Duvar
Çocukken evimizde en sevdiğim ve benim ilgime en çok maruz kalan aletlerden biri, Atari 800 XL‘den sonra “Beta” video kaset oynatıcısı yani “vidyo” idi. Babam bu aleti eve getirdikten sonra o zamanlar muhtemelen “vidyo”larla birlikte ortaya çıkmış olan Raksotek adlı firmanın çeşit çeşit vidyo kasetlerinden almıştı. Tabi o zamanlar vidyo esas olarak kaset kiralayan dükkanlardan kiralanan filmler/çizgifilmler ile, veya boş kaset üzerine televizyondan kaydedilip defalarca izlenen Olacak O Kadar, futbol maçları vesaireler ile beslenirdi. Raksotek işi biraz pahalıya geldiğinden olsa gerek, babam bir kere elinde 5-6 tanesiyle geldi ama bir daha almadık. O kasetlerin bazılarını hala hatırlarım: Vikingler, Uçak Kazaları, Araba Yarışı Kazaları veeeee The Wall - Live in Berlin! Bu sonuncusu, Berlin Duvarı‘nın yıkılışı için Roger Waters (Pink Floyd) tarafından pek çok ünlü müzisyenin bir araya getirilmesi ile düzenlenen inanılmaz bir konserin video kaset kaydıydı.

Küçükken izleyip çok sevdiğim bu kaset, benim senelerce Pink Floyd’un “The Wall” albümünü Berlin Duvarı için yaptığını sanmama sebep olmuştur ki, gerçekleri sanırım üniversitede iken falan öğrendim.
Her neyse, geçenlerde bu konserin DVD’sini aradım varmış, kiraladık. Dün yıllardan sonra tekrar seyrettim (Meren de ilk defa seyrediyordu). Konserde şarkılar devam ederken orkestra (parçaları söyleyen, çalan herkes) ile seyirci arasına bir duvar örülüyor. “Goodbye Cruel World” biterken son bir duvar parçası ile tamamlanıyor bu duvar ve “Hey You”/”Is there anybody out there” gibi konserin devamındaki parçalar/cümleler bu duvarın arkasından söyleniyor seyirciye. Fena halde tüyleri diken diken edici bir durum bence. Büyüyüp her türlü duvarın ne ifade ettiğini anlamaya başlamış bir insan olduktan sonra bu konseri ilk defa izliyormuş gibi hissettim.

Orada, duvarın arkasında sayısı 300 bin ile 500 bin arasında olduğu tahmin edilen bir kalabalık vardı. (Konserin 35 ülkede canlı yayında gösterildiğini düşünürsek bu rakam neye ulaşır bilemiyorum.) Bu insanların duvarın arkasından kendilerine söyleneni aslında ne kadar anlayabiliyor olduklarını düşündüm (kendimi de bu rakama ve insanlara dahil ederek).
Bir ara Waters’ın “Bring the boys back home” yani “Çocukları (oğlanları) eve geri (savaştan) getirin” diye bağırdığı bir anda Meren bana dönüp “İnsanlar bu yapılanlara (konserden bahsediyor) rağmen birbirlerini öldürmeye devam ettiler. Ne garip.” dedi.
“The Wall” kim bilir kaç nesil boyunca pek çok insanın severek dinlediği ve hala dinlemekte olduğu çok popüler bir albüm olmakla birlikte, herhalde vermeye çalıştığı mesaj o kadar ağır ki, kimse anlamıyor/anlamaya uğraşmıyor sanırım. Defalarca defalarca dinlediğim, filmini izlediğim bu yapıtı ben hala anlamadığımdan eminim. Tamam bazı mesajları alabiliyorum: modern yaşamın getirdiği yalnızlığa, savaşlara, eğitim sistemine dair bir sürü şey söyleniyor. Ama kaçırdığım ne kadar çok şey olduğunu hissedebiliyorum.
Muhtemelen çoğunluğun kendisini anlamaya uğraşmayacak kadar günlük saçmalıklarla meşgul, ya da anlayamayacak kadar aptal olduğunu farkettikten sonra, çevresine bir duvar örüp oradan yine de “hey orada kimse var mı” diye umutsuzca bağıran bir adamın, milyonlarca insan tarafından dinlenip hala anlaşılmıyor olması ne kadar ironik, yoksa trajik mi, yoksa sadece basit bir gerçek mi?
İnsanlar, bir adamın/grubun yaptığı bir albümü odalarında yüzlerce kez dinleyip ne demek istediğine kafa yormaya, anlamaya çaba harcamayıp sonra bu adamların konserine gidip onların yüzüne nasıl bakabiliyorlar? :) Çok acayip.
Önemli oldukları için çok defa tekrarlandıkça klişeleşen ve kaçınılmaz olarak anlamını malesef yitiren her şey, gözden bu şekilde kaçırdığımız her şey… Bu dünya bu yüzden böyle bir yer oldu.
—————————————-
Ha bu arada, burada okumanız gereken bir şey var.














