Kafaya koymak
(Sonradan eklenen küçük bir not: Belki de bu yazının başlığı “Kafaya Takmak: Moğolistan obsesyon çökomastique” olmalıydı.) Devam...
(Sonradan eklenen küçük bir not: Belki de bu yazının başlığı “Kafaya Takmak: Moğolistan obsesyon çökomastique” olmalıydı.) Devam...
Evet biliyorum, Gustav Kasırgası geçti gitti, üstelik arkasından bir de Ike Kasırgası geçti. Fakat Gustav’dan kaçış maceramızın son iki gününde çektiğim fotoğraflara bakarken, bunların bir kısmını paylaşmam lazım diye düşündüm (böyle düşünmemde okumam gereken bir sürü makale olması, ama birkaç tanesini okuduktan sonra “aman kısa bir ara vereyim” deyip o kısa arayı elimden geldiğince uzatma isteğim de rol oynamış olabilir, mümkündür). Devam...
Yazmak isteğim “o” öykünün hayali ile yanıp tutuşurken, Atlantik Okyanusu’na bakıp bölüm 1, bölüm 2 diye yazılar yazmanın bana uygun olmadığını her sefer nasıl da unutuyorum diye geçiriyorum içimden. Bölümlerin devamını getiremiyorum, ikinci bölümü yazmam gerektiği zaman o konudan çoktan sıkılmış, ya da yeni bir ruh haline yanaşmış oluyorum.
Beni sabahın 4′ünde uyandırmış ve iki tane ağrı kesiciye rağmen dinmemiş gıcık karın ağrısı yüzünden boş boş haber sitelerini dolaşıp, ilacın etkisini göstermesini beklerken bu sefer atlattık diye seviniyorum New Orleans için. Sonra kasırga takip sitesine bir göz atıyorum. Bu defa Atlantik’te birkaç gün önce oluşan Hanna Kasırgası şu anda bulunduğumuz yere doğru gelmekte olduğundan, onun rotasına bir göz atıyorum. Şu anda bulunduğumuz yer, Myrtle Plajı… Myrtle Plajı’nda lüks bir apart otel. Kamp yapıp iki metre karelik çadırımızda uyuyacaktık, nasıl oldu da buraya geldik diye şaşırasım geliyor yeniden, uyku sersemiyim.
Devam...
Gustav Kasırgası’nı geçen hafta haber aldığımda aklıma gelen ilk şey bu kez New Orleans’ı elimden geldiğince erken terk etmek oldu. Nitekim, henüz Gustav bir önceki blog girdisindeki resimde görülen yerde iken ben çoktan cin bir fikirle etrafımdakilerin aklını çelmeye çalışıyordum: 8-9 saatlik bir araba yolculuğu ile Atlanta’ya (kuzeye) gitmek. Orada şehre olabildiğince yakın bir yerde kamp kurup, hafta sonu eğlence parkı Six Flags’e gidip roller coaster binmek. Devam...
Üniversite yıllarında hep çantamı sırtlanıp İnterrail ile Avrupa’yı gezmeyi hayal etmiştim, fakat hem memur çocuğu hem de endişeli olan bütçem/bünyem bu işe el vermemişti. O yılları, mezuniyet sonrası hayatın bütün hayallerimi gerçekleştirebileceğim bir özgürlükler mecrası olacağına inanarak, ama yine de çevremdeki insanların İnterrail anılarını kıskanarak dinlemekle geçirdim. Geliniz görünüz ki, özgürlükler ülkesi Amarigha’ya açtığım yelkenli, Amarigha içinde özerk bir bölge olan Zoliberya Diktatörlüğü’nün kıyılarına çıkmasın mı? Bu diktatörlüğün başındaki adam, Türkiye’ye ailemi görmeye gitmek gibi en temel ihtiyaçlarımı bile yüzünde limon ekşisi bir ifade ile karşılamasın mı? Mezuniyet sonrası için hayalini kurduğum o gezme tozma planlarını, ne de kişisel gelişim deryalarında yüzme isteklerimi dile getirmem dahi idama mahkumiyet sebebi olmasın mı bu diktatörlükte? Olsun. Çok mutsuzdum. Devam...
Sevgili okur, sana hayatımın olan biteninin bu 2. maddesinde New York maceralarımızın özellikle bir tanesinden bahsetmek isterim. Biliyorum bu anı sabırsızlıkla bekliyordun, seni gidi. Devam...
ODTÜ Biyoloji yıllarımdan canım ciğerim Ilgaz (nam-ı diğer Goşi), Amerika kıtasına gelmesine sebep olan yüce bir staj programının ardından beni de ziyarete geldi. Yaklaşık bir haftası vardı. Biz de bunun bir kısmını New Orleans’tan Florida’ya arabayla küçük bir yolculuk yaparak değerlerdirmek istedik. Devam...

Turkish couple under oriental disguise tries to fool local security forces on Jazz Fest’s closing day… Devam...

Düygü Norrlins’tan Mardi Gras raporunu bildiriyor: Neler oldu? Neler gördük? Devam...