Kürtaja karşıysanız bile, neden kürtajı yasaklayan bir yasanın karşısında olmalısınız?

Gelişim biyolojisi alanında doktora yapmış bir bilimci olarak, yani son 6 senesini çeşitli canlıların embriyolarını pek çok açıdan inceleyerek, her evresini gözlemleyerek geçirmiş bir bilimci olarak, embriyonun erken dönemlerinde acı hissetmediği, beyninin bilmemkaçıncı ayda geliştiği, o yüzden kürtajın benim bilimsel perspektifimden hiç de problem olmadığı konusunda çok sıkı bir argüman ortaya koyabilirdim. Üstelik bu argümanla pek çok insanı ikna da edebilirdim. Ama bunu yapmayacağım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (16)

Domates fidelerim ve doğmamış çocuklarım

Üniversitenin ilk yıllarıydı. Burdur’da anneannemin göl evindeydik. Her sabah hepimizden önce uyanır, kahvaltıyı hazırlar, sonra ince ve melodik bir sesle ”kahvaltıya buyruuuuuğğğğnnn” diye aşağı kattan merdiven aralığına doğru bağırarak bizi uyandırırdı. Böyle tatlı serin bir göl evi sabahında, anneannemin ”kahvaltıya buyrun” çağrısındaki beklenmedik hüzünlü minör tınının merakıyla, pijamalarım üzerimde merdivenden indim. Bir baktım bahçedeki kahvaltı masasının kenarında oturuyor. Elinde kırılmış bir biber fidesi, anneannem, gözyaşları pıtır pıtır pazen eteğinin çiçekli desenine düşerek, ağlıyor. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (35)

Nezleden kırıldığım bir cuma öğlesinin itirafları

Küçüklüğümden beri günlük tutuyorum. Klasik anlamda günlük tutmaya ortaokulda başlamıştım. Yaz tatiliydi, elime bir yerden çirkince bir ajanda geçmişti, kahverengi deri bir kabı vardı. Tanıdık bir şirket tarafından filan bastırılmış bir şekilde bizimkilere verilmiş, onlar da ajandayı bana vermiş olmalıydı. Arabada gidiyorduk, ajandayı açıp birşeyler yazmaya başladım. Tarihleri tutturmak için defterlerime bakmam gerekecek ama, o sıralar kısa öyküler de yazıyordum da günlük tutmaya mı karar verdim, yoksa günlük tutmaya başladım, sonra kısa öyküler de mi yazdım emin değilim. Ama bu çirkin ajandadan aslında iki tane var, biri öyküler diğeri günlük no1. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (16)

Çekmediğim fotoğraf

Dakar’ın sokaklarında yürüyorum. Fotoğraf makinam yanımda, ama elim bir türlü makinaya gitmiyor. Bol bol fotoğraf çekecektim. Çekmiyorum. Fotoğraf makinasını elime aldığım andan itibaren bir başkası olacağım çünkü. Bu halimle (makina çantamda gözlerden uzak iken) beyaz bir kadınım sadece. Belki Dakar’da yaşıyorum uzun süredir, belki sadece ötedeki sokaktaki bakkala gidiyorum. Bu halimle pek tabi, üç sokak ötedeki iş yerime gidiyor bile olabilirim. Bu halimle ben, ten rengime rağmen “buralı” sayılabilirim. Ama fotoğraf makinasını elime aldığım an iş değişecek. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Popenguine ve yolları

Senegal’e vardığım günü takip eden hafta sonu arkadaşlarım beni Popenguine’e götürdüler. Cuma akşamı dışarı çıkmıştık (ve Dakar’ın görece fakir ve kirli sokaklarıyla tezat oluşturan yeni ve şık bir gece klubünde bir şeyler içip biraz dans etmiş, biraz da dans edenleri izlemiştik. Afrikalı güzellerin bu kulüplere nasıl seksi kılıklarda geldiğini görünce ağzım bir karış açık kaldı). O yüzden planladığımız kadar erken çıkamadık yola. Olabildiğince erken düşmek istiyorduk yollara, çünkü Dakar’dan çıkmak için tek bir ana yol var ve sabahın erken saatleri dışında acayip kalabalık oluyormuş. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (3)

Rejenerasyonlu sanat

Zaman geçtikçe hayatıma ne kadar damgasını vurduğunu farkettiğim bir minik biyolokum özlü sözü var. Annem bunun öyküsünü dost meclislerinde anlatmaya bayılır, ben de hep utanırım (ama işte şimdi de ben size söyleyeyim). İlkokulda filan olmalıydım. Fen derslerini çok seviyordum, ama annem bir sanat insanı olduğundan beni sürekli çeşitli el işi ve sanatsal faaliyetlerle oyaladığından, adeta bir kişilik bölünmesi yaşıyordum. Sevgili büyüklerim de, hunharca “e büyüyünce nolcen bakalım” sorularıyla beni buna acilen bir cevap aramaya itiyorlardı. Oysa ki de daha çok gençtim. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (25)

Baobap, zürafa ve ben

Senegal’de kalbimi çalıveren şeyler listesinin en üst sırasına açık arayla oturan güzellik: Baobap ağacı. Benim baobapla tanışmam aslında Senegal’e gitmeden hemen önce oldu. Bu gezi planımdan hocama bahsettiğimde bana ”Ben Senegal’e hiç gitmedim ama annemle babam Senegalli bir grubun müziklerini çok seviyorlar, bana CD’sini çekip vermişlerdi, sana onu getireyim de gitmeden dinle” dedi. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (7)

Araya biraz doğa tarihçiliği

Küçüklüğümden beri her gittiğim yerde bulduğum hayvan, bitki, tohum vesaire örneklerini cebime atıp eve getirmeye bayılırım. Bugün bu örnekleri muhafaza etmek ve sergilemek için harika bir yöntem öğrendim ve heyecanla buraya geldim sizlerle paylaşıyorum. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (5)

Senegal’den en sevdiğim fotoğraflar

Ben bu Senegal’i aklımdan çıkaramıyorum. Aslında son yazdığım yazıdan beri, aklımdan bu bloga ne yazılar yazdım. O kadar ki, siz bıktınız ben yazmaya devam ettim. Fakat bir türlü oturup da hakikaten yazamadım. Bunun birincil sebebi, şu anda Richard Dawkins’in daha önceden yazmış olduğu bir kitabın çevirisinin editörlüğü ile uğraşıyor olmam. Pek yakında Türkiyeli okurlar bu kitaba kavuşacaklar (Unweaving the Rainbow – Gökkuşağını Çözmek). Dawkins’i çevirmek ve çevirilerin doğruluğundan emin olmak işi gerçekten çok zahmetli. Kafamın yorgun olmadığı bütün boş vakitlerim bu işe gitti (son bölümü bitirmek üzereyim). Bütün vaktimi bilgisayar başında geçirmek istemediğimden, blogu ve Senegal anılarını yazmayı ötelemiş oldum. Diğer sebepler iş güç vesaire. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (10)

Nereye gittiğini biliyormuş gibi yapmak

Yalnız gezginin sahip olması gereken en önemli özelliklerden biri, yüzüne kendine güvenli bir ifade takınıp, aslında kaybolmuşsa bile nereye gittiğini biliyormuş gibi yürümektir. Bugün sabah vardığım Senegal’in başkenti Dakar’da bunu bir kez daha anladım. Henüz 24 saati doldurmamış olmama rağmen o kadar farklı psikolojiler yaşadım ki, şimdi kahvemi yudumlayarak arkadaşlarımı beklediğim sırada otel lobisinde mini netbukumu açıp bu konuda bir şeyler yazmadan duramadım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (16)

“Gerçek hayatta ne işimize yarayacak?”

Geçtiğimiz haftalarda Society for Integrative and Comparative Biology konferansına gittim. Akademik olarak kendimi en ait hissettiğim ve en keyif aldığım konferans buydu. (Sebepleri uzun, bambaşka bir konunun yazısı). Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (10)

Assateague Adası ve Yaban Ponileri

Benim problemim şu hayatta yapmak istediğim her şeyi kafamda kocaman işler haline getirmem. Mesela şu blog yazısını ne zamandır yazacağım, yok biraz daha araştırayım, güzel bir şeyler yazayım filan derken hayat geçip gidiyor. O sırada ben paylaşamadığım yüzlerce fotoğrafa dönüp bakacak vakti bile bulamıyorum. Niye, maksat her şey mükemmel olsun, kafamda büyüdükçe büyüyen, sofistikeleştikçe ürkünçleşen o kalıba otursun. Eşittir: üşenilsin, cesaret edilemesin. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Entel Yapbozu (arşiv)

Bir zamanlar Moleschino adında şahane bir kollektif blogumuz vardı, aslında hala da var, okumak isterseniz yazılar nefiz, sadece uzun zamandır hiçbirimiz yazmıyoruz. Geçenlerde oradaki yazılarımın yedeklerinin bende bulunmadığını hatırladım, hem Biyolokum’a biraz hareket gelsin, hem de yazılar burada yedeklensin amacıyla, daha önce okumamış olanlarınız için Moleschino yazılarımı ara ara buradan da yayınlayacağım. İlk yazı, 2007 yılında yazmış olduğum Entel Yapbozu. Önceden okumuş olanlarınızı ise hayal kırıklığına uğrattıysam çok özür diliyor, gelecek maçlara işallah, maşallah diyorum. :)
Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (6)

Nazenin solucan Pristina ve saz arkadaşı Paranais

Son birkaç haftadır blogun eski ve yeni sevenlerinden gelen ”ama yeni yazılar nerede, biz seni çok sevdik” mesajlarının etkisiyle, bugün işin gücün arasında, blog yazma isteğini daha fazla bastıramadım ve yaptığım deneyin 30′ar dakikalık aşamaları olmasını da fırsat bilerek, ne yalan söyleyeyim parolasını bile hatırlamakta güçlük çektiğim bloguma geldim, işte karşınızdayım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (13)

Gazpaço – Yaz günleri için nefis Endülüs çorbası

Geçenlerde bir arkadaşımın annesi için bu tarifi yazınca sizlerle de paylaşayım dedim. Birkaç sene önce İspanya’da gezinirken öğrendiğim bu nefis yaz çorbasını her sene mutlaka bir kez yapıyorum. Yiyenler de çok seviyor. Çok da kolay. Ramazan’da oruç tutanlar için Ramazan sofrasında hafif bir açılış için (tercihen hurmadan sonra ;), tutmayanlar için öğlen sıcağında serinleyerek karın doyurmak için birebir. Üstelik bayat ekmek, yumuşamakta olan domates gibi malzemeleri de değerlendirmiş oluyorsunuz. İşte karşınızda Gazpaço! Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Sedirde al yeşil, dal dal Bursa ipeklisi

Bursa ipeklisi değil aslında, gavurun yaptığı bir kumaş. Çok güzel bre! İnsanın zamanla zevkinin değişmesi de düşündürebilirdi bizi bu şahane Vaşingtın akşamında, ve bu yazı değişen zevkler ve renkler üzerine bir laflama olabilirdi, ama hiç girmeyelim, ne gereği var. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (11)

Temiz miyim, temiz misin, temiz mi? Hem evet hem hayır.

Geçen ay annem Türkiye’den ziyarete geldi, bende bir bayram havası. Önce yeni taşındığım yerleri gördü, başkenti pek sevdi, temiz, düzenli, müzeler güzel (üstelik de ücretsiz). Sonra tuttum kolundan “bir de New Orleans’ımızı gör” diye aldım götürdüm. Zaten illa ki de gidecektik zira annemi ABD’ye gelmeye (bunca senenin sonunda) ancak “Mezuniyet törenim var Mayıs’ta, gelmicek misin? Beni oralarda yalnız mı bırakacaksın” şeklindeki 100% sonuç veren duygu sömürüsü tekniğim ile ikna edebilmiştim. Aslında biz o yüzden New Orleans’tayız. Neyse annem Çinli ev arkadaşımın ve Meren’in kendilerini salarak hiçbir temizlik işine girişmemiş oldukları, banyosunu küf, yerini 3 barnak kalınlığında toz kaplamış evimizi görünce tabi bi irkildi. Ama daha bu neydi ki, bi de o sevgili hamam böceklerimizi görsündü, Bourbon sokağının kusmuklu, kokulu kaldırımlarından yürüsündü… Gördü ve yürüdü netekim. Eğer benim mezuniyet törenim ve Bourbon sokağının gay barlarının bir içim su dansçıları olmasa, anneme New Orleans’ı sevdirmek pek mümkün olmayacaktı anlaşılan. Ha bir de Hayvanat Bahçesi ve Oak Alley Plantation. Bunlardan bir sonraki yazımızda bahsedeceğim. Ama bugün konumuz temizlik. Konuyla ilgili pek fotoğraf çekmediğim için (temizlik konusu) annemin New Orleans’ta gezerken çektiği fotoğrafları yazıya serpiştireceğim -ki pis bir yer olmasına rağment o bizim NiOrlins’ımızdır, bunu unutmayalım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (7)

Dahlia à Paris

Geçtiğimiz yaz bir konferans için Paris’teydim. Her gittiğim şehirde/memlekette Doğa Tarihi Müzesi, Botanik Bahçesi, Hayvanat Bahçesi gibi yerleri mutlaka görmeye çalışıyorum. Paris’te Muséum nationelle d’Histoire Naturelle‘in Jardin des Plants (botanik bahçesi) kısmını görme fırsatım oldu. Böyle şahane çiçekler vardı: Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (18)

Mutlak karanlıkta şeker kıvılcımları

Yeni çalışmaya başladığım laboratuvarda (bir ara ayrıntılı bahsederim diye umuyorum) bir doktora öğrencisi var (Ed). Daha Maryland’e taşınmadan önce, şans eseri, Kasım’da gittiğim bir kursa Ed’i de kabul ettikleri için birlikte vakit geçirme şansımız olmuştu ve iyi anlaştık. Hatta o kadar iyi anlaştık ki, birlikte mağaracılık etkinliklerine katılmaya başladık. Bu yazımızın konusu da mağaracılık nitekim.

Read the rest of this entry »

  • Share/Bookmark

Yorumlar (8)

Başkentin kıyısında yeni hayat ve yeni ev arkadaşları

Tam anlamıyla bir erteleme psikolojisi içindeyim, bir ay önce tamamlayıp, doktora danışmanım Ken’e göndermiş olmam gereken bir makale var. O kadar erteliyor o kadar üşeniyorum ki, bu gece suçluluktan kabuslarıma girdi. Yine de ben oturdum blog yazacağım. Devam...

  • Share/Bookmark

Yorumlar (25)

« Önceki Sayfa« ÖncekilerSonraki Sayfa » « Önceki SayfaSonrakiler »