Archive for Haziran, 2008

Diktatör

inner-demons-kochansky.jpg

Aşağıda okuyacaklarınız benim satırlarım değil. Bunu yazan kişinin yazdığı her şeyin haklarının, öntanımlı olarak, “Creative Commons” türünden bir lisans ile saklı olacağı önkabulünden hareketle, aşağıdaki metni düz yazı halinden manzumeye çeviriyor, kendi kafama göre bir de başlık koyuyor ve ağzınıza layık bu lezzet ile sizleri başbaşa bırakıyorum. (Bu satırların sahibi onları asla bir şiir görünümüne sokmazdı biliyorum, özür diliyorum, dayanamadım).

Diktatör

Şimdi ben
insanoğlu şu üç günlük ömründe ağız tadı ile özgür olabilsin diye,
yani sırf
dini inanışlarının temlinde yatan hoşgörüyü unutacak kadar
dindar olanlar yüzünden,
başkalarının tercihlerini değiştirmek için baskı yapma hakkını kendilerinde bulacak kadar
cahil olanlar yüzünden,
hayattan bir tavşanın beklediklerinden daha fazlasını beklemeyecek kadar
dar görüşlü olanlar yüzünden,
ve onların hırsları yüzünden,
ve onların içi boş korkuları yüzünden,
ve onların aşağılık hedefleri yüzünden,
ve onların hastalıklı inançları yüzünden,
ve onların kendi yalanları üzerine kurdukları doğruları yüzünden
bir yudum özgürlüğü ömrü billah yaşayamayanlar için,
insanlığın posası bu insanları
ayın bize bakan yüzüne götürüp cayır cayır yaksam,
koyup bir Aşık Veysel,
bir Neyzen Tevfik,
atıp masaya bir kaç meze,
açıp ortaya bir kaç şişe rakı,
savaş karşıtlarıyla, düşünürlerle, aydınlarla,
ateistlerle, deistlerle, evrim çalışkanlarıyla,
Ermenilerle, Azerilerle, Rumlarla,
Kürtlerle, Çerkeslerle, Filistinlilerle,
Yahudilerle, Müslümanlarla, Zencilerle,
gay’lerle, lezbiyenlerle, transeksüellerle,
homoseksüellerle, biseksüellerle ve aklıma gelmeyen
daha onlarca bir şekilde itilmiş kakılmış böylesi ile
içsem sabahlara değin o manzaranın karşısında hoş bir seda ile,
arkamdan diktatör deyip,
beni ilkokul kitaplarında idam eder misiniz, etmez misiniz?

Edersiniz canım benim.
Bırakmazsınız kökünden çözeyim şu işi.

(Resim: Kochansky isimli Kaliforniyalı bir heykeltraş ve kuklacıya ait.)

Yorumlar (2)

En dürüst ama en yanlış cevap

repres.jpg

Küçük bir anı.

Üniversite’den mezun olduğum sene bir yıl boyunca çalışıp para ve deneyim kazanabileceğim bir iş aramaya başladım. O esnada yurtdışındaki doktora programlarına başvurmayı, sınavlara girmeyi, diğer gereken işlemleri halletmeyi planlıyordum. Bütün bunlar için para lazımdı, ve bu geçici iş, bana gereken maddi kaynağı sağlayacaktı. (İşlerin hiç planladığım gibi gitmediğini, hayatımın en korkunç aylarını geçirdiğimi söylesem herhalde şaşırmazsınız, ama hikayenin bu kısmı sıkıcı boşverin :)

ODTÜ Biyoloji’den mezun, İngilizce’si “advanced”, bağyan olduğundan kelli askerlikten muaf, represantabl sayılabilecek bir insan olarak büyük ilaç ve medikal cihaz firmalarının represant denilen satış temsilcilerinden olmaya karar verdim (maaşı iyi sayılırdı). Kendime “represantabl sayılabilir” diyorum, birkaç sebebi var: elim yüzüm düzgün bir insan olmakla birlikte, hippi gibi giyinen alternatif gençlik akımına kapılmış bir bünye idim, gardırobumda düzgün bir etek ve topuklu ayakkabı, komodin çekmecemde çeşitli makyaj malzemeleri bulunmamaktaydı. Hani bu durumu küçük bir alışveriş ile düzeltebilirdim de, daha kötüsü çok küçük gösteriyordum (insanlar beni olduğumdan 6 yaş filan küçük sanırlar), suratımda da böyle masumcana, enseye vur lokmayı kap gibi bir ifade olduğu söylenirdi. Yüzüme hin bir ifade vermeyi başarabilsem dahi, çok makyajla ancak “annesinin makyaj malzemeleri ile oynamış küçük kız” olabiliyordum. Bu şekilde doktorları o ilaçları yazmaya, tıbbi laboratuvarları o cihazları almaya nasıl ikna edecektim? Muhtemelen edemeyecektim.

topuk-olayi.jpg

Topuklu ayakkabıları ile adeta, yıllardır sıralarda çürümüş dirseklerimi, sabahlara kadar ders çalışmalarımı, yıldızlı pekiyilerimi, okul derecelerimi filan bir ceviz gibi tak tak kıran, sapı kollarının hemen altında bitiveren minicik çantaları artık vücutlarının bir parçasıymış gibi görünen, ağlasalar dahi kaliteli marka rimelleri akmayan, röfleli saçlı ablalardan metrelerce geride başlamıştım zaten yarışa.

Birgün sanırım Eczacıbaşı’nın ilanını gördüm. Hemen başvurdum. Önce yazılı bir sınava alıyorlardı. Matematik, Türkçe, beyin cimnastiği ordövrü bir test. Bu testi geçenler ise ertesi hafta sözlü mülakata alınıyorlardı. Teste girmek için bile topuklu ayakkabılarını eksik etmeyen ablaların arasından, egomu o topuklarda çiğnetmeden, yılların ineği olarak tabi ki sıyrıldım, tabi ki testten çok yüksek bir puan alıp geçtim (”çok yüksek” diyorum da, beynimin bir oyunu olabilir, zira belki de sadece “geçti, kaldı” diye açıklıyorlardı, puan söylemiyorlardı, ama ben “çok yüksek” aldım diye hatırlıyorum :)

Ertesi hafta mülakata gittim. Sıram gelince dikdörtgen bir masanın üç kenarına dizilmiş sorgucuların odasına buyur edildim. Yüzümdeki makyajı sanki bana ait olmayan bir kıyafeti giyiyormuşçasına taşıyordum, huzursuzdum, çocuktum, toydum, ama yine de o toyluğun verdiği bir aptal cesareti ile kendime güven hisleri içindeydim de. Bir takım sorular sordular cevapladım. Sonra, neden bu işi yapmak istediğimi sordular. Daha önce başka bir ilaç firmasının represantlarını eğitim toplantısında kongre hostesliği yaptığımı, orada aslında eğitmenlerin işinin benim ilgimi çok çektiğini (zira akademik yönümün çok kuvvetli olduğunu), yani aslında eğitmen olmak istediğimi fakat eğitmen olabilmek için önce bu işi yapıp, işin nasıl yürüdüğü hakkında birebir fikir ve deneyim edinmem gerektiğini düşündüğümü söyledim. Bana çok mantıklı bir sebep gibi duyuluyordu, ve tamamen de dürüst hislerimdi (eğer bir doktora programına kabul edilmezsem “eğitmenlik”, yapmayı isteyebileceğim bir işti). Belki onlara da mantıklı duyulmuştu, belki onlar beni aslında işe almayı düşünebilirlerdi, “akıllı bir kız” diye geçirmişlerdi belki kafalarından, pozitif bir hava, karmada bir artış var gibiydi sanki… Taa ki içlerinden biri O soruyu sorana ve ben de O soruya verilebilecek en dürüst ama en yanlış cevabı verene dek:

Sorgucu: Peki Duygu Hanım. Sizce bir çalışma ortamında işleri en çok zorlaştıran etken nedir?

Düygü Hanım: (Hiç düşünmeden pat diye cevabı yapıştırır) İnsanlar!

saglik.jpg

Yorumlar (10)