FUYASA ve Picasa

Bir süredir aklıma estikçe Friend Feed üzerinden bana ilginç gelen hayvanlarla ilgili fotoğraf ve kısa bilgiler paylaşıyordum. 2010′un Uluslararası Biyoçeşitlilik Yılı ilan edilmesi sebebiyle, bunu biraz daha sık ve düzenli yapmaya karar verdim. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (9)

Gemim gidiyor baştan

Geçtiğimiz haftalarda hayırlı bi iş için Maryland eyaletindeki College Park’a, oralara gitmişken de Baltimore ve Washington D. C. taraflarına yolum düştü. Meren’le birlikte pek sevdiğimiz arkadaşlarımızı da ziyaret etme fırsatı yakalamış olduk. Bu bölgedeki şehirlerin çoğunun denize kıyısı var. Bu yüzden her yer irili ufaklı yat limanları ile dolu. Özellikle Baltimore’un çok şirin bir limanı vardı. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (6)

Sualtı fotoğrafçısı Brian Skerry ve Köpekbalıkları

Bugün ne zamandır dinlemediğim Jonny Lang – Lie To Me albümünü dinleyerek evde bozulmaya yüz tutmuş üç kabaktan mücver yaptıktan ve mücver yapmanın bir Lie To Me albümü sürdüğünü keyifle farkettikten sonra, tabağıma koyduğum mücverin yanına çokça yoğurt boca edip, soğuk bir şişe Abita bira alıp bilgisayarda TED‘den birkaç video izleyeyim dedim. Son yayınlanan konuşmalar arasında gözüme hemen okyanus maviliği ile çarpan bir tanesine tıkladım. Konuşma National Geographic fotoğrafçısı Brian Skerry‘e aitti. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (12)

Bir macera aracı olarak üflemeli çalgılar

Hayatta ne iş yapıyor olursam olayım, yanında birazcık da müzik yapabilmeyi çok isterdim. Bu yüzden, “jam” keyfi içinde enstrümanı ile bütün, saz arkadaşları ile ahenkli müzisyenleri gördükçe, oturup yapılan müziğin tadını çıkarmak yerine huzursuzlanıyormuşum meğer (huzursuzlanmak için hiçbir fırsatı kaçırmam, adım gibi düygülüyüm).  Kimi kültürlerde buna “kıskançlık” deniyor olma ihtimali var :) Bense kıskançlık duygusundan o kadar ödü kopan bir insanım ki, sırf üzerime “kıskanç” etiketi yapışmasın diye “huzursuzlanmak” gibi bir kelimeyi seçmeme sebep olan “ortada kuyu var yandan geç” felsefesini utanmazca sergiliyorum bakınız. Neyse bu kıskançlık konusuna bilahare geleceğiz bu blogda sevgili okur. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (10)

Ay Çarpması Düğün

Önnot: En güzeli, aşağıdaki uzun yazıya blog girdisinden ziyade bir öykü muamelesi yapılması. Tek amacım aşağıda anlatılan bu tatlı günü kayıtlara geçirmek olduğundan, yazının uzunluğundan gözü korkup pencereyi kapatacak olanları son derece anlayışla karşılayacağımı önceden belirtmek isterim :) Fotoğraflar Meren’in şuradaki günlük yazısını okumuş olanlara tanıdık gelecektir. Ama yazılar farklı. (Bu da, aynı güne benim bakışım).
Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (12)

FOTOROMAN: “Olması gerektiği gibi bir cumartesi”

Cumartesi sabahı kalktım, Meren’e dedim ki “Hadi La Madeleine’den benim şu sevdiğim palmier denilen tatlıdan al da gel, kahvaltı yapalım. Hatta bir tane de kiş (quiche) alsana, ikimiz paylaşalım.” (oradaki “La”, tükkanın ismi Fransızca olduğundan, yoksa Meren’le lanlu lunlu konuşmuyorum). O çıktı, ben de filtre kahve yaptım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (16)

Pelikan ve kronometre meselesi

Aşağıdaki yazıyı Aralık 2009 civarı (+ – 1 ay) yazmışım. Geçenlerde buldum. Biraz orasını burasını düzelttim. An itibariyle yazıdaki ruh halinden çok uzaklardayım. Hâlâ pek çok konuda kararsızlıklarım olsa da iyiyim, pek iyiyim üzerinize afiyet. Ama yazıyı da paylaşasım geldi. Kendisine bir kısa öykü muamelesi yapılabilir pekâla. Yapılmayabilir de, paşa gönlünüz bilir. Keyfinizin kâhyası mıyım? Değilim. Buyrun:
Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (6)

Mistır Özpolat

2010′un sonuna doğru mezun olacağım bir aksilik olmazsa. Bu yüzden bu aralar sürekli, daha önce yüz yüze tanışmadığım insanlarla bir takım yazışmalar yapıyorum. Çoğunlukla “Amca sizin lab çok güzel görünüyo, beni de alsanıza, ben de oynarım ki ordaki oyuncaklarlan” içerikli bu yazışmalarda muhatabım olan kişiler, dizi dizi makaleler yazmış akıllı bilim insanları oluyor. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (15)

Wherever you go there you are

Küçük bi not düşüyorum bugün: Wherever you go there you are. Göze ne kadar da basit görünen bir cümle değil mi? Hiç öyle göründüğü kadar basit değil aslında. Hayatın kocaman sırlarının şöyle üç-beş kelimeye sığmasına bayılıyorum. Tek problem, böyle sözleri anlamaya ihtiyacınız olduğu anda anlamıyorsunuz. Ne zaman ki deneyimler sizi pişiriyor, ne zaman ki bilgiye erdeme vakıf oluyorsunuz, o üç-beş kelimenin derinlerde yatan esas anlamı size görünür oluyor. O zaman da işinize yaramıyor sanki, çünkü zaten öğrendiniz bu cümlenin ne demek olduğunu, deneyimlediniz. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (17)

Kaynamış Kerevitteki Romantizm

Bu New Orleans’ta en çok ama en çok sevdiğim şey nedir biliyor musun sevgili okur? En çok ama en çok sevdiğim şey New Orleans’ın aylar süren baharıdır. Dur korkma, romantikleşip öten kuşları filan anlatmayacağım (tamam anlatacağım biraz ama söz bu yazıda bol bol barbarlık, entrika, kin filan da var). Sulak memleketin her yerinden fışkırmış yeşilliklerin ve koca gövdeli kıvır kıvır dallı ağaçların coştuğu, japon manolyalarının çiçek açıp yollarınıza gül döktüğü, sizin de sabah okula-işe o çiçeklerin döküldüğü kaldırımlardan saçınızı attırarak yürürken “ahaytt benim için, ne gereği vardı, hayranlarım, sizlerle varım” filan diye kendinizi kırmızı halı artisi sandığınız bir mevsimdir. İnsan denilen varlığın vücudunun kendini en mutlu hissettiği nem ve sıcaklılar, şu hani Ankara’da üç gün süren o nefis bahar havalarından bahsediyorum, New Orleans’ta aylarca sürer. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (31)

Yeryüzündeki En Büyük Gösteri

Pek gururlu ve mutluyum! Ufak bir ekip olarak çevirdiğimiz, Richard Dawkins’in son (ve şahane) kitabı “Yeryüzündeki En Büyük Gösteri” geçtiğimiz haftalarda baskıya girdi ve fırından taze taze çıktı, simit gibi leziz, biz çevirdik diye demiyorum. Dawkins çok ama çok güzel yazmış diye diyorum. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (27)

Röportajlar

Geçtiğimiz haftalarda Turkish Journal isimli bir internet gazetesinin muhabirlerinden Işıl Öz benimle doktora çalışmalarım ve Evrim Çalışkanları konusunda bir röportaj yaptı. (Öhöm!) Ne zamandır buralardan yazmak isteyip üşendiğim her şeyi Işıl sayesinde yazmış oldum. Pek güzel de sorular sordu sağolsun. Sizlerin de ilginizi çekebilir düşüncesi ile paylaşmak istedim. (Yoksa “bakın benle löportaj yapıyolllaaa!” demek için değil, hı hı evet). İşte burada: Eklemleri nasıl rejenere ederiz? Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (4)

Bir manati gördüm sanki

- Biliyor musunuz manati de görebiliriz bugün nehirde! Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (14)

Web üzerinden takım çalışması dersi

Bu dönem internet üzerinden bir ders almaya başladım: “How Teams Work – and How to Work Better in Teams”  (takım çalışması nasıl işler – ve nasıl daha iyi takım oyuncusu olunur). Bu ders The Center for the Integration of Research, Teaching, and Learning (CIRTL) (Araştırma, Eğitim ve Öğrenmeyi Entegrasyon Merkezi) tarafından verilen 3 dersten biri. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (6)

Sinirsek Biyolokum’un öğretmenlik meaceraları

Akademisyen olmaya dair beni en çeken şeylerden biri derslere girmek ve öğrencilerin o çok sevdiği, çok “kafa” bulduğu, çok bilgili ama eğlenceli, sınavlarda yaratıcı sorular soran, Facebook’tan arkadaş olarak eklemek için yarıştıkları (tamam o zamanlar Facebook yoktu, ama anladınız siz beni) farklı bir hoca olma düşüncesiydi. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (29)

Bruce Alberts’tan doktora öğrencilerine öğütler

Geçen gün Science dergisinin bir süredir dinleyemediğim podcastlerini (cepyayını mı denmeli buna?) dinledim. 13 Kasım tarihli podcastte Science dergisinin baş editörü Bruce Alberts ile kısa bir söyleşi vardı. Biyoloji bölümlerinde okuyanlarınız veya okumuş olanlarınız belki tanır, Alberts “The Molecular Biology of The Cell” isimli muhteşem ders kitabının yazarıdır (bildiğim kadarıyla Boğaziçi Üniversitesi bu kitabı kullanıyor, bize ODTÜ’de başka bir kitabı okutmuşlardı ama doktora eğitimim sırasında edinmem gerekti, gerçekten çok güzel bir kitap). Science gibi bir dergiye editör olmak şansla olmuyor belli ki. Her neyse, söz konusu söyleşi Alberts’ın Science dergisinin o sayısında yazdığı “On Becoming A Scientist” başlıklı “editörden” yazısı ile ilgiliydi. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (4)

Kuzey Amerika’ya felsefe alanında doktora başvuruları

Bu defa ABD ve Kanada’ya felsefe alanında doktora yapmak için başvurmak isteyenlere yol göstermesi için bir yazı ile karşınızdayız. Bu yazıyı Kanada’da master yaptıktan sonra an itibariyle ABD’de Washington Üniversitesi’nde doktora eğitimine devam etmekte olan Nazım Keven yazdı. Kendisi aynı zamanda Prensese Mektuplar isimli muhteşem kollektif blogun kalecisi, aktivist, bisikletçi, ekolojik köy yaşamcısı harika bir şahsiyettir. Söylediklerine kulak verin! Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (5)

FIRAT!!!

Teyzem Feriş Fontilifiş, 4 kardeşin açık ara ile en küçüğü, üniversiteyi Ankara’da bizim yanımızda okudu. Rivayete göre, annemin “üniversite yılları en güzel yıllardır, kendini öyle derslere çok verip boşa harcama bu yılları” öğüdünü gereğinden fazla ciddiye alıp ilk sene bütünlemelere kalmıştı. Sınavlara çalışmak için Burdur’da kendini kapadığı göl evinden bize yazdığı efsanevi “Plajın tadı kalmadı” başlıklı mektubu (zaman zaman çıkarır gözlerimizden yaşlar gelerek gülmekten çatlayarak hala okuruz) “Şu anda, ders çalışmamak için dedemin ninesine bile mektup yazabilirim” cümlesi ile başlıyordu. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (40)

Simit de yaparım kariyer de!

Caaaanım okurlar… Biliyorum son zamanlarda doktora başvurusu, akademik hayata atılma derdi ile aklını bozmuşlara öğütler filan derken bu konularla hiç ilgilenmeyen bir kısmınız “eee bu Biyolokum da çok oldu ama” diyerek beni kalbinizden silmek üzereydiniz. Ama durun. Beni sevmekte ne kadar haklı olduğunuzu hatırlatmak için size simit yaptım! Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (26)

Doktora yollarında… “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var”

Doktora’ya bir şekilde kabul edilmeyi başardınız, peki sonra ne olacak? Başvuru sürecinde yaşadıklarınızı aratacak zorlu günler sizi bekliyor. Ama korkmayın, biz sizi o günlere hazırlamak ve sizi bekleyen zorlukları bir nebze hafifletmek için buradayız. Bugünkü yazı, Betül Kacar Arslan’a ait. Kendisi doktorasını Emory’de Biyokimya Bölümü’nde, enzimoloji ve enzim evrimi üzerine yaptıktan sonra şu anda deneysel evrim konusunda Georgia Tech’te doktora sonrası araştırmacı olarak bilim kariyerine devam ediyor. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (3)

Sonraki Sayfa » Sonrakiler »