Küçüklerime Öneriler

Koştur durma

Parc Montsouris

Paris’e ilk kez bir konferans için gitmiştim. Konferasın öncesinde ve sonrasında Fransa’da biraz gezmeyi planlıyordum. Uzun seneler New Orleans’ta yaşadığım evde, Couchsurfing sitesinden gezginleri ağırlamıştım, ama ben seyahat ederken bu şekilde ağırlanma fırsatım olmamıştı. Paris’te konferans başlayana kadar beni ağırlayacak birini bulmam biraz zaman almış, ama niyahet doğru anahtar kelimelerle arayıp bulduğum birine attığım mesaj sonuç vermişti (anahtar kelimeler “death metal” ve “science”). Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (12)

Biyolokum radyolarınızda Bilim Kazanı’nı karıştırıyor

“Artık kendi makalelerimi yayınlamaya odaklansam iyi olacak” kararını verdiğimden beri, blogu çok ihmal ettiğimin, bu durumunun da blogun sadık okurlarının gücüne gittiğinin farkındayım. Bu “ihmal edilmiş bloglara geri dönüşün en bilindik cümleleri” girişinden ve kocaman bir özürden sonra, en azından bilim sevgisini yaymak adına geçtiğimiz günlerde ufak da olsa bir şeyler yaptığımın haberini buradan paylaşmak istedim. Bir de, en azından blogu ihmal ettiğime değdi. Yeni çıkan makale haberleri ile de çok yakında karşınızda olacağım (diye umuyorum, yoksa şüphen mi var?). Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (13)

Bilimli Çizim: Böcekler – kızböceğinin hapsi

Bilimli Çizim: Bitki Yumurtalıkları

“Canımıniçi bitkiler ve şahane yumurtalıklarına ağıt” olarak yakılmış bir çizimle daha karşınızdayım. Ehe. Öyküsü ve ayrıntılar burada. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (1)

Bilimli Çizim: Nöral Krest Ürünleri

Kısacık not: Vücudumuzdaki çok önemli dokuları meydana getiren nöral krest hücrelerine olan sevgimi ifade ettiğim bir bilimli çizimi daha sizlere takdim ediyorum efem. Ayrıntılar için şuraya bakınız. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (3)

Okyanus suyu damlasında harikalar diyarı

 (Aşağıda kaynayıp gitmesin diye en önemli bağlantıyı şuraya bir koyayım. İsterseniz oradan başlayın. Buradan da hikayesini ve dahasını okursunuz, ey sevgili okurlar). Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (9)

Burdur Bisiklet Yarışı (ve kısa bir deprOsyon güncellemesi)

Birkaç hafta önce apar topar Türkiye’ye gelmem gerekti, hayırlı bir iş için. Birkaç senedir başvurduğum bir kursa, rekabet had safhada olduğundan ancak bu sene nihayet kabul edildim! Marine Biological Laboratory’nin Embriyoloji kursu. Kursa katılabilmem için vizemi yenilemem gerektiğini öğrendim. Eşyalarımı bir arkadaşımın evindeki boş odaya yerleştirdim, evden çıktım, yapılması gereken bir sürü ıvır zıvırı halledip Türkiye uçağına atladım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (15)

Koşmaktan bahsederken aslında neyi kastediyorum

Geçtiğimiz birkaç ayın zorlukları beni içime kapanmaya itti. Sosyal bir kelebek olmayı bırakıp odamda yalnız başıma daha çok vakit geçirmeye başladıkça buna aslında ne kadar ihtiyacım olduğunu da farkettim. Günlerimi düzene sokmak ve koşmak için vakit yaratmak biraz da bu sayede mümkün oldu. Kitap okumaya da daha çok vaktim oldu. Bu süreçte okuduğum kitaplardan bir tanesi Haruki Murakami’nin “What I talk about when I talk about running” (Koşmaktan bahsederken aslında neyi kastediyorum) kitabı oldu. Kitap, her sene düzenli olarak maraton koşan yazarın koşmak üzerine anılarından oluşuyor, ama isminden de anlayabileceğiniz gibi, aslında sadece koşmak üzerine değil. Bir nevi otobiyografi olduğunu bile söyleyebiliriz. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (18)

Bir bilim insanının gözünden kendisi

Bloga en son yazdığım günlerde, spor yapmanın etkisiyle harika bir psikoloji içindeydim. O zamandan beri yıldızlı pekiyi hakedecek bir şey yaptım: düzenli spor yapmaya devam ediyorum. O kadar ki, gaza gelip Mart ortası Washington D.C.’de yapılacak maratonda koşmak için bile yazıldım! (Ben yarım maraton koşacağım). Bir ara hafta içi her gün ya koşuyor ya yüzüyordum. Bugünlerde yoğunluktan haftada 3 gün spor yapabiliyorum. Üstelik, koştuğum her gün, o sabah içim sıkkın bile kalkmış olsam, kendimi daha iyi hissediyorum (ama istisnai durumlar mevcut, aşağıda anlatacağım). Biraz (çok sağlıklı bir yavaşlıkta) kilo bile verdim. Buraya kadar iyi. Hatta iyi ne kelime, buraya kadar harika! Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (30)

P’ye mektuplar: antidepresanlara dair

Kendimi bildim bileli hep sırtımda görünmez bir yük, içimde bir endişe ve sıkıntı olageldi. Bu hisler zaman zaman çok arttı, zaman zaman azaldı, ama hiç kaybolmadılar. İşin garip yanı, bunlar benim işlevsel bir vatandaş, iyi bir öğrenci olmamı engellemediler, hatta ben sanki bunları yakıt olarak kullanan bir trendim. Çuf çuf çuf ordan oraya gezindim. Arkadaşlarımdan sık sık ‘iyi de niye bu kadar gerildin/endişelendin’ lafını, ailemden de ‘bi mutlu olamıyorsun’ serzenişlerini duydum. Ben de kendime hep kızdım. Adeta kötü bir ebeveyn gibiydim kendime karşı, ne yaparsam yapayım kendime yaranamıyordum. Lise dereceyle bitiyordu, ben istediğim bölüme giremeyeceğim diye kabuslar görüyor, yeterince akıllı değilim, yeterince çalışmıyorum diye kendime kızıyordum. Sonra istenilen bölüme kat kat üstünde puan ile giriliyordu, bu sefer kendimde gıcık olacak başka bir şey, hayatta endişelenecek başka mecralar buluyordum. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (21)

Sadece miniklere değil büyüklere de: Gerçeğin Büyüsü

Başka mecralarda görmüş duymuş olabilirsiniz, geçtiğimiz haftalarda Richard Dawkins’in son kitabı Gerçeğin Büyüsü Kuzey Yayınları‘ndan çıktı. Şahane çeviri İstem Fer’ciğimin ellerinden, editörlüğü benden. Tivitlerde, feybuklarda arada kaynayıp gidiyor, o yüzden buradan sizlerle kitap ile ilgili düşüncelerimi ve hislerimi iki kelam paylaşayım istiyorum. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (4)

Koşu günlüğü

Depresyonla mücadele sırasında deneyimlediklerim sonucu kesin olarak emin olduğum bir şey var ki o da spor yapmanın depresyonun en güzel ilacı olduğu. Ama koşmak filan gibi kalp atışını hızlandıran (kardiyo) sporlar. Yoga vesaire insana iyi gelse de fizyolojik olarak aynı etkiyi göstermiyor, işin arkasında koskoca bilim var. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Not an outlier

Bu yazıyı birkaç hafta önce, aynen yazıdaki hisler içindeyken yazmış (daha doğrusu bu satırlar bir arkadaşıma mesaj yazarken vuku bulmuş), o anın verdiği bir acelecilik duygusuyla paylaşıp, paylaştıktan yaklaşık 5 dakika sonra pişman olmuş ve blogdan kaldırmıştım. Paylaşmak istemediğimden değildi de, o anda gelecek tepkileri kaldıramayacaktım. Bir de annem üzülmesindi. Şimdi, kendimi son derece iyi hissettiğim şu anda, yine de paylaşmak istiyorum bunları. Daha anlatacaklarım da var, ama onları yazar mıyım, vakit bulur muyum, ne zaman olur bilmiyorum. Sadece, depresyon benim hayatımın bir parçası olduğundan ve depresyonu yenmek için sürekli bir çaba halinde olduğumdan, içimde bir şeyler beni bunu paylaşmaya itiyor. Nedenini sorgulamamaya karar verdim. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (20)

Fethiye’nin Saklıkent’i

Bu yaz çok kısa bir süre için de olsa Türkiye’deydim. Kısa süreli olmakla beraber, sıkı bir planlama ile ailecek biraz gezmeyi ve daha önce görmediğim yerler görmeyi başardık. Bu yerlerden biri, annemin önceden birkaç kere gittiği ve her defasında “Duygu seni ilk fırsatta oraya götüreceğim, bayılacaksın” dediği Saklıkent (Fethiye) oldu. Bayıldım nitekim. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Şehir bahçeciliği

Kaçak Biyolokumunuzdan selamlaaaar sevgileeeer. Hemen konuya giriyorum. Sizlere bugün şehir bahçeciliğinden bahsedeceğim! Öncelikle belirtmek istediğim şey, benim de bahçecilik işinde aslında çok yeni olmam (gerçi domatesleri duymayan kalmadı, Radikal Gazetesi sağolsun). Hatta öyle ki, bir biyolog olarak bitkilere ilgi duymam, utanılacak derecede geç gerçekleşti. Fakat bir kez bu işin keyfine varınca, belki benim gibi zamanında gözü korkmuş ya da bu işi sıkıcı bulmuş olan insanlar varsa, onlara bir parça ilham olabilmek adına geçen ay bir internet semineri vermeye cüret ettim. Bu yazıya o seminerin videosunu da koymak istiyordum ama elimizde olmayan bir takım sebeplerden ötürü videoyu henüz yükleyemedik. YouTube’e yüklenir yüklenmez yazıyı güncelleyerek paylaşacağım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (2)

Yazı geliyor söz

Sezaryene karşıysanız bile, neden sezaryen hakkına sahip çıkmalısınız?

Akıllar karışmasın, şimdilik sezaryen yasaklanıyor değil (ama o günleri de görebiliriz, hiç şaşırmayacağım). Ayrıca baştan söyleyeyim, sezaryen doğum yanlısı veya karşıtı değilim. Kendim çocuk sahibi olacağım zaman, hangi doğum yöntemini seçeceğime dair güzelce araştırıp, doktoruma danışıp karar vereceğim. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (5)

Kürtaja karşıysanız bile, neden kürtajı yasaklayan bir yasanın karşısında olmalısınız?

Gelişim biyolojisi alanında doktora yapmış bir bilimci olarak, yani son 6 senesini çeşitli canlıların embriyolarını pek çok açıdan inceleyerek, her evresini gözlemleyerek geçirmiş bir bilimci olarak, embriyonun erken dönemlerinde acı hissetmediği, beyninin bilmemkaçıncı ayda geliştiği, o yüzden kürtajın benim bilimsel perspektifimden hiç de problem olmadığı konusunda çok sıkı bir argüman ortaya koyabilirdim. Üstelik bu argümanla pek çok insanı ikna da edebilirdim. Ama bunu yapmayacağım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (16)

Sonraki Sayfa » Sonrakiler »