Archive for victory is mine

Koştur durma

Okyanus suyu damlasında harikalar diyarı

 (Aşağıda kaynayıp gitmesin diye en önemli bağlantıyı şuraya bir koyayım. İsterseniz oradan başlayın. Buradan da hikayesini ve dahasını okursunuz, ey sevgili okurlar). Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (9)

Koşmaktan bahsederken aslında neyi kastediyorum

Geçtiğimiz birkaç ayın zorlukları beni içime kapanmaya itti. Sosyal bir kelebek olmayı bırakıp odamda yalnız başıma daha çok vakit geçirmeye başladıkça buna aslında ne kadar ihtiyacım olduğunu da farkettim. Günlerimi düzene sokmak ve koşmak için vakit yaratmak biraz da bu sayede mümkün oldu. Kitap okumaya da daha çok vaktim oldu. Bu süreçte okuduğum kitaplardan bir tanesi Haruki Murakami’nin “What I talk about when I talk about running” (Koşmaktan bahsederken aslında neyi kastediyorum) kitabı oldu. Kitap, her sene düzenli olarak maraton koşan yazarın koşmak üzerine anılarından oluşuyor, ama isminden de anlayabileceğiniz gibi, aslında sadece koşmak üzerine değil. Bir nevi otobiyografi olduğunu bile söyleyebiliriz. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (18)

P’ye mektuplar: antidepresanlara dair

Kendimi bildim bileli hep sırtımda görünmez bir yük, içimde bir endişe ve sıkıntı olageldi. Bu hisler zaman zaman çok arttı, zaman zaman azaldı, ama hiç kaybolmadılar. İşin garip yanı, bunlar benim işlevsel bir vatandaş, iyi bir öğrenci olmamı engellemediler, hatta ben sanki bunları yakıt olarak kullanan bir trendim. Çuf çuf çuf ordan oraya gezindim. Arkadaşlarımdan sık sık ‘iyi de niye bu kadar gerildin/endişelendin’ lafını, ailemden de ‘bi mutlu olamıyorsun’ serzenişlerini duydum. Ben de kendime hep kızdım. Adeta kötü bir ebeveyn gibiydim kendime karşı, ne yaparsam yapayım kendime yaranamıyordum. Lise dereceyle bitiyordu, ben istediğim bölüme giremeyeceğim diye kabuslar görüyor, yeterince akıllı değilim, yeterince çalışmıyorum diye kendime kızıyordum. Sonra istenilen bölüme kat kat üstünde puan ile giriliyordu, bu sefer kendimde gıcık olacak başka bir şey, hayatta endişelenecek başka mecralar buluyordum. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (21)

Koşu günlüğü

Depresyonla mücadele sırasında deneyimlediklerim sonucu kesin olarak emin olduğum bir şey var ki o da spor yapmanın depresyonun en güzel ilacı olduğu. Ama koşmak filan gibi kalp atışını hızlandıran (kardiyo) sporlar. Yoga vesaire insana iyi gelse de fizyolojik olarak aynı etkiyi göstermiyor, işin arkasında koskoca bilim var. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Mistır Özpolat

2010′un sonuna doğru mezun olacağım bir aksilik olmazsa. Bu yüzden bu aralar sürekli, daha önce yüz yüze tanışmadığım insanlarla bir takım yazışmalar yapıyorum. Çoğunlukla “Amca sizin lab çok güzel görünüyo, beni de alsanıza, ben de oynarım ki ordaki oyuncaklarlan” içerikli bu yazışmalarda muhatabım olan kişiler, dizi dizi makaleler yazmış akıllı bilim insanları oluyor. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (16)

Yeryüzündeki En Büyük Gösteri

Pek gururlu ve mutluyum! Ufak bir ekip olarak çevirdiğimiz, Richard Dawkins’in son (ve şahane) kitabı “Yeryüzündeki En Büyük Gösteri” geçtiğimiz haftalarda baskıya girdi ve fırından taze taze çıktı, simit gibi leziz, biz çevirdik diye demiyorum. Dawkins çok ama çok güzel yazmış diye diyorum. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (40)

Bir manati gördüm sanki

- Biliyor musunuz manati de görebiliriz bugün nehirde! Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (14)

FIRAT!!!

Teyzem Feriş Fontilifiş, 4 kardeşin açık ara ile en küçüğü, üniversiteyi Ankara’da bizim yanımızda okudu. Rivayete göre, annemin “üniversite yılları en güzel yıllardır, kendini öyle derslere çok verip boşa harcama bu yılları” öğüdünü gereğinden fazla ciddiye alıp ilk sene bütünlemelere kalmıştı. Sınavlara çalışmak için Burdur’da kendini kapadığı göl evinden bize yazdığı efsanevi “Plajın tadı kalmadı” başlıklı mektubu (zaman zaman çıkarır gözlerimizden yaşlar gelerek gülmekten çatlayarak hala okuruz) “Şu anda, ders çalışmamak için dedemin ninesine bile mektup yazabilirim” cümlesi ile başlıyordu. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (72)

Simit de yaparım kariyer de!

Caaaanım okurlar… Biliyorum son zamanlarda doktora başvurusu, akademik hayata atılma derdi ile aklını bozmuşlara öğütler filan derken bu konularla hiç ilgilenmeyen bir kısmınız “eee bu Biyolokum da çok oldu ama” diyerek beni kalbinizden silmek üzereydiniz. Ama durun. Beni sevmekte ne kadar haklı olduğunuzu hatırlatmak için size simit yaptım! Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (38)

Sırtıma dört ispinoz kondu

Bizim bölümde başka bir laboratuarda doktora yapan arkadaşım Tümay’la öğlen yemeklerimizden birinde Tümay, geçen gün bizim Laura (hocası) dövme yaptırmış!, dedi. Ben senelerdir dövme yaptırmak istiyordum, ama ömür boyu vücudumun bir parçası haline gelecek dövmenin gerçekten çok seveceğim, çok orjinal ve estetik bir şey olmasını istediğimden, bir türlü karar veremiyor, cesaret edemiyordum. Tümay’ın benim üzerimde (hiç şikayetçi olmadığım, bilakis minnet duyduğum) aramızda sürekli esprisini yaptığımız bir “kötü arkadaş etkisi” var. Laboratuardan gün ortasında çıkıp alışverişe gittiğim, kahve aralarını 2 saate çıkardığım (çok nadiren!), hiç giymeyeceğim ama bana çok yakışan bir gece elbisesini almaya ciddi şekilde yaklaştığım, dev gibi bir çikolata volkanı pastası ısmarladığım anlarda “nedense” Tümay da sahnededir ve omzuma konmuş hınzır ve sevimli bir şeytancık gibi gülümsemektedir. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (57)

Karagöl’e çıkış

Meren’le evlendiğimizden beri bana sürekli Barhal’dan bahsediyor. New Orleans’ın, aslında genel olarak Louisiana’nın, doğası Türkiye’de alışageldiğimiz herhangi bir doğa örtüsünden o kadar farklı, engebesiz, düz ve bataklıklarla dolu ki, insan -bataklıkların tüm kendine has güzelliğine rağmen- “burada değişik bişey var ama ne?” diye hissediyor. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (17)

Her şeyi yiyebilecek kapasitenin insanıyım

Pek sevgili okurlar…. Çok önemli bir sınavımın yaklaştığı fakat benim ona çalışmamak için kendime her türlü bahaneyi yaratarak bilim kariyemiri sabote ettiğim şu günlerde, İnternet keyfinizi bir takım şeyler yerken çekilmiş fotoğraflarımı sizlerle paylaşarak şenlendirmeye karar verdim. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (19)

Poster ve Ewi4000s

Darwin sansürü ile kıpır kıpır olan medya, her gün yeni bir haber, günceme baskına gelen öfkeli evrim karşıtları derken, hayatımda neler olup bitiyor paylaşmaya pek vakit kalmadı. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (23)

Övropasyon Çökomastique

Üniversite yıllarında hep çantamı sırtlanıp İnterrail ile Avrupa’yı gezmeyi hayal etmiştim, fakat hem memur çocuğu hem de endişeli olan bütçem/bünyem bu işe el vermemişti. O yılları, mezuniyet sonrası hayatın bütün hayallerimi gerçekleştirebileceğim bir özgürlükler mecrası olacağına inanarak, ama yine de çevremdeki insanların İnterrail anılarını kıskanarak dinlemekle geçirdim. Geliniz görünüz ki, özgürlükler ülkesi Amarigha’ya açtığım yelkenli, Amarigha içinde özerk bir bölge olan Zoliberya Diktatörlüğü’nün kıyılarına çıkmasın mı? Bu diktatörlüğün başındaki adam, Türkiye’ye ailemi görmeye gitmek gibi en temel ihtiyaçlarımı bile yüzünde limon ekşisi bir ifade ile karşılamasın mı? Mezuniyet sonrası için hayalini kurduğum o gezme tozma planlarını, ne de kişisel gelişim deryalarında yüzme isteklerimi dile getirmem dahi idama mahkumiyet sebebi olmasın mı bu diktatörlükte? Olsun. Çok mutsuzdum. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (14)

Söyle bana kurabiye…

“Burada çok mutsuzum kurabiye, ne yapmalıyım?” Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (47)

Beklenmeyen diyaloglar

f3_2.JPG

(Not: burada anlatılanların size daha anlamlı gelebilmesi için öncelikle yaşanmış ve yaşanmamış diyaloglara göz atmak isteyebilirsiniz.) Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (2)