Archive for Fotoğraf

Fethiye’nin Saklıkent’i

Bu yaz çok kısa bir süre için de olsa Türkiye’deydim. Kısa süreli olmakla beraber, sıkı bir planlama ile ailecek biraz gezmeyi ve daha önce görmediğim yerler görmeyi başardık. Bu yerlerden biri, annemin önceden birkaç kere gittiği ve her defasında “Duygu seni ilk fırsatta oraya götüreceğim, bayılacaksın” dediği Saklıkent (Fethiye) oldu. Bayıldım nitekim. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Çekmediğim fotoğraf

Dakar’ın sokaklarında yürüyorum. Fotoğraf makinam yanımda, ama elim bir türlü makinaya gitmiyor. Bol bol fotoğraf çekecektim. Çekmiyorum. Fotoğraf makinasını elime aldığım andan itibaren bir başkası olacağım çünkü. Bu halimle (makina çantamda gözlerden uzak iken) beyaz bir kadınım sadece. Belki Dakar’da yaşıyorum uzun süredir, belki sadece ötedeki sokaktaki bakkala gidiyorum. Bu halimle pek tabi, üç sokak ötedeki iş yerime gidiyor bile olabilirim. Bu halimle ben, ten rengime rağmen “buralı” sayılabilirim. Ama fotoğraf makinasını elime aldığım an iş değişecek. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Baobap, zürafa ve ben

Senegal’de kalbimi çalıveren şeyler listesinin en üst sırasına açık arayla oturan güzellik: Baobap ağacı. Benim baobapla tanışmam aslında Senegal’e gitmeden hemen önce oldu. Bu gezi planımdan hocama bahsettiğimde bana ”Ben Senegal’e hiç gitmedim ama annemle babam Senegalli bir grubun müziklerini çok seviyorlar, bana CD’sini çekip vermişlerdi, sana onu getireyim de gitmeden dinle” dedi. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (7)

Assateague Adası ve Yaban Ponileri

Benim problemim şu hayatta yapmak istediğim her şeyi kafamda kocaman işler haline getirmem. Mesela şu blog yazısını ne zamandır yazacağım, yok biraz daha araştırayım, güzel bir şeyler yazayım filan derken hayat geçip gidiyor. O sırada ben paylaşamadığım yüzlerce fotoğrafa dönüp bakacak vakti bile bulamıyorum. Niye, maksat her şey mükemmel olsun, kafamda büyüdükçe büyüyen, sofistikeleştikçe ürkünçleşen o kalıba otursun. Eşittir: üşenilsin, cesaret edilemesin. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Dahlia à Paris

Geçtiğimiz yaz bir konferans için Paris’teydim. Her gittiğim şehirde/memlekette Doğa Tarihi Müzesi, Botanik Bahçesi, Hayvanat Bahçesi gibi yerleri mutlaka görmeye çalışıyorum. Paris’te Muséum nationelle d’Histoire Naturelle‘in Jardin des Plants (botanik bahçesi) kısmını görme fırsatım oldu. Böyle şahane çiçekler vardı: Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (18)

Mutlak karanlıkta şeker kıvılcımları

Yeni çalışmaya başladığım laboratuvarda (bir ara ayrıntılı bahsederim diye umuyorum) bir doktora öğrencisi var (Ed). Daha Maryland’e taşınmadan önce, şans eseri, Kasım’da gittiğim bir kursa Ed’i de kabul ettikleri için birlikte vakit geçirme şansımız olmuştu ve iyi anlaştık. Hatta o kadar iyi anlaştık ki, birlikte mağaracılık etkinliklerine katılmaya başladık. Bu yazımızın konusu da mağaracılık nitekim.

Read the rest of this entry »

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Pek kıymetli meteorlar ve yarı kıymetli taşlar

Geçtiğimiz haftalarda Meren’le bir fotoğraf paneline gitmiştik. Panel, Louisiana eyaletinin başkenti Baton Rouge’daki Louisiana Art and Science Museum’daydı. Sonrasında müzeyi de gezme fırsatımız oldu. Küçük bir müzeydi fakat özellikle meteor koleksiyonunun hastası oldum. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (36)

Yazı yazmıyorken ne yapıyordum?

Offff! Çok yoğunum. Bu da bir çeşit günah çıkarma yazısı. Öncelikle hemen söyleyeyim: Haught’un konuşmasının ikinci bölümünü yazmaktan vazgeçtim. Geçmişte birkaç bölümlük yazı yazmayı planlıyorsam önce bölümlerin hepsini yazıp sonra teker teker yayınlıyordum. Bir süredir ben de çok bölümlü planlanan yazıların sadece tek bölümünü yazma hastalığına tutuldum. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (6)

Gustav Günlükleri 3. (ve son) Bölüm: Kaz gölü ve sahipsiz bavullar

Evet biliyorum, Gustav Kasırgası geçti gitti, üstelik arkasından bir de Ike Kasırgası geçti. Fakat Gustav’dan kaçış maceramızın son iki gününde çektiğim fotoğraflara bakarken, bunların bir kısmını paylaşmam lazım diye düşündüm (böyle düşünmemde okumam gereken bir sürü makale olması, ama birkaç tanesini okuduktan sonra “aman kısa bir ara vereyim” deyip o kısa arayı elimden geldiğince uzatma isteğim de rol oynamış olabilir, mümkündür). Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (3)

Planet Earth: duyduk duymadık demeyin, “hayatın anlamı”nı buldum!

Hafta sonu Louisiana’nın doğal yaşam alanlarını keşif gezilerimizin ilkini sonunda gerçekleştirdik ve uzun zamandır aklımda olan Jean Lafitte Ulusal Parkı‘na gittik. Louisiana doğası bataklıklardan ibaret (wetlands). Ama bataklıklar, Sabancı gibi içini doldurup, kurutup üzerine bina dikmeye çalışılması gereken bir avuç çamur değil, biyolojik çeşitliliğin oldukça fazla olduğu görülmesi ve korunması gereken doğal yaşam alanları. Hatta, binlerce canlıya ev sahipliği yapmanın yanı sıra, bataklıklar burada kasırgalara karşı doğal barikat görevi de görüyorlar. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (12)

Baklavayı uçurtma, mangala havaifişek saplanır, sonra hayvanat bahçesinde hastalık kaparsın, House bile kurtaramaz. Di mi Cevat Abi? Evet.

Yorumlar (11)

Çektiğim en güzel fotoğraf

Yorumlar (11)

War Photographer

Hafta sonu “War Photographer” adlı bir film izledim. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar

Paralel evren

Paralel evrende ben bir zoologum. Vahşi hayvanların peşinden koşuyorum, onları tedavi ediyorum, onlara dokunuyorum, yaptığım işlerden dolayı bana Nobel Çevre Ödülü veriyorlar… (O evrende Nobel Çevre Ödülü diye bir şey var.) Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (27)