Archive for Eylül, 2006

Malazgirt ve İlkyar: gülümseten işler

Malazgirt, sıkıcı ve ezberci tarih derslerinden “binyetmişbir”de Anadolu’nun kapılarını kıraraktan girdiğimiz, günümüzde Muş iline bağlı şirin bir ilçemiz (daha fazla anahtar kelime yazmak istemiyorum, malum zihniyette arkadaşlar tuuuran taktiği ile Google’dan gelerek blogu sarmasınlar). Benim gidip görmüşlüğüm yok, esasen benim için özel bir anlamı da yoktu, taa ki Netameli’nin (yani Hatice Dündar) yaptıklarını öğrenene kadar.Daha önce bahsetmiştim aslında. Hatice, pek de hesapta yokken öğretmen olmuş, tayini Malazgirt’e çıkmış. Sonra bulunduğu okulun eksiklerini gidermek için kampanyadan kampanyaya koşmaya başlamış. Önce okul kütüphanesi için kitaplar topladı, sonra çocukları aldı İstanbul’a götürdü. (Daha birsürü şey var). Şimdi de İstanbul’da çocuklarla buluşup vakit geçiren Ekşi Sözlük yazarları iade-i ziyarete gideceklermiş. Onlara katılmak için sözlük yazarı olmak gerektiğini sanmıyorum (yani bu keyifli vesile ile Malazgirt’i görüp çocuklarla vakit geçirmek pek harika olmaz mı?). Bir de eli boş gitmek istemiyorlar. Yardım etmek isterseniz şuraya bir göz atın.

Beni bu işte en çok etkileyen (ve zaman zaman burada yer vermeme sebep olan) şey şu: bir sürü insanın tayini, öğretmen olunca Türkiye’nin “öbür ucu”na çıkıyor. Çoğunluk, bunu dünyanın sonu filan sanıyor (oysa ki Dünya yuvarlak, sonu yok, bunları nasıl öğretmen yapıyorlar anlamıyorum). Bu hatun kişi ise durumu hem kendisi hem oradaki çocuklar için böyle harika bir deneyim haline dönüştürüyor. Şimdi bu çocuklar adam olmasın mı? Olsun.

Ben üniversitedeyken de Güldenciğim Atkın (kendisi nefis bir şahsiyettir, yeri gelmişken belirteyim) İlkyar (İlköğretim Okullarına Yardım Vakfı) için koştururdu. İlkyar süper bir organizasyondur. ODTÜ Makina Mühendisliği öğretim üyelerinden Hüseyin Vural tarafından kurulan bir dernek. Bildiğim kadarıyla Köy Okulları ve Yatılı İlköğretim Bölge Okulları’nda (YİBO) okuyan öğrencileri üniversiteli abileri ve ablaları ile buluşturarak onları kendilerine örnek almalarını sağlamak, motive etmek, bu arada ziyaret edilen bu okullara Anı Kütüphaneleri kurmak, çocuklarla mektuplaşmak, ders anlatmak gibi amaçları/etkinlikleri var derneğin. Gülden zamanında bu dernekte edindiği deneyimleri yazdığı bir yazısı ile beni gözyaşlarına boğmayı da başarmıştı. Aşağıda da İlkyar’a gelen mektuplardan biri var:

Ben de bazen hayvanat bahçelerini kurtarmaya uğraşmak yerine bu işlere mi bulaşsaymışım keşke diyorum. Yine içimdeki aktivist düygülarım kabardı. Yapacak çok iş var. (Biraz da makale mi okusam sanki.)

Yorumlar (23)

Heykelcik denemeleri

Bu aralar pek çok şeyin gözümde anlamsızlaştığı bir ruh hali içindeyim. Sözler, konuşmalar, okunanlar, izlenenler, yapılanlar… Bu yüzden pek az şey keyif veriyor/ anlamlı geliyor bana. Yani yaptığım herhangi bir şeyin insanlığa bir faydası olacağını, ya da ciddi bir mesajı olduğunu filan hissedersem bir parça huzur bulabiliyorum. Bir Roger Waters yalnızlığı içerisinde, duvar örüyorum galiba. (Şikayetçi olduğum söylenemez).

Her neyse, bu yüzden pek konuşmaz, pek yazmaz oldum galiba.

Bilenler bilir. Eskiden beri hem hobi hem de bir ek gelir kaynağı olarak çeşitli malzemelerden, son zamanlarda özellikle Fimo adı verilen polimer kilden kolyeler küpeler yaparım. (Hatta bir kısım örnekleri şuradaki yazımda var.)

Kolye yapmak güzeldi hoştu, hatta şimdi bu kolyelerin bazıları dünyanın hakikaten dört bir yanındalar. Karmama karma katıyor olsa gerek bu durum :) Ama sanırım artık “daha anlamlı” bir şeyler yapmak istediğimden, hafta sonu Meren’le hobi malzemeleri satan bir market zinciri olan “Michael’s”a gittik ve bana kil şekillendirmede kullanılan pek güzel aletçikler aldık. Eskiden kolye için kullandığım malzemeleri heykel ve benzeri bir şeyler için kullanmaya karar verdim yani. Belki içimdeki sanatçı uyanır, en azından millete kolye satmaya uğraşmaktan kurtulur, karizma yaparım.

Fakat bu her şeyin “anlamsızlaşması” hissi, iş heykel yapmaya gelince de üzerime çöküverdi. Dünya’ya bir mesaj veresim var, ama o mesajın ne olduğunu bilmiyorum henüz :) Çiçek böcek heykelleri de yapmak istemiyorum. Sonunda karar verdim, güzel fikirler aklıma gelene kadar sevdiğim, duvarıma filan asmak isteyeceğim bir şeylerin replikasını yapayım, hem de aletleri kullanamaya alışırım, tekniği oturturum misal.

İşte aşağıda ilk denemem. İlk deneme için fena sayılmaz, ama V’den çok “The 4400″deki zenci adama benzedi galiba :)

Çok anlamlı oldu gerçekten :)

Yorumlar (14)