Mart 10, 2010 at 20:32
· Filed under Ben Düygü Hanım nasılım, Bilim
Geçtiğimiz haftalarda Turkish Journal isimli bir internet gazetesinin muhabirlerinden Işıl Öz benimle doktora çalışmalarım ve Evrim Çalışkanları konusunda bir röportaj yaptı. (Öhöm!) Ne zamandır buralardan yazmak isteyip üşendiğim her şeyi Işıl sayesinde yazmış oldum. Pek güzel de sorular sordu sağolsun. Sizlerin de ilginizi çekebilir düşüncesi ile paylaşmak istedim. (Yoksa “bakın benle löportaj yapıyolllaaa!” demek için değil, hı hı evet). İşte burada: Eklemleri nasıl rejenere ederiz? Devam...
Permalink
Şubat 22, 2010 at 13:56
· Filed under Doğa, Hayvanlar, victory is mine
Şubat 11, 2010 at 22:11
· Filed under Ben Düygü Hanım nasılım, Oha
Ocak 20, 2010 at 18:39
· Filed under Ben Düygü Hanım nasılım, Hayat, İnsan
Akademisyen olmaya dair beni en çeken şeylerden biri derslere girmek ve öğrencilerin o çok sevdiği, çok “kafa” bulduğu, çok bilgili ama eğlenceli, sınavlarda yaratıcı sorular soran, Facebook’tan arkadaş olarak eklemek için yarıştıkları (tamam o zamanlar Facebook yoktu, ama anladınız siz beni) farklı bir hoca olma düşüncesiydi. Devam...
Permalink
Ocak 7, 2010 at 14:36
· Filed under Doktora, Sıkça Sorulan Sorular
Geçen gün Science dergisinin bir süredir dinleyemediğim podcastlerini (cepyayını mı denmeli buna?) dinledim. 13 Kasım tarihli podcastte Science dergisinin baş editörü Bruce Alberts ile kısa bir söyleşi vardı. Biyoloji bölümlerinde okuyanlarınız veya okumuş olanlarınız belki tanır, Alberts “The Molecular Biology of The Cell” isimli muhteşem ders kitabının yazarıdır (bildiğim kadarıyla Boğaziçi Üniversitesi bu kitabı kullanıyor, bize ODTÜ’de başka bir kitabı okutmuşlardı ama doktora eğitimim sırasında edinmem gerekti, gerçekten çok güzel bir kitap). Science gibi bir dergiye editör olmak şansla olmuyor belli ki. Her neyse, söz konusu söyleşi Alberts’ın Science dergisinin o sayısında yazdığı “On Becoming A Scientist” başlıklı “editörden” yazısı ile ilgiliydi. Devam...
Permalink
Ocak 2, 2010 at 15:41
· Filed under Doktora, Sıkça Sorulan Sorular
Bu defa ABD ve Kanada’ya felsefe alanında doktora yapmak için başvurmak isteyenlere yol göstermesi için bir yazı ile karşınızdayız. Bu yazıyı Kanada’da master yaptıktan sonra an itibariyle ABD’de Washington Üniversitesi’nde doktora eğitimine devam etmekte olan Nazım Keven yazdı. Kendisi aynı zamanda Prensese Mektuplar isimli muhteşem kollektif blogun kalecisi, aktivist, bisikletçi, ekolojik köy yaşamcısı harika bir şahsiyettir. Söylediklerine kulak verin! Devam...
Permalink
Aralık 24, 2009 at 02:34
· Filed under Ben Düygü Hanım nasılım, Heykel, Hobi, victory is mine
Teyzem Feriş Fontilifiş, 4 kardeşin açık ara ile en küçüğü, üniversiteyi Ankara’da bizim yanımızda okudu. Rivayete göre, annemin “üniversite yılları en güzel yıllardır, kendini öyle derslere çok verip boşa harcama bu yılları” öğüdünü gereğinden fazla ciddiye alıp ilk sene bütünlemelere kalmıştı. Sınavlara çalışmak için Burdur’da kendini kapadığı göl evinden bize yazdığı efsanevi “Plajın tadı kalmadı” başlıklı mektubu (zaman zaman çıkarır gözlerimizden yaşlar gelerek gülmekten çatlayarak hala okuruz) “Şu anda, ders çalışmamak için dedemin ninesine bile mektup yazabilirim” cümlesi ile başlıyordu. Devam...
Permalink
Aralık 23, 2009 at 02:23
· Filed under Ben Düygü Hanım nasılım, Gülümseten işler, victory is mine
Caaaanım okurlar… Biliyorum son zamanlarda doktora başvurusu, akademik hayata atılma derdi ile aklını bozmuşlara öğütler filan derken bu konularla hiç ilgilenmeyen bir kısmınız “eee bu Biyolokum da çok oldu ama” diyerek beni kalbinizden silmek üzereydiniz. Ama durun. Beni sevmekte ne kadar haklı olduğunuzu hatırlatmak için size simit yaptım! Devam...
Permalink
Aralık 19, 2009 at 13:20
· Filed under Doktora, Sıkça Sorulan Sorular
Doktora’ya bir şekilde kabul edilmeyi başardınız, peki sonra ne olacak? Başvuru sürecinde yaşadıklarınızı aratacak zorlu günler sizi bekliyor. Ama korkmayın, biz sizi o günlere hazırlamak ve sizi bekleyen zorlukları bir nebze hafifletmek için buradayız. Bugünkü yazı, Betül Kacar Arslan’a ait. Kendisi doktorasını Emory’de Biyokimya Bölümü’nde, enzimoloji ve enzim evrimi üzerine yaptıktan sonra şu anda deneysel evrim konusunda Georgia Tech’te doktora sonrası araştırmacı olarak bilim kariyerine devam ediyor. Devam...
Permalink
Aralık 12, 2009 at 18:03
· Filed under Doktora, Sıkça Sorulan Sorular
Bugünkü yazımız ise Sosyal Bilimler alanında doktora yapmak isteyenler için geliyor. Her ne kadar ortak bir takım noktaları olsa da, doktora’ya başvuru süreci, mühendislik, sosyal bilimler ve fen bilimleri için kimi açılardan oldukça farklı seyredebilir. Aşağıdaki yazı Ekşi Sözlük’ten. Yazarı a lifetime of type ii errors şu anda ABD’de bir sosyal bilim alanında öğretim üyesidir. “İçeriden” birinin gözünden çok faydalı bilgiler veriyor. Devam...
Permalink
Aralık 8, 2009 at 11:42
· Filed under Doktora, Sıkça Sorulan Sorular
Bu defa da ABD’deki doktora programları konusunda şu sıralarda kendisi de başvurularla uğraşmakta olan Arman Aksoy‘un hazırladığı Sıkça Sorulan Sorular (ve yaşasın ki cevapları!) ile karşınızdayız. Devam...
Permalink
Aralık 2, 2009 at 19:50
· Filed under Doktora, Sıkça Sorulan Sorular
Geçenlerde, ODTÜ Biyoloji Bölümü’nden arkadaşım, şimdilerde Hollanda’da doktora yapmakta olan Melis Or Akman ile mektuplaştık. Melis’e, blogumda doktora konusunda bana gelen soruları cevaplamak istediğim bir bölüm yapmaya karar verdiğimden bahsedip, Avrupa’da doktora yapan biri açısından sorulara cevap vermek isterse çok sevineceğimi söylemiştim.Üşenmemiş aşağıdaki pek faydalı yazıyı yazmış. Kendisine (siz kafası karışık, gelecek kaygılı yeni nesiller adına) çok çok teşekkür ediyorum. (Bu cümle beni yaşlı gösterdi, aman!) Devam...
Permalink
Kasım 22, 2009 at 17:30
· Filed under Bilim, Doktora, Sizler için varım, Sıkça Sorulan Sorular
Zaman zaman doktora ve yurtdışında yüksek lisans konusunda arkadaşlarımdan, arkadaşlarımın tanıdıklarından ve hatta blogumdan beni takip eden ama tanımadığım kardeşlerimden e-postalar alıyorum. Bu e-postalara elimden geldiğince ayrıntılı cevap vermeye çalışsam da (zira ben de zamanında onlar gibi sorular soruyordum) kimi zaman aynı sorulara cevap vermek sıkıcı hale geliyor ya da yoğunluktan dolayı vakit bulamadığım için cevap vermekte zorlanıyorum. Devam...
Permalink
Ekim 18, 2009 at 14:32
· Filed under Ben Düygü Hanım nasılım, Bilim, victory is mine
Bizim bölümde başka bir laboratuarda doktora yapan arkadaşım Tümay’la öğlen yemeklerimizden birinde Tümay, geçen gün bizim Laura (hocası) dövme yaptırmış!, dedi. Ben senelerdir dövme yaptırmak istiyordum, ama ömür boyu vücudumun bir parçası haline gelecek dövmenin gerçekten çok seveceğim, çok orjinal ve estetik bir şey olmasını istediğimden, bir türlü karar veremiyor, cesaret edemiyordum. Tümay’ın benim üzerimde (hiç şikayetçi olmadığım, bilakis minnet duyduğum) aramızda sürekli esprisini yaptığımız bir “kötü arkadaş etkisi” var. Laboratuardan gün ortasında çıkıp alışverişe gittiğim, kahve aralarını 2 saate çıkardığım (çok nadiren!), hiç giymeyeceğim ama bana çok yakışan bir gece elbisesini almaya ciddi şekilde yaklaştığım, dev gibi bir çikolata volkanı pastası ısmarladığım anlarda “nedense” Tümay da sahnededir ve omzuma konmuş hınzır ve sevimli bir şeytancık gibi gülümsemektedir. Devam...
Permalink
Eylül 20, 2009 at 21:28
· Filed under Bilim, Doktora, Hobi
Laboratuvarda yaptığım işler kimi zaman oldukça rutin olabiliyor. Mesela kimi günler 4-5 saat boyunca mum (parafin) içine gömdüğüm dokuları mikrotom adı verilen bir aletle mikronluk dilimlere ayırıp lam (ing. slide) üzerine yerleştiriyorum. Üzerinde dilim dilim doku kesitlerinin olduğu bu lamları daha sonra, çeşitli teknikler için kullanıp dokulardaki gen anlatımı (hangi genlerin nerede aktif olduğu), protein üretimi (belli hücre tiplerinde belli bir protein üretiliyor mu ve üretiliyorsa hücrede nereye konuşlanmış) gibi açılardan inceliyorum. Devam...
Permalink
Ağustos 30, 2009 at 16:03
· Filed under Oha, Sakin olmak lazım, İnsan
İşte size çok zor bir soru: Aşağıda örneklerini vereceğim iki insan grubu arasındaki farkı bulabilir misiniz? (Hayalimizde kolay canlanması için, iki ucu kahverengi olan bir değneğin bir ucuna bir grubu, diğer ucuna da ikinci grubu yerleştirelim). Devam...
Permalink
Ağustos 24, 2009 at 23:31
· Filed under Hayat, Sakin olmak lazım, Sinirsek, İnsan
Geçenlerde, labda benimle (gönüllü olarakbeni böyle kandırmış arkadaş, baya notlu ders olarak alıyormuş) çalışan Chris isimli lisans öğrencimle sohbet ediyorduk. Chris çenesi çok düşük heyecanlı bir gencimiz olduğundan, üstüne bir de her Amerikalı gencin rüyası “Medical School” yani tıp okuluna gitmek istediğinden (Grey’s Anatomy sağolsun), hayatının bu konudaki bütün ayrıntılarını bana -kulağımda kulaklık varmış yokmuş umursamadan- anlatıyor. (Bu anlamda aslında sohbet dediğimiz şeylerin çoğunlukla birer monolog olarak vuku bulduğunu söylesem yalan olmaz). Her neyse, geçen günkü konuşmamızda Chris bana tıp okuluna başvuru için zorunlu kıldıkları gönüllü çalışma ve deneyim edinmeler kapsamında “hospice center” (hospis sentır) denilen bir yerde gönüllü çalışmaya başladığından bahsetti. Devam...
Permalink
Ağustos 16, 2009 at 17:15
· Filed under Bilim, Felsefe, İnsan
Ne yalan söyleyeyim, benim felsefe, sosyoloji gibi alanlarda öyle deste deste kitap okumuşluğum yok (biyolojik bilimlerin bu alanlarla kesiştiği kümelere düşen bir iki kitabı okuduğumu saymazsak). Sevmediğimden değil ama sanırım Sofi’nin Dünyası’nı okuduktan sonra elime bir “felsefe için felsefe” kitabı almış değilim (ki aranızdaki gerçek felsefecilerin Sofi’nin Dünya’sına burun kıvıracağına eminim, ama lisedeydim! -Vayyy sanırım özrüm kabahatimden beter, üstüme gelmeyin bre filozoflar.) Bu blogun pek sevgili okuru sizdenizin de farketmiş olacağı üzere, felsefeyle ilişkim daha çok bu sayfalardan atıp tutarak kendi felsefemi yapmaktan ibaret. Devam...
Permalink
Ağustos 8, 2009 at 16:50
· Filed under Doğa, Siportif genç, victory is mine
Meren’le evlendiğimizden beri bana sürekli Barhal’dan bahsediyor. New Orleans’ın, aslında genel olarak Louisiana’nın, doğası Türkiye’de alışageldiğimiz herhangi bir doğa örtüsünden o kadar farklı, engebesiz, düz ve bataklıklarla dolu ki, insan -bataklıkların tüm kendine has güzelliğine rağmen- “burada değişik bişey var ama ne?” diye hissediyor. Devam...
Permalink
Temmuz 26, 2009 at 15:47
· Filed under Doğa, Hayvanlar
“Pepela” Gürcüce’de kelebek demek. Bu kelimeyi Barhal’da öğrendim (Barhal gezimiz hakkında nefis fotoğrafları ile leziz bir yazıyı Meren’in blogunda okuyabilirsiniz). Dünya üzerinde şimdiye dek gördüğüm en güzel yer olan Barhal Köyü’nde, zamanında pek çok Gürcü yaşamış olduğundan, yöredeki halk pek çok Gürcüce kelimeyi kullanıyor. Barhal’da kelebeğe “kelebek” deniyor da, yeni gelinlerden “pepela gibi” olmaları bekleniyor. Yani yeni gelin hiç oturmamalı, her an pır pır bir iş yapıyor olmalı, aynı bir kelebek gibi, oradan oraya koşturmalı. Devam...
Permalink
Sonraki Sayfa »
Sonrakiler »