yapay ışığı altında bizde “karanlık” değilmiş sanrısı yaratıyor galiba.

Saddam’ın diktatör oluşu, geçmişte yaptıkları vs vs… Evet biz “Saddam” kelimesini duyunca “kötü”yü çağrıştıran beyinler olarak büyüdük, “medya ana” sağolsun, o bize her şeyi öğretti. Herkes yazıyor çiziyor eminim ya da umarım (benim doktoraya yeterli olmaya çalışırken okumaya vaktim olmadı, o yüzden herkesin söylediği şeyleri söylüyor olabilirim). “Kötü” kimdir nedir gerçekten? Saddam Bush’tan daha mı diktatördü yani? Ruanda’da 1 milyon insanın ölmesine göz yuman Kofi Annan mı daha kötüdür, Saddam mı? Her ülkenin (Türkiye dahil) geçmişinde o kadar tiksinç işler var ki yapılan, kim kimin hesabını, kimden nasıl soracak? Dünya üzerinde başında diktatör bulunan bir sürü ülke var. “Batı aydınlığını” oralara da götürecek miyiz?

Büründüğümüz entel postunun bir gereği olarak, idam cezasına karşı tavır tutunageldik, ne hoş. O altı boş fikirlerimizi Saddam doldurdu sonunda, rahat mıyız? Anladık mı idam cezası neden yanlıştır? Neden olmamalıdır? Neden bir insanı öldürerek bu Dünya daha güzel bir yer haline gelmez? Neden gün gelir “kötü” kelimesinin anlamı bulanır, kimin iyi kimin kötü olduğu arasındaki çizgi kaybolur? O çizginin kaybolduğu yerlerde biz birbirimize şaşkın gözlerle bakıp nereye gideceğimizi bilemezken, birileri birileri tarafından, getirdikleri kelime-i şahadeti tamamlayamadan bir çırpıda asılıverir. Sonra sis dağılır, bir bakmışsınız sifonu bile çekmemişler.

Hollywood bizler için “alenen” sundu: Bu yıl hasılat rekorları kıran filmi herkes gördü mü? Amerika’da çok popüler. Ama herkes bunu bir “ekşın” filmi sanıyor.

Not: bir de şu var.

  • Share/Bookmark

9 Yorum »

  1. Bu haftanın yazıları(1) at Arslanlar Şehri said,

    Ocak 9, 2007 @ 14:57

    [...] Biyolokum.com – Doktoraya yeterli olmaya çalışırken Saddam’ı düşünmek Duygu hanımın yazısı. Özellikle Saddam ile ilgili kesimi okuyunuz. [...]

  2. Ray Kinsella said,

    Ocak 10, 2007 @ 17:00

    Çok çarpıcı bir kaç rakam veriyorum… Irak ve Afganistan’da Koalisyon askerlerinin başlattığı teröre karşı savaşın başlangıç noktası olan 11 Eylül saldırısının bilançosu 2973 kişinin hayatını kaybetmesiydi. Peki o zamandan günümüze, Koalisyon kuvvetlerinin başlattığı operasyonunun bilançosu ne biliyor muyuz?

    Afganistan:
    Hayatını kaybebeden insan sayısı 3 485 tanesi sivil olmak üzere 12 587 kişi
    Ciddi şekilde yaralanan insan sayısı 6 273 tanesi sivil olmak üzere 32 743 kişi
    Irak:
    Hayatını kaybebeden insan sayısı 704 464 tanesi sivil olmak üzere 737 714 kişi !!!
    Bütün gruplardan ciddi şekilde yaralanan insan sayısı 1 268 036 tanesi sivil olmak üzere 1 403 657 kişi !!!

    Demokratik söylemlerle geri kalmış ülkeleri diktatör bağnaz yönetimlerin elinden kurtarmak için verilen diyet 750 051 ölü, 1 436 400 yaralı.!!!!
    Sonunda ne olur? Bazı caniler idam edilir, adalet yerini bulur!!! Bazı caniler ise bunu ekranları başında keyif içinde purosunu yakıp izler.

  3. Necdet Yücel said,

    Ocak 11, 2007 @ 01:55

    Geçen dönem yeterliliğe girmiş biri olarak halini tahmin edebiliyorum. Ben iki de yazılı sınava girdim yeterlilikte. Neredeyse bir gün sürdü.

    Yeterliliğin en güzel yanı bitiyor olması ;) Geçtikten sonraki rahatlama hissi için bile doktora yapılabilir diyerek moral vereyim sana.

    Selamlar

  4. Düygü said,

    Ocak 11, 2007 @ 03:59

    Teşekkür ederim :)

    Bu arada bugün, üzerinde çalıştığım raporun çok önemli bir bölümünü (yaklaşık olarak bir günlük işi) kaybettim.

    Korkunç bir his. :)

  5. Ali Işıngör said,

    Ocak 13, 2007 @ 15:42

    Bunların hepsi geçecek ve Boğaz’a karşı çayımızı yudumlayıp ve peynirli simitimizi yiyeceğiz yakında… :)

  6. decorator-don.ru said,

    Haziran 11, 2023 @ 05:31

    Я только что прочитал эту статью, и мне действительно понравилось, как она написана. Автор использовал простой и понятный язык, несмотря на тему, и представил информацию с большой ясностью. Очень вдохновляюще!

  7. Advanced phone lookup said,

    Ekim 6, 2023 @ 07:41

    This article is a must-read for anyone wanting to enhance their knowledge in this area.

  8. humboldt breaking news said,

    Ocak 25, 2024 @ 20:08

    Humboldt News: Local News, Local Sports and more for Humboldt County https://humboldtnews.us/

  9. priscilla said,

    Haziran 8, 2024 @ 05:12

    Fume Extra Flavors offers an extensive range of premium e-liquid options compatible with the powerful Fume Extra device, ensuring a customizable and satisfying vaping experience for flavor connoisseurs.

RSS feed for comments on this post · TrackBack URI

Yorum yapın