Archive for Doğa ve Hayvanlar

Bilimli Çizim: Böcekler – kızböceğinin hapsi

Bilimli Çizim: Bitki Yumurtalıkları

“Canımıniçi bitkiler ve şahane yumurtalıklarına ağıt” olarak yakılmış bir çizimle daha karşınızdayım. Ehe. Öyküsü ve ayrıntılar burada. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (1)

Bilimli Çizim: Nöral Krest Ürünleri

Kısacık not: Vücudumuzdaki çok önemli dokuları meydana getiren nöral krest hücrelerine olan sevgimi ifade ettiğim bir bilimli çizimi daha sizlere takdim ediyorum efem. Ayrıntılar için şuraya bakınız. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (4)

Okyanus suyu damlasında harikalar diyarı

 (Aşağıda kaynayıp gitmesin diye en önemli bağlantıyı şuraya bir koyayım. İsterseniz oradan başlayın. Buradan da hikayesini ve dahasını okursunuz, ey sevgili okurlar). Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (9)

Fethiye’nin Saklıkent’i

Bu yaz çok kısa bir süre için de olsa Türkiye’deydim. Kısa süreli olmakla beraber, sıkı bir planlama ile ailecek biraz gezmeyi ve daha önce görmediğim yerler görmeyi başardık. Bu yerlerden biri, annemin önceden birkaç kere gittiği ve her defasında “Duygu seni ilk fırsatta oraya götüreceğim, bayılacaksın” dediği Saklıkent (Fethiye) oldu. Bayıldım nitekim. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Şehir bahçeciliği

Kaçak Biyolokumunuzdan selamlaaaar sevgileeeer. Hemen konuya giriyorum. Sizlere bugün şehir bahçeciliğinden bahsedeceğim! Öncelikle belirtmek istediğim şey, benim de bahçecilik işinde aslında çok yeni olmam (gerçi domatesleri duymayan kalmadı, Radikal Gazetesi sağolsun). Hatta öyle ki, bir biyolog olarak bitkilere ilgi duymam, utanılacak derecede geç gerçekleşti. Fakat bir kez bu işin keyfine varınca, belki benim gibi zamanında gözü korkmuş ya da bu işi sıkıcı bulmuş olan insanlar varsa, onlara bir parça ilham olabilmek adına geçen ay bir internet semineri vermeye cüret ettim. Bu yazıya o seminerin videosunu da koymak istiyordum ama elimizde olmayan bir takım sebeplerden ötürü videoyu henüz yükleyemedik. YouTube’e yüklenir yüklenmez yazıyı güncelleyerek paylaşacağım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (2)

Rejenerasyonlu sanat

Zaman geçtikçe hayatıma ne kadar damgasını vurduğunu farkettiğim bir minik biyolokum özlü sözü var. Annem bunun öyküsünü dost meclislerinde anlatmaya bayılır, ben de hep utanırım (ama işte şimdi de ben size söyleyeyim). İlkokulda filan olmalıydım. Fen derslerini çok seviyordum, ama annem bir sanat insanı olduğundan beni sürekli çeşitli el işi ve sanatsal faaliyetlerle oyaladığından, adeta bir kişilik bölünmesi yaşıyordum. Sevgili büyüklerim de, hunharca “e büyüyünce nolcen bakalım” sorularıyla beni buna acilen bir cevap aramaya itiyorlardı. Oysa ki de daha çok gençtim. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (25)

Baobap, zürafa ve ben

Senegal’de kalbimi çalıveren şeyler listesinin en üst sırasına açık arayla oturan güzellik: Baobap ağacı. Benim baobapla tanışmam aslında Senegal’e gitmeden hemen önce oldu. Bu gezi planımdan hocama bahsettiğimde bana ”Ben Senegal’e hiç gitmedim ama annemle babam Senegalli bir grubun müziklerini çok seviyorlar, bana CD’sini çekip vermişlerdi, sana onu getireyim de gitmeden dinle” dedi. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (7)

Araya biraz doğa tarihçiliği

Küçüklüğümden beri her gittiğim yerde bulduğum hayvan, bitki, tohum vesaire örneklerini cebime atıp eve getirmeye bayılırım. Bugün bu örnekleri muhafaza etmek ve sergilemek için harika bir yöntem öğrendim ve heyecanla buraya geldim sizlerle paylaşıyorum. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (5)

“Gerçek hayatta ne işimize yarayacak?”

Geçtiğimiz haftalarda Society for Integrative and Comparative Biology konferansına gittim. Akademik olarak kendimi en ait hissettiğim ve en keyif aldığım konferans buydu. (Sebepleri uzun, bambaşka bir konunun yazısı). Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (10)

Assateague Adası ve Yaban Ponileri

Benim problemim şu hayatta yapmak istediğim her şeyi kafamda kocaman işler haline getirmem. Mesela şu blog yazısını ne zamandır yazacağım, yok biraz daha araştırayım, güzel bir şeyler yazayım filan derken hayat geçip gidiyor. O sırada ben paylaşamadığım yüzlerce fotoğrafa dönüp bakacak vakti bile bulamıyorum. Niye, maksat her şey mükemmel olsun, kafamda büyüdükçe büyüyen, sofistikeleştikçe ürkünçleşen o kalıba otursun. Eşittir: üşenilsin, cesaret edilemesin. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Nazenin solucan Pristina ve saz arkadaşı Paranais

Son birkaç haftadır blogun eski ve yeni sevenlerinden gelen ”ama yeni yazılar nerede, biz seni çok sevdik” mesajlarının etkisiyle, bugün işin gücün arasında, blog yazma isteğini daha fazla bastıramadım ve yaptığım deneyin 30′ar dakikalık aşamaları olmasını da fırsat bilerek, ne yalan söyleyeyim parolasını bile hatırlamakta güçlük çektiğim bloguma geldim, işte karşınızdayım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (13)

Dahlia à Paris

Geçtiğimiz yaz bir konferans için Paris’teydim. Her gittiğim şehirde/memlekette Doğa Tarihi Müzesi, Botanik Bahçesi, Hayvanat Bahçesi gibi yerleri mutlaka görmeye çalışıyorum. Paris’te Muséum nationelle d’Histoire Naturelle‘in Jardin des Plants (botanik bahçesi) kısmını görme fırsatım oldu. Böyle şahane çiçekler vardı: Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (18)

Mutlak karanlıkta şeker kıvılcımları

Yeni çalışmaya başladığım laboratuvarda (bir ara ayrıntılı bahsederim diye umuyorum) bir doktora öğrencisi var (Ed). Daha Maryland’e taşınmadan önce, şans eseri, Kasım’da gittiğim bir kursa Ed’i de kabul ettikleri için birlikte vakit geçirme şansımız olmuştu ve iyi anlaştık. Hatta o kadar iyi anlaştık ki, birlikte mağaracılık etkinliklerine katılmaya başladık. Bu yazımızın konusu da mağaracılık nitekim.

Read the rest of this entry »

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

FUYASA ve Picasa

Bir süredir aklıma estikçe Friend Feed üzerinden bana ilginç gelen hayvanlarla ilgili fotoğraf ve kısa bilgiler paylaşıyordum. 2010′un Uluslararası Biyoçeşitlilik Yılı ilan edilmesi sebebiyle, bunu biraz daha sık ve düzenli yapmaya karar verdim. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (17)

Gemim gidiyor baştan

Geçtiğimiz haftalarda hayırlı bi iş için Maryland eyaletindeki College Park’a, oralara gitmişken de Baltimore ve Washington D. C. taraflarına yolum düştü. Meren’le birlikte pek sevdiğimiz arkadaşlarımızı da ziyaret etme fırsatı yakalamış olduk. Bu bölgedeki şehirlerin çoğunun denize kıyısı var. Bu yüzden her yer irili ufaklı yat limanları ile dolu. Özellikle Baltimore’un çok şirin bir limanı vardı. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Sualtı fotoğrafçısı Brian Skerry ve Köpekbalıkları

Bugün ne zamandır dinlemediğim Jonny Lang – Lie To Me albümünü dinleyerek evde bozulmaya yüz tutmuş üç kabaktan mücver yaptıktan ve mücver yapmanın bir Lie To Me albümü sürdüğünü keyifle farkettikten sonra, tabağıma koyduğum mücverin yanına çokça yoğurt boca edip, soğuk bir şişe Abita bira alıp bilgisayarda TED‘den birkaç video izleyeyim dedim. Son yayınlanan konuşmalar arasında gözüme hemen okyanus maviliği ile çarpan bir tanesine tıkladım. Konuşma National Geographic fotoğrafçısı Brian Skerry‘e aitti. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (14)

Bir macera aracı olarak üflemeli çalgılar

Hayatta ne iş yapıyor olursam olayım, yanında birazcık da müzik yapabilmeyi çok isterdim. Bu yüzden, “jam” keyfi içinde enstrümanı ile bütün, saz arkadaşları ile ahenkli müzisyenleri gördükçe, oturup yapılan müziğin tadını çıkarmak yerine huzursuzlanıyormuşum meğer (huzursuzlanmak için hiçbir fırsatı kaçırmam, adım gibi düygülüyüm).  Kimi kültürlerde buna “kıskançlık” deniyor olma ihtimali var :) Bense kıskançlık duygusundan o kadar ödü kopan bir insanım ki, sırf üzerime “kıskanç” etiketi yapışmasın diye “huzursuzlanmak” gibi bir kelimeyi seçmeme sebep olan “ortada kuyu var yandan geç” felsefesini utanmazca sergiliyorum bakınız. Neyse bu kıskançlık konusuna bilahare geleceğiz bu blogda sevgili okur. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (10)

Pelikan ve kronometre meselesi

Aşağıdaki yazıyı Aralık 2009 civarı (+ – 1 ay) yazmışım. Geçenlerde buldum. Biraz orasını burasını düzelttim. An itibariyle yazıdaki ruh halinden çok uzaklardayım. Hâlâ pek çok konuda kararsızlıklarım olsa da iyiyim, pek iyiyim üzerinize afiyet. Ama yazıyı da paylaşasım geldi. Kendisine bir kısa öykü muamelesi yapılabilir pekâla. Yapılmayabilir de, paşa gönlünüz bilir. Keyfinizin kâhyası mıyım? Değilim. Buyrun:
Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (6)

Kaynamış Kerevitteki Romantizm

Bu New Orleans’ta en çok ama en çok sevdiğim şey nedir biliyor musun sevgili okur? En çok ama en çok sevdiğim şey New Orleans’ın aylar süren baharıdır. Dur korkma, romantikleşip öten kuşları filan anlatmayacağım (tamam anlatacağım biraz ama söz bu yazıda bol bol barbarlık, entrika, kin filan da var). Sulak memleketin her yerinden fışkırmış yeşilliklerin ve koca gövdeli kıvır kıvır dallı ağaçların coştuğu, japon manolyalarının çiçek açıp yollarınıza gül döktüğü, sizin de sabah okula-işe o çiçeklerin döküldüğü kaldırımlardan saçınızı attırarak yürürken “ahaytt benim için, ne gereği vardı, hayranlarım, sizlerle varım” filan diye kendinizi kırmızı halı artisi sandığınız bir mevsimdir. İnsan denilen varlığın vücudunun kendini en mutlu hissettiği nem ve sıcaklılar, şu hani Ankara’da üç gün süren o nefis bahar havalarından bahsediyorum, New Orleans’ta aylarca sürer. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (31)

Sonraki Sayfa » Sonrakiler »