Archive for Sakin olmak lazım

Nezleden kırıldığım bir cuma öğlesinin itirafları

Küçüklüğümden beri günlük tutuyorum. Klasik anlamda günlük tutmaya ortaokulda başlamıştım. Yaz tatiliydi, elime bir yerden çirkince bir ajanda geçmişti, kahverengi deri bir kabı vardı. Tanıdık bir şirket tarafından filan bastırılmış bir şekilde bizimkilere verilmiş, onlar da ajandayı bana vermiş olmalıydı. Arabada gidiyorduk, ajandayı açıp birşeyler yazmaya başladım. Tarihleri tutturmak için defterlerime bakmam gerekecek ama, o sıralar kısa öyküler de yazıyordum da günlük tutmaya mı karar verdim, yoksa günlük tutmaya başladım, sonra kısa öyküler de mi yazdım emin değilim. Ama bu çirkin ajandadan aslında iki tane var, biri öyküler diğeri günlük no1. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (16)

Bu ikisi arasındaki farkı bulabilir misiniz?

İşte size çok zor bir soru: Aşağıda örneklerini vereceğim iki insan grubu arasındaki farkı bulabilir misiniz? (Hayalimizde kolay canlanması için,  iki ucu kahverengi olan bir değneğin bir ucuna bir grubu, diğer ucuna da ikinci grubu yerleştirelim). Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (27)

Gönüllü olmak üzerine… (paylaşmazsan vatan hainisin)

Geçenlerde, labda benimle (gönüllü olarakbeni böyle kandırmış arkadaş, baya notlu ders olarak alıyormuş) çalışan Chris isimli lisans öğrencimle sohbet ediyorduk. Chris çenesi çok düşük heyecanlı bir gencimiz olduğundan, üstüne bir de her Amerikalı gencin rüyası “Medical School” yani tıp okuluna gitmek istediğinden (Grey’s Anatomy sağolsun), hayatının bu konudaki bütün ayrıntılarını bana -kulağımda kulaklık varmış yokmuş umursamadan- anlatıyor. (Bu anlamda aslında sohbet dediğimiz şeylerin çoğunlukla birer monolog olarak vuku bulduğunu söylesem yalan olmaz). Her neyse, geçen günkü konuşmamızda Chris bana tıp okuluna başvuru için zorunlu kıldıkları gönüllü çalışma ve deneyim edinmeler kapsamında “hospice center” (hospis sentır) denilen bir yerde gönüllü çalışmaya başladığından bahsetti. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (45)

Gustav Kasırgası Günlükleri: 1. Bölüm – Atlanta’ya kaçış

Gustav Kasırgası’nı geçen hafta haber aldığımda aklıma gelen ilk şey bu kez New Orleans’ı elimden geldiğince erken terk etmek oldu. Nitekim, henüz Gustav bir önceki blog girdisindeki resimde görülen yerde iken ben çoktan cin bir fikirle etrafımdakilerin aklını çelmeye çalışıyordum: 8-9 saatlik bir araba yolculuğu ile Atlanta’ya (kuzeye) gitmek. Orada şehre olabildiğince yakın bir yerde kamp kurup, hafta sonu eğlence parkı Six Flags’e gidip roller coaster binmek. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (17)

Öyle bir yazmak ki…

Yorumlar (7)

Madde 1: Oğuz Atay – bir “Tutunamayanlar” okuma macerası

oguzatay-769527.jpg

Aklımda bir sürü şey var ama bir türlü yazamıyorum sevgili okur. O yüzden karar verdim, yine “sevgili günnük” tadında yazacağım, hayatımı madde madde anlatacağım sana. Belki böylece üzerimdeki “yazı yazmalıyım” yükü biraz kalkar, o zaman acelesi de kalmaz, o zaman asıl yazmak istediğim, derin ve ağdalı ve mesaj kaygılı ve hayat sorgulamalı yazılarıma odaklanabilirim, canım okur. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (22)

moleschino ve hamile arnold

Moleschino‘nun sayfaları arasında kaybolmak isteyip kaybolamayanlar, ve hatta aramıza en son katılan Atilla Aktuna tarafından yazılan kitap hırsızlığının tarihçesi hakkındaki pek keyifli yazıyı okumak isteyip okuyamayanlar… Sunucu’dan kaynaklanan bir problem yüzünden bir süre sayfaları çeviremeyeceğiz gibi görünüyor :( Bu ufak problemin çok uzun sürmeyeceğini umuyoruz. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Bad Car-ma

Ego ve İd….

Şimdi aklınızda canlandırın. Çalar saatin sesiyle uyanıyorsunuz sabah. Banyoya doğru uykulu uykulu yürüyorsunuz. Uykulu dahi olsanız banyoda biri var mı diye kapıyı çalıyorsunuz. Bir ses gelmiyor. İçeri giriyorsunuz. Tuvalete oturup hızlı hızlı çişinizi yapmaya çalışıyosunuz. Ve beklediğiniz oluyor. Oda arkadaşınız kapıya tıklamadan baaammm diye içeri dalıyor. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (5)