Haziran 18, 2010 at 08:56
· Filed under Doğa ve Hayvanlar
Bir süredir aklıma estikçe Friend Feed üzerinden bana ilginç gelen hayvanlarla ilgili fotoğraf ve kısa bilgiler paylaşıyordum. 2010′un Uluslararası Biyoçeşitlilik Yılı ilan edilmesi sebebiyle, bunu biraz daha sık ve düzenli yapmaya karar verdim. Devam...
Permalink
Haziran 15, 2010 at 23:22
· Filed under Doğa ve Hayvanlar, Evliya Çelebi, üzüntü ve muz kabuğu
Geçtiğimiz haftalarda hayırlı bi iş için Maryland eyaletindeki College Park’a, oralara gitmişken de Baltimore ve Washington D. C. taraflarına yolum düştü. Meren’le birlikte pek sevdiğimiz arkadaşlarımızı da ziyaret etme fırsatı yakalamış olduk. Bu bölgedeki şehirlerin çoğunun denize kıyısı var. Bu yüzden her yer irili ufaklı yat limanları ile dolu. Özellikle Baltimore’un çok şirin bir limanı vardı. Devam...
Permalink
Haziran 6, 2010 at 23:20
· Filed under Doğa ve Hayvanlar, üzüntü ve muz kabuğu
Bugün ne zamandır dinlemediğim Jonny Lang – Lie To Me albümünü dinleyerek evde bozulmaya yüz tutmuş üç kabaktan mücver yaptıktan ve mücver yapmanın bir Lie To Me albümü sürdüğünü keyifle farkettikten sonra, tabağıma koyduğum mücverin yanına çokça yoğurt boca edip, soğuk bir şişe Abita bira alıp bilgisayarda TED‘den birkaç video izleyeyim dedim. Son yayınlanan konuşmalar arasında gözüme hemen okyanus maviliği ile çarpan bir tanesine tıkladım. Konuşma National Geographic fotoğrafçısı Brian Skerry‘e aitti. Devam...
Permalink
Mayıs 26, 2010 at 21:17
· Filed under Doğa ve Hayvanlar, Hobi, Müzik
Hayatta ne iş yapıyor olursam olayım, yanında birazcık da müzik yapabilmeyi çok isterdim. Bu yüzden, “jam” keyfi içinde enstrümanı ile bütün, saz arkadaşları ile ahenkli müzisyenleri gördükçe, oturup yapılan müziğin tadını çıkarmak yerine huzursuzlanıyormuşum meğer (huzursuzlanmak için hiçbir fırsatı kaçırmam, adım gibi düygülüyüm). Kimi kültürlerde buna “kıskançlık” deniyor olma ihtimali var :) Bense kıskançlık duygusundan o kadar ödü kopan bir insanım ki, sırf üzerime “kıskanç” etiketi yapışmasın diye “huzursuzlanmak” gibi bir kelimeyi seçmeme sebep olan “ortada kuyu var yandan geç” felsefesini utanmazca sergiliyorum bakınız. Neyse bu kıskançlık konusuna bilahare geleceğiz bu blogda sevgili okur. Devam...
Permalink
Mayıs 26, 2010 at 00:50
· Filed under Gülümseten işler, New Orleans
Önnot: En güzeli, aşağıdaki uzun yazıya blog girdisinden ziyade bir öykü muamelesi yapılması. Tek amacım aşağıda anlatılan bu tatlı günü kayıtlara geçirmek olduğundan, yazının uzunluğundan gözü korkup pencereyi kapatacak olanları son derece anlayışla karşılayacağımı önceden belirtmek isterim :) Fotoğraflar Meren’in şuradaki günlük yazısını okumuş olanlara tanıdık gelecektir. Ama yazılar farklı. (Bu da, aynı güne benim bakışım).
Devam...
Permalink
Mayıs 9, 2010 at 20:20
· Filed under Ben Düygü Hanım nasılım, New Orleans
Cumartesi sabahı kalktım, Meren’e dedim ki “Hadi La Madeleine’den benim şu sevdiğim palmier denilen tatlıdan al da gel, kahvaltı yapalım. Hatta bir tane de kiş (quiche) alsana, ikimiz paylaşalım.” (oradaki “La”, tükkanın ismi Fransızca olduğundan, yoksa Meren’le lanlu lunlu konuşmuyorum). O çıktı, ben de filtre kahve yaptım. Devam...
Permalink
Nisan 14, 2010 at 22:41
· Filed under Doğa ve Hayvanlar, Oha
Aşağıdaki yazıyı Aralık 2009 civarı (+ – 1 ay) yazmışım. Geçenlerde buldum. Biraz orasını burasını düzelttim. An itibariyle yazıdaki ruh halinden çok uzaklardayım. Hâlâ pek çok konuda kararsızlıklarım olsa da iyiyim, pek iyiyim üzerinize afiyet. Ama yazıyı da paylaşasım geldi. Kendisine bir kısa öykü muamelesi yapılabilir pekâla. Yapılmayabilir de, paşa gönlünüz bilir. Keyfinizin kâhyası mıyım? Değilim. Buyrun:
Devam...
Permalink
Nisan 13, 2010 at 16:43
· Filed under Kültür Şoku, victory is mine
2010′un sonuna doğru mezun olacağım bir aksilik olmazsa. Bu yüzden bu aralar sürekli, daha önce yüz yüze tanışmadığım insanlarla bir takım yazışmalar yapıyorum. Çoğunlukla “Amca sizin lab çok güzel görünüyo, beni de alsanıza, ben de oynarım ki ordaki oyuncaklarlan” içerikli bu yazışmalarda muhatabım olan kişiler, dizi dizi makaleler yazmış akıllı bilim insanları oluyor. Devam...
Permalink
Mart 27, 2010 at 23:31
· Filed under Sıkça Sorulan Sorular
Küçük bi not düşüyorum bugün: Wherever you go there you are. Göze ne kadar da basit görünen bir cümle değil mi? Hiç öyle göründüğü kadar basit değil aslında. Hayatın kocaman sırlarının şöyle üç-beş kelimeye sığmasına bayılıyorum. Tek problem, böyle sözleri anlamaya ihtiyacınız olduğu anda anlamıyorsunuz. Ne zaman ki deneyimler sizi pişiriyor, ne zaman ki bilgiye erdeme vakıf oluyorsunuz, o üç-beş kelimenin derinlerde yatan esas anlamı size görünür oluyor. O zaman da işinize yaramıyor sanki, çünkü zaten öğrendiniz bu cümlenin ne demek olduğunu, deneyimlediniz. Devam...
Permalink
Mart 24, 2010 at 21:50
· Filed under Doğa ve Hayvanlar, New Orleans
Bu New Orleans’ta en çok ama en çok sevdiğim şey nedir biliyor musun sevgili okur? En çok ama en çok sevdiğim şey New Orleans’ın aylar süren baharıdır. Dur korkma, romantikleşip öten kuşları filan anlatmayacağım (tamam anlatacağım biraz ama söz bu yazıda bol bol barbarlık, entrika, kin filan da var). Sulak memleketin her yerinden fışkırmış yeşilliklerin ve koca gövdeli kıvır kıvır dallı ağaçların coştuğu, japon manolyalarının çiçek açıp yollarınıza gül döktüğü, sizin de sabah okula-işe o çiçeklerin döküldüğü kaldırımlardan saçınızı attırarak yürürken “ahaytt benim için, ne gereği vardı, hayranlarım, sizlerle varım” filan diye kendinizi kırmızı halı artisi sandığınız bir mevsimdir. İnsan denilen varlığın vücudunun kendini en mutlu hissettiği nem ve sıcaklılar, şu hani Ankara’da üç gün süren o nefis bahar havalarından bahsediyorum, New Orleans’ta aylarca sürer. Devam...
Permalink
Mart 17, 2010 at 13:59
· Filed under victory is mine
Pek gururlu ve mutluyum! Ufak bir ekip olarak çevirdiğimiz, Richard Dawkins’in son (ve şahane) kitabı “Yeryüzündeki En Büyük Gösteri” geçtiğimiz haftalarda baskıya girdi ve fırından taze taze çıktı, simit gibi leziz, biz çevirdik diye demiyorum. Dawkins çok ama çok güzel yazmış diye diyorum. Devam...
Permalink
Mart 10, 2010 at 20:32
· Filed under Ben Düygü Hanım nasılım, Bilim ve felsefe
Geçtiğimiz haftalarda Turkish Journal isimli bir internet gazetesinin muhabirlerinden Işıl Öz benimle doktora çalışmalarım ve Evrim Çalışkanları konusunda bir röportaj yaptı. (Öhöm!) Ne zamandır buralardan yazmak isteyip üşendiğim her şeyi Işıl sayesinde yazmış oldum. Pek güzel de sorular sordu sağolsun. Sizlerin de ilginizi çekebilir düşüncesi ile paylaşmak istedim. (Yoksa “bakın benle löportaj yapıyolllaaa!” demek için değil, hı hı evet). İşte burada: Eklemleri nasıl rejenere ederiz? Devam...
Permalink
Şubat 22, 2010 at 13:56
· Filed under Doğa ve Hayvanlar, victory is mine
Şubat 11, 2010 at 22:11
· Filed under Ben Düygü Hanım nasılım, Oha
Ocak 20, 2010 at 18:39
· Filed under Ben Düygü Hanım nasılım
Akademisyen olmaya dair beni en çeken şeylerden biri derslere girmek ve öğrencilerin o çok sevdiği, çok “kafa” bulduğu, çok bilgili ama eğlenceli, sınavlarda yaratıcı sorular soran, Facebook’tan arkadaş olarak eklemek için yarıştıkları (tamam o zamanlar Facebook yoktu, ama anladınız siz beni) farklı bir hoca olma düşüncesiydi. Devam...
Permalink
Ocak 7, 2010 at 14:36
· Filed under Doktora, Sıkça Sorulan Sorular
Geçen gün Science dergisinin bir süredir dinleyemediğim podcastlerini (cepyayını mı denmeli buna?) dinledim. 13 Kasım tarihli podcastte Science dergisinin baş editörü Bruce Alberts ile kısa bir söyleşi vardı. Biyoloji bölümlerinde okuyanlarınız veya okumuş olanlarınız belki tanır, Alberts “The Molecular Biology of The Cell” isimli muhteşem ders kitabının yazarıdır (bildiğim kadarıyla Boğaziçi Üniversitesi bu kitabı kullanıyor, bize ODTÜ’de başka bir kitabı okutmuşlardı ama doktora eğitimim sırasında edinmem gerekti, gerçekten çok güzel bir kitap). Science gibi bir dergiye editör olmak şansla olmuyor belli ki. Her neyse, söz konusu söyleşi Alberts’ın Science dergisinin o sayısında yazdığı “On Becoming A Scientist” başlıklı “editörden” yazısı ile ilgiliydi. Devam...
Permalink
Ocak 2, 2010 at 15:41
· Filed under Doktora, Sıkça Sorulan Sorular
Bu defa ABD ve Kanada’ya felsefe alanında doktora yapmak için başvurmak isteyenlere yol göstermesi için bir yazı ile karşınızdayız. Bu yazıyı Kanada’da master yaptıktan sonra an itibariyle ABD’de Washington Üniversitesi’nde doktora eğitimine devam etmekte olan Nazım Keven yazdı. Kendisi aynı zamanda Prensese Mektuplar isimli muhteşem kollektif blogun kalecisi, aktivist, bisikletçi, ekolojik köy yaşamcısı harika bir şahsiyettir. Söylediklerine kulak verin! Devam...
Permalink
Aralık 24, 2009 at 02:34
· Filed under Ben Düygü Hanım nasılım, Hobi, victory is mine
Teyzem Feriş Fontilifiş, 4 kardeşin açık ara ile en küçüğü, üniversiteyi Ankara’da bizim yanımızda okudu. Rivayete göre, annemin “üniversite yılları en güzel yıllardır, kendini öyle derslere çok verip boşa harcama bu yılları” öğüdünü gereğinden fazla ciddiye alıp ilk sene bütünlemelere kalmıştı. Sınavlara çalışmak için Burdur’da kendini kapadığı göl evinden bize yazdığı efsanevi “Plajın tadı kalmadı” başlıklı mektubu (zaman zaman çıkarır gözlerimizden yaşlar gelerek gülmekten çatlayarak hala okuruz) “Şu anda, ders çalışmamak için dedemin ninesine bile mektup yazabilirim” cümlesi ile başlıyordu. Devam...
Permalink
Aralık 23, 2009 at 02:23
· Filed under Ben Düygü Hanım nasılım, Gülümseten işler, victory is mine
Caaaanım okurlar… Biliyorum son zamanlarda doktora başvurusu, akademik hayata atılma derdi ile aklını bozmuşlara öğütler filan derken bu konularla hiç ilgilenmeyen bir kısmınız “eee bu Biyolokum da çok oldu ama” diyerek beni kalbinizden silmek üzereydiniz. Ama durun. Beni sevmekte ne kadar haklı olduğunuzu hatırlatmak için size simit yaptım! Devam...
Permalink
Aralık 19, 2009 at 13:20
· Filed under Doktora, Sıkça Sorulan Sorular
Doktora’ya bir şekilde kabul edilmeyi başardınız, peki sonra ne olacak? Başvuru sürecinde yaşadıklarınızı aratacak zorlu günler sizi bekliyor. Ama korkmayın, biz sizi o günlere hazırlamak ve sizi bekleyen zorlukları bir nebze hafifletmek için buradayız. Bugünkü yazı, Betül Kacar Arslan’a ait. Kendisi doktorasını Emory’de Biyokimya Bölümü’nde, enzimoloji ve enzim evrimi üzerine yaptıktan sonra şu anda deneysel evrim konusunda Georgia Tech’te doktora sonrası araştırmacı olarak bilim kariyerine devam ediyor. Devam...
Permalink
Sonraki Sayfa »
Sonrakiler »