Modern Sabahlara Mektuplar

Efenim, Modern Sabahlar’ı belki biliyorsunuzdur. Bilmiyorsanız mutlaka öğreniniz, dinleyiniz, keyifle zıplayınız, kendi kendinize gülünüz size deli desinler. Modern Sabahlar Radyo ODTÜ’de sabahları yayınlanan bir program. Sunucuları OKtay Demirci, Ege Kayacan ve Fahir Öğünç. Çok komik bir program olmasının yanı sıra, beni manen buradan alıp ODTÜ’nün çimenlerine götüren, kendimi Türkiye’de hissettiren, ayrıca labda yaptığım bazı zorlu/rutin işlere eşlik ederek sabır katsayımı artıran bir “mefhum”, bu yüzden de hastasıyım. Programları şuradan indirebilirsiniz.

Bu üçlünün yayında yaptıkları birinci sınıf “geyik muhabbeti” sırasında genellikle gazete haberlerine göz atılıyor. Sonrası serbest çağrışıma kuvvet. Ve bu sohbetler esnasında akıllarına uzman kişilerin (öhö öhö) yanıtlayabileceği soruların takıldığı oluyor. Zaman zaman “dinleyicilerimiz arasında cevabını bilen varsa bi zahmet arasın” diyerek bir bilene soruyorlar.

Bu soruların biyoloji ya da bilimle ilgili olduğu anlarda, uluslararası telefon parası demeyip telefona sarılacak oluyorum, ama sonra aklıma programı canlı olarak dinlemediğim geliyor ve hüsranlara boğuluyorum. Oysa ki hastası olduğum bu piroğğramda bir biyolokum olarak havamı atsam, bilimsel bilgilerimi etraflara saçsam fena mı olur?

Sonunda dayanamadım, son birkaç günün programlarındaki tartışmalar yine benim alanıma girdiği için Modern Sabahlara Mektuplar yazmaya karar verdim :) Belki devamı gelir (her zamanki gibi söz vermeyeyim). Bu bilgiler bu blogun okurunun da ilgisini çekebileceğinden (üstelik bir de programı dinliyorsa daha bi güzel) buradan paylaşayım dedim.

29 Mayıs 2009 – Tüy – kıl olayı:

Programda, insan vic’uudunda nelere kıl nelere tüy denir, aslandaki post mudur, tüy müdür, kıl mıdır? Kuştaki nedir? temalı derin bir tartışma üzerine:

Türkçe’de biyoloji kavramları olarak tüy sadece kuşlar için, kıl ise sadece memeliler (maymun, aslan, insan vesaire) için kullanılır. İnsandaki kıl tüy ayrımı, çok kıllı olup bundan için için üzüntü duyan insanların biraz ince gibi görünen kıllarına “tüy” demek sureti ile kendilerini rahatlatmaya çalışmaları ile ortaya çıkmıştır (bu son cümlenin hiçbi bilimsel dayanağı yok, kendim de kıllı bi insanım ordan biliyorum).

1 Haziran 2009 – Fosforlu maymun:

Gazetelerden birinde, ünlü Nature Dergisi’nde yayınlanan bir makaleden yola çıkılarak hazırlanmış bir bilim haberi vardı. Habere göre bilim insanları ilk fosforlu maymunu üretmişlerdi! (Heyt be). Sunucularımızın aklı bu fosforlu maymuna neden gerek olduğu konusuna takıldı. Ona binaen:

Bu heyvanatların fosforlularını biz biyolog kişiler aslında sürekli yapıyoruz. Olayımız bu bizim hatta. Mesela sarı, yeşil, kırmızı fosforlu fareler var bizim labda. Sanırım okuduğunuz haberde ilk olan bunun bir maymunda yapılmış olması. Bu canlıların üzerine (ya da onlardan alınan doku örneklerinin üzerine) belli bir dalgaboyunda ışık verilince yeşil yeşil parlıyorlar. Bu da hayvanın normalde sahip olmadığı bir gen olan GFP (green fluorescent protein) genini ona eklemekle oluyor efem. Peki bunun bize ne faydası varmıştı?

Bu GFP’yi üreten hücreler mikroskopla leziz bir şekilde görüntülenebiliyor, şekil şemal ortaya çıkıyor, yüzü gözü açılıyor hücrenin. Ya da mesela, GFP’yi hayvanın sadece belli tip hücrelerinde üretilecek şekilde ayarlayabiliyoruz, böylece o hücreler mesela hayvanın vücudunda nerelerde bulunabiliyor, ya da belli bir yerde ortaya çıkıp başka bir organın yapısına katılıyorlar mı vesaire bunu öğrenebiliyoruz.

Bu GFP üretebilen bir meyve sineği:

Bunlar fosforlu fareler:

(Kendimi tutamıyor ve “moriiiiyedeehhh fosforlummm” diyorum)

Bu da GFP üreten bir sinir hücresinin mikroskopla görüntülenmiş hali:

Mesela bu son örnekte hücre teee nerelere kadar uzanıyor normal ışık altında görüntülememiz çok zor olacakken GFP sayesinde görebiliyoruz.

(Not: Fotoğraflar Google’dan :)

Ailenizin biyolokumu bildirdi.

  • Share/Bookmark

16 Yorum »

  1. lika said,

    Haziran 2, 2009 @ 18:03

    Bu bilgiler bu blog okurunun da ilgisini fena halde cekti. Ustelik bir de programi hep canli dinliyor! Nasil tesekkur etse bilemiyor :)

  2. zerrin said,

    Haziran 2, 2009 @ 23:25

    aydinlandim

  3. Berfu said,

    Haziran 3, 2009 @ 05:32

    Sağolasın Düygü. Hem verdiğin bilgiler için hem de “Uff ne dinlesem ne yapsam da biraz neşelensem” diye odada dört döndüğüm bir anda bana Modern Sabahlar’ı hatırlattığın için. Yorumumu bırakıp direk verdiğin linke doğru uzuyorum:)

  4. meren said,

    Haziran 3, 2009 @ 11:20

    “GFP geni” Türkçe’ye “kara sevda geni” olarak çevrilebilir bence. Zira GFP taşıyan memelileri görebilen bir Türk beyefendisinin uzun zaman evvel bilinçsizce yazdığı şarkının sözleri de buna işaret etmekte:

    “Gözlerinden bellidir fosforlum,
    Sende kara sevda var.
    Var ya da fosforlum,
    Sende kara sevda var”.

    (“moriiiiyedeehhh fosforlummm” demişsin yahu hehehe)

  5. hjhgj said,

    Haziran 3, 2009 @ 11:34

    resimlerin güzelmiş.

  6. Duygu said,

    Haziran 4, 2009 @ 10:56

    Yukarıdaki fotoğrafları Google resim aramaları ile buldum. Bana ait değiller!

  7. Deniz Ural said,

    Haziran 5, 2009 @ 08:27

    Radyo Odtü’nün sloganı; Hayatınızın Fon Müziği’dir ya hani. Ben böyle güzel, böyle doğru bir slogan daha duymadım. Radyo Odtü hayatımın fon müziğini çalar, Modern Sabahlar, sabah 7-10 arası fona renk katar, ehe.

    Fakat, Ankara’da iken bile dinlenemeyebiliyor sevgili Düygü, uzaklardayım diye hüzünlenmeyin hiç.

    Pek güncellemese de Ege Kayacan’ın (adı eskiden Modern Sabahlar olan) bloğunu vereyim: http://www.egekayacan.com/

  8. B. Duygu Ozpolat said,

    Haziran 5, 2009 @ 10:04

    Evet Ege’nin blogunu takip ediyorum :)

    Bir de ben uzaklarda olup dinleyemediğime o kadar da üzülmüyorum (podcastler sağolsun, dinliyor insan). Uzaklarda olup simit yiyemediğime, yıllardır ağzıma taze incir koyamadığıma, otobüse binemediğime ve ODTÜ’nün çimlerine uzanıp hayatımın fon müziği Radyo ODTÜ iken kitap okuyamadığıma üzülüyorum.

    Ama N’Orlins’ımızın da yeri ayrı. Şikayet ettiğimden değil, bele tatlı bi nostalciden.

  9. yok ki said,

    Haziran 8, 2009 @ 09:44

    ODTU’lu, benzer hasretlerle ABD’de yasayan bir arkadasim neredeyse yukaridaki cumlelerle ayni sekilde dert yanip yeni kesfinden bahsedince sana da haber vermemek olmaz dedim.

    Modern Sabahlar grubunun TRT Ankara Radyosu’nda Turkiye saatiyle 18:00-20:00 arasinda “Beraber ve Solo Sohbetler ” isimli canli yayini online dinlenebiliyormus; soz konusu sorularina aninda emaille cevap verebiliyormussun :).
    Bir de yeni bir bloglari var: http://www.berabervesolosohbetler.com/

  10. B. Duygu Ozpolat said,

    Haziran 8, 2009 @ 10:01

    Yepppaa, çok teşekkür ederim. Gerçi ben her dakika bilgisayar başında oturamayacağım için programları canlı dinlemem her halükarda zor olmakla birlikte en azından denk geldiği günlerde bu keyfi yaşarım :)

  11. bacak said,

    Haziran 12, 2009 @ 19:56

    aynı dertten muzdaripmişiz :) ben mail atmayı planlıyodum içimde kalanları ama evet bloga yazmak da fena durmamış. iznin var mı, ben de deniim mi :)

  12. Düygü said,

    Haziran 12, 2009 @ 20:28

    ahaha izin ne demek efenim, bilakis ne küsel yaşasın, bir de ressam, sanatçı bi bilenimize sormuş oluruz, ne şahane olur. :)

  13. Çağrı Yalgın said,

    Ekim 7, 2009 @ 09:32

    Fosforlu kelimesi güzel oturmuş güzide dilimiz açısından ama bence insanlar yanlış anlamasın, bu özelliği veren protein “fosforlu” değil :) Gerçi bir dirhem nükleik asiti olan her şeyde otomatikman fosfor oluyor ama bu özelliği veren o değil.

    Ben de yukarıdaki nöron gibilerini laboratuvarda kullanıyorum ama benim hayvanlar meyve sineği olup dendritleri daha bile muhteşemdir yerine göre :)

    Son olarak podcast dinleyen birilerini buldukça çok çok seviniyorum, bilimle alakalı bir liste yapmıştım, bir göz atmak isteyenler için bkz http://bilimguncesi.org/2009/09/13/bilim-icerikli-cepyayinlar/

  14. Duygu said,

    Ekim 7, 2009 @ 10:45

    Çağrı, çok doğru söylemişsin, aslında şimdi üşenmeyip düzeltsem iyi olacak, acaba fluorescent yerine “floresan” demekten daha güzel bir alternatif var mı diye düşünüyorum.

    Bu arada cepyayını listen çok güzel, eline sağlık. Cell’in de podcasti olduğunu bilmiyordum. Bugün de tesadüf uzun süre mikroskop başında olacağım, hemen indirip dinleyeyim.

  15. Çağrı Yalgın said,

    Ekim 7, 2009 @ 11:10

    fluoresan > parıldayan :)

  16. Metalci bünye - Şanlıdır! said,

    Mart 4, 2012 @ 15:55

    [...] pek muhterem düygü hanımların extrem blog‘larında (!) yazdıkları Modern sabahlara mektuplar isimli post’larını görünce dedim amanın ne kaddar da güzel bi fikirdir [...]

RSS feed for comments on this post · TrackBack URI

Yorum yapın